logo
28 EYLÜL 2026

Dervişoğlu: 'Sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun?'

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Bir grup etnik saplantılı şımarık, Türkiye'nin dört bir yanında gövde gösterisi yapıyor. Eli kanlı katili övüyor, cümle aralarında da Türkiye'yi ve Türk milletini tehdit ediyorlar. 'Bursa'yı Amed'e çeviririz' diyor, provakatif aymaza bak. Sıfatı Meclis Başkanı olan zat da 'Bu süreç başarısız olursa, Türkiye'de sivil siyaset bunun altında kalır' diyor. Süreciniz batsın, anlayışınız batsın, hainliğiniz batsın" dedi
 

25.03.2026 12:40:00 / Güncelleme: 25.03.2026 12:41:07
Haber Merkezi
 
Dervişoğlu: 'Sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun?'
Dervişoğlu: 'Sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun?'
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

"Nevruzumuz kutlu olsun, kut olsun"

"Öncelikle geçmiş Ramazan Bayramımız kutlu olsun diyorum. Allah hepimizi nicelerine çok daha mutlu, sevinçli, sağlıklı şekilde çıkartsın. Nevruzumuz kutlu olsun, kut olsun diyorum. Türkiye'nin, Türk dünyasının, baharı karşılayan, baharı ve uyanışı müjdeleyen bayramı hayırlı olsun. Bizi bize kırdıran, demiri tavında ayıran tüm habis niyetlere ise lanet olsun. Bakınız, bizim için Cumhuriyet bir ateştir. Yakan değil ısıtan, birleştiren, üleştiren bir ocaktır.

Bizim için Cumhuriyet, bu toprakların kara kışını yenen eşsiz bir bahardır. İnsanına, toprağına, şehrine, çarşısına, bahar, barış ve bereket gelmiştir. Biz kut deriz, binlerce yıldır aklımızda, bağrımızda, avcumuzda taşırız bu kıvılcımı. 104 senedir, bu topraklara hamdolsun düşman çizmesi girememiş, kundakta bebeler, bebeler elinde analar, analar aklında erler, nesiller yitirilmemiş. Barış getirmiş bu Cumhuriyet, onu tesis etmiş. Hak ve batıla, dost ve düşmana, içeriye ve dışarıya sınır çekmiş. Artık savaşımız tarlada, fabrikada, okulda, hastanede demiş. Bereket için, üretmek için, irfan için, esenlik için teşkilatlanmış. Ve en önemlisi herkes eşit demiş, yurttaş demiş.

"Senin derdin; imtiyazdır, iktidardır, sultadır"

Bir fikrin, bir tohumun, bir niyetin doğrusu başkadır, eksiği başkadır. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'i biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz derken bunu ifade ediyordu. Cumhuriyet rejimi, yurttaşın, ferdin ve onun sathında toplumun, milletin, ortak taleplerini yerine getirmek için vardır. Bu ortak talepler, ortak olmaktan çıkarsa, Cumhuriyet'i yönetenler, ortak çözümler yerine seçilmiş birtakım şahsi çözümler sunarsa, ortaklaşılacak yerde, birtakım ortakçılar, kendi tarlası deyip bir yerleri çitle çevirirse, orada iyi niyetten bahsedilemez. Orada birliktelik olmaz. Sen baharı 'Nevruz' diye mi karşılıyorsun, 'Nevroz' diye mi karşılıyorsun, bizim meselemiz bu değildir. Ama sen, her bahar bayramında, o ateşin üzerinden atlarken bu toprakları, bu insanları ateşe atanları kutsarsan, bunun adına da barış dersen, demokrasi dersen, biliriz ki, senin derdin ne onun, ne bunun sorunudur. Senin derdin; imtiyazdır, iktidardır, sultadır.



"Efendi, sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun"

'Terörsüz Türkiye' diye tanımlanan akıl yitimi ve kalkışma başlarken daha ilk günden ifade etmiştim, 'Teröriste terörist denmeyecek artık, adı da terörsüz Türkiye olmuş'. Şimdi yine onu görüyoruz. Bir grup etnik saplantılı şımarık, Türkiye'nin dört bir yanında gövde gösterisi yapıyor. Eli kanlı katili övüyor, cümle aralarında da Türkiye'yi ve Türk milletini tehdit ediyorlar. Bursa'yı Amed'e çeviririz diyor, provakatif aymaza bak! Bu vatanın Bursa'sını, Diyarbakırın'dan ayırmaya kalkanların cüretine bak! Sıfatı Meclis Başkanı olan zat da 'Bu süreç başarısız olursa, Türkiye'de sivil siyaset bunun altında kalır' diyor. Laflara bakar mısınız? Attığı taşın düştüğü yere bakar mısınız?

Efendi, sen Türkiye'yi darbeyle mi tehdit ediyorsun? Tabii şaşırmaya gerek yok, bunu komisyon kurmakla görevlendiren, sözde meclis başkanvekilini de emireri olarak kullanıyor. Süreciniz batsın, anlayışınız batsın, hainliğiniz batsın. İnsan yakmış adamlar, barış diye nara atıyor olanlara bakar mısınız? TUSAŞ'ı basanlar, kahraman ilan ediliyor, vaziyete bakar mısınız? Türkiye'yi yakmaya çalışanlar, emin olun her zaman kendini yakmıştır. Buna teşne olanların haberi olsun. Türk milletinin kodlarıyla oynamak da, herkes iyi bilsin ki o mangal oyununa benzemez. Haberiniz olsun. Bunu o gaflet dolu aklınıza kalın harflerle yazın. Her boş zamanınızda da aynaya bakıp okuyun o yazılanları. Şimdi meydanlarda olanlar var ama bir de o meydanlarda olanları kutsayanlar var. Oralara mesaj, temsilciler gönderenler var. Zamanı gelince kiminle hesaplaşılacaksa onunla hesaplaşılacağını da bu millet iyi bilsin.

"AK Partili değilsen ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsun"

Ben, kimisine yabancı servislerce kod dahi verilmiş olan bu etki ajanlarının tüm çabalarına rağmen, bu toprakların ferasetine ve irfanına her zaman inandım. Tüm Türkiye'yi dolaştığım ramazan ayı boyunca da bunu bir kere daha gördüm. Hem feraseti hem meseleleri hem de bunun sebebini. AK Partili değilsen, Cumhur İttifakı'nı koşulsuz alkışlamıyorsan, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorsun. İş hayatında görüyorsun. Atamalarda görüyorsun. Ticarette görüyorsun. Adalette görüyorsun. Siyasette görüyorsun. Bu ayrımcılık, bu kayırmacılık, Cumhuriyet'in eşit vatandaşı olma duygusunu kaybettiriyor.

Bu basit bir konu değildir. Bu Türkiye için son derece önemli bir milli güvenlik sorunudur. Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi ekonomik açıdan yüksek bir potansiyele sahiptir. Ama ihanet ortaklarının sözlerine, eylemlerine bakın göreceksiniz, hiç birisinin umurunda değildir. Hem ülkemizi hem buralardaki vatandaşlarımızı gereksiz konularla, gündemlerle meşgul etmek yerine, gerçekçi olabilseler, müthiş bir ekonomik kaynak üretebilecekler. Ama bir teröristin aklıyla süreçler başlatıp, bu potansiyeli iyice yok ediyorlar. Oysa Doğu Anadolu ve Güneydoğu bölgelerimiz, uluslararası ticaret açısından fırsatlarla dolu.



"GAP'ı tamamlamak yerine uğraştıkları işlere bakın"

Sınır kapılarında serbest bölgeler, gümrük merkezleri, lojistik merkezler kurulabilir. Demiryolu ağı zenginleştirilebilir. Bu fırsatlara kafa yormak, GAP'ı tamamlamak yerine uğraştıkları işlere bakın. İşleri güçleri Kürtlere vasi tayin etmek. Teröristbaşına statü aramak. Tarımı ve hayvancılığı bilinçli olarak bitirdiler. Yol boyunca sağlı sollu meralar var. Yol kenarlarında da 'ehli hayvan geçebilir' levhaları var. Ama gel gör ki, o ehli hayvanlar gelip geçmiyor. Ülke et krizi yaşıyor, meralar bomboş ama biz katillere statü derdindeki süprüntülerle uğraşıyoruz. Yem fiyatları, gübre-mazot-tohum fiyatları, bunlardan alınan vergilerle, üretimi engellediler. Entegre tesislerle, süt, peynir, bal üretimiyle markalar çıkabilecekken, oturmuş, bir teröristten nasıl marka yaratabiliriz diye uğraşıyorlar. Bakın buradan açıkça söylüyorum; iş tutan el silah tutmaz. Aş giren evin derdi olmaz. Bizim meselemiz budur.

"Bu ülkede vatandaşlık sorunu var"

Bölgede enerji üretimi açısından da fırsatlar var. Güneş ve rüzgar enerji santralleri için uygun bir bölge. Kadın kooperatifleriyle üretimi katlama imkanı var. Meslek eğitim programları, genç girişimcilere destek programlarıyla büyük fırsatlar yaratılabilir. Ama projelere dönüp bakan yok. Seçim vaadi dışında, eyleme geçen yok. Varsa yoksa bir teröristin özgürlüğü, terör örgütü yöneticilerin topluma entegrasyonu. Konuştukları bu…

24 yıllık iktidarları boyunca, 2 defa büyük proje diye, milletin önüne bunu koydular. Kimse alınmasın, bu ülkede vatandaşlık sorunu var, cumhuriyet mefhumuna düşmanlık güdenlerin, ağacıların, beycilerin, biatçıların, örgütçülerin, türlü biçimlerde yol açtığı bir yurttaşlık sorunu var. Yani Türk sorunu var. O sebeple, Türkiye'de kimseye özel bir sorun üretilmiyor. Ama artık hepimizin önemli ve ortak bir sorunu var. Kendimizi eşit hissetmiyoruz. İkinci sınıf hissediyoruz. AK Partili değilsek, Cumhur İttifakı'nın uygulamalarına, bu soygun düzenine, bu yağma düzenine, adaletsizliğe, istibdata itiraz ediyorsak, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz. Türkiye'nin acil çözüm bekleyen sorunu budur. İkinci sınıf vatandaş duygusu yaratan budur. Bunun da çözümü sandıktır. Bu sistemin bir an önce değişmesidir. Parlamenter sistemin yeniden inşasıdır. Biz bunun kavgasını veriyoruz.

"Hepsine ama hepsine yazıklar olsun"

Anlattıkları masalları boş verin, Türkiye'nin hakikati budur. İspatı mı? Bakın Diyarbakır Silvan'ın Bayrambaşı köyüne gittik. Devletinin,  cumhuriyetin yanında saf tutmuş, şehitler vermiş bir ailemize misafir olduk. Terörsüz Türkiye masalı falan umurlarında değil. Yanıbaşlarında inşası devam eden tünel ve baraj inşaatından bahsettiler. 300 işçi çalışıyormuş. Ve bu işçiler 700 kilometre uzaktan getirilmiş. Oysa köyde işsizlik had safhada. Neden buradaki insanlara iş vermiyorlar diye soruyorlar. Sayın Erdoğan; size seslerini duyuramamışlar. Koruyup kolladığınız, ihaleler verdiğiniz o patrona sorun isterim; bu kardeşlerimiz işsizken, neden uzaklardan işçi getiriyormuş?

Bakın sizinle bir Kürt kardeşimizin kulağıma fısıldadıklarını paylaşayım. Diyor ki; 'Evet biz de terör bitsin istiyoruz. Evet biz de ölümler olmasın istiyoruz. Ama aynı zamanda, terörün de ölümlerin de sorumlusu olan bir katil, büyük siyaset adamı muamelesi görmesin istiyoruz. Öcalan bizim sözcümüzmüş gibi konuşuyorlar. O bizim sözcümüz değil, evlatlarımızın katilidir'. Bir başkası da şunu söyledi: 'PKK silah bırakmadı. Bölgede vergi adı altında haraç toplama faaliyetleri arttı. Artık kendilerini devletle eşit görür oldular. Çünkü iktidar onları muhatap alıyor'. Terörsüz Türkiye değil, aşsız, işsiz ve saray torpili olmayan herkesi 2'nci sınıf gören Türkiye. Bunların müsebbipleri kimse Türkiye'yi alıp da bu noktaya nasıl ve kimler getirdiyse hepsine ama hepsine yazıklar olsun. Bu dümene ayakdaşlık edenlere de yazıklar olsun."



"Ben, ihanetle açıklanabilecek şeyleri, aptallıkla açıklamam"

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İran ile ABD ve İsrail savaşına ilişkin, "Ben, ihanetle açıklanabilecek şeyleri, aptallıkla açıklamam. Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı güvenlik krizlerinden siyasi kazanç devşirmek, hanedan semirtmek isteyenleri, bu hanedanın kayığına binmek için sırasını bekleyenleri, Türkiye'yi bu savaşın tarafı yapmak isteyenleri görüyorum... Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey; başkalarının savaş naraları değil kendi devlet aklını yeniden hatırlaması, propaganda ablukası değil berrak bir milli duruş, hanedan hesapları değil Cumhuriyet vakarıdır" dedi.

Dervişoğlu şöyle devam etti:

"Dolaylı çatışma, doğrudan savaşa evrilmiştir"

"Orta Doğu'nun son yarım asrı, İsrail ile İran'ın geliştirdiği güvenlik öğretilerinin, doğrudan ya da dolaylı biçimde çarpıştığı bir dönem olmuştur. Bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyen de sınırların ötesine taşıran bu çatışmacı akıldır. Çünkü her iki ülke de kendi güvenliklerini kendi hudutları içinde, kendi egemenlik alanlarında, kendi devlet sınırları içinde aramak yerine; başka ülkelerin topraklarında, başka toplumların kaderi üzerinde, başka devletlerin egemenlik haklarını çiğneyerek aramıştır. Uluslararası hukukun en temel ilkelerinden biri devlet egemenliğidir. Fakat bu ilke, bölgemizde uzun zamandır sistematik biçimde ihlal edilmektedir. Bugün önümüzde duran tablo da budur. İsrail ile İran arasında yıllardır dolaylı biçimde süren yıpratma savaşı, ABD'nin de doğrudan dahil olmasıyla artık yeni bir safhaya geçmiştir. Geçtiğimiz haziran ayından bu yana hepimizin izlediği gelişmelerin özeti budur. Dolaylı çatışma, doğrudan savaşa evrilmiştir. Bölgesel gerilim, daha geniş çaplı bir yangına dönüşme istidadı kazanmıştır. Türkiye ise böyle bir karmaşa ve belirsizlik ortamına, ekonomisi zaten kırılgan hale gelmişken yakalanmıştır.

"İktidar birbirine zıt şeyleri aynı anda söylüyor"

Dahası, ne için başladığı belli olmayan, açık bir siyasi çerçevesi bulunmayan, bu belirsizliği de sürekli jeopolitik gerekçelerle, meşrulaştırılmaya çalışılan, bir sözde çözüm süreciyle yakalanmıştır. Yani Türkiye, bir dış fırtınaya içeride pusulası bulanıklaştırılmış halde girmektedir. Üstelik iktidar blokunun kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları bulunduğu, artık saklanamaz hale gelmiştir. Bir tarafta Sayın Erdoğan, Trump yönetimiyle ilişkileri sıcak tutmak adına uçak ve sıvılaştırılmış doğal gaz anlaşmaları yapmaktadır.

Diğer tarafta Sayın Bahçeli, Çin ve Rusya ile stratejik iş birliği çağrısı yapmaktadır. Bir yanda Dışişleri Bakanı Sayın Fidan, İran'ın Körfez ülkelerine dönük saldırganlığını kınamaktadır. Öte yanda Sayın Bahçeli, Türkiye ile İran'ın aynı ufka baktığından söz etmektedir. Bütün bunlara bir arada baktığımızda gördüğümüz şudur: İktidar sıkışmıştır. İktidarın hareket alanı daralmıştır. İktidarın ne söylediği kadar, birbirine zıt şeyleri aynı anda söylüyor olması da, bir yönetim krizinin işaretidir.

"Herkes Türkiye'ye kendi ideolojik merceğinden bakılmasını istiyor"

Hükümet açık, berrak ve tutarlı bir tutum almakta zorlanırken, gerek geleneksel medya, gerek sosyal medya, tam anlamıyla bir propaganda ablukasına dönüşmüştür. Her ideolojik grup kendi ezberini, kendi duygusal yükünü, kendi siyasal kıblesini toplumun üstüne boca etmektedir. Din ve mezhep kışkırtmacıları başka bir istikamete çağırıyor. Etnik köken sevdalıları başka bir istikamete çağırıyor. Marksistler başka bir istikamete çağırıyor. Avrasyacılar başka bir istikamete çağırıyor. Herkes Türkiye'ye kendi ideolojik merceğinden bakılmasını istiyor.

Herkes Türkiye'yi, kendi zihnindeki haritaya göre konumlandırmak istiyor. Biz ise en başından beri, ne söylediğimizi biliyoruz. Bizim bütün mücadelemiz Türkiye üzerinedir. Bizim bütün önceliğimiz Türkiye'nin selametidir. Türk milletinin huzurudur, güvenliğidir, refahıdır. Biz meseleleri duygusal taşkınlıklarla ele almayız. İdeolojik peşin hükümlerle ele almayız. Vicdani takıntılarla ele almayız. Bizim için esas olan, bu topraklarda yaşayan insanların menfaatidir. Bu devletin bekasıdır. Bu milletin geleceğidir. Onun için bizim durduğumuz yer bellidir. Bizim referansımız, bu Cumhuriyet'in kurucu iradesinin, bize bıraktığı dış politika aklıdır. Bizim pusulamız, Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmiş olan, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesidir. Bu ilke bir süs cümlesi değildir. Bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti'nin jeopolitik aklıdır. Bu ilke, romantizme karşı realizmdir. Bu ilke, maceracılığa karşı devlet ciddiyetidir. Bu ilke, savrulmaya karşı dik duruştur.



"Geç de olsa fark etmeye başlamışlardır"

Türkiye'yi çekmek istedikleri yer neresi olursa olsun, bu ülkenin kurucu iradesi, bize hep aynı şeyi söylemiştir: Maceraperest dış politikadan uzak durun. Duygusal reflekslerle devlet yönetmeyin. Tarafı belli olmayan savaşların heyecanına kapılmayın. Uğruna başkalarının alkış tuttuğu, ama faturasını bu milletin ödediği serüvenlerden uzak kalın. Bizi İkinci Cihan Harbi'nden, tek bir Türk evladının burnu kanamadan çıkaran anlayış da bu anlayıştır.

Yıllar boyunca bu temkinli dış politikayı ürkeklikle suçlayanlar, monşerlikle yaftalayanlar, bugün üzerinde oturdukları mirasın değerini geç de olsa fark etmeye başlamışlardır. Oysa bu devlet geleneği, gerektiğinde Kıbrıs'taki soydaşlarımız için harekete geçmeyi bilen ama aynı zamanda yüz yıl boyunca, bu ülkeyi büyük güçlerin maceralarına sürüklemeyen bir hariciye aklı üretmiştir. Bu gelenek, savaşını doğru seçen bir gelenektir. Enerjisini doğru kullanan bir gelenektir. Gücünü hayal satmak için değil, varlığını korumak için kullanan realist bir gelenektir. Bugün de bu gelenek bize şunu söylemektedir:

Türkiye, bir NATO üyesi olarak, ABD ile İsrail'in, uluslararası hukuku hiçe sayan aşırılıkçı politikalarına nasıl mesafeli duruyorsa, İran'ın radikal ve ulus aşırı istikrarsızlık üzerine kurduğu siyasetine de aynı mesafeyle yaklaşmalıdır. Türkiye'nin görevi, bu yangının tarafı haline gelmek değil; bu yangının kendi evine sıçramasını engellemektir. Ölçü budur. Denge budur. Devlet aklı budur. Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği yol da budur.

"Hanedan semirtmek isteyenleri görüyorum"

Ben, ihanetle açıklanabilecek şeyleri, aptallıkla açıklamam. Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı güvenlik krizlerinden siyasi kazanç devşirmek isteyenleri görüyorum. Hanedan semirtmek isteyenleri görüyorum. Bu hanedanın kayığına binmek için sırasını bekleyenleri görüyorum. Türkiye'yi bu savaşın tarafı yapmak isteyenleri görüyorum. Ülkemizin uluslararası sistem tarafından marjinalleştirilmesini fırsata çevirmek isteyenleri görüyorum. Doğabilecek güvenlik krizini, kendi iktidar projelerinin sıçrama tahtası yapmak isteyenleri görüyorum. Türkiye'nin dostlarının değil, düşmanlarının artmasından medet umanları görüyorum.

Başkalarının evlatlarının sırtından kurban kesmeye heves eden şovmenleri görüyorum. Bunların hiçbirinde vatan sevgisi yoktur. Koltuk sevgisi vardır. Para sevgisi vardır. Şöhret sevgisi vardır ama vatan sevgisi yoktur. Türkiye'yi sürüklemek istedikleri yol, bu yüzden açık bir ihanettir. Bu yüzden aleni bir dalalettir. Ve bu gaflet, yalnız dış politikada da değildir. Gözleri öyle dönmüştür ki, İran'da bir iç savaş çıkması halinde, ABD ve İsrail tarafından cepheye sürülmek istenen, malum terör unsurlarının alacağı siyasi ve askeri desteği görmezden gelerek, Öcalan'a taviz üzerine taviz vermektedirler. Ona resmi statü vermenin hesabını yapmaktadırlar.

"1937'de imzalanan Sadabad Paktı'nın muradı..."

Dünyanın hiçbir yerinde, sınırının hemen dibinde silahlanan, cepheye gitmeye hazır olduğunu açıkça söyleyen bir örgütün liderine, böylesine iltifat edildiğini göremezsiniz. Bu, akıl tutulmasıdır. Bu, güvenlik zaafıdır. Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir savrulmadır! Oysa Türkiye'nin geleneksel güvenlik politikası ne diyordu? Irak'ta, Suriye'de, İran'da ortaya çıkabilecek benzer gelişmelerin Türkiye'nin toprak bütünlüğüne dönük tehditler doğuracağını söylüyordu.

Bu perspektif yeni değildir. 1937'de imzalanan Sadabad Paktı'nın muradı da, tam olarak bu geçişkenliğe karşı tedbir almaktı. Yani bugün konuştuğumuz mesele, günübirlik bir tartışma değil; devlet aklının çok uzun süredir bildiği bir güvenlik gerçeğidir. Bugün geldiğimiz noktada, bölgede tetiklenmek istenen parçalanma karşısında, cumhur koalisyonunun takındığı tutum, Öcalan'a resmi statü vererek, yangını sınırlarımızın içine çekmektir. Halbuki Suriye'de gördüler; bu dalgayı Öcalan üzerinden yönetemediler. Daha birkaç ay önce yine gördüler; bu tür durumların panzehrinin askeri müdahale olduğunu bizzat tecrübe ettiler.

"Suriye'de Öcalan'ı dinlemeyen Kürtler, İran'da mı dinleyecek"

Şimdi iktidara sormak gerekir: Suriye'de Öcalan'ı dinlemeyen Kürtler, İran'da mı dinleyecek? Böyle bir varsayımın devlet yönetiminde yeri olabilir mi? Böyle bir hayalle, Türkiye'nin güvenlik politikası inşa edilir mi? Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İran'ın olası bir iç savaşa sürüklenme ihtimali nedir? Böyle bir ihtimal varsa, Türkiye bunu önlemek için hangi tedbirleri almaktadır? Diyelim ki İran'da iç savaş başladı. Türkiye, Irak ve Suriye'de olduğu gibi etnik unsurların savaşma karşılığında statü kazanma pazarlıklarına nasıl yaklaşacaktır? Böyle bir tabloda Türkiye'nin alacağı pozisyon nedir? Ve daha da önemlisi, bugün sürdürülen bu ihanet süreci, yarın Türkiye'nin elini güçlendirecek midir; yoksa Türkiye'yi daha da kırılgan hale mi getirecektir? Bunların cevabını bu millete vermek zorundasınız. Çünkü İran savaşı, yalnızca güvenlik başlığı altında ele alınabilecek bir mesele değildir. Bu savaşın Türkiye bakımından başka boyutları da vardır. Mesela Körfez ülkeleriyle kurduğumuz dayanışma zemini, Suudi Arabistan'ın ve diğer Körfez ülkelerinin savaşa daha doğrudan dahil olması halinde nasıl etkilenecektir? Türkiye burada neyi koruyacaktır? Ticari ilişkilerini mi koruyacaktır? Bölgesel dengeyi mi koruyacaktır? Güvenlik çıkarlarını mı koruyacaktır?

"Türkiye, İran savaşına askeri açıdan müdahil olmamalıdır"

Elbette bizim için esas olan, bu ülkelerle ticari ilişkileri sürdürebilmek, fakat onların dahil olacağı bir savaşın içine sürüklenmemektir. Türkiye'nin menfaati bunu gerektirir. İYİ Parti olarak bizim İran savaşı karşısındaki pozisyonumuz ise nettir. Günü kurtarma hesabına göre değişmez.

Birincisi; Türkiye, İran savaşına askeri açıdan müdahil olmamalıdır. Taraflarla ilişkisini, yalnızca uluslararası anlaşmaların getirdiği yükümlülükler çerçevesinde yürütmelidir. Ne ideolojik heyecanla savrulmalıdır ne de dış baskılarla istikamet değiştirmelidir.

İkincisi; İran'ın bir iç savaşa sürüklenmesi engellenmelidir. Çünkü iç savaşın doğuracağı göç dalgası da terör tehdidi de sınır aşan istikrarsızlık da en fazla Türkiye'ye zarar verecektir. Bu gerçek bir an olsun akıldan çıkarılmamalıdır.

Üçüncüsü; böyle bir iç savaş durumunda, ulus aşırı Kürt milliyetçiliğine karşı öncelikle içeride tedbir alınmalıdır. Öcalan ile sürdürülen bu ihanet sürecine derhal son verilmelidir. Ulus kimliğini aşındıracak her adım vakit kaybetmeden askıya alınmalıdır. Türkiye, kendi iç cephesini zayıflatarak dışarıdaki dalgalara direnemez.

Dördüncüsü; toplumsal bütünlüğün tahkimi için yargı bağımsızlığı yönünde gerekli adımlar atılmalıdır. Parlamenter sistem konusunda ihtiyaç duyulan irade ortaya konulmalıdır. Türkiye, hukuk devleti kimliğine geri dönmelidir. Çünkü içeride adaleti zayıf bir ülkenin dışarıda güçlü bir duruş sergilemesi mümkün değildir.

Beşincisi; ortaya çıkabilecek küresel ekonomik sorunlara karşı Türkiye, güvenli bir üretim ve turizm ülkesi olduğunu mümkün olan en güçlü şekilde vurgulamalıdır. Son yıllarda kaybedilen Avrupa pazarlarını yeniden kazanmak için gerekli yönelim ortaya konulmalıdır. Türkiye savaşın coğrafi yakınlığından zarar gören değil, istikrar kapasitesiyle öne çıkan bir ülke olmak zorundadır.

"Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır"

Burada mesele yalnızca İran değildir. Burada mesele yalnızca İsrail değildir. Burada mesele yalnızca Amerika değildir. Burada mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu büyük türbülans içinde nasıl bir akılla hareket edeceğidir. Türkiye'nin kendi güvenlik hattını, kendi egemenlik zeminini, kendi ulusal bütünlüğünü hangi anlayışla koruyacağıdır. Bizim cevabımız açıktır. Türkiye başkalarının savaşına yazılmayacaktır. Türkiye başkalarının vekalet hesaplarına teslim olmayacaktır. Türkiye ideolojik kamplaşmaların sürüklediği bir karargâha dönüşmeyecektir. Türkiye kendi devlet aklıyla hareket edecektir.

Türkiye kendi çıkarına göre pozisyon alacaktır. Türkiye kendi milletinin huzurunu esas alacaktır. Bizim bütün  maneviyatımız Türkiye üzerinedir. Bizim bütün sadakatimiz Türk milletinedir. Bizim bütün mücadelemiz bu Cumhuriyet'in selametinedir. Bunun için buradan bir kez daha söylüyoruz: Macera değil, devlet aklı. Savrulma değil, doğru istikamet. Duygusal ajitasyon değil, milli menfaat. İdeolojik bağlılık değil, Türkiye'nin güvenliği. Belirsizlik değil, açık tutum. Taviz değil, egemenlik. Gaflet değil, tedbir. İYİ Parti'nin durduğu yer budur. Bizim söylediğimiz söz budur. Bizim taşıdığımız sorumluluk budur.

"Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, hanedan hesapları değil; Cumhuriyet vakarıdır"

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, başkalarının savaş naraları değil; kendi devlet aklını yeniden hatırlamasıdır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, propaganda ablukası değil; berrak bir milli duruştur. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, hanedan hesapları değil; Cumhuriyet vakarıdır. Biz buradayız. Türkiye için buradayız. Türk milleti için buradayız. Bu devletin onuru için buradayız. Bu Cumhuriyet'in geleceği için buradayız. Ne İsrail'in saldırganlığına teslim oluruz, ne İran'ın radikal istikrarsızlık siyasetini güzelleriz. Ne de içeride bu büyük yangını iktidar hesabına çevirmek isteyenlere sessiz kalırız. Çünkü biz biliyoruz: Bu coğrafyada ayakta kalmanın yolu, Bu devleti korumanın yolu, milli egemenlik doktrinini eğmeden, bükmeden, kıyısına köşesine, şahsi veya partizan çentikler atmadan uygulamaktan geçer. Bu milleti geleceğe taşımanın yolu, Türkiye'den başka hiçbir şeyi kafaya takmamaktan geçer. Sözümüz nettir, istikametimiz bellidir: Önceliğimiz Türkiye'dir. Ne pahasına olursa olsun, Türk milletinin Türkiyesi'dir önceliğimiz.

"Eğer size, 'bakın savaş var, sabredin' derlerse onlara yuh deyin"

Maalesef ki meselemiz yalnızca yanı başımızdaki yaşanan savaş yangını değildir. Bu yangının dumanı çoktan Türkiye'nin içine girmiştir. Acı olan da İran savaşı başlamadan, hatta Ukrayna savaşı başlamadan, 8 yıldır Türkiye olarak bir yangının içerisindeyiz. Eğer size dönüp derlerse ki, bakın savaş var, sabredin. Yuh deyin onlara, yuh! En kibar şekilde yuh denir çünkü. Ankara'da motorinin litre fiyatı 78 lirayı aşmıştır.

Anadolu'nun bazı bölgelerinde bu rakam 80 liraya dayanmıştır. Ve bütün bunlar olurken, daha beş ay önce bu millete Gabar'dan müjdeler verenler vardı. Günlük 80 bin varil üretimden söz edenler vardı. 3 milyar dolarlık hasılat hikâyesi anlatanlar vardı. 'Enerjide bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık demektir' diyenler vardı. Şimdi soruyoruz: Madem ortada böyle bir üretim var, madem ortada böyle bir hasılat var, neden milletin hayatına yansıyan şey refah değil de zamdır? Niye her seferinde petrol ve doğalgaz şokları bizim piyasalarımızı ayrıca sarsmaktadır? Neden vatandaş pompaya yanaştığında kendi ülkesinin imkânını değil, kendi cebinin aczini görmektedir? Bu soruların cevabı verilmeden yapılan her propaganda, milletin aklıyla alay etmektir.

"20 yaşında tüplü arabasıyla gittiği köyü bile çok görüyorsunuz"

Bir tarafta petrol sahalarını 'Terörsüz Türkiye'nin fragmanı diye pazarlayan bir iktidar dili vardır. Diğer tarafta ise ürününü 10 liraya satıp mazotuna 70-80 lira ödeyen köylünün gerçeği vardır. İşte Türkiye'nin asıl meselesi tam burada ortaya çıkmaktadır. Diyorlar ki bırakın benzin fiyatını, bayramda bütün yollar dolu, herkes tatile gitmiş. Hani ekonomik kriz? O kadar kopmuşlar ki, Çankırı'ya, Çorum'a, Yozgat'a, Sivas'a, Malatya'ya giden vatandaşın ancak köyüne, memleketine gidebildiğini dahi bilmiyorlar. Bir bak bakalım dönüş yolunda arabaların bagajında ne var? Ben söyleyeyim, bulgur, salça, peynir, yağ.

20 yaşında tüplü arabasıyla gittiği köyü bile çok görüyorsunuz. Ülkeyi yönetenler hiç utanmıyor musunuz? İktidarın anlattığı tabloyla milletin yaşadığı hayat arasında kapanmaz bir uçurum vardır. Kameraların önünde yerli ve milli nutukları atılmaktadır; ama pompa başında görülen şey vergi yüküdür, fiyat baskısıdır, geçim darlığıdır. Gerçek millilik, kendi toprağından çıkan zenginliği, kendi milletinden esirgememektir. Gerçek millilik, enerji başlığını siyasi gösteriye çevirmek değil, vatandaşa nefes aldırabilmektir. Gerçek bağımsızlık da büyük laflarla süslenmiş bir reklam dili değil, üreticinin, nakliyecinin, esnafın, çiftçinin hayatında karşılığı olan somut rahatlamadır.

"Yerli üretim iddialarının içi boşalmaktadır"

Toprağını ekmek isteyen insan, girdi maliyetlerinin altında eziliyorsa, orada yalnızca bir fiyat sorunu yoktur. Orada üretimin sürekliliği tehlikeye girmiş demektir. Tarla boş kalırsa, sofra küçülür. Üretim zayıflarsa, gıda güvenliği sarsılır. Çiftçi toprağından koparsa, ekonomik bağımsızlık yalnızca kürsülerde kullanılan bir söz olarak kalır. Tarımda çöküşün ve kırılganlığın bozulmanın bir başka boyutu, gübrede yüzde 95'e ulaşan dışa bağımlılıktır.

Bu gerçek ortadayken, yerli üretim iddialarının içi boşalmaktadır. Çünkü siz gübrede bu kadar büyük ölçüde dışarıya bağımlıysanız, tarımsal üretimin kaderini kendi planlamanızla değil, dış piyasalardaki hareketlerle belirlersiniz. Özellikle Basra Körfezi'ne ve küresel doğal gaz borsalarına böylesine bağlı bir yapı, çiftçinin alın terini kendi emeğinin karşılığıyla değil, uluslararası piyasanın insafıyla baş başa bırakır. Bunun anlamı açıktır: Kendi gübresini güçlü biçimde üretemeyen, ham madde tedarikinde dışarıya mahkûm olan bir ülke, yarının gıda krizleri karşısında sağlam duramaz. Çünkü toprak sizindir ama girdiniz başkasınındır.

Üretici sizindir ama maliyetinizi belirleyen siz değilsinizdir. Sofra sizindir ama güvence başkasının elindedir. İşte gıda egemenliğinin aşınması tam olarak budur. Peki iktidar bu tablo karşısında ne yapmaktadır? Bir yandan ekonomik bağımsızlık sloganı atmaktadır. Öte yandan kemer sıkma diye garibanın boğazını sıkmaktadır. Milleti ithal girdilere, yüksek akaryakıt fiyatlarına ve küresel dalgalanmaların kurbanı olmaktadır. Burada söylem ile gerçek arasında derin uçurum vardır.

"Tarımın bu hale gelmesi, asla kader değildir"

Tarım sektörü 2025 yılında yüzde 8,8 küçülmüştür. Bu küçülme, son çeyrek asrın en ağır darbelerinden biri olarak kayda geçmiştir. Bu artık sıradan bir daralma değil, yapısal karakter kazanmış bir çözülmedir. Bir zamanlar milli gelirin yüzde 12'sinden fazlasını taşıyan bu kadim alanın payı, bugün yüzde 5'e gerilemiştir. Bu düşüş, tesadüfi bir zayıflama değildir. Bu düşüş, üretim kapasitesinin yıllar içinde nasıl aşındığını göstermektedir. Bu düşüş, köylünün toprağından nasıl uzaklaştığını göstermektedir. Bu düşüş, tarımın nasıl gözden çıkarıldığını göstermektedir. Ve bu noktada kimsenin sığınabileceği kolay mazeretler de yoktur. Elbette kuraklık vardır. Elbette zirai don vardır. Elbette iklim şartlarının etkisi  vardır.

Savaşlar, çatışmalar vardır. Ama bugün ortaya çıkan tablo, yalnızca bunlarla açıklanamaz. Mesele, üretimi koruyacak bir iradenin gösterilmemesidir. Mesele, çiftçiyi ayakta tutacak bir ekonomik aklın kurulamamasıdır. Mesele, toprağın bereketine yatırım yapmak yerine ithalatı geçici değil kalıcı bir çözüm gibi sunan yönetim anlayışıdır. Tarımın bu hale gelmesi, kader değildir. Tabiatın zorunlu sonucu da değildir. Bu, tercihlerle oluşmuş bir tablodur. Ve bu tercihler, üreticiyi değil sistemi; köylüyü değil vitrini; toprağı değil tabelayı koruyan tercihlerdir. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, üretimi yeniden merkeze alan bir iktisadi akıldır. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, çiftçinin toprağa güvenle dönebildiği, nakliyecinin kontağı korkmadan çevirebildiği, milletin de sofrasını küçültmeden yaşayabildiği bir düzendir. Tarımı ayağa kaldırmadan, üreticiyi korumadan, enerji meselesini milletin refahına bağlamadan ekonomik bağımsızlık kurulamaz. Toprağın bereketini koruyamayan bir anlayış, milletin geleceğini de koruyamaz.

"Allah bir soğuk verecekse de ihanetin kara soğukluğunu nasip etmesin"

23 Mart, Ziya Gökalp'in doğum günüydü, bugün ise Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefat günü. Allah'tan ikisine de rahmet diliyorum. Biri Diyarbakırlı bir münevver, biri Sivaslı bir yiğit. Türk milleti için, Türk milletinin huzuru, refahı ve mutluluğu için, söz söylemişler, yol yürümüşler. Allah hepimize böyle hayırla anılmayı nasip etsin. Allah kimseyi, Türk milletinin yükselmesi için ömrünü vakfeden büyük dava insanlarının mirasını, bu milletin düşmanlarıyla tuttuğu yolu aklamak için kullanmakla imtihan etmesin. Allah hiçbirimizi, ziyaret edilen kabirlerin ağırlığı ile sınamasın. Allah bir soğuk verecekse de ihanetin kara soğukluğunu nasip etmesin. Nasibimiz, bir karlı dağ başında, bir kelime-i şahadetle veda edilen o bembeyaz soğuktan olsun. Yıllardır üşüyoruz! Varsın yine biz üşüyelim de, Türk devleti var olsun, Türk milleti berhudar olsun, Cumhuriyet payidar kalsın. Varsın biz yanalım da, bu toprakların ocağı sönmesin."

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi

Emniyet Teşkilatı Sendikası’nın 28 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından “polisler greve gidiyor” iddiaları gündeme geldi

28.09.2026 10:37:00
Haber Merkezi
 
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Polisler iş bırakacak mı? EGM’den açıklama geldi
Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın 28 Eylül'de Türkiye genelinde iş bırakma kararı almasının ardından "polisler greve gidiyor" iddiaları gündeme geldi. Emniyet Genel Müdürlüğü ise eylemin polisleri kapsamadığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medya ve bazı haber sitelerinde yayılan "polisler 28 Eylül'de iş bırakacak" iddialarına ilişkin açıklama yaptı. EGM, iş bırakma kararı alan sendikanın üyelerinin sivil personelden oluştuğunu belirterek polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Sendika neden iş bırakma kararı aldı?

Tartışmanın başlangıcında ise Emniyet Teşkilatı Sendikası'nın açıklaması bulunuyor. Sendika, 28 Eylül Pazartesi günü öğleden sonra Türkiye genelinde iş bırakma eylemi yapacağını duyurdu.

Sendika kararının gerekçeleri arasında emniyet teşkilatındaki intihar vakaları, ekonomik ve sosyal sorunlar, ağır çalışma koşulları, mobbing, emeklilikte yaşanan gelir kayıpları ve özlük haklarındaki eşitsizlikler gösterildi.

Sendika ayrıca son beş günde yedi emniyet teşkilatı mensubunun yaşamına son verdiğini, Bursa ve İstanbul'da iki teşkilat mensubunun ise intihar girişiminde bulunduğunu açıkladı. Anayasa Mahkemesi önündeki eylem sırasında emekli bir emniyet mensubunun yaşamına son vermesi de açıklamada hatırlatıldı.

"Bu tablo artık görmezden gelinemez"

Sendika, yaşananların ardından yalnızca sorunların dile getirilmesinin yeterli olmadığını belirterek eylem kararı aldığını duyurdu. Açıklamada 3600 ek gösterge, yardımcı hizmetler sınıfının sorunları, eşit işe eşit ücret ve Emniyet Meslek Kanunu gibi başlıklarda çözüm bekleyen sorunlara da dikkat çekildi.

EGM: Polisler eyleme katılmayacak

Tartışmaların "polisler bugün görev bırakacak" şeklinde yayılması üzerine EGM devreye girdi. Kurum, 28 Eylül'deki iş bırakma kararının sendika üyesi sivil personeli ilgilendirdiğini, polislerin iş bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını açıkladı.

Böylece 28 Eylül'deki iş bırakma tartışmasının, emniyet teşkilatındaki çalışma koşulları ve özlük haklarına ilişkin sorunlardan kaynaklandığı; ancak EGM'ye göre eylemin görevdeki polisleri kapsamadığı ortaya konuldu.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

28.09.2026 06:00:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Başsavcılığın ilgili kurumlara yazdığı müzekkerede kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasının talep edildiği bildirildi.

Yazıda, ilgili kurumlar nezdinde mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir uygulanan firmalar ve fonlarla alakalı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve ilgili kurullar tarafından yeni değerlendirme ve bildirimlerin yapıldığı belirtildi.

Bu doğrultuda, söz konusu tedbirlerin ve mal varlığının dondurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği kaydedildi.

Soruşturmada tedbir kararı kaldırılan 45 firma ile 19 fonun bulunduğu, gerçek kişiler üzerindeki tedbirin ise devam ettiği öğrenildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temini talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüpheli tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla salıverilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 zanlı daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51'e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener'le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı. 

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

27.09.2026 19:06:00 / Güncelleme: 27.09.2026 19:08:31
Haber Merkezi
 
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin olarak başlatılan soruşturmada daha önce gözaltına alınıp 4 gün önce serbest bırakılan cezaevi doktoru Turgay Tamer, Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu. Tamer'in kesin ölüm nedeni, otopsinin ardından belirlenecek.

Kozinoğlu'nun 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde ölümüne ilişkin olarak yeniden başlatılan soruşturmada cezaevi ve sağlık kayıtlarında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıkmış, Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısının ardından cezaevi görevlilerinin koğuş kapısını yaklaşık 10 dakika sonra açtığı, 112'ye ise olaydan yaklaşık 17 dakika sonra haber verildiği tespit edilmişti. Ayrıca Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısından sağlık ekibinin kendisine ulaşmasına kadar 29 dakika 36 saniye geçtiği belirlenirken, kampüste bulunması gereken ambulans ekibinin yemek için Silivri merkeze gittiği, nöbetçi doktorun ise olaydan haberdar edilmediğini söylediği belirtilmişti.

Başsavcılık tarafından yapılan bilgilendirmede, Tamer'in Kozinoğluna herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını belirtildi.

Serbest bırakıldı, 4 gün sonra öldü
Soruşturmada ikinci dalga operasyon düzenlenmiş, operasyonda cezaevi doktoru Tamer de gözaltına alınmıştı. Tamer, serbest bırakılmasından 4 gün sonra Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.

Tamer'in hâlihazırda el ayak iltihabı rahatsızlığının bulunduğu ve iltihap şişliklerinden dolayı yürümekte dahi zorlandığı; bu sebeple bir süredir doktorluk mesleğini de yapamadığı belirtildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.