logo
08 AĞUSTOS 2026

Ehl-i Beyt ve Türkler

İmanın muhafazası ve ahiretin kazanılmasında en büyük amil ibadettir. İbadet; bir zevk, bir gönül sevdası, bir şölene dönüşürse, bambaşka bir güzelliktir. İşte, ibadeti manevi bir şölene dönüştüren ana faktör de zikrullahtır

01.03.2026 00:10:00
Haber Merkezi
 
Ehl-i Beyt ve Türkler
Ehl-i Beyt ve Türkler
İmanın muhafazası ve ahiretin kazanılmasında en büyük amil ibadettir. İbadet; bir zevk, bir gönül sevdası, bir şölene dönüşürse, bambaşka bir güzelliktir. İşte, ibadeti manevi bir şölene dönüştüren ana faktör de zikrullahtır.

Yaptığımız ibadetin feyzini almamız lazım. İbadeti yaptığımızda Yaratan'la irtibat hâlinde olduğumuzu hissetmeliyiz. Cenab-ı Hak, ayette şöyle buyuruyor: "Beni zikredin ki Ben de, sizi zikredeyim."

Bunun mânâsı şudur: Biz "Allah" diyoruz; O da, "Ne var kulum, buyur kulum" diyor. Cenab-ı Hakk'ın 99 güzel ismi var. Hangi basamaktan, hangi esmadan, hangi ayetten O'na nida edersek, oradan bize cevap veriyor.







Cenab-ı Hakk'ın esma-i ilahisini andığımız, okuduğumuz, ayetlerini okuduğumuz ölçüde ve de nispette Rabb'imizle konuşuyoruz.

Akıl boyutuyla işi bilmek tabii ki güzel. Ama bilmesek de, manasını anlamasak da, O bizim kendi iç tabiatımızda, derunumuzda fevkalade bir haz, bir maneviyat oluşturuyor.

Bazıları, ilim adına, "manasını bilmiyorsun. Onun ne faydası var?" gibi bir mantık ileri sürüyorlar. Bu çok yanlış bir mantıktır. Bir örnekle açıklarsak; Bizim, doktorların yazdığı reçeteleri kullanabilmemiz için eczacılık fakültesini bitirmemiz gerekmez. İlaçları doktorun tavsiyelerine uyarak kullanırız ve sıhhatimize kavuşuruz.







Sıhhate kavuşmak, doktorun dediğini yapmakla mümkün. Yani şunu demek istiyoruz: İnsan manasını bilse de, bilmese de okuduğu Kur'an'ın, yaptığı zikrullahın feyzini, muhabbetini alır.






Nefsi terbiye etme metotları

Nefsin terbiyesi için ilahi ölçülere uymak şarttır. Kur'an okumak, Allah'ı zikretmek, bu manada kâmil bir insanın dediğini harfiyyen yerine getirmek elzemdir. O zatın da, müteselsilen yetişmiş, hakiki âlim olması lazım.

Mesela birden bir tanesi ortaya çıkmış, kendini mürşit ilan etmiş. Bunun irşatla, ikazla ne alakası var? "Ama Hocam o adam acayip şeyler konuşuyor" denirse, biz de, "O adam felsefe bilmiyor, tarih bilmiyor" demiyoruz; "İnsanı tanımıyor, onun ruhaniyetini, nefsaniyetini anlamıyor. Bu sezgiden mahrum" deriz.







Nefsin terbiyesinde değişik metotlar vardır. Nefsin terbiye ve tezkiyesinde, en etkili metot nefsin tamamen zikrullah ile tezkiye edilmesidir. Burada ibadet çok önem taşır. Nefis, kâmil insanın kontrolünde halis ibadetlerle terbiye edilir. Zikir ve tecelli yolu dediğimiz bu metotla insan, kemal hâline kavuşur.






Tasavvuf, Resûlullah'ın hâlidir

Tasavvuf, insanın, halk içinde Allah ile beraber olmasıdır. İnsanın asıl gayesi budur. Bu hâle insan ibadetle vasıl olur? Kim çıkar da, "Bu, İslam'da yoktur" derse, İslam'ı toptan inkâr etmiş olur.

İslam'ın hayat tarzıdır tasavvuf... İslam'ın hâl boyutudur. Bu tip iddialar kanaatimiz o ki bazı insanların takdirini kazanabilmek için söylenmiş sözlerdir veya cehalettendir veya gaflettendir.

Tasavvuf; Resûlullah'ın (s.a.a.) hâlidir, Ehl-i Beyt'in hâlidir. Belki adı konulmamıştır ama Peygamber'in (s.a.a.), sahabesinin ve bilhassa Ehl-i Beyt'inin hâlidir.







Ehl-i Beyt ve Türklerin Tasavvuf anlayışı

İslam dünyasında tasavvufu en güzel tarzda hayatına geçiren Türk milletidir. Sahabi içerisinde de bu hayatı en verimli şekilde yaşayan Ehl-i Beyt'tir.

Bir manada Ehl-i Beyt'in hâli, kulluğun doruk noktada yaşanmasıdır. Kulluktan murat; ideolojik ve siyasi analizlerden dini tamamen uzaklaştırıp, ibadet ve kalbî boyutta Allah'a vasıl olmaktır.

Yani kulun kalp kulvarında Allah'a yürümesidir. Ehl-i Beyt'in tamamı, başta Fahr-i Âlem Efendimiz olmak üzere, Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendilerimiz ve sonra gelen İmamlar, bu yolda fevkalade nitelikte bir kulluk örneği oluşturmuşlar, zevk-i manevi ile o kalp kulvarından Allah'a yürümüşlerdir.

Türklerin Müslüman olu-şuna baktığımız zaman ise; Ehl-i Beyt'in onları etkilediğini, bu metotla İslam'ı yaşadıklarını, etraflarına, komşularına, dostlarına da bu şekilde tebliğ ve tebşir ettiklerini görüyoruz.







Onun için bizim dünyamızda Ahmed Yesevi'nin, Hacı Bektaş'ın yeri çok özeldir. Türk milleti İslam'ı zevk boyutuyla, kalp boyutuyla hayatına geçiren örnek bir millettir.

Onun için bizim İslam'ı yaşama tarzımız, Sevgili Peygamberimizin ve Ehl-i Beyt'inin yaşama tarzıdır. Bunun te'vil ve tefsiri yoktur.

Dikkat edilirse, Anadolu'nun her köşesinde evliya ruhaniyeti buram buram kokar. Çünkü onlar, Resûlullah'ın (s.a.a.) ve Ehl-i Beyt'in vârisleridir.

Türk milletinin bu manada İslam'ı yaşaması bir başkadır. Cenab-ı Hak, bunu anlamayı ve hayatına geçirmeyi bize de nasip etsin!" (Prof. Dr. Haydar Baş, İcmal Dergisi Mart 2014)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı

Büyükçekmece'de meydana gelen göçükte 2 kişinin toprak altında kaldığı ihtimali üzerine başlatılan arama kurtarma çalışmaları, göçük altında kimsenin bulunmadığının tespit edilmesinin ardından sona erdi

04.08.2026 00:30:00 / Güncelleme: 04.08.2026 06:17:18
İHA
 
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Büyükçekmece'de toprak kayması: Çalışmalar tamamlandı
Mimar Sinan Sahili'nde meydana gelen toprak kaymasının ardından göçük altında 2 kişinin bulunduğu iddiasına ilişkin yürütülen arama kurtarma çalışmaları sona erdi. AFAD, itfaiye, sağlık ve polis ekiplerinin iş makineleri desteğiyle yürüttüğü çalışmalarda herhangi bir kişiye rastlanmadı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından ekipler bölgeden ayrıldı.








Akşam saatlerinde olay yerinde inceleme yaparak bilgi alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Nuri Arslan, "Saat 18.00 civarı, Büyükçekmece Mimar Sinan Mahallesi'nde bir toprak kayması oldu. Olay duyulunca itfaiye, AFAD ekiplerimiz, Büyükçekmece Belediye Başkan Vekilimiz, Kaymakamımız, Valiliğimizle berabere olay yerine geldik. Şu an itibariyle toprak kayması olduğu yerde, toprak kaldırıldı. Şu ana kadar herhangi bir olumsuzluk yok. Hiçbir can kaybı ile karşı karşıya değiliz, şu an itibariyle de olay yeri temizlenmiş durumda. Burası, kum kaya dediğimiz bir sistem üzerine oturtulmuş ama yukarıda anladığım kadarıyla, tarım yapmış veya yoğun bahçe sulama nedeniyle oluşan bir toprak kayması. İlk ihbar, bir anne ve bir çocuk kaldığı, sonra üç kişi diye bir ihbar geldi ama tüm yetkililerle birlikte bir çalışma yaptık ve olumsuz bir şeye rastlamadık" dedi.








Toprak kayması anında bölgede olduğunu belirten Metin Küçük isimli bir vatandaş, "Buradan geçip sahile giderken bir patırtı koptu. Orada bir aile gördüm. Toprak gelince aile kalktı, oradan çıktılar" diye konuştu.

Olay hakkında konuşan görgü tanığı Çağlayan İşgören ise, "Yıkım anını görmedim ama ambulanslarla itfaiyeyi görünce yangın vardır diye tahmin ettim. Merak edip aşağı indim. Bir anne ile çocuğunun toprak altında kaldığını söylediler ama tam belli değildi. Allah'tan pazar günü olmadı. Yoksa çok insan altında kalırdı. Çünkü pazar günü iğne atsan yere düşmüyor buralarda" şeklinde konuştu.
 

Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü

Karadeniz'in eşsiz doğası ve yaylalarına ulaştıran karayollarındaki yön ve işaret tabelaları son yıllarda magandaların atış poligonuna dönüştü

01.08.2026 11:56:00 / Güncelleme: 01.08.2026 12:00:52
İHA
 
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Karadeniz yaylalarında trafik levhaları kevgire döndü
Bölge genelinde yollara güvenliği sağlamak amacıyla yerleştirilen yüzlerce trafik işaret ve yön levhası, kimliği belirsiz şahısların ateşli silahlarla hedef tahtası haline getirilmesi sonucu kevgire döndü. Sürücülerin can güvenliğini tehlikeye atan bu durum, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyonlarca liralık dev bir yük bindiriyor.






Özellikle Trabzon, Rize, Giresun ve Artvin'in virajlı, dik ve sık sık sis çöken yayla yollarında hayati önem taşıyan "Keskin Viraj", "Dur" ve "Heyelan Riski" gibi uyarı levhaları magandaların kurşunlarıyla parçalanmış durumda. Kurşun delikleri sebebiyle üzerindeki reflektörleri (gece parlayan kaplama) özelliğini yitiren tabelalar, gece seyahat eden sürücüleri adeta kör noktada bırakıyor. Bölgede sürekli yolculuk yapan yerel halk ve sürücüler duruma isyan ederek, "Zaten yollarımız engebeli ve sisli. Tabelalara bakarak yolumuzu bulmaya çalışıyoruz ama tabelalar delik deşik. Virajı göremiyoruz, uçurumu fark edemiyoruz. Bir tabela magandalığı yüzünden her an canımızdan olabiliriz" sözleriyle tepkilerini dile getirdi.








Milli servet çöpe gidiyor, tabela başına maliyet katlanıyor

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) ekipleri, kurşunlanan levhaları yenilemek için yoğun mesai harcıyor ancak takılan her yeni tabela kısa süre içinde yeniden hedef tahtası haline geliyor. Yapılan son maliyet hesaplamalarına göre; yalnızca bir tek trafik levhasının sökülmesi, yeniden imal edilmesi ve sahada montajının yapılmasının maliyeti 3-5 bin TL arasında değişiyor. Yılda belki binlerce tabelanın tahrip edildiği ülkede harcanan milyonlarca liralık milli servet magandaların "zevk" uğruna yaptığı atışlar nedeniyle çöpe gidiyor.

Tabelaları kurşunlayan kişilerin tespit edilmesi durumunda ise cezai işlem uygulanıyor. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 152 uyarınca "Kamu malına zarar verme" suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. TCK Madde 170 kapsamında meskun mahalde veya yolda silah ateşlemekten "Genel güvenliği kasten tehlikeye sokma" suçlamasıyla 6 aydan 3 yıla kadar ek hapis cezası uygulanabiliyor. Zarar verilen tüm tabelaların maliyetleri, faizleriyle birlikte faillerden nakit olarak tazmin ediliyor. Jandarma ve emniyet birimleri, vatandaşları da tabelalara ateş açan kişileri gördüklerinde plakalarıyla birlikte derhal 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbar etmeye çağırıyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.