logo
08 AĞUSTOS 2026

Dervişoğlu: 'Sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun?'

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Bir grup etnik saplantılı şımarık, Türkiye'nin dört bir yanında gövde gösterisi yapıyor. Eli kanlı katili övüyor, cümle aralarında da Türkiye'yi ve Türk milletini tehdit ediyorlar. 'Bursa'yı Amed'e çeviririz' diyor, provakatif aymaza bak. Sıfatı Meclis Başkanı olan zat da 'Bu süreç başarısız olursa, Türkiye'de sivil siyaset bunun altında kalır' diyor. Süreciniz batsın, anlayışınız batsın, hainliğiniz batsın" dedi
 

25.03.2026 12:40:00 / Güncelleme: 25.03.2026 12:41:07
Haber Merkezi
 
Dervişoğlu: 'Sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun?'
Dervişoğlu: 'Sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun?'
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

"Nevruzumuz kutlu olsun, kut olsun"

"Öncelikle geçmiş Ramazan Bayramımız kutlu olsun diyorum. Allah hepimizi nicelerine çok daha mutlu, sevinçli, sağlıklı şekilde çıkartsın. Nevruzumuz kutlu olsun, kut olsun diyorum. Türkiye'nin, Türk dünyasının, baharı karşılayan, baharı ve uyanışı müjdeleyen bayramı hayırlı olsun. Bizi bize kırdıran, demiri tavında ayıran tüm habis niyetlere ise lanet olsun. Bakınız, bizim için Cumhuriyet bir ateştir. Yakan değil ısıtan, birleştiren, üleştiren bir ocaktır.

Bizim için Cumhuriyet, bu toprakların kara kışını yenen eşsiz bir bahardır. İnsanına, toprağına, şehrine, çarşısına, bahar, barış ve bereket gelmiştir. Biz kut deriz, binlerce yıldır aklımızda, bağrımızda, avcumuzda taşırız bu kıvılcımı. 104 senedir, bu topraklara hamdolsun düşman çizmesi girememiş, kundakta bebeler, bebeler elinde analar, analar aklında erler, nesiller yitirilmemiş. Barış getirmiş bu Cumhuriyet, onu tesis etmiş. Hak ve batıla, dost ve düşmana, içeriye ve dışarıya sınır çekmiş. Artık savaşımız tarlada, fabrikada, okulda, hastanede demiş. Bereket için, üretmek için, irfan için, esenlik için teşkilatlanmış. Ve en önemlisi herkes eşit demiş, yurttaş demiş.

"Senin derdin; imtiyazdır, iktidardır, sultadır"

Bir fikrin, bir tohumun, bir niyetin doğrusu başkadır, eksiği başkadır. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'i biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz derken bunu ifade ediyordu. Cumhuriyet rejimi, yurttaşın, ferdin ve onun sathında toplumun, milletin, ortak taleplerini yerine getirmek için vardır. Bu ortak talepler, ortak olmaktan çıkarsa, Cumhuriyet'i yönetenler, ortak çözümler yerine seçilmiş birtakım şahsi çözümler sunarsa, ortaklaşılacak yerde, birtakım ortakçılar, kendi tarlası deyip bir yerleri çitle çevirirse, orada iyi niyetten bahsedilemez. Orada birliktelik olmaz. Sen baharı 'Nevruz' diye mi karşılıyorsun, 'Nevroz' diye mi karşılıyorsun, bizim meselemiz bu değildir. Ama sen, her bahar bayramında, o ateşin üzerinden atlarken bu toprakları, bu insanları ateşe atanları kutsarsan, bunun adına da barış dersen, demokrasi dersen, biliriz ki, senin derdin ne onun, ne bunun sorunudur. Senin derdin; imtiyazdır, iktidardır, sultadır.



"Efendi, sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun"

'Terörsüz Türkiye' diye tanımlanan akıl yitimi ve kalkışma başlarken daha ilk günden ifade etmiştim, 'Teröriste terörist denmeyecek artık, adı da terörsüz Türkiye olmuş'. Şimdi yine onu görüyoruz. Bir grup etnik saplantılı şımarık, Türkiye'nin dört bir yanında gövde gösterisi yapıyor. Eli kanlı katili övüyor, cümle aralarında da Türkiye'yi ve Türk milletini tehdit ediyorlar. Bursa'yı Amed'e çeviririz diyor, provakatif aymaza bak! Bu vatanın Bursa'sını, Diyarbakırın'dan ayırmaya kalkanların cüretine bak! Sıfatı Meclis Başkanı olan zat da 'Bu süreç başarısız olursa, Türkiye'de sivil siyaset bunun altında kalır' diyor. Laflara bakar mısınız? Attığı taşın düştüğü yere bakar mısınız?

Efendi, sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun? Tabii şaşırmaya gerek yok, bunu komisyon kurmakla görevlendiren, sözde meclis başkanvekilini de emireri olarak kullanıyor. Süreciniz batsın, anlayışınız batsın, hainliğiniz batsın. İnsan yakmış adamlar, barış diye nara atıyor olanlara bakar mısınız? TUSAŞ'ı basanlar, kahraman ilan ediliyor, vaziyete bakar mısınız? Türkiye'yi yakmaya çalışanlar, emin olun her zaman kendini yakmıştır. Buna teşne olanların haberi olsun. Türk milletinin kodlarıyla oynamak da, herkes iyi bilsin ki o mangal oyununa benzemez. Haberiniz olsun. Bunu o gaflet dolu aklınıza kalın harflerle yazın. Her boş zamanınızda da aynaya bakıp okuyun o yazılanları. Şimdi meydanlarda olanlar var ama bir de o meydanlarda olanları kutsayanlar var. Oralara mesaj, temsilciler gönderenler var. Zamanı gelince kiminle hesaplaşılacaksa onunla hesaplaşılacağını da bu millet iyi bilsin.

"AK Partili değilsen ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsun"

Ben, kimisine yabancı servislerce kod dahi verilmiş olan bu etki ajanlarının tüm çabalarına rağmen, bu toprakların ferasetine ve irfanına her zaman inandım. Tüm Türkiye'yi dolaştığım ramazan ayı boyunca da bunu bir kere daha gördüm. Hem feraseti hem meseleleri hem de bunun sebebini. AK Partili değilsen, Cumhur İttifakı'nı koşulsuz alkışlamıyorsan, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsun. İş hayatında görüyorsun. Atamalarda görüyorsun. Ticarette görüyorsun. Adalette görüyorsun. Siyasette görüyorsun. Bu ayrımcılık, bu kayırmacılık, Cumhuriyet'in eşit vatandaşı olma duygusunu kaybettiriyor.

Bu basit bir konu değildir. Bu Türkiye için son derece önemli bir milli güvenlik sorunudur. Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi ekonomik açıdan yüksek bir potansiyele sahiptir. Ama ihanet ortaklarının sözlerine, eylemlerine bakın göreceksiniz, hiç birisinin umurunda değildir. Hem ülkemizi hem buralardaki vatandaşlarımızı gereksiz konularla, gündemlerle meşgul etmek yerine, gerçekçi olabilseler, müthiş bir ekonomik kaynak üretebilecekler. Ama bir teröristin aklıyla süreçler başlatıp, bu potansiyeli iyice yok ediyorlar. Oysa Doğu Anadolu ve Güneydoğu bölgelerimiz, uluslararası ticaret açısından fırsatlarla dolu.



"GAP'ı tamamlamak yerine uğraştıkları işlere bakın"

Sınır kapılarında serbest bölgeler, gümrük merkezleri, lojistik merkezler kurulabilir. Demiryolu ağı zenginleştirilebilir. Bu fırsatlara kafa yormak, GAP'ı tamamlamak yerine uğraştıkları işlere bakın. İşleri güçleri Kürtlere vasi tayin etmek. Teröristbaşına statü aramak. Tarımı ve hayvancılığı bilinçli olarak bitirdiler. Yol boyunca sağlı sollu meralar var. Yol kenarlarında da 'ehli hayvan geçebilir' levhaları var. Ama gel gör ki, o ehli hayvanlar gelip geçmiyor. Ülke et krizi yaşıyor, meralar bomboş ama biz katillere statü derdindeki süprüntülerle uğraşıyoruz. Yem fiyatları, gübre-mazot-tohum fiyatları, bunlardan alınan vergilerle, üretimi engellediler. Entegre tesislerle, süt, peynir, bal üretimiyle markalar çıkabilecekken, oturmuş, bir teröristten nasıl marka yaratabiliriz diye uğraşıyorlar. Bakın buradan açıkça söylüyorum; iş tutan el silah tutmaz. Aş giren evin derdi olmaz. Bizim meselemiz budur.

"Bu ülkede vatandaşlık sorunu var"

Bölgede enerji üretimi açısından da fırsatlar var. Güneş ve rüzgar enerji santralleri için uygun bir bölge. Kadın kooperatifleriyle üretimi katlama imkanı var. Meslek eğitim programları, genç girişimcilere destek programlarıyla büyük fırsatlar yaratılabilir. Ama projelere dönüp bakan yok. Seçim vaadi dışında, eyleme geçen yok. Varsa yoksa bir teröristin özgürlüğü, terör örgütü yöneticilerin topluma entegrasyonu. Konuştukları bu…

24 yıllık iktidarları boyunca, 2 defa büyük proje diye, milletin önüne bunu koydular. Kimse alınmasın, bu ülkede vatandaşlık sorunu var, cumhuriyet mefhumuna düşmanlık güdenlerin, ağacıların, beycilerin, biatçıların, örgütçülerin, türlü biçimlerde yol açtığı bir yurttaşlık sorunu var. Yani Türk sorunu var. O sebeple, Türkiye'de kimseye özel bir sorun üretilmiyor. Ama artık hepimizin önemli ve ortak bir sorunu var. Kendimizi eşit hissetmiyoruz. İkinci sınıf hissediyoruz. AK Partili değilsek, Cumhur İttifakı'nın uygulamalarına, bu soygun düzenine, bu yağma düzenine, adaletsizliğe, istibdata itiraz ediyorsak, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz. Türkiye'nin acil çözüm bekleyen sorunu budur. İkinci sınıf vatandaş duygusu yaratan budur. Bunun da çözümü sandıktır. Bu sistemin bir an önce değişmesidir. Parlamenter sistemin yeniden inşasıdır. Biz bunun kavgasını veriyoruz.

"Hepsine ama hepsine yazıklar olsun"

Anlattıkları masalları boş verin, Türkiye'nin hakikati budur. İspatı mı? Bakın Diyarbakır Silvan'ın Bayrambaşı köyüne gittik. Devletinin,  cumhuriyetin yanında saf tutmuş, şehitler vermiş bir ailemize misafir olduk. Terörsüz Türkiye masalı falan umurlarında değil. Yanıbaşlarında inşası devam eden tünel ve baraj inşaatından bahsettiler. 300 işçi çalışıyormuş. Ve bu işçiler 700 kilometre uzaktan getirilmiş. Oysa köyde işsizlik had safhada. Neden buradaki insanlara iş vermiyorlar diye soruyorlar. Sayın Erdoğan; size seslerini duyuramamışlar. Koruyup kolladığınız, ihaleler verdiğiniz o patrona sorun isterim; bu kardeşlerimiz işsizken, neden uzaklardan işçi getiriyormuş?

Bakın sizinle bir Kürt kardeşimizin kulağıma fısıldadıklarını paylaşayım. Diyor ki; 'Evet biz de terör bitsin istiyoruz. Evet biz de ölümler olmasın istiyoruz. Ama aynı zamanda, terörün de ölümlerin de sorumlusu olan bir katil, büyük siyaset adamı muamelesi görmesin istiyoruz. Öcalan bizim sözcümüzmüş gibi konuşuyorlar. O bizim sözcümüz değil, evlatlarımızın katilidir'. Bir başkası da şunu söyledi: 'PKK silah bırakmadı. Bölgede vergi adı altında haraç toplama faaliyetleri arttı. Artık kendilerini devletle eşit görür oldular. Çünkü iktidar onları muhatap alıyor'. Terörsüz Türkiye değil, aşsız, işsiz ve saray torpili olmayan herkesi 2'nci sınıf gören Türkiye. Bunların müsebbipleri kimse Türkiye'yi alıp da bu noktaya nasıl ve kimler getirdiyse hepsine ama hepsine yazıklar olsun. Bu dümene ayakdaşlık edenlere de yazıklar olsun."



"Ben, ihanetle açıklanabilecek şeyleri, aptallıkla açıklamam"

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İran ile ABD ve İsrail savaşına ilişkin, "Ben, ihanetle açıklanabilecek şeyleri, aptallıkla açıklamam. Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı güvenlik krizlerinden siyasi kazanç devşirmek, hanedan semirtmek isteyenleri, bu hanedanın kayığına binmek için sırasını bekleyenleri, Türkiye'yi bu savaşın tarafı yapmak isteyenleri görüyorum... Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey; başkalarının savaş naraları değil kendi devlet aklını yeniden hatırlaması, propaganda ablukası değil berrak bir milli duruş, hanedan hesapları değil Cumhuriyet vakarıdır" dedi.

Dervişoğlu şöyle devam etti:

"Dolaylı çatışma, doğrudan savaşa evrilmiştir"

"Orta Doğu'nun son yarım asrı, İsrail ile İran'ın geliştirdiği güvenlik öğretilerinin, doğrudan ya da dolaylı biçimde çarpıştığı bir dönem olmuştur. Bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen de sınırların ötesine taşıran bu çatışmacı akıldır. Çünkü her iki ülke de kendi güvenliklerini kendi hudutları içinde, kendi egemenlik alanlarında, kendi devlet sınırları içinde aramak yerine; başka ülkelerin topraklarında, başka toplumların kaderi üzerinde, başka devletlerin egemenlik haklarını çiğneyerek aramıştır. Uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri devlet egemenliğidir. Fakat bu ilke, bölgemizde uzun zamandır sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Bugün önümüzde duran tablo da budur. İsrail ile İran arasında yıllardır dolaylı biçimde süren yıpratma savaşı, ABD'nin de doğrudan dahil olmasıyla artık yeni bir safhaya geçmiştir. Geçtiğimiz haziran ayından bu yana hepimizin izlediği gelişmelerin özeti budur. Dolaylı çatışma, doğrudan savaşa evrilmiştir. Bölgesel gerilim, daha geniş çaplı bir yangına dönüşme istidadı kazanmıştır. Türkiye ise böyle bir karmaşa ve belirsizlik ortamına, ekonomisi zaten kırılgan hale gelmişken yakalanmıştır.

"İktidar birbirine zıt şeyleri aynı anda söylüyor"

Dahası, ne için başladığı belli olmayan, açık bir siyasi çerçevesi bulunmayan, bu belirsizliği de sürekli jeopolitik gerekçelerle, meşrulaştırılmaya çalışılan, bir sözde çözüm süreciyle yakalanmıştır. Yani Türkiye, bir dış fırtınaya içeride pusulası bulanıklaştırılmış halde girmektedir. Üstelik iktidar blokunun kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları bulunduğu, artık saklanamaz hale gelmiştir. Bir tarafta Sayın Erdoğan, Trump yönetimiyle ilişkileri sıcak tutmak adına uçak ve sıvılaştırılmış doğal gaz anlaşmaları yapmaktadır.

Diğer tarafta Sayın Bahçeli, Çin ve Rusya ile stratejik iş birliği çağrısı yapmaktadır. Bir yanda Dışişleri Bakanı Sayın Fidan, İran'ın Körfez ülkelerine dönük saldırganlığını kınamaktadır. Öte yanda Sayın Bahçeli, Türkiye ile İran'ın aynı ufka baktığından söz etmektedir. Bütün bunlara bir arada baktığımızda gördüğümüz şudur: İktidar sıkışmıştır. İktidarın hareket alanı daralmıştır. İktidarın ne söylediği kadar, birbirine zıt şeyleri aynı anda söylüyor olması da, bir yönetim krizinin işaretidir.

"Herkes Türkiye'ye kendi ideolojik merceğinden bakılmasını istiyor"

Hükümet açık, berrak ve tutarlı bir tutum almakta zorlanırken, gerek geleneksel medya, gerek sosyal medya, tam anlamıyla bir propaganda ablukasına dönüşmüştür. Her ideolojik grup kendi ezberini, kendi duygusal yükünü, kendi siyasal kıblesini toplumun üstüne boca etmektedir. Din ve mezhep kışkırtmacıları başka bir istikamete çağırıyor. Etnik köken sevdalıları başka bir istikamete çağırıyor. Marksistler başka bir istikamete çağırıyor. Avrasyacılar başka bir istikamete çağırıyor. Herkes Türkiye'ye kendi ideolojik merceğinden bakılmasını istiyor.

Herkes Türkiye'yi, kendi zihnindeki haritaya göre konumlandırmak istiyor. Biz ise en başından beri, ne söylediğimizi biliyoruz. Bizim bütün mücadelemiz Türkiye üzerinedir. Bizim bütün önceliğimiz Türkiye'nin selametidir. Türk milletinin huzurudur, güvenliğidir, refahıdır. Biz meseleleri duygusal taşkınlıklarla ele almayız. İdeolojik peşin hükümlerle ele almayız. Vicdani takıntılarla ele almayız. Bizim için esas olan, bu topraklarda yaşayan insanların menfaatidir. Bu devletin bekasıdır. Bu milletin geleceğidir. Onun için bizim durduğumuz yer bellidir. Bizim referansımız, bu Cumhuriyet'in kurucu iradesinin, bize bıraktığı dış politika aklıdır. Bizim pusulamız, Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmiş olan, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesidir. Bu ilke bir süs cümlesi değildir. Bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti'nin jeopolitik aklıdır. Bu ilke, romantizme karşı realizmdir. Bu ilke, maceracılığa karşı devlet ciddiyetidir. Bu ilke, savrulmaya karşı dik duruştur.



"Geç de olsa fark etmeye başlamışlardır"

Türkiye'yi çekmek istedikleri yer neresi olursa olsun, bu ülkenin kurucu iradesi, bize hep aynı şeyi söylemiştir: Maceraperest dış politikadan uzak durun. Duygusal reflekslerle devlet yönetmeyin. Tarafı belli olmayan savaşların heyecanına kapılmayın. Uğruna başkalarının alkış tuttuğu, ama faturasını bu milletin ödediği serüvenlerden uzak kalın. Bizi İkinci Cihan Harbi'nden, tek bir Türk evladının burnu kanamadan çıkaran anlayış da bu anlayıştır.

Yıllar boyunca bu temkinli dış politikayı ürkeklikle suçlayanlar, monşerlikle yaftalayanlar, bugün üzerinde oturdukları mirasın değerini geç de olsa fark etmeye başlamışlardır. Oysa bu devlet geleneği, gerektiğinde Kıbrıs'taki soydaşlarımız için harekete geçmeyi bilen ama aynı zamanda yüz yıl boyunca, bu ülkeyi büyük güçlerin maceralarına sürüklemeyen bir hariciye aklı üretmiştir. Bu gelenek, savaşını doğru seçen bir gelenektir. Enerjisini doğru kullanan bir gelenektir. Gücünü hayal satmak için değil, varlığını korumak için kullanan realist bir gelenektir. Bugün de bu gelenek bize şunu söylemektedir:

Türkiye, bir NATO üyesi olarak, ABD ile İsrail'in, uluslararası hukuku hiçe sayan aşırılıkçı politikalarına nasıl mesafeli duruyorsa, İran'ın radikal ve ulus aşırı istikrarsızlık üzerine kurduğu siyasetine de aynı mesafeyle yaklaşmalıdır. Türkiye'nin görevi, bu yangının tarafı haline gelmek değil; bu yangının kendi evine sıçramasını engellemektir. Ölçü budur. Denge budur. Devlet aklı budur. Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği yol da budur.

"Hanedan semirtmek isteyenleri görüyorum"

Ben, ihanetle açıklanabilecek şeyleri, aptallıkla açıklamam. Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı güvenlik krizlerinden siyasi kazanç devşirmek isteyenleri görüyorum. Hanedan semirtmek isteyenleri görüyorum. Bu hanedanın kayığına binmek için sırasını bekleyenleri görüyorum. Türkiye'yi bu savaşın tarafı yapmak isteyenleri görüyorum. Ülkemizin uluslararası sistem tarafından marjinalleştirilmesini fırsata çevirmek isteyenleri görüyorum. Doğabilecek güvenlik krizini, kendi iktidar projelerinin sıçrama tahtası yapmak isteyenleri görüyorum. Türkiye'nin dostlarının değil, düşmanlarının artmasından medet umanları görüyorum.

Başkalarının evlatlarının sırtından kurban kesmeye heves eden şovmenleri görüyorum. Bunların hiçbirinde vatan sevgisi yoktur. Koltuk sevgisi vardır. Para sevgisi vardır. Şöhret sevgisi vardır ama vatan sevgisi yoktur. Türkiye'yi sürüklemek istedikleri yol, bu yüzden açık bir ihanettir. Bu yüzden aleni bir dalalettir. Ve bu gaflet, yalnız dış politikada da değildir. Gözleri öyle dönmüştür ki, İran'da bir iç savaş çıkması halinde, ABD ve İsrail tarafından cepheye sürülmek istenen, malum terör unsurlarının alacağı siyasi ve askeri desteği görmezden gelerek, Öcalan'a taviz üzerine taviz vermektedirler. Ona resmi statü vermenin hesabını yapmaktadırlar.

"1937'de imzalanan Sadabad Paktı'nın muradı..."

Dünyanın hiçbir yerinde, sınırının hemen dibinde silahlanan, cepheye gitmeye hazır olduğunu açıkça söyleyen bir örgütün liderine, böylesine iltifat edildiğini göremezsiniz. Bu, akıl tutulmasıdır. Bu, güvenlik zaafıdır. Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir savrulmadır! Oysa Türkiye'nin geleneksel güvenlik politikası ne diyordu? Irak'ta, Suriye'de, İran'da ortaya çıkabilecek benzer gelişmelerin Türkiye'nin toprak bütünlüğüne dönük tehditler doğuracağını söylüyordu.

Bu perspektif yeni değildir. 1937'de imzalanan Sadabad Paktı'nın muradı da, tam olarak bu geçişkenliğe karşı tedbir almaktı. Yani bugün konuştuğumuz mesele, günübirlik bir tartışma değil; devlet aklının çok uzun süredir bildiği bir güvenlik gerçeğidir. Bugün geldiğimiz noktada, bölgede tetiklenmek istenen parçalanma karşısında, cumhur koalisyonunun takındığı tutum, Öcalan'a resmi statü vererek, yangını sınırlarımızın içine çekmektir. Halbuki Suriye'de gördüler; bu dalgayı Öcalan üzerinden yönetemediler. Daha birkaç ay önce yine gördüler; bu tür durumların panzehrinin askeri müdahale olduğunu bizzat tecrübe ettiler.

"Suriye'de Öcalan'ı dinlemeyen Kürtler, İran'da mı dinleyecek"

Şimdi iktidara sormak gerekir: Suriye'de Öcalan'ı dinlemeyen Kürtler, İran'da mı dinleyecek? Böyle bir varsayımın devlet yönetiminde yeri olabilir mi? Böyle bir hayalle, Türkiye'nin güvenlik politikası inşa edilir mi? Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İran'ın olası bir iç savaşa sürüklenme ihtimali nedir? Böyle bir ihtimal varsa, Türkiye bunu önlemek için hangi tedbirleri almaktadır? Diyelim ki İran'da iç savaş başladı. Türkiye, Irak ve Suriye'de olduğu gibi etnik unsurların savaşma karşılığında statü kazanma pazarlıklarına nasıl yaklaşacaktır? Böyle bir tabloda Türkiye'nin alacağı pozisyon nedir? Ve daha da önemlisi, bugün sürdürülen bu ihanet süreci, yarın Türkiye'nin elini güçlendirecek midir; yoksa Türkiye'yi daha da kırılgan hale mi getirecektir? Bunların cevabını bu millete vermek zorundasınız. Çünkü İran savaşı, yalnızca güvenlik başlığı altında ele alınabilecek bir mesele değildir. Bu savaşın Türkiye bakımından başka boyutları da vardır. Mesela Körfez ülkeleriyle kurduğumuz dayanışma zemini, Suudi Arabistan'ın ve diğer Körfez ülkelerinin savaşa daha doğrudan dahil olması halinde nasıl etkilenecektir? Türkiye burada neyi koruyacaktır? Ticari ilişkilerini mi koruyacaktır? Bölgesel dengeyi mi koruyacaktır? Güvenlik çıkarlarını mı koruyacaktır?

"Türkiye, İran savaşına askeri açıdan müdahil olmamalıdır"

Elbette bizim için esas olan, bu ülkelerle ticari ilişkileri sürdürebilmek, fakat onların dahil olacağı bir savaşın içine sürüklenmemektir. Türkiye'nin menfaati bunu gerektirir. İYİ Parti olarak bizim İran savaşı karşısındaki pozisyonumuz ise nettir. Günü kurtarma hesabına göre değişmez.

Birincisi; Türkiye, İran savaşına askeri açıdan müdahil olmamalıdır. Taraflarla ilişkisini, yalnızca uluslararası anlaşmaların getirdiği yükümlülükler çerçevesinde yürütmelidir. Ne ideolojik heyecanla savrulmalıdır ne de dış baskılarla istikamet değiştirmelidir.

İkincisi; İran'ın bir iç savaşa sürüklenmesi engellenmelidir. Çünkü iç savaşın doğuracağı göç dalgası da terör tehdidi de sınır aşan istikrarsızlık da en fazla Türkiye'ye zarar verecektir. Bu gerçek bir an olsun akıldan çıkarılmamalıdır.

Üçüncüsü; böyle bir iç savaş durumunda, ulus aşırı Kürt milliyetçiliğine karşı öncelikle içeride tedbir alınmalıdır. Öcalan ile sürdürülen bu ihanet sürecine derhal son verilmelidir. Ulus kimliğini aşındıracak her adım vakit kaybetmeden askıya alınmalıdır. Türkiye, kendi iç cephesini zayıflatarak dışarıdaki dalgalara direnemez.

Dördüncüsü; toplumsal bütünlüğün tahkimi için yargı bağımsızlığı yönünde gerekli adımlar atılmalıdır. Parlamenter sistem konusunda ihtiyaç duyulan irade ortaya konulmalıdır. Türkiye, hukuk devleti kimliğine geri dönmelidir. Çünkü içeride adaleti zayıf bir ülkenin dışarıda güçlü bir duruş sergilemesi mümkün değildir.

Beşincisi; ortaya çıkabilecek küresel ekonomik sorunlara karşı Türkiye, güvenli bir üretim ve turizm ülkesi olduğunu mümkün olan en güçlü şekilde vurgulamalıdır. Son yıllarda kaybedilen Avrupa pazarlarını yeniden kazanmak için gerekli yönelim ortaya konulmalıdır. Türkiye savaşın coğrafi yakınlığından zarar gören değil, istikrar kapasitesiyle öne çıkan bir ülke olmak zorundadır.

"Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır"

Burada mesele yalnızca İran değildir. Burada mesele yalnızca İsrail değildir. Burada mesele yalnızca Amerika değildir. Burada mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu büyük türbülans içinde nasıl bir akılla hareket edeceğidir. Türkiye'nin kendi güvenlik hattını, kendi egemenlik zeminini, kendi ulusal bütünlüğünü hangi anlayışla koruyacağıdır. Bizim cevabımız açıktır. Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır. Türkiye başkalarının vekalet hesaplarına teslim olmayacaktır. Türkiye ideolojik kamplaşmaların sürüklediği bir karargâha dönüşmeyecektir. Türkiye kendi devlet aklıyla hareket edecektir.

Türkiye kendi çıkarına göre pozisyon alacaktır. Türkiye kendi milletinin huzurunu esas alacaktır. Bizim bütün  maneviyatımız Türkiye üzerinedir. Bizim bütün sadakatimiz Türk milletinedir. Bizim bütün mücadelemiz bu Cumhuriyet'in selametinedir. Bunun için buradan bir kez daha söylüyoruz: Macera değil, devlet aklı. Savrulma değil, doğru istikamet. Duygusal ajitasyon değil, milli menfaat. İdeolojik bağlılık değil, Türkiye'nin güvenliği. Belirsizlik değil, açık tutum. Taviz değil, egemenlik. Gaflet değil, tedbir. İYİ Parti'nin durduğu yer budur. Bizim söylediğimiz söz budur. Bizim taşıdığımız sorumluluk budur.

"Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, hanedan hesapları değil; Cumhuriyet vakarıdır"

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, başkalarının savaş naraları değil; kendi devlet aklını yeniden hatırlamasıdır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, propaganda ablukası değil; berrak bir milli duruştur. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, hanedan hesapları değil; Cumhuriyet vakarıdır. Biz buradayız. Türkiye için buradayız. Türk milleti için buradayız. Bu devletin onuru için buradayız. Bu Cumhuriyet'in geleceği için buradayız. Ne İsrail'in saldırganlığına teslim oluruz, ne İran'ın radikal istikrarsızlık siyasetini güzelleriz. Ne de içeride bu büyük yangını iktidar hesabına çevirmek isteyenlere sessiz kalırız. Çünkü biz biliyoruz: Bu coğrafyada ayakta kalmanın yolu, Bu devleti korumanın yolu, milli egemenlik doktrinini eğmeden, bükmeden, kıyısına köşesine, şahsi veya partizan çentikler atmadan uygulamaktan geçer. Bu milleti geleceğe taşımanın yolu, Türkiye'den başka hiçbir şeyi kafaya takmamaktan geçer. Sözümüz nettir, istikametimiz bellidir: Önceliğimiz Türkiye'dir. Ne pahasına olursa olsun, Türk milletinin Türkiyesi'dir önceliğimiz.

"Eğer size, 'bakın savaş var, sabredin' derlerse onlara yuh deyin"

Maalesef ki meselemiz yalnızca yanı başımızdaki yaşanan savaş yangını değildir. Bu yangının dumanı çoktan Türkiye'nin içine girmiştir. Acı olan da İran savaşı başlamadan, hatta Ukrayna savaşı başlamadan, 8 yıldır Türkiye olarak bir yangının içerisindeyiz. Eğer size dönüp derlerse ki, bakın savaş var, sabredin. Yuh deyin onlara, yuh! En kibar şekilde yuh denir çünkü. Ankara'da motorinin litre fiyatı 78 lirayı aşmıştır.

Anadolu'nun bazı bölgelerinde bu rakam 80 liraya dayanmıştır. Ve bütün bunlar olurken, daha beş ay önce bu millete Gabar'dan müjdeler verenler vardı. Günlük 80 bin varil üretimden söz edenler vardı. 3 milyar dolarlık hasılat hikâyesi anlatanlar vardı. 'Enerjide bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık demektir' diyenler vardı. Şimdi soruyoruz: Madem ortada böyle bir üretim var, madem ortada böyle bir hasılat var, neden milletin hayatına yansıyan şey refah değil de zamdır? Niye her seferinde petrol ve doğalgaz şokları bizim piyasalarımızı ayrıca sarsmaktadır? Neden vatandaş pompaya yanaştığında kendi ülkesinin imkânını değil, kendi cebinin aczini görmektedir? Bu soruların cevabı verilmeden yapılan her propaganda, milletin aklıyla alay etmektir.

"20 yaşında tüplü arabasıyla gittiği köyü bile çok görüyorsunuz"

Bir tarafta petrol sahalarını 'Terörsüz Türkiye'nin fragmanı diye pazarlayan bir iktidar dili vardır. Diğer tarafta ise ürününü 10 liraya satıp mazotuna 70-80 lira ödeyen köylünün gerçeği vardır. İşte Türkiye'nin asıl meselesi tam burada ortaya çıkmaktadır. Diyorlar ki bırakın benzin fiyatını, bayramda bütün yollar dolu, herkes tatile gitmiş. Hani ekonomik kriz? O kadar kopmuşlar ki, Çankırı'ya, Çorum'a, Yozgat'a, Sivas'a, Malatya'ya giden vatandaşın ancak köyüne, memleketine gidebildiğini dahi bilmiyorlar. Bir bak bakalım dönüş yolunda arabaların bagajında ne var? Ben söyleyeyim, bulgur, salça, peynir, yağ.

20 yaşında tüplü arabasıyla gittiği köyü bile çok görüyorsunuz. Ülkeyi yönetenler hiç utanmıyor musunuz? İktidarın anlattığı tabloyla milletin yaşadığı hayat arasında kapanmaz bir uçurum vardır. Kameraların önünde yerli ve milli nutukları atılmaktadır; ama pompa başında görülen şey vergi yüküdür, fiyat baskısıdır, geçim darlığıdır. Gerçek millilik, kendi toprağından çıkan zenginliği, kendi milletinden esirgememektir. Gerçek millilik, enerji başlığını siyasi gösteriye çevirmek değil, vatandaşa nefes aldırabilmektir. Gerçek bağımsızlık da büyük laflarla süslenmiş bir reklam dili değil, üreticinin, nakliyecinin, esnafın, çiftçinin hayatında karşılığı olan somut rahatlamadır.

"Yerli üretim iddialarının içi boşalmaktadır"

Toprağını ekmek isteyen insan, girdi maliyetlerinin altında eziliyorsa, orada yalnızca bir fiyat sorunu yoktur. Orada üretimin sürekliliği tehlikeye girmiş demektir. Tarla boş kalırsa, sofra küçülür. Üretim zayıflarsa, gıda güvenliği sarsılır. Çiftçi toprağından koparsa, ekonomik bağımsızlık yalnızca kürsülerde kullanılan bir söz olarak kalır. Tarımda çöküşün ve kırılganlığın bozulmanın bir başka boyutu, gübrede yüzde 95'e ulaşan dışa bağımlılıktır.

Bu gerçek ortadayken, yerli üretim iddialarının içi boşalmaktadır. Çünkü siz gübrede bu kadar büyük ölçüde dışarıya bağımlıysanız, tarımsal üretimin kaderini kendi planlamanızla değil, dış piyasalardaki hareketlerle belirlersiniz. Özellikle Basra Körfezi'ne ve küresel doğal gaz borsalarına böylesine bağlı bir yapı, çiftçinin alın terini kendi emeğinin karşılığıyla değil, uluslararası piyasanın insafıyla baş başa bırakır. Bunun anlamı açıktır: Kendi gübresini güçlü biçimde üretemeyen, ham madde tedarikinde dışarıya mahkûm olan bir ülke, yarının gıda krizleri karşısında sağlam duramaz. Çünkü toprak sizindir ama girdiniz başkasınındır.

Üretici sizindir ama maliyetinizi belirleyen siz değilsinizdir. Sofra sizindir ama güvence başkasının elindedir. İşte gıda egemenliğinin aşınması tam olarak budur. Peki iktidar bu tablo karşısında ne yapmaktadır? Bir yandan ekonomik bağımsızlık sloganı atmaktadır. Öte yandan kemer sıkma diye garibanın boğazını sıkmaktadır. Milleti ithal girdilere, yüksek akaryakıt fiyatlarına ve küresel dalgalanmaların kurbanı olmaktadır. Burada söylem ile gerçek arasında derin uçurum vardır.

"Tarımın bu hale gelmesi, asla kader değildir"

Tarım sektörü 2025 yılında yüzde 8,8 küçülmüştür. Bu küçülme, son çeyrek asrın en ağır darbelerinden biri olarak kayda geçmiştir. Bu artık sıradan bir daralma değil, yapısal karakter kazanmış bir çözülmedir. Bir zamanlar milli gelirin yüzde 12'sinden fazlasını taşıyan bu kadim alanın payı, bugün yüzde 5'e gerilemiştir. Bu düşüş, tesadüfi bir zayıflama değildir. Bu düşüş, üretim kapasitesinin yıllar içinde nasıl aşındığını göstermektedir. Bu düşüş, köylünün toprağından nasıl uzaklaştığını göstermektedir. Bu düşüş, tarımın nasıl gözden çıkarıldığını göstermektedir. Ve bu noktada kimsenin sığınabileceği kolay mazeretler de yoktur. Elbette kuraklık vardır. Elbette zirai don vardır. Elbette iklim şartlarının etkisi  vardır.

Savaşlar, çatışmalar vardır. Ama bugün ortaya çıkan tablo, yalnızca bunlarla açıklanamaz. Mesele, üretimi koruyacak bir iradenin gösterilmemesidir. Mesele, çiftçiyi ayakta tutacak bir ekonomik aklın kurulamamasıdır. Mesele, toprağın bereketine yatırım yapmak yerine ithalatı geçici değil kalıcı bir çözüm gibi sunan yönetim anlayışıdır. Tarımın bu hale gelmesi, kader değildir. Tabiatın zorunlu sonucu da değildir. Bu, tercihlerle oluşmuş bir tablodur. Ve bu tercihler, üreticiyi değil sistemi; köylüyü değil vitrini; toprağı değil tabelayı koruyan tercihlerdir. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, üretimi yeniden merkeze alan bir iktisadi akıldır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, çiftçinin toprağa güvenle dönebildiği, nakliyecinin kontağı korkmadan çevirebildiği, milletin de sofrasını küçültmeden yaşayabildiği bir düzendir. Tarımı ayağa kaldırmadan, üreticiyi korumadan, enerji meselesini milletin refahına bağlamadan ekonomik bağımsızlık kurulamaz. Toprağın bereketini koruyamayan bir anlayış, milletin geleceğini de koruyamaz.

"Allah bir soğuk verecekse de ihanetin kara soğukluğunu nasip etmesin"

23 Mart, Ziya Gökalp'in doğum günüydü, bugün ise Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefat günü. Allah'tan ikisine de rahmet diliyorum. Biri Diyarbakırlı bir münevver, biri Sivaslı bir yiğit. Türk milleti için, Türk milletinin huzuru, refahı ve mutluluğu için, söz söylemişler, yol yürümüşler. Allah hepimize böyle hayırla anılmayı nasip etsin. Allah kimseyi, Türk milletinin yükselmesi için ömrünü vakfeden büyük dava insanlarının mirasını, bu milletin düşmanlarıyla tuttuğu yolu aklamak için kullanmakla imtihan etmesin. Allah hiçbirimizi, ziyaret edilen kabirlerin ağırlığı ile sınamasın. Allah bir soğuk verecekse de ihanetin kara soğukluğunu nasip etmesin. Nasibimiz, bir karlı dağ başında, bir kelime-i şahadetle veda edilen o bembeyaz soğuktan olsun. Yıllardır üşüyoruz! Varsın yine biz üşüyelim de, Türk devleti var olsun, Türk milleti berhudar olsun, Cumhuriyet payidar kalsın. Varsın biz yanalım da, bu toprakların ocağı sönmesin."

Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor


 
 
Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında 'pıhtı oluşması' olarak bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor.

08.08.2026 15:04:00
Murat Çorbacı
 
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor

En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda pıhtı oluşumuyla seyreden derin ven trombozu, dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis edilen ciddi bir hastalık. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğer damarlarına ulaşması ve yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Ayrıca bacakta kalıcı şişlik, ağrı, ağırlık hissi, ciltte renk değişikliği, sertleşme ve iyileşmesi güç olan yaralarla seyreden kalıcı damar hasarına da yol açabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, erken dönemde başlanan tedavi sayesinde pulmoner embolinin ve kalıcı damar hasarının önüne geçilebildiğini belirterek, "Özellikle tek bacakta gelişen şişlik ve ağrı gibi belirtiler asla ihmal edilmemelidir. Bu şikayetler derin ven trombozunun en önemli uyarı işaretleri arasında yer alır ve zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektirir" dedi.

Yaz aylarında sıvı kaybı pıhtılaşma riskini artırıyor

Derin ven trombozu (DVT) genellikle bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısı oluşması sonucu gelişen ciddi bir damar hastalığı olarak tanımlanıyor. Güncel sağlık kılavuzlarına göre; hareketsizlikten obeziteye, geçirilmiş ameliyatlardan kansere, ileri yaştan hamileliğe kadar pek çok faktör pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Genetik yatkınlığın da tetikleyici olabildiği bu tabloda derin ven trombozu riskinin yaz aylarında artış gösterdiğini anlatan Dr. Ahmet Arif Ağlar, şu bilgileri verdi: "Bunun nedeni ise artan sıcaklık ve terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybının, yeterli sıvı tüketilmediğinde kanın koyulaşmasına ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına sebep olabilmesidir. Özellikle ileri yaşta olan, kronik hastalığı bulunan, diüretik kullanan ve uzun süre güneş altında çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca yaz tatillerinde uzun süre hareketsiz kalınan uçak, otobüs veya otomobil yolculukları da bacak toplardamarlarında kan akımını yavaşlatarak derin ven trombozu gelişme riskini artırabilmektedir."

Yeterli su tüketmek, bol hareket etmek şart!

Dr. Ahmet Arif Ağlar, derin ven trombozuna karşı yaz aylarında bazı önlemlerin mutlaka alınması gerektiğini vurgularken, "Yeterli sıvı tüketmek, uzun yolculuklarda düzenli aralıklarla hareket etmek, özellikle 4-6 saatten uzun yolculuklarda belirli aralıklarla ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek ve  yüksek risk grubundaki kişilerin hekimin önerdiği koruyucu önlemleri  uygulaması büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. 

Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü


 
 
Afyonkarahisar'da Kütahyalılar firmasına ait yolcu otobüsü kamyonete çarptı, 1 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

08.08.2026 13:09:00 / Güncelleme: 08.08.2026 13:21:20
AA
 
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü

Afyonkarahisar'da yolcu otobüsünün kamyonete çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı. Kütahyalılar firmasına ait, Z.Y. yönetimindeki 43 KP 338 plakalı yolcu otobüsü, Afyonkarahisar-Antalya kara yolu Sinanpaşa ilçesine bağlı Akören beldesi yakınlarında, H.S. idaresindeki 06 BFV 460 plakalı kamyonete arkadan çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi.



Kamyoneti bariyerlerin ötesine fırlattı

Bariyerlere çarpan kamyonetin sürücüsü H.S'nin olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kamyonette bulunan 1 kişi ile otobüsteki 14 kişi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

Kandil bu işe çok kızacak!

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı

08.08.2026 09:57:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kandil bu işe çok kızacak!
Kandil bu işe çok kızacak!
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı.

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, 7'nci Hudut Alay Komutanlığı ve Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde uyuşturucu ticareti yapanlara yönelik çalışma başlatıldı.



Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği titiz istihbari çalışmalar sonucunda belirlenen adrese operasyon düzenlendi. Havadan JİHA'ların da destek verdiği operasyonda, 253 kilogram esrar ele geçirildi, uyuşturucu ticareti yaptığı değerlendirilen 1 şüpheli yakalandı.

Açıklamada, uyuşturucuyla mücadeleye yönelik operasyonların kararlılıkla ve kesintisiz bir şekilde devam edeceği vurgulanarak, operasyonu başarıyla yürüten ve emeği geçen tüm güvenlik güçleri ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tebrik edildi.

Narko-terör



PKK terör örgütü, uluslararası raporlarda ve güvenlik kaynaklarında uyuşturucu ticaretini en birincil finansman kaynağı olarak kullanan tipik bir "Narko-Terör" örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde devlet sponsorluklarının azalmasıyla birlikte PKK, silah temini, lojistik altyapı ve militan iaşesini sürdürebilmek için uyuşturucu kaçakçılığı ağlarına doğrudan entegre olmuştur

Dev finansal hacim



Europol ve uluslararası istihbarat raporlarına göre, PKK'nın uyuşturucu ticaretinden elde ettiği yıllık gelirin 1.5 milyar ile 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Bu devasa nakit akışı; silah alımlarında, kampların idamesinde ve kara para aklama faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

Şiddetli karın ağrısına dikkat!


 
 
Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor.

08.08.2026 06:49:00
Murat Çorbacı
 
Şiddetli karın ağrısına dikkat!
Şiddetli karın ağrısına dikkat!

Karnın sağ üst bölümünde başlayan, sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce sürebilen şiddetli ağrı çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak değerlendirilse de altta yatan neden safra kesesi iltihabı olabiliyor. Tıp dilinde 'akut kolesistit' olarak adlandırılan bu tabloda erken tanı ve zamanında uygulanan cerrahi tedavi sayesinde hastalar genellikle kısa sürede sağlıklarına kavuşuyor. Ancak gecikmiş başvurular safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Ne zaman harekete geçmeli

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, "Bu nedenle saatlerce süren ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrısı hiçbir zaman ihmal edilmemeli ve en kısa sürede genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır" dedi. Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayan ve özellikle yağlı yemeklerden sonra bağırsağa boşaltarak yağların sindirimine yardımcı olan küçük ancak önemli bir organ.


Kadınlarda daha sık görülüyor

Safra kesesi iltihabı kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha sık görülüyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda daha sık rastlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da hastalık riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.

Yağlı yemekler azdırıyor

Safra kesesi iltihabının en önemli belirtisi, özellikle yağlı yemeklerden sonra başlayan, karnın sağ üst bölgesinde hissedilen ve giderek şiddetlenen ağrı oluyor. Bu ağrı çoğu zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu gelişebiliyor.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Anlaşmanın detayları belli oldu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu

07.08.2026 16:20:00
AA
 
Anlaşmanın detayları belli oldu
Anlaşmanın detayları belli oldu
Konuyla ilgili yetkililerden alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan Mekke Anlaşması, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.

Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Mekke Anlaşması, artan bölgesel ve uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak mücadele zemini oluşturmak amacıyla bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların somut sonucu olarak görülüyor.

Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.

Herhangi bir ittifak veya anlaşmadan kopuş anlamına gelmeyen Mekke Anlaşması, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlayarak bölgesel güvenliği güçlendiriyor ve diğer bölge ülkelerinin katılımına açık bir işbirliği zemini oluşturuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarını pekiştiren, kendi savunmalarının yanı sıra bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sağlayacak bir anlaşma niteliği taşıyor.

Anlaşma, "bölgede barışın, huzurun ve güvenliğin destekleyici unsuru" olarak değerlendiriliyor.

"Türkiye'nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıklarının birbirinin alternatifi olmadığını, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılar" olduğunu belirten yetkililer, "Bu anlaşma saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" değerlendirmesinde bulundu.

"Mekke Anlaşması'nın, hiçbir ülkeyi hedeflemediğini, mevcut diyalog kanallarını kapatmadığını" vurgulayan yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi.

Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Türkiye açısından bakıldığında, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölge ve İslam dünyası için her anlamda tarihi nitelikte olduğu yorumunu yapan yetkililer, "bölgedeki güvenlik mimarisinin Mekke Anlaşması ile yeniden dizayn edildiği" değerlendirmesini yaptı.

Anlaşmayla Türkiye'nin başka çatışmalara sürüklenmediğini, bölgesel etkisini ve tecrübesini bölgenin güçlü aktörleriyle birleştirdiğini belirten yetkililer, "Türkiye değişen ve karmaşıklaşan uluslararası güvenlik ortamında işbirliği seçeneklerini çeşitlendiren bir düzenlemeye imza atmıştır. Türkiye'nin Mekke Anlaşması'na imza atması, küresel deniz ticaret yollarının güvenliğini güçlendirerek ihracata, enerji tedarikine ve ekonomik istikrara katkı sağlayacaktır. Anlaşmaya katılım, Türk askerinin her bölgesel krize gönderileceği anlamına gelmemektedir. Kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları anayasal düzen ile ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınacaktır." ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerine zarar vermediğini vurgulayan yetkililer, şunları kaydetti:

"Anadolu'dan Hicaz'a, İslamabad'dan Riyad'a uzanan kardeşlik hattı, ortak değerlerin ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran milletlerin iradesini temsil etmektedir. Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tarihi bir sorumluluğun günümüzdeki stratejik karşılığıdır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yalnızca devletler arası çıkarlara değil, ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına dayanmaktadır."

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

07.08.2026 12:40:00
Haber Merkezi
 
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
İstanbul 29. Asliye Hukuk Mahkemesi, AHBAP Derneği'nin yönetimi için kayyum atanmasına karar verdi. Daha önce alınan tedbir kararları kapsamında derneğin mal varlıklarının yönetimi için kayyum heyeti tayin edilmiş, ayrıca iştirak şirketleri olan Ahbap Lojistik ve Ahbap İktisadi İşletmesi'ne Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanmıştı. Mahkemenin son kararıyla birlikte bu kez bizzat derneğin sevk ve idaresi kayyuma devredildi. Böylece ile derneğin hukuki varlığının sona erdirilmesi (fesih) süreci resmen başlatılmış oldu.

Kararda, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği'nin 27 Temmuz 2026 tarihli kararıyla kayyım olarak belirlenen 3 kişinin AHBAP Derneği'ne yönetim kayyımı olarak atanmasına hükmedildi. Kayyım heyetinin dernek iş ve işlemlerini yürütmesi, mal varlığını koruması ve resmi süreçleri takip etmesi kararlaştırıldı.

Mahkeme, faaliyetlerin durdurulması kararının uygulanması kapsamında dernek binası ve eklentilerinin mühürlenmesine, fiziki faaliyetlerin engellenmesine ve kayyım heyetinin yönetime fiilen teslim edilmesine karar verdi. Bu kapsamda İstanbul İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen soruşturmanın odak noktasını; özellikle 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında AHBAP Derneği adına toplanan milyarlarca liralık yardım ve bağışların usulsüz kullanımı, haksız kazanç ve kara para aklama şüpheleri oluşturuyor. İlk olarak dernek kurucusu Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil'in mali hareketlerini inceleyen başsavcılık, Şile Belediyesi'nde düzenlenen festival rüşvet soruşturması belgeleriyle çapraz inceleme yaptı. İncelemelerde Haluk Levent, Berkant Acil ve Yeliz Kaya arasında hem mali transferler hem de organik çalışma birlikteliği tespit edildi.

İstanbul Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, MASAK ve Mülkiye Müfettişliği raporlarının birleştirilmesiyle derinleştirilen soruşturmada mali bulgulara ulaşıldı. Sadece 2023 yılında milyarlarca lira bağış toplayan derneğin banka hesaplarında yapılan incelemelerde, hesap bakiyelerinin neredeyse tamamen boşaltıldığı saptandı. Banka detaylarına göre dernek hesaplarında yalnızca 266 bin TL, 786 bin TL, 8 bin 598 Dolar ve 19 bin Euro civarında bir meblağ kaldığı görüldü. Hatta pazar günleri de dahil olmak üzere dernek hesaplarından yüksek miktarlı finansal işlemler yapıldığı ve bu hesaplarda tek işlem yetkilisinin Haluk Levent olduğu banka kayıtlarıyla doğrulandı.

Davaname metninde yer alan Mali Müfettişlik ve MASAK verilerine göre, dernek bütçesinden Haluk Levent'in asistanı Yeliz Kaya'nın kişisel hesaplarına tespit edilebilen ilk etapta 122 milyon TL doğrudan para çıkışı yapıldı. Ayrıca Dernek Haluk Levent'in derneği usulsüz şekilde borçlandırarak kambiyo senetleri düzenlediği, bu senetler karşılığında alınan yüksek değerli taşınmazların ve dernek iştiraki Ahbap Lojistik'e ait gayrimenkullerin Yeliz Kaya adına tescil ettirildiği belirlendi. Yeliz Kaya'nın sadece 2025 ve 2026 yıllarında dernekle bağlantılı 100 adet taşınmaz işlemi yaptığı, bunların 58 adedini şüpheli Esin Önder Çağlayan'a devrettiği tespit edildi. Soruşturma dosyasında ayrıca Haluk Levent tarafından kullanılan hesaplardan yüksek hacimli yasal bahis oyunlarının oynandığı bilgisi yer aldı.

Teknik ve fiziki takip altında tutulan Haluk Levent'in, 12 Temmuz 2026 günü telefonlarını kapatıp sinyal kesici kullanarak kaçma izlenimi veren eylemlerde bulunduğu ve İzmir yolunda seyir halindeyken güvenlik güçlerince yakalandığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında 12, 14, 17 ve 27 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen 4 ayrı operasyon sonucunda tutuklamalar ve adli kontroller peş peşe geldi.

Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı

07.08.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
 
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince Ezine açıklarında bir grup kaçak göçmen olduğu tespit edildi. Bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik botu 'KB-57' tarafından hareket halinde durdurulan fiber karinalı lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine (GÖKSEM) teslim edildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.