logo
27 EYLÜL 2026

Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), 26 yıllık faaliyet döneminde hasar ödemesine konu olan 1403 depremde 701 bin 696 dosya için ödeme gerçekleştirdi

Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), 26 yıllık faaliyet döneminde hasar ödemesine konu olan 1403 depremde 701 bin 696 dosya için ödeme gerçekleştirdi

27.09.2026 17:00:00
AA
 
 Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), 26 yıllık faaliyet döneminde hasar ödemesine konu olan 1403 depremde 701 bin 696 dosya için ödeme gerçekleştirdi
 Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), 26 yıllık faaliyet döneminde hasar ödemesine konu olan 1403 depremde 701 bin 696 dosya için ödeme gerçekleştirdi
DASK'tan yapılan açıklamaya göre, 1999 Marmara Depremi'nin ardından Türkiye'de depremin yol açtığı maddi kayıplara karşı finansal güvence sistemi oluşturulması amacıyla kurulan DASK, 27 Eylül 2000'de faaliyetlerine başladı.

Türkiye'nin depreme karşı finansal hazırlığında önemli bir rol üstlenen DASK, aradan geçen 26 yılda mevzuatını değişen ihtiyaçlar doğrultusunda güncellerken finansal ve operasyonel kapasitesini de geliştirdi.

Kurum, bu süreçte Zorunlu Deprem Sigortası etrafında paydaşlarıyla birlikte geniş bir sigorta ekosistemi oluşturdu.

Halihazırda 11 milyon 710 bin 514 konuta depreme karşı finansal güvence sağlayan DASK, kuruluşundan bugüne hasar ödemesine konu olan 1403 depremde 891 bin 774 hasar ihbarı alırken, 701 bin 696 dosya için ödeme gerçekleştirdi. Kurumun 26 yılda gerçekleştirdiği toplam hasar ödemesi 42 milyar lirayı aştı.

Finansal gücünü ve operasyonel altyapısını geliştirdi
DASK, bu süreçte hasar ödeme kapasitesini destekleyen finansal yapısını da sigortalılığın yaygınlaşmasına paralel olarak güçlendirdi. Bugün poliçelerden elde edilen fonların büyüklüğü 30 milyar liraya ulaşırken, kurumun toplam portföyü güçlü bir reasürans korumasıyla destekleniyor.

DASK'ın fonları ve alınan reasürans koruması, gerektiğinde devreye giren devlet desteğiyle birlikte, bir yıl içinde meydana gelebilecek iki büyük ölçekli depremin hasarlarını ayrı ayrı karşılayabilecek düzeyde finansal kapasite sağlıyor.

Finansal kapasitesinin yanı sıra operasyonel altyapısını da sürekli geliştiren DASK, 26 yılda poliçe üretiminden hasar yönetimine, dijital hizmetlerden kurumlar arası veri paylaşımına kadar pek çok alanda yenilik hayata geçirdi.

Teknolojik gelişmeler doğrultusunda atılan adımlarla vatandaşların sigortaya erişiminin kolaylaştırılması, sigortalılık kontrollerinin etkinleştirilmesi ve deprem sonrası süreçlerin hızlandırılması amaçlandı.

DASK, sistem altyapısını ve kurumlar arası entegrasyonlarını güçlendirerek hasar tespiti, zorunlu deprem sigortası kontrolleri ve vatandaşların dijital hizmetlere erişimini kolaylaştırdı.

"Mevcut poliçelerin yenilenmesi de önem taşıyor"
Açıklamada görüşlerine yer verilen DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan, 26 yılda gerçekleştirdikleri hasar ödemelerinin 42 milyar lirayı aştığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Bu ödemeler 26 yıllık bir döneme yayılıyor. Farklı tarihlerde yapılan ödemelerin, ödeme tarihlerindeki döviz kurları üzerinden hesaplanan toplam karşılığı ise yaklaşık 2 milyar dolar. Bu büyüklük, DASK'ın sigortalılarına sağladığı finansal güvencenin önemli göstergelerinden biri. Bugün 11,7 milyon konut Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında. Sigortalılığın daha geniş bir tabana yayılması kadar mevcut poliçelerin yenilenmesi de önem taşıyor."

DASK'ta yapay zeka ve veri kullanımı artırılacak
Balkır Demirkan, veri ve teknolojinin DASK'ın operasyonel süreçlerinde daha etkin kullanılacağını kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Önümüzdeki dönemde kurumlar arası veri paylaşımını güçlendirmeyi ve teknolojinin sunduğu imkanlardan daha fazla yararlanmayı hedefliyoruz. Hasar değerlendirme süreçlerinde yapay zekanın kullanılması ve poliçe üretiminde tapu verilerinden daha etkin yararlanılması üzerinde çalıştığımız başlıklar arasında yer alıyor. e-Devlet hizmetlerinde DASK poliçelerinin görüntülenmesini sağladık, yine e-Devlet altyapısı üzerinden DASK poliçesi yenilemelerinin hatırlatılmasını ve takibini kısa zamanda yapmayı hedefliyoruz. TCKN bazlı tapu sorgulamasıyla sigorta yaptırmak isteyen kişinin ilgili konutun tapu sahibi olup olmadığının otomatik olarak doğrulanabilmesini hedefliyoruz."

Milyarlık iddia yanıtsız kaldı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, fon ve borsa işlemleriyle ilgili tartışmaların ardından görevlerinden istifa etti

27.09.2026 12:56:00
Haber Merkezi
 
Milyarlık iddia yanıtsız kaldı
Milyarlık iddia yanıtsız kaldı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, fon ve borsa işlemleriyle ilgili tartışmaların ardından görevlerinden istifa etti. Kaya, hakkındaki iddiaların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması amacıyla görevlerinden ayrıldığını belirtti.

Ancak istifanın ardından gözler, YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerine ilişkin ortaya attığı milyarlık iddialara çevrildi.

Emre, Kaya'nın 8 Nisan'da yaklaşık 255 lira seviyesinden 250 bin adet Özata Denizcilik hissesi aldığını, bunun için yaklaşık 63 milyon 359 bin lira yatırdığını ve hisseleri eylül ayında yaklaşık 4 bin 482 liradan satarak 1 milyar 344 milyon lira çektiğini ileri sürdü. Emre, Kaya'nın eşi İlyas Kaya için de benzer işlemler yapıldığı ve yaklaşık 826 milyon lira çekildiği iddiasında bulundu.

Emre ayrıca işlemlerin fon soruşturmasının kamuoyuna yansımasından önce gerçekleştirildiğini savunarak, paraların eylül ayında peş peşe çekildiğini iddia etti.

Şamil Tayyar: "Doğruysa hemen istifa etmeli"

İddiaların ardından AK Parti eski Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar da dikkat çeken bir açıklama yaptı.

Tayyar, Kaya ve eşine ilişkin iddiaların "çok vahim" olduğunu belirterek, iddialar doğruysa istifa edilmesi gerektiğini, doğru değilse de iddiaların derhal yalanlanarak hukuki yollara başvurulması gerektiğini söyledi.

Tayyar ayrıca kamuoyuna yansıyan iddialara o aşamada Kaya ve eşinden açıklama gelmemesine dikkat çekerek, "Açıkçası yorum için biraz da onu bekledim" ifadelerini kullandı.

Tayyar'ın değerlendirmesinin ardından Kaya'nın istifa etmesi dikkat çekti.

"Neden ayrıntılı açıklama yapılmadı?"

Söz konusu iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Kaya'nın ilk aşamadaki yanıtı ise ayrıntılı bir açıklama yerine "Müsait değilim" şeklinde oldu. Kaya'nın daha sonra yaptığı istifa açıklamasında da Emre'nin gündeme getirdiği 63 milyon liralık alım, 1 milyar 344 milyon liralık çekim ve işlem tarihleri gibi somut iddialara tek tek yanıt verilmedi.

Dolayısıyla kamuoyunun yanıt beklediği temel sorular arasında, hisse alım-satımlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, işlemlerin hangi tarihlerde yapıldığı, satışlardan ne kadar gelir elde edildiği ve iddialarda belirtilen para transferlerinin doğru olup olmadığı bulunuyor.

Öte yandan iddialar şu aşamada Zeynel Emre'nin açıklamalarına dayanıyor; kamuoyuna açık MKK veya aracı kurum kayıtlarıyla bağımsız biçimde doğrulanmış değil. Ayrıca SPK'nın 25 Eylül tarihli kararında OZATD pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, ancak Kaya ve eşinin isimlerinin bu kararda yer almadığı bildirildi.

Ömer Çelik: "Tavizsiz mücadele"

İstifanın ardından AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise fon tartışmasına ilişkin açıklamasında, "Her türlü yanlış, yolsuzluk, istismar ve usulsüzlükle mücadele tavizsiz verilecektir" mesajını verdi.

Çelik ayrıca fon krizi olarak adlandırılan gündemin her bir maddesinin, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla ilk andan itibaren partinin yetkili kurumlarınca takip edildiğini söyledi.

Kaya'nın istifasıyla siyasi sorumluluk tartışması yeni bir boyut kazanırken, kamuoyunda milyarlık hisse işlemi iddialarının belgeleri ve ayrıntıları konusunda yapılacak açıklamalar bekleniyor.

Gümrükte tonlarca zehir yakalandı

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerinin Mersin ve İstanbul Havalimanı’nda düzenlediği operasyonlarda toplam 1 ton 716 kilo 500 gram pregabalin ile 20 kilo 260 gram metamfetamin ele geçirildi

26.09.2026 16:15:00
Haber Merkezi
 
Gümrükte tonlarca zehir yakalandı
Gümrükte tonlarca zehir yakalandı
Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekiplerinin Mersin ve İstanbul Havalimanı'nda düzenlediği operasyonlarda toplam 1 ton 716 kilo 500 gram pregabalin ile 20 kilo 260 gram metamfetamin ele geçirildi. Operasyonlar uyuşturucu ve kaçakçılık şebekelerinin Türkiye'yi transit veya hedef pazar olarak kullanma girişimlerinin sürdüğünü bir kez daha gündeme taşıdı.

MERSİN'DE ÜÇ AYRI OPERASYON

Gümrükler Muhafaza ekipleri, Mersin'de yürütülen risk analizleri ve istihbarat çalışmaları kapsamında üç ayrı operasyon gerçekleştirdi.

Operasyonlarda toplam 1 ton 716 kilogram 500 gram pregabalin ele geçirildi. Yüklü miktardaki maddenin ele geçirilmesiyle kaçakçılık girişiminin piyasaya ulaşması engellendi.

Pregabalin, tıbbi amaçlarla kullanılan bir ilaç etken maddesidir; ancak Türkiye'de ve başka ülkelerde kötüye kullanım ve yasa dışı ticareti nedeniyle kolluk operasyonlarının konusu olabilmektedir. Ele geçirilen ürünün hangi amaçla ve hangi organizasyon tarafından Türkiye'ye sokulmak istendiği ise soruşturmanın konusu.

İSTANBUL HAVALİMANI'NDA KÖPEKLER YAKALADI

İkinci operasyonun adresi ise İstanbul Havalimanı oldu.

Narkotik dedektör köpekleri Csonti ve Queen, yolcu bagajlarına tepki verdi. Bunun üzerine gerçekleştirilen kontrollerde 20 kilo 260 gram metamfetamin ele geçirildi.

Böylece iki farklı noktadaki operasyonlarda ele geçirilen maddelerin toplam ağırlığı 1 ton 736 kilo 760 grama ulaştı.

SINIRLARDAN GİREN ZEHİRLE MÜCADELE

Ticaret Bakanlığı, operasyonların ardından yaptığı açıklamada kaçakçılığın ülke ekonomisine zarar verdiğini, haksız rekabet oluşturduğunu ve toplum sağlığını tehdit ettiğini belirterek Gümrükler Muhafaza ekiplerinin çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Ancak tonlarca maddenin ele geçirilmesi başka bir soruyu da beraberinde getiriyor:

Yakalanan bu sevkiyatlar, Türkiye'ye sokulmaya çalışılan uyuşturucunun ne kadarını oluşturuyor?

Bir tarafta gümrüklerde yakalanan tonlarca madde, diğer tarafta uyuşturucu kullanımına ilişkin toplumsal kaygılar bulunuyor.

ASIL HEDEF: ZİNCİRİN BAŞINDAKİLER

Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede yalnızca kuryelerin veya taşıyıcıların yakalanması yeterli değil. Asıl önemli aşama, sevkiyatın arkasındaki finansman, tedarik, lojistik ve dağıtım ağının ortaya çıkarılması.

Bu nedenle operasyonların ardından şu sorular önem kazanıyor:

Bu maddeler nereden geldi?

Nereye gönderilecekti?

Kim tarafından finanse edildi?

Sevkiyatı kim organize etti?

Türkiye'deki dağıtım ağı kimlerden oluşuyor?

Ve uyuşturucu ticaretinin arkasındaki asıl organizatörlere ulaşılabildi mi?

GÜMRÜKTE YAKALANANLAR… YA GEÇENLER?

Mersin ve İstanbul Havalimanı'nda gerçekleştirilen operasyonlarda 1 ton 736 kilo 760 gram madde ele geçirildi.

Bu rakam, gümrük kontrollerinin önemini ortaya koyarken aynı zamanda uyuşturucu kaçakçılığının ulaştığı boyutun araştırılmasını da gerektiriyor.

Gümrükte yakalananlar kamuoyuna açıklanıyor. Peki ya denetimlerden geçerek Türkiye'ye ulaşanlar?

Uyuşturucu ticaretinin gerçek boyutunu ortaya çıkaracak soru belki de tam burada başlıyor:

"Yakalanan kaçakçılar kim? Asıl baronlar nerede?"

Kendilerini polis ve savcı diye tanıtıp milyonları dolandırdılar

Konya'da kendilerini polis ve savcı olarak tanıtan şüpheliler, telefonla aradıkları bir vatandaşın 27 bin dolar, 38 bin euro ve 500 bin TL'sini dolandırdı. Olayla ilgili 2 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi

26.09.2026 11:44:00 / Güncelleme: 26.09.2026 11:47:41
İHA
 
Kendilerini polis ve savcı diye tanıtıp milyonları dolandırdılar
Kendilerini polis ve savcı diye tanıtıp milyonları dolandırdılar
Edinilen bilgilere göre, Konya Emniyet Müdürlüğü ekipleri, vatandaşların dolandırıcılık olaylarından korunması, suçun önlenmesi ve faillerin yakalanmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Bu kapsamda, kendilerini polis ve savcı olarak tanıtan ve "Eldenci" olarak tabir edilen şüphelilerin, bir vatandaşı telefonla arayarak korku ve panik oluşturmak suretiyle 500 bin TL, 38 bin euro ve 27 bin dolarını alarak dolandırdığı belirlendi.



Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerince yapılan çalışmalar sonucunda olayı gerçekleştirdiği tespit edilen 2 şüpheli, aynı gün Ankara'nın Etimesgut ilçesi girişinde yakalandı.

Şüphelilerin üst aramalarında 53 bin 260 euro, 26 bin 941 dolar ve 492 bin 600 TL olmak üzere toplam 4 milyon 778 bin 700 TL değerinde suça konu para ele geçirildi.



Ele geçirilen paralar sahibine teslim edilirken, gözaltına alınan 2 şüpheli, işlemlerin ardından sevk edildikleri adli makamlarca tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi

Hatay'da 269 kişinin hayatını kaybettiği Antiş Yapı Rönesans Rezidans'a ilişkin yargılama, 11'inci duruşmasıyla Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde gerçekleşti. 11 saat süren duruşmanın ardından tutuklu sanıkların tutukluluğuna karar verildi. Bir dahaki duruşma 26 Ekim tarihine ertelendi

26.09.2026 08:00:00
İHA
 
Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi
Rönesans Rezidans davasında 11 saatlik duruşmada dava 26 Ekim'e ertelendi
Asrın felaketinde Antakya ilçesi Ekinciler Mahallesi'nde bulunan ve Antis Yapı tarafından inşa edilerek 'cennet bir köşe' vaadiyle satılan Rönesans Rezidans yıkılmıştı. 269 vatandaşın hayatını kaybettiği ve 13 kişinin de yaralandığı 250 daireden oluşan rezidans, deprem anında saniyeler içinde yerle bir olmuştu. Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosu tarafından başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Rezidans ile ilgili yargı süreci 2024 yılının Nisan ayında başlamış ve ilk duruşma gerçekleştirilmişti. Rönesans Rezidans davasının 11'inci duruşması Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 25 Eylül'de başladı. Duruşmaya; rezidansın tutuklu olarak yargılanan müteahhidi Mehmet Yaşar Coşkun, yapı denetim şirketinin tutuklu yetkilileri Mehmet Haşim Eraslan ve Bülent Seküçoğlu cezaevinden SEGBİS üzerinden, tutuksuz olarak yargılanan proje müdürü İ.D. duruşmaya katılmazken şantiye şefi B.M. salon hazır bulundu. Tutuksuz olarak yargılanan yapı denetim şirketi yetkilisi Ayhan Karan SEGBİS üzerinden katıldı.

Duruşmaya, Rönesans Rezidans'ta yakınlarını kaybeden vatandaşlar da katıldı. Mahkeme heyeti; 11 saat süren duruşmanın ardından 25 Eylül tarihinde akşam saat 21.00'da ara kararını açıklayarak, sanıkların mevcut hallerinin devamına ve eksik hususların giderilmesi için duruşmayı 26 Ekim'e erteledi.


"Kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını ve bu yönde bir karar çıkmasını istiyorum"



Rönesans davasında suçluların kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını beklediklerini söyleyen Cemile İncili, "İnşallah olumlu bir karar bekliyorum. Artık kasıtlı ölümden yargılanmalarını istiyoruz. Zaten son bilirkişi raporunda da hepsi asli kusurlu sayıldı. Bugün itibarıyla 3 yıl, 7 ay 19'uncu gündeyiz. İnşallah doğru bir karar çıkar. Bizden sonra da sevdiklerimizi bulamıyoruz, geri getiremiyoruz. Ama en azından bizim çektiğimiz acıyı bizden sonra başkaları çekmesin diye, doğru bir yargılamayla kusurlu oldukları için gereken cezayı almalarını istiyoruz. Kayıplarımızla ilgili çalışmalar devam ediyor. Tek istediğimiz adaletin yerini bulması. Gereken en ağır cezayı alsınlar ki bizden sonra kimse kardeşini, eşini, ailesini kaybetmesin. Emsal karar bekliyoruz. 300 kişinin vefatına neden olan bir müteahhidin 3-5 yılla çıkmasını beklemiyoruz. Bu bizim için ayrı bir ceza olur. Gereken şekilde kasıtlı adam öldürmekten yargılanmalarını ve bu yönde bir karar çıkmasını istiyorum. İstediğimiz tek şey adaletin yerini bulması" ifadelerini kullandı.

Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri


 
Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kadınların hayatında yeni bir dönemin kapısını aralayan menopozu iyi hissederek, güçlü, fit ve zinde geçirmek büyük önem taşıyor. 
 

26.09.2026 07:28:00
Murat Çorbacı
 
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri
 Menopozu rahat atlatmak 7 altın öneri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, menopozun yalnızca hormonların değiştiği bir dönem olmadığına işaret ederek, "Kadının bedenini yeniden tanıdığı, ihtiyaçlarını yeniden keşfettiği ve gelecekte nasıl yaş almak istediğine bugünden karar verdiği yeni bir yaşam evresidir. Bu dönemde hedef; sadece sıcak basmalarını azaltmak, uyku problemlerini çözmek veya kilo kontrolünü sağlamakla sınırlı kalmamalı. Asıl hedef; kaslarımızı, kemiklerimizi, kalbimizi, beynimizi ve ruhsal iyilik halimizi birlikte koruyarak sağlıklı, güçlü, hareketli ve kaliteli bir yaşam sürmek olmalı" dedi. Dr. Seyidova menopozda fit ve zinde olmanın basit ama etkili 7 yolunu anlattı; bu süreci 'ikinci bahar'a çevirmek için mutlaka cevaplanması gereken kritik soruyu açıkladı.

Kaslarınıza yatırım yapın

Menopoz döneminde en önemli konulardan biri kas sağlığıdır. Yaşla ve hormonal değişimlerle birlikte kas kütlesinde ve gücünde azalma görülebilir. Oysa kaslarımız yalnızca bedenimizi şekillendirmez; metabolik sağlığımızı, insülin duyarlılığımızı, dengemizi, kemiklerimizi ve ileri yaşlardaki bağımsızlığımızı da destekler. Bu nedenle yürüyüş çok kıymetli olsa da tek başına yeterli olmayabilir. Haftalık yaşam düzeninize mutlaka kuvvet ve direnç egzersizlerini ekleyin. Güçlü ve zinde olmak, tartıdaki rakamdan çok daha önemli.

Kemiklerinizi geleceğiniz gibi koruyun

Menopoz sonrası östrojen seviyelerinin azalmasıyla kemik kaybı hızlanabilir. Bu nedenle kemik sağlığını menopozun ilk yıllarından itibaren korumak çok değerlidir. Ağırlık taşıyan egzersizler, direnç çalışmaları, yeterli protein ve dengeli beslenme temel yaklaşımımız olmalı. Kalsiyum ve D vitamini gereksinimi ise her kadının bireysel özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve osteoporoz açısından kişisel risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Çünkü güçlü kemikler, ileri yaşlarda özgürce hareket edebilmenin temelidir.

Metabolizmanızı aç bırakmayın, doğru besleyin

Menopoz döneminde vücut kompozisyonu değişebilir ve özellikle karın çevresinde yağlanma eğilimi artabilir. Burada çözüm sürekli daha az yemek değildir. Benim yaklaşımım; bedeni aç bırakmak yerine doğru beslemektir. Yeterli ve kaliteli protein, rengarenk sebzeler, liften zengin besinler, sağlıklı yağlar ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalar günlük beslenmenin temelini oluşturmalıdır. Beslenme planı yalnızca kilo vermeyi değil; kasları, bağırsak mikrobiyotasını, kan şekeri dengesini, kalp-damar sağlığını ve enerjiyi desteklemelidir. Amaç, "diyet yapmak" değil, bedeni uzun ve sağlıklı bir yaşama hazırlamaktır.

Uykunuzu lüks değil, tedavinin bir parçası olarak görün

Menopoz döneminde uykuya dalmakta güçlük, gece uyanmaları veya sıcak basmalarına bağlı uyku bölünmeleri sık görülebilir. Oysa kaliteli uyku; sağlıklı yaş alma ve zinde, uzun yaşam için vazgeçilmez bir unsurdur. Çünkü bedenin kendini yenilediği en kıymetli zamanlardan biri uykudur. Hormonal ve metabolik dengeden iştah kontrolüne, bağışıklık sisteminden zihinsel performansa kadar birçok süreci etkiler. Düzenli uyku saatleri, akşam ışığının azaltılması, geç saatlerde ağır yemek ve aşırı kafeinden kaçınmak gibi küçük değişiklikler bile önemlidir.

Ruhunuzu da bedeniniz kadar önemseyin

Sağlıklı yaş almak yalnızca laboratuvar sonuçlarından ibaret değildir. Bir kadının kendini nasıl hissettiği, hayattan ne kadar keyif aldığı, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve kendisine ayırdığı zaman da iyilik halinin bir parçasıdır. İbadet, dua, nefes çalışmaları, doğada yürüyüş, sevdiğimiz insanlarla zaman geçirmek, yeni şeyler öğrenmek ve bazen yalnızca kendimizle kalabilmek. Bunların hepsi sağlıklı yaş alma yolculuğunun parçalarıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz.

Menopoz planınız size özel olsun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Parvana Seyidova, her kadının menopoz hikayesinin farklı olduğunu, bu nedenle herkese aynı vitaminleri, aynı beslenme programını veya aynı hormon yaklaşımını uygulamanın doğru olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Menopoz değerlendirmesinde semptomların yanında; kalp-damar ve metabolik riskler, kemik sağlığı, kas kütlesi ve gücü, uyku, ruhsal iyilik hali, cinsel sağlık ve yaşam tarzı birlikte ele alınmalıdır. Uygun kadınlarda menopoz hormon tedavisi de yaş, menopozdan geçen süre, belirtiler, kişisel ve ailesel riskler dikkate alınarak hekimle birlikte bireysel olarak değerlendirilmelidir."

Bu soruyu mutlaka sorun: 10-20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz?

Menopozu ikinci bahara çevirmek için her kadının mutlaka kendine sorması gereken tek bir soru olduğunu vurguyan Dr. Seyidova, bu soruyu şöyle açıkladı: "10–20 yıl sonra nasıl bir kadın olmak istiyorsunuz? Güçlü mü? Enerjik mi? Hareketli mi? Bağımsız mı? Hayatın içinde ve kendisiyle barışık mı? İşte ruhsal, zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı ve zinde olmak, sağlıklı yaş almak tam olarak burada başlıyor."

Ülke uyuşturucu pazarı haline geldi

Kocaeli'de düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında 1 kilo 37 gram kubar esrar, bin 12 uyuşturucu hap, bonzai, metamfetamin, sentetik ecza ve 4 kök kenevir ele geçirildi. Operasyonda 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı

25.09.2026 22:55:00
Haber Merkezi
 
Ülke uyuşturucu pazarı haline geldi
Ülke uyuşturucu pazarı haline geldi
Kocaeli'de düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında 1 kilo 37 gram kubar esrar, bin 12 uyuşturucu hap, bonzai, metamfetamin, sentetik ecza ve 4 kök kenevir ele geçirildi. Operasyonda 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

Kocaeli İl Jandarma Komutanlığınca uyuşturucu ve uyarıcı madde suçlarıyla mücadele kapsamında çalışma gerçekleştirildi. Bu çerçevede 21-23 Eylül tarihleri arasında Kartepe ve Gölcük ilçelerinde belirlenen 3 adrese operasyon düzenlendi.

Adreslerde yapılan aramalarda 1 kilo 37 gram kubar esrar, bin 12 adet uyuşturucu hap, 12 gram bonzai, 20 gram metamfetamin, 5 adet sentetik ecza ve 4 kök kenevir bitkisi ele geçirildi. Uyuşturucuyla ilgili 3 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.

ÜLKE UYUŞTURUCU PAZARI HALİNE GELDİ

1 Ocak–31 Ağustos 2026 İçişleri Bakanlığı kaynaklarının AA'ya verdiği verilere göre:

12,6 ton skunk
9,9 ton esrar
9,1 ton metamfetamin
1,3 ton kokain
1,1 ton eroin
939 kg bonzai
48 kg afyon sakızı

Toplam: yaklaşık 35 ton uyuşturucu madde.

Ayrıca:

77,6 milyon sentetik ecza
8 milyon captagon
1,5 milyon ecstasy

Toplam: 87,1 milyon uyuşturucu hap

19 milyon kök kenevir ve skunk

Bu rakamlar 1 Ocak–31 Ağustos 2026 dönemini kapsıyor.

Eylül ayında ayrıca açıklanan büyük operasyonlar

Örneğin 7 Eylül'de İçişleri Bakanlığı, 71 ildeki son 10 günlük operasyonlarda 2 ton 367 kilo 634 gram uyuşturucu ve 4 milyon 34 bin 459 hap ele geçirildiğini açıkladı. Ancak bu operasyonların Ağustos günlerini de kapsaması nedeniyle 2,367 tonu 35 tona doğrudan eklemek doğru değil.

8 Eylül'deki 28 il operasyonunda ise 548 kg uyuşturucu ve 2 milyon 788 bin hap ele geçirildi.

22 Eylül'de İstanbul'da ayrıca 224 kg sıvı sentetik uyuşturucu ele geçirildiği bildirildi.

Ancak her operasyonun ardından aynı soru yeniden soruluyor: Yakalanan uyuşturucu, Türkiye'ye giren veya Türkiye içinde dolaşıma sokulan uyuşturucunun ne kadarını oluşturuyor?

Yakalananlar var, peki yakalanamayanlar?

Sokakta uyuşturucuya erişimin kolaylaştığı yönündeki şikâyetler, özellikle gençler ve aileler açısından ciddi bir toplumsal sorun oluşturuyor. Güvenlik güçleri kilogramlarca uyuşturucu ele geçiriyor, çok sayıda operasyon düzenliyor ve şüpheliler hakkında adli işlem başlatıyor.

Fakat operasyonların yalnızca sokaktaki dağıtıcıları yakalaması, uyuşturucu zincirinin tamamının ortaya çıkarıldığı anlamına gelmiyor.

Çünkü asıl soru yalnızca "Kim yakalandı?" değil: Uyuşturucu nereden geliyor? Kim getiriyor? Kim finanse ediyor? Kim dağıtıyor? Paranın trafiği kimlere uzanıyor?

ASIL BARONLAR NEREDE?

Türkiye'de uyuşturucuyla mücadelede operasyon sayısının ve ele geçirilen maddelerin miktarının açıklanması kadar, organize suç ağlarının üst kademelerine ulaşılıp ulaşılmadığı da önem taşıyor.

Sokakta uyuşturucu satan birkaç kişinin yakalanması kolay olabilir. Ancak uluslararası tedarik zincirini yöneten, para trafiğini kontrol eden ve büyük miktardaki uyuşturucunun sevkiyatını organize eden yapıların ortaya çıkarılması çok daha kapsamlı soruşturmalar gerektiriyor.

Bu nedenle Kocaeli operasyonu sonrasında kamuoyunun sorması gereken soru yalnızca "Kaç kilo uyuşturucu yakalandı?" değil:

9 ayda Türkiye'de toplam ne kadar uyuşturucu ele geçirildi?

Ne kadarı piyasaya girmeden yakalandı?

Ya yakalanamayan miktar ne kadar?

Ve en önemlisi: Uyuşturucu ticaretinin asıl organizatörleri nerede?

DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?

10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye’de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı

25.09.2026 21:44:00
Haber Merkezi
 
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
DEAŞ Ankara’ya nasıl geldi?
10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde düzenlenen ve Türkiye'de en fazla sivil can kaybına yol açan terör saldırısının üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen davanın firari sanıkları yönünden yargılama sürüyor. Saldırıda 101 kişi hayatını kaybetti, 379 kişi yaralandı.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davadan ayrılan dosyada 1'i tutuklu, 15'i firari 16 sanığın yargılanmasına devam edildi. Tutuklu sanık Ömer Deniz Dündar SEGBİS üzerinden duruşmaya katıldı.

Gaziantep'ten Ankara'ya uzanan güzergâh

Saldırının failleri konusunda hazırlanan iddianamede, canlı bombalardan birinin Yunus Emre Alagöz, diğerinin ise kimliği belirlenemeyen Suriye uyruklu bir kişi olduğu belirtildi.

Dava dosyasına giren bilgilere göre canlı bombaları Ankara'ya getiren araçların Gaziantep'ten hareket ettiği ve güzergâhlarına ilişkin MOBESE ile HTS kayıtlarının dosyaya dahil edildiği belirtildi.

AA'nın saldırı sonrasındaki haberlerine göre ise iki canlı bombadan biri olarak belirlenen Alagöz ile kimliği tespit edilemeyen diğer saldırganın, saldırıdan yaklaşık 12 saat önce Suriye kırsalından Türkiye'ye giriş yaptığı bilgisi yer aldı.

Saldırganların Ankara'ya Gölbaşı üzerinden giriş yaptığı ve daha sonra Gar'a ulaştığı da soruşturma kapsamında ortaya konuldu.

Asıl soru: DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl örgütlendi?

10 Ekim katliamı tek başına gerçekleşen bir eylem değildi. İddianamede çok sayıda sanık DEAŞ yapılanmasıyla bağlantılı olmakla suçlandı. Bazı sanıklar hakkında "silahlı terör örgütü DEAŞ üyesi olmak" suçundan hapis cezaları talep edildi; bazı sanıklar hakkında ise saldırıya ilişkin çok daha ağır suçlamalar yöneltildi.

Daha da dikkat çekici olan ise saldırının, 20 Temmuz 2015'te 34 kişinin öldüğü Suruç saldırısından yalnızca 82 gün sonra gerçekleşmiş olmasıydı. DEAŞ, Suruç'un ardından Ankara Garı'nda ikinci büyük katliamını gerçekleştirdi.

Bugün davanın yeni aşamasında mahkemenin Suriye ve Irak'ta bulunup Türkiye'ye getirildiği belirtilen bazı kişilerin durumunu MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne sorması dikkat çekti. Mahkeme Ömer Deniz Dündar'ın tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı 3 Aralık'a bıraktı.

11 yıl sonra değişmeyen soru şu:

Suriye'den Türkiye'ye giren, Gaziantep'ten Ankara'ya ulaşan ve başkentin göbeğinde 101 insanı katleden DEAŞ ağı Türkiye'de nasıl bu kadar rahat hareket edebildi? Bu ağın tüm bağlantıları gerçekten ortaya çıkarıldı mı?

Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?

Can Holding soruşturmasında 88 milyar TL’lik şüpheli finansal hareketlilik iddiası, 121 şirket ve peş peşe gelen gözaltı ve tutuklamalar gündeme gelmişti

25.09.2026 20:00:00
Haber Merkezi
 
Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?
Fon vurgunu da Can Holding gibi mi sonuçlanacak?
Can Holding soruşturmasında 88 milyar TL'lik şüpheli finansal hareketlilik iddiası, 121 şirket ve peş peşe gelen gözaltı ve tutuklamalar gündeme gelmişti. Yaklaşık bir yıl sonra ise el konulan şirketlerden 33'ünün yönetimi yeniden holdinge bırakıldı.

Şimdi yüz binlerce yatırımcının parasını ilgilendiren fon soruşturmasında aynı soru soruluyor: Bugün milyarlar konuşuluyor, yarın ne olacak?

Yüz binlerce yatırımcının parasının akıbetinin tartışıldığı soruşturmada gözaltı ve tutuklama dalgaları devam ederken, kamuoyunun hafızasında yaklaşık bir yıl önceki Can Holding operasyonu da yeniden canlandı.

Çünkü iki dosyanın hukuki konusu aynı olmasa da ortaya çıkan tablo önemli bir karşılaştırmayı gündeme getiriyor: Büyük miktarda para hareketleri, şirketler, malvarlıkları, gözaltılar, tutuklamalar ve ardından tedbirlerin kaldırılması...

Peki fon dosyasının sonu da Can Holding dosyasındaki gibi mi olacak?

CAN HOLDİNG'DE NE OLMUŞTU?



Can Holding'e yönelik operasyon 11 Eylül 2025'te başlatıldı. Savcılığın açıklamalarına göre soruşturma; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma, nitelikli dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama iddiaları üzerine yürütüldü.

MASAK ve mali denetim raporları doğrultusunda, şirketler üzerinden kaynağı belirsiz para girişleri yapıldığı, paranın farklı şirketler arasında dolaştırılarak izinin gizlenmeye çalışıldığı, faturasız işlemler ve sahte belgeler kullanıldığı ileri sürüldü. Bunların tamamı soruşturma kapsamında ileri sürülen iddialardır; kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmemektedir.

İlk operasyonda 121 şirketin malvarlığına el konuldu ve TMSF kayyum olarak atandı.

Habertürk ve Show TV gibi medya kuruluşlarının yanı sıra eğitim, enerji ve başka sektörlerde faaliyet gösteren şirketler de tedbir kapsamına alındı.

88 MİLYAR TL'LİK HAREKETLİLİK İDDİASI



Dosyanın en dikkat çekici rakamlarından biri ise 88 milyar TL oldu.

Soruşturma dosyasına eklenen MASAK raporunda, Can Holding ve ilişkili 121 şirketin 2020-2021 yıllarındaki banka hesaplarında toplam 88 milyar TL tutarında kaynağı belirsiz finansal hareketlilik bulunduğu belirtildi.

KİMLER GÖZALTINA ALINDI?

İlk operasyonda aralarında Can Holding yöneticilerinin de bulunduğu 10 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

İlk aşamada gözaltına alınanlar arasında Mehmet Kenan Tekdağ'ın da bulunduğu bildirildi. Daha sonraki soruşturma kapsamında Can Holding yöneticileri Kemal Can ve Mehmet Şakir Can hakkında da işlem yapıldı.

Soruşturma bununla da bitmedi. İkinci dalgada 26 şüpheli gözaltına alındı. Bunlar arasında Mehmet Kenan Tekdağ, Remzi Sanver, Şakir Can ve Murat Can'ın eşleri Betül Can ile Zühal Can'ın yanı sıra Binsat Holding yöneticileri Arafat Bingöl ve Cengiz Bingöl gibi isimler de yer aldı. İkinci dalga operasyonunda gözaltına alınan 25 şüpheliden 11'i tutuklandı.

Daha sonra Can Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Can'ın da tutukluluğu sona erdirilerek konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiriyle tahliye edildiği bildirildi. Bu davada tutuklu kalmadı.

FON SORUŞTURMASINDA RAKAMLAR BÜYÜYOR



Sermaye piyasalarındaki fon soruşturması büyüyor. 69 şüpheli hakkında işlem yapılırken 26 kişi tutuklandı, 25 şüphelinin gözaltı işlemleri sürüyor, 11 firari aranıyor.

Soruşturmanın merkezinde piyasa dolandırıcılığı ve suç gelirlerinin aklanması iddiaları bulunuyor. Savcılık ve MASAK tarafından çok sayıda şirket yöneticisinin para ve kripto varlık hareketleri inceleniyor.

Mali tedbirlerde ise dikkat çeken rakamlar ortaya çıktı. 387 milyon TL'nin üzerindeki para dondurulurken, yaklaşık 362 milyon TL için de el koyma tedbiri uygulandı. Ayrıca yaklaşık 2,5 milyar TL'lik işlem teşebbüsünün durdurulduğu bildirildi.

Soruşturma kapsamında 2 özel jet, 1 lüks yat ve 5 lüks araca da el konuldu. SPK ise bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarında tasfiye süreci başlattı.

Vatandaş aynı soruyu soruyor: Fon dosyasının sonu da Can Holding gibi mi olacak?

Bugün sert operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalarla başlayan süreç, yarın bazı şirket ve varlıkların sahiplerine geri verilmesiyle mi sonuçlanacak?

SPK bu işlemleri neden daha önce tespit edemedi?

Fonlardaki para hareketleri ve şirketler arasındaki transferler neden zamanında fark edilmedi?

Riskli işlemler hangi tarihten beri biliniyordu?

Maliye Bakanlığı'na bağlı MASAK'ın daha erken devreye girmesini gerektiren herhangi bir işaret yok muydu?

Bu iş nasıl bu kadar büyüdü ve neden daha önce durdurulmadı?

Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı

Milyarlarca liralık finansal manipülasyon ve dolandırıcılık iddialarıyla çalkalanan "fon soruşturması" kapsamında adli ve mali tedbirler en üst seviyeye çıkarıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, yürütülen çok yönlü operasyonlarda bugüne kadar 45 şüphelinin tutuklandığını açıklarken, fon sahipleri ile yöneticilerinin mal varlıklarına el konulduğunu ve birinci derece yakınlarının varlıklarının dondurulduğunu duyurdu

25.09.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı
Bakan Gürlek fon soruşturmasında son bilançoyu açıkladı
Türkiye sermaye piyasalarını sarsan ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesi kapsamında yaptığı suç duyurularıyla başlayan devasa fon soruşturmasında son durum netleşti. Yaklaşık 455 bin yatırımcıyı doğrudan etkileyen ve milyarlarca liralık vurgun iddialarını barındıran süreçte, devletin adli ve mali mekanizmaları topyekûn harekete geçti.

Bakan Gürlek'ten güncel bilanço ve mali abluka

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonundaki operasyonların güncel bilançosunu paylaştı. MASAK ve emniyet birimlerinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalarda toplam 76 şüpheliye adli işlem yapılırken, 45 kişi tutuklandı, 5 şüpheliye adli kontrol verildi ve 12 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Gözaltındaki 14 şüphelinin işlemleri ise sürüyor.

Soruşturma kapsamında fon yöneticileri ve sahiplerinin mal varlıklarına el konulurken, birinci derece yakınlarının hesapları donduruldu. Bakan Gürlek, asıl amaçlarının kaçırılan fonları geri getirerek mağdur vatandaşların haklarını karşılamak olduğunu vurgulayarak hukukun üstünlüğü vurgusu yaptı.

İş dünyasından isimler ve sosyal medya tedbirleri

Soruşturma sürecinde iş ve finans dünyasından holding patronları ile yöneticilerin de aralarında bulunduğu pek çok isim adliyeye sevk edilerek tutuklandı.

Öte yandan, piyasalarda panik yaratan paylaşımlar yaptığı belirlenen 246 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da yakından takip edildiği ifade ediliyor.

Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir" değerlendirmesinde bulundu

25.09.2026 18:30:00
AA
 
Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı
Erdoğan'dan ilk net 'Mekke Anlaşması' mesajı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'de yayın yapan Newsweek dergisinin sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na ilişkin başlıca hedefleri sorulan Erdoğan, dünyanın ciddi kırılmalardan geçtiğini belirtti.

Türkiye'nin kuzeyinde Rusya-Ukrayna Savaşı'nın devam ettiğini, güneyinde ve doğusunda da çatışmalar yaşandığını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Çatışmalar bölgemizin güvenliğini, ekonomisini ve istikrarını doğrudan etkiliyor. Böyle dönemlerde diplomasinin alanını daraltmak yerine genişletmek uluslararası toplumun müşterek mesuliyetidir. Türkiye olarak Genel Kurul'daki önceliğimiz, çatışmaların daha geniş coğrafyalara yayılmasını önlemek, diplomatik kanalları açık tutmak ve tarafların yeniden müzakere zemininde buluşmasına katkı sağlamaktır. Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Orta Doğu'daki gerilimlere kadar ihtilafların bütün taraflarıyla temas kurabilen ve barış için inisiyatif alabilen bir ülkedir."

Dünyanın ağırlık merkezinin değiştiğini belirten Erdoğan, "Yeni güç merkezleri yükselirken, daha fazla ülke küresel karar alma süreçlerinde hak ettiği yeri talep ediyor. Birleşmiş Milletler, bu değişimin gerisinde kalmamalıdır. Güvenlik Konseyi'nin daha temsili, daha etkin ve daha hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Genel Kurul'un iradesinin daha güçlü biçimde karar süreçlerine yansıdığı, sorumluluğun daha adil paylaşıldığı bir uluslararası sistem için reform artık ertelenemez." ifadelerini kullandı.

Türkiye ile doğrudan sınırı bulunan İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş konusunda büyük bir belirsizlik söz konusu olduğu ifade edilerek, "ABD- İran ihtilafında her iki tarafa da barış yolunu izleme çağrısında bulundunuz. Ancak gerilim tırmanmaya devam ederken, mevcut küresel istikrarsızlığın çözümü için hangi adımları atmayı öngörüyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, gerilimi büyütecek adımlardan kaçınmak ve tarafları müzakere zemininde buluşturmak gerektiğini vurguladı.

Kalıcı çözümün ancak bu yolla mümkün olabileceğine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"ABD, NATO'daki müttefikimizdir. İran, bizim komşumuzdur. Sayın (Donald) Trump'la son görüşmemizde de İran ile ABD arasındaki gerilimde diplomasiden azami ölçüde istifade edilmesi gerektiğini ifade ettim. İranlı muhataplarımızla da temas kanallarımız açıktır. Türkiye'nin önemli bir imkanı ihtilaf yaşayan taraflarla konuşabilmesidir. Bu imkanımızı da gerilimi düşürmek için kullanıyoruz. Bu temasların netice vermesi, bölgemizin güvenliği kadar küresel ekonomi açısından da önem taşıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim enerji arzını ve küresel ticareti doğrudan etkiliyor. Önceliğimiz çatışmanın yayılmasını önlemek, ticaret yollarının güvenliğini korumak ve tarafları yeniden müzakere masasına döndürmektir."

"Bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın "ABD'nin güvenlik garantilerinden bağımsız olarak hem İran'a hem de İsrail'e karşı bölgesel caydırıcılığı tahkim etmeye yönelik bir adım" olarak değerlendirildiği belirtilerek yöneltilen, "Bu anlaşmanın verdiği mesaj ve stratejik önemi nedir? Ayrıca anlaşma, İran'ın veya Irak ve Yemen'deki müttefiklerinin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları karşısında Türkiye'nin müdahalede bulunması ihtimalini de beraberinde getiriyor mu?" sorusuna da yanıt verdi.

Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı İran'a, İsrail'e veya herhangi bir üçüncü ülkeye karşı kurulmuş bir ittifak olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu anlaşma daha güvenli, barışçıl ve müreffeh bir geleceğin inşası için üstlendiğimiz müşterek sorumluluğun bir ifadesidir." görüşünü paylaştı.

Uzun zamandır bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi gerektiğini söylediklerini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Güvenliğimizi tahkim etmek, caydırıcılığımızı artırmak ve bölgemizde kalıcı istikrarı güçlendirmek istiyoruz. Anlaşma, BM Şartı'nın 51'inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına dayanmaktadır. Anlaşma üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmetmektedir. Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir. Dolayısıyla Irak'ta, Yemen'de veya başka bir yerde meydana gelebilecek her hadiseye bugünden otomatik bir askeri senaryo yazmak doğru olmaz."

"Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, "ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisinden sık sık övgüyle söz ettiği ve Türkiye'nin İran çatışmasına müdahil olmamasını da takdir ettiği, buna karşılık diğer NATO üyelerini yeterince müdahil olmadıkları gerekçesiyle eleştirdiği" belirtilerek, "Aranızdaki bu ilişki, Türkiye-ABD ilişkilerini daha ileriye taşımak açısından ne tür fırsatlar sunabilir? Örneğin, Beyaz Saray'ın İran'ın ticaret ortaklarına yönelik yaptırım tehditlerini hayata geçirmesi halinde mevcut tablonun değişebileceği konusunda herhangi bir endişe duyuyor musunuz?" sorusu yöneltildi.

Trump ile doğrudan ve açık konuşabildiği bir ilişkisi olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bunun Türkiye-Amerika ilişkileri ve hatta bölgemizdeki gelişmeler bakımından önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Son görüşmede İran meselesinden bölgesel güvenliğe, Gazze'den ikili ilişkilere kadar geniş bir gündemi doğrudan ele aldıklarını bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Liderler arasında açık bir iletişim bulunduğunda, zaman zaman olabilecek görüş farklılıklarının yönetilmesi ve ortak çözüm yollarının üretilmesi de kolaylaşıyor. Türkiye ile ABD arasında uzun yıllara dayanan köklü ve çok boyutlu müttefiklik ilişkileri bulunuyor. Savunma sanayi, ticaret ve bölgesel güvenlik başta olmak üzere ciddi bir işbirliği pratiğimiz ve bunu daha da geliştirme potansiyelimiz bulunuyor. Bu nedenle böylesine güçlü temellere sahip ilişkilerimizi muhtemel senaryoları üzerinden konuşmayı da doğru bulmam. İran'la ABD arasındaki mevcut duruma dair Sayın Trump'la samimi bir diyaloğumuz var ve olası her türlü gelişmeyi de kendisiyle zamanı geldiğinde yine açık biçimde konuşuruz. Ancak şunu söyleyebilirim ki Türkiye egemen bir devlet olarak komşularıyla ilişkilerini, müttefiklik yükümlülüklerini, bölgesel sorumluluklarını ve milli menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da en dengeli ve olması gerektiği şekilde gözeterek hareket eder."

Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de yakın bir ilişkisi bulunduğu anımsatılarak, "Bazı İsrailli yetkililerin Türkiye'yi İran'ın ardından 'sıradaki tehdit' olarak nitelendirmeye başladığı bir dönemde, İsrail'in ABD yönetimi üzerindeki etkisi konusunda endişe duyuyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington'daki muhatabımız Amerika Birleşik Devletleri yönetimidir. Sayın Trump'la konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan konuşuyoruz." yanıtını verdi.

İsrail yönetimiyle birçok konuda ciddi görüş ayrılıklarının olduğunun bilindiğini aktaran Erdoğan, "Son dönemde İsrail'de Türkiye'yi yeni bir tehdit kaynağı olarak sunmaya dönük hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail'deki iç siyasi süreç ve seçim atmosferiyle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu dili bölgesel barışa katkı sağlayan sorumlu bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Türkiye'nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti yoktur. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı derinleştiren adımlaradır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsrail'in son dönemde Suriye'ye yönelik saldırıları ve İsrail'in Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşması gibi meseleler, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran başlıklar olarak öne çıktı. Bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini öngörüyor musunuz? Böyle bir durum NATO açısından ne anlama gelir?" sorusunu da yanıtladı.

"Türkiye dış politikasını kaçınılmaz savaş senaryoları üzerinden kurmaz." ifadelerini kullanan Erdoğan, Suriye konusunda yaklaşımlarının net olduğunu belirtti.

"Suriye'nin bütünlüğü" vurgusunu yapan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, bütün bölgemizin menfaatinedir. İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Şu nettir ki İsrail'in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye'nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın tesisini güçleştiriyor. Halbuki Suriye'nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır."

Türkiye'nin NATO içinde güçlü bir konumda olduğunu kaydeden Erdoğan, Yunanistan'ın veya başka bir ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelmiş bir tehdit şeklinde okumaz. Bununla birlikte milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak bakımından hangi sonuçları doğuracağını bugünden tartışmak yerine böyle bir ihtimalin ortaya çıkmasını önleyecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olur. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi düşüren, caydırıcılığı tahkim eden, karşılıklı kuşatma anlayışını aşan ve uluslararası hukuku esas alan 360 derece güvenlik anlayışı temelinde şekillendirilmiş müttefiklik ilişkileri ve bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçiyor."

"Terörsüz Türkiye stratejik bir hedef"

"Suriye'deki gerilimlere rağmen PKK'nın feshedilmesi de dahil olmak üzere Türkiye'nin çıkarları açısından bu alanda bir dizi olumlu gelişmeye tanıklık ettik. Bu gelişme, Türkiye'nin milli güvenliği açısından ne anlam ifade ediyor? Ayrıca, ABD veya İsrail'in Kuzey Irak'ta, bazıları PKK ile tarihi bağlara sahip İranlı Kürt muhalif hareketleri desteklemeye yönelik olası girişimleri konusunda endişe duyuyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Terörsüz Türkiye"nin ülke için takvim meselesinden öte stratejik bir hedef olduğunun altını çizdi.

On yıllardır can alan, kaynakları tüketen, Türkiye'nin ve bölgenin kalkınmasının önünde engel oluşturan terör meselesini kalıcı biçimde gündemden çıkarmak istediklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"PKK'nın fesih ve silah bırakma yönünde aldığı kararları bu bakımdan önemli bir eşik olarak görüyoruz ancak asıl olan, alınan kararların sahada eksiksiz uygulanmasıdır. Örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması, illegal yapının tasfiye edilmesi ve bu sürecin devletimizin ilgili kurumlarınca tespit ve teyit edilmesi gerekiyor. Suriye'deki gelişmeleri de aynı anlayışla takip ediyoruz. Oradaki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi, Suriye'nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve toplumsal birliğinin tahkimi açısından zaruridir. Bu sürecin eşit vatandaşlık temelinde ilerlemesini, Kürtler dahil bütün Suriye halkının kendisini daha emniyetli, daha özgür ve daha müreffeh hissedeceği bir düzenin kurulmasını destekliyoruz. Suriye'nin birliği güçlendikçe bölgemizin güvenliği de güçlenecektir.

İran'daki gelişmeler sırasında PKK/PJAK'ın ortaya çıkan şartlardan faydalanma girişimlerini de yakından takip ediyoruz. İran'ın iç meseleleri dış müdahalelerden uzak biçimde, İran halkı tarafından çözülmelidir. Etnik ve mezhebi fay hatlarının harekete geçirilmesi, İran'ı ve bütün bölgemizi uzun süreli bir istikrarsızlığa sürükler. Buna müsaade edilmemelidir."

"Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değil terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kürtler, bizim kardeşlerimiz. Bin yıldır beraber, iç içe yaşıyoruz. Sevincimiz de bir. Her zaman söylüyorum: Kürtler, Araplar ve Türkler olarak etle tırnak gibiyiz. Kürt kardeşlerimizin huzurunu, güvenliğini ve refahını terör örgütlerinin veya dış güçlerin hesaplarından ayrı tutuyoruz. Türkiye'nin ölçüsü etnik kimlik değildir, terör, şiddet ve milli güvenliğimize yönelik tehdittir. Bölgemizde hiçbir topluluğun başka ülkelerin vekalet savaşlarında kullanılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına katkı sağlamaya hazırdır"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya-Ukrayna Savaşı hatırlatılarak, "NATO'nun en büyük ikinci ordusunun Başkomutanı olmanızın yanı sıra Başkan Putin ile iletişimi sürdüren bir lider olarak, Avrupa'da daha geniş çaplı bir çatışmaya doğru muhtemel bir tırmanıştan endişe duyuyor musunuz? Türkiye'nin barışın tesisi için arabuluculuk konusunda halen oynayabileceği bir rol olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine, bu savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskini göz ardı etmediklerini vurguladı.

Avrupa'da gündeme gelen sabotaj ve hibrit faaliyet iddialarının da mevcut güvenlik ortamının hassasiyetini artırdığını belirten Erdoğan, "Bu süreçte sağduyuyla hareket etmek, iddiaları sağlam deliller üzerinden değerlendirmek ve gerilimi daha da tırmandıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Türkiye olarak önceliğimiz, savaşın yeni ülkeleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmesinin önüne geçmektir." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki tutumunun 4 yılı aşkın süredir değişmediğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

"İstanbul görüşmeleri, Karadeniz Tahıl Girişimi ve esir takasları, her iki tarafla konuşabilmemizin ortaya çıkardığı somut neticelerdir. Türkiye, NATO'nun güçlü bir müttefikidir. Aynı zamanda Sayın Putin'le ve Ukrayna yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyoruz. Bunda bir çelişki görmüyorum. Arabuluculuk yapabilmek için ihtilafın her iki tarafıyla da konuşabilmeniz gerekir. Sayın Putin'le Bişkek'te yaptığımız son görüşmede de barışın sağlanması için Türkiye olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu açık biçimde ifade ettim.

Bugün üzerinde hassasiyetle durduğumuz meselelerden biri Karadeniz'in güvenliğidir. Sivil deniz taşımacılığının, ticaret yollarının ve enerji altyapısının savaşın dışında tutulması için taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı biçimde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Savaş uzadıkça insani, ekonomik ve siyasi maliyet büyüyor. Gerekli siyasi irade ortaya konulduğunda Türkiye, yeniden müzakere masasının kurulmasına ve barışın önünün açılmasına katkı sağlamaya hazırdır."

"Türkiye'ye 'Batı mı, Doğu mu?' şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmuyoruz"

"Jeopolitik eğilimlerin de değişmesiyle birlikte, yeni güç merkezlerinin ortaya çıktığı, giderek daha çok kutuplu hale gelen bir dünyanın doğuşuna tanıklık ediyoruz. Türkiye'yi bu yeni dönemde nasıl yönlendirmeyi, Çin de dahil olmak üzere Batılı ve Doğulu güçlerle ilişkilerde nasıl bir denge gözetmeyi ve ülkenizin bölgede ve ötesinde istikrarlı ve etkili bir konuma sahip olmasını nasıl sağlamayı planlıyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Türkiye'ye 'Batı mı, Doğu mu?' şeklinde bir tercih dayatılmasını doğru bulmuyoruz." yanıtını verdi.

NATO Ankara Zirvesi'ne ev sahipliği yaptıklarını anımsatan Erdoğan, "NATO'daki güçlü konumumuzu tahkim ederken Türk Devletleri Teşkilatındaki işbirliğimizi derinleştiriyor, İslam İşbirliği Teşkilatında aktif sorumluluk üstleniyor, diyalog ortağı olduğumuz Şanghay İşbirliği Örgütüyle ilişkilerimizi ilerletiyor, G20, D-8 ve diğer çok taraflı platformlarda da etkinliğimizi artırıyoruz. Nitekim bunun son örneği olarak ASEAN'la işbirliğimizi 'Diyalog Ortaklığı' seviyesine yükselttik." ifadelerini kullandı.

Bunun yanında bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde tesis ettikleri yeni işbirliği mekanizmalarıyla, diğer ülkelerle ilişkileri daha da geliştirerek hem coğrafyada istikrar ve refahı teşvik ettiklerini hem de ortak güvenliği ve caydırıcılık kapasitelerini tahkim ettiklerini belirten Erdoğan, "Hakeza Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bölge ülkeleriyle ortaklaşa biçimde hayata geçirmekte olduğumuz bu vizyonumuzun yakın zamandaki en müstesna örneğini teşkil etmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye'nin müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çin ile ticareti, yatırımları ve bağlantısallığı geliştirmek istediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu doğrultuda Türkiye, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor'un küresel lojistik ve ticarette daha büyük bir rol üstlenmesini önemsemekte ve TRIPP gibi hem bölge açısından stratejik vizyon sunan hem de Orta Koridoru daha da kuvvetli kılacak girişimleri desteklemektedir. Aynı zamanda Basra Körfezi'ni Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi'ni Irak'la birlikte hayata geçirmekte, bir yandan da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'a yeni bir demir yolu ve kara yolu bağlantısallık vizyonunu ortaya koymaktadır.

Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki müstesna konumu, çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politika yürütmemizi tabii kılıyor. Biz, milli menfaatlerimizi, bölgesel istikrarı ve küresel barışı birlikte gözetiyor, köklü ittifaklarımızı muhafaza ederken yeni ortaklıklar kuruyor, gerektiğinde farklı güç merkezlerini aynı masa etrafında buluşturuyoruz. Türkiye'nin istikameti açıktır: Kendi iradesiyle hareket eden, bölgesinde istikrarı tahkim eden ve küresel meselelerde söz ve sorumluluk sahibi güçlü bir ülke olarak bu çizgiyi kararlılıkla sürdürmek."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.