logo
26 MART 2026

Doğu Akdeniz–Afrika Boynuzu hattı ve Türkiye’nin kaçırdığı bütünlük

28.12.2025 00:00:00
İsrail'in Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu'nda eş zamanlı ilerleyen politikaları, bölgesel rekabetin artık tek bir deniz ya da tek bir cephe üzerinden okunamayacağını gösteriyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirilen askeri iş birlikleri ile Somaliland'a yönelik tanıma tartışmaları, farklı coğrafyalara ait gibi görünse de aynı stratejik aklın ürünüdür: deniz yolları üzerinden nüfuz inşası.
 
Doğu Akdeniz'de İsrail'in Yunanistan ve GKRY ile kurduğu hat, çoğu zaman enerji projeleriyle anılıyor. Oysa bu iş birliklerinin asıl değeri, İsrail'e Avrupa merkezli bir siyasi ve hukuki temas alanı açmasında yatıyor. Ortak tatbikatlar, savunma sanayi anlaşmaları ve istihbarat paylaşımı, İsrail'in bölgedeki varlığını geçici askeri ortaklıkların ötesine taşıyor. Böylece Doğu Akdeniz, İsrail için yalnızca bir enerji havzası değil; siyasi meşruiyet üreten bir alan haline geliyor.
 
Bu denklem, güneyden Kızıldeniz'e uzanmadığı sürece eksik kalıyor. Babülmendep Boğazı, İsrail açısından artık uzak bir ticaret rotası değil; doğrudan ulusal güvenliği etkileyen bir geçiş noktası. Yemen merkezli Husilerin deniz trafiğine yönelik eylemleri, İsrail tarafından tekil saldırılar olarak değil, İran merkezli bölgesel bir ağın uzantısı olarak değerlendiriliyor. Dolayısıyla İsrail, tehdidi yalnızca askeri değil, coğrafi ve siyasi zeminiyle birlikte ele alıyor.
 
Bu noktada Somaliland meselesi devreye giriyor. Somaliland, uluslararası hukukta tanınmayan ancak fiilen devlet benzeri kurumlar kurmuş bir yapı. İsrail'in bu yapıyı tanıyan ilk ülke olma ihtimali, askeri bir hamleden ziyade hukuki ve diplomatik riskleri göze alan stratejik bir tercihe işaret ediyor. Burada amaç, Husilere yakınlaşmak ya da İran'la örtük bir temas kurmak değil; İran bağlantılı yapıların Kızıldeniz'deki hareket alanını izleyebilecek ve sınırlayabilecek bir coğrafi dayanak noktası elde etmek.
 
İsrail bu adımı atarken, uluslararası hukukun açık ihlalinden kaçınmaya özen gösteriyor. Resmi söylemde öne çıkan kavramlar "deniz güvenliği", "ticaret yollarının korunması" ve "bölgesel istikrar". Bu dil, tanımanın doğurabileceği hukuki ve siyasi sonuçları yumuşatmayı amaçlıyor. Ancak risk ortadan kalkmış değil: Somaliland'ın tanınması, Somali'nin toprak bütünlüğü ilkesini zedeleyebilecek bir emsal yaratma potansiyeline sahip.
 
Tam bu noktada Türkiye'nin duruşu kritik önem kazanıyor.
 
Türkiye, Doğu Akdeniz'de askeri caydırıcılık ile hukuki argümanları birlikte kullanan nadir aktörlerden biri. Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakatı, Türkiye'nin bölgedeki dışlanma girişimlerine verdiği en güçlü yanıttı. Deniz kuvvetlerinin artan görünürlüğü, bu hukuki zemini fiili kapasiteyle destekledi. Ancak Türkiye'nin karşı karşıya olduğu sorun, askeri varlık eksikliği değil; stratejik bütünlük sorunu.
 
İsrail, Doğu Akdeniz'de kurduğu ilişkileri Avrupa'ya; Afrika Boynuzu'ndaki hamlelerini Kızıldeniz'e bağlıyor. Türkiye ise bu iki alanı çoğu zaman ayrı dosyalar olarak ele alıyor. Bu parçalı yaklaşım, Ankara'nın elindeki imkanları tam kapasite kullanamamasına yol açıyor.
 
Afrika Boynuzu'nda Türkiye'nin pozisyonu ise daha tutarlı. Somali'nin toprak bütünlüğünü açık biçimde destekleyen Ankara, Mogadişu'daki askeri eğitim üssü ve güvenlik sektörü reformuna verdiği destekle merkezi hükümetin en önemli ortaklarından biri konumunda. Bu durum, Somaliland'ın tanınmasına karşı Türkiye'ye güçlü bir hukuki ve siyasi zemin sağlıyor.
 
Ancak bu güçlü duruş, çoğu zaman Somali ile sınırlı kalıyor. Oysa Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz güvenliği, Türkiye'nin ticaret ve enerji hatları açısından da hayati öneme sahip. Türkiye, bu hattı yalnızca Somali bağlamında ele aldığında, İsrail gibi aktörlerin kurduğu çok katmanlı denklemin gerisinde kalıyor.
 
Türkiye'nin yapması gereken, Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu'nu tek bir stratejik çerçeve içinde düşünmektir. Doğu Akdeniz'de askeri caydırıcılık sürdürülürken, Mısır ve İsrail ile sınırlı ama işlevsel diplomatik kanallar açılmalı; Yunanistan-GKRY ekseninin tek seçenek olduğu algısı kırılmalıdır. Afrika Boynuzu'nda ise Somali merkezli politika, deniz güvenliği ve çok taraflı iş birliği boyutuyla genişletilmelidir.
 
Somaliland konusunda Türkiye'nin tanımaya karşı duruşu korunmalıdır. Ancak bu yapı tamamen yok sayılmamalı; teknik, ticari ve insani alanlarda dolaylı temaslar kurulmalıdır. Bu yaklaşım hem hukuki ilkelere zarar vermez hem de Türkiye'nin sahadaki nüfuzunu artırır.
 
Sonuç olarak İsrail, denizleri birleştirerek güç inşa ediyor. Türkiye ise hala bu denizleri ayrı ayrı okumaya çalışıyor. Yeni dönemde farkı belirleyecek olan askeri kapasite değil; bu kapasiteyi hangi coğrafi ve hukuki bütünlük içinde kullandığınız olacaktır. Türkiye bu bütünlüğü kurabildiği ölçüde, yalnızca dengeleyen değil, denklemi belirleyen bir aktöre dönüşebilir.
 
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.