Yap-boz yöntemi devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Bu sütunlarda "yap yasa, boz yasa" olayını çok eleştirmiştik. Şimdi karşımızda bugünden yarına değişen Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri var.
Bir önceki kararname ile rektörlük için profesör olma şartı kaldırılıyor, bir sonrakinde yeniden konuluyor. Yine bir önceki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle genel müdürlükleri ve tüzel kişilikleri kaldırılan Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi bir sonraki kararnameyle eski statülerine döndürülüyor.
Anayasasına hukuk devleti olduğunu yazan ülkenin hukuk kuralları, adına torba yasa da dense boyacı küpü gibi bir çuvala sokularak hazırlanamaz. İçinde her derde deva(!) ne ararsan var bu garabetin. Dâhil olduğumuz kara Avrupa'sı hukukunun kaynağı Roma Hukukudur. Bu hukukta birbiri ile bağlantısı ve ilgisi olmayan konuların aynı kanun projesinin içinde yer alması yani torba kanun yasaklanmıştır. M.Ö. 98'de lex Caecilla et Didia ile konulan bu yasakta ders vardır; Kanun koyucunun yasa yaparken sahip bulunduğu takdir yetkisini kötüye kullanması, adil yargılanma hakkının ihlâlidir. İnsanlar kendilerini ilgilendiren yasaların hangi konuyu kapsadığını net olarak bilmelidir. Karman çorman torba yasalarla kafa karışıklığı olmasın diye 2000 yılı aşkın bir süre önce bu önlem düşünülmüştü. Ve bugün için de geçerlidir.
Yasaların bir önemli koşulu da psikolojik olanıdır. Nedir bu; toplumda kurala karşı riayet ve saygı duygusu.
Yasalar sadece devletin yurttaşlarının hak ve yükümlülüklerini belirlemek için değil, yurttaşların çeşitli sorunlarını çözmek için de yapılır. Bir ülkenin siyasal sisteminin özelliği o ülkenin yasa yapma biçimini de belirler; çerçevesi ise anayasada somutlaşır. Ülkelerin imzaladıkları uluslararası sözleşmeler bu çerçevenin bir başka boyutudur.
Demek ki, yasama, birey ve toplum için hayati öneme sahip bir devlet işlevidir. Yasama sürecinde kanunların hazırlanması titizlik ister. Öncelikle kamuoyu yoklanır, araştırmalar yapılır. Tespit sonuçları yasa tasarısı için yön ve yol gösterir. Bunun adı hukuk politikasıdır. Bir gecede sabaha karşı çıkarılan pijamalı yasalar değildir bunun adı.
Adını koyamadığımız kendine özgü yeni sistemde parlamento dumura uğratıldığı için, yasama işlevini üstlenen yürütmenin başı (başkan) tek başına kararname çıkarabiliyor. Yeni sistem yasama işini de başka bir şekle soktuğundan ve denetim mekanizması da işlemediğinden; hatalar öngörülemeyince yap-boz yöntemi daha çok devreye giriyor. Bu böyle devam ederse kararname devleti dahi laçkalaşır.
İyi kötü, asırlık parlamenter sistemin bir ağırlığı bir devlet ciddiyeti vardı; daha yolun başında halkımızı bin pişman etmeyin!
Bir önceki kararname ile rektörlük için profesör olma şartı kaldırılıyor, bir sonrakinde yeniden konuluyor. Yine bir önceki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle genel müdürlükleri ve tüzel kişilikleri kaldırılan Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi bir sonraki kararnameyle eski statülerine döndürülüyor.
Anayasasına hukuk devleti olduğunu yazan ülkenin hukuk kuralları, adına torba yasa da dense boyacı küpü gibi bir çuvala sokularak hazırlanamaz. İçinde her derde deva(!) ne ararsan var bu garabetin. Dâhil olduğumuz kara Avrupa'sı hukukunun kaynağı Roma Hukukudur. Bu hukukta birbiri ile bağlantısı ve ilgisi olmayan konuların aynı kanun projesinin içinde yer alması yani torba kanun yasaklanmıştır. M.Ö. 98'de lex Caecilla et Didia ile konulan bu yasakta ders vardır; Kanun koyucunun yasa yaparken sahip bulunduğu takdir yetkisini kötüye kullanması, adil yargılanma hakkının ihlâlidir. İnsanlar kendilerini ilgilendiren yasaların hangi konuyu kapsadığını net olarak bilmelidir. Karman çorman torba yasalarla kafa karışıklığı olmasın diye 2000 yılı aşkın bir süre önce bu önlem düşünülmüştü. Ve bugün için de geçerlidir.
Yasaların bir önemli koşulu da psikolojik olanıdır. Nedir bu; toplumda kurala karşı riayet ve saygı duygusu.
Yasalar sadece devletin yurttaşlarının hak ve yükümlülüklerini belirlemek için değil, yurttaşların çeşitli sorunlarını çözmek için de yapılır. Bir ülkenin siyasal sisteminin özelliği o ülkenin yasa yapma biçimini de belirler; çerçevesi ise anayasada somutlaşır. Ülkelerin imzaladıkları uluslararası sözleşmeler bu çerçevenin bir başka boyutudur.
Demek ki, yasama, birey ve toplum için hayati öneme sahip bir devlet işlevidir. Yasama sürecinde kanunların hazırlanması titizlik ister. Öncelikle kamuoyu yoklanır, araştırmalar yapılır. Tespit sonuçları yasa tasarısı için yön ve yol gösterir. Bunun adı hukuk politikasıdır. Bir gecede sabaha karşı çıkarılan pijamalı yasalar değildir bunun adı.
Adını koyamadığımız kendine özgü yeni sistemde parlamento dumura uğratıldığı için, yasama işlevini üstlenen yürütmenin başı (başkan) tek başına kararname çıkarabiliyor. Yeni sistem yasama işini de başka bir şekle soktuğundan ve denetim mekanizması da işlemediğinden; hatalar öngörülemeyince yap-boz yöntemi daha çok devreye giriyor. Bu böyle devam ederse kararname devleti dahi laçkalaşır.
İyi kötü, asırlık parlamenter sistemin bir ağırlığı bir devlet ciddiyeti vardı; daha yolun başında halkımızı bin pişman etmeyin!
Prof. Dr. Ali Ünal Emiroğlu / diğer yazıları
- Terör / 01.02.2024
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023


























































