logo
23 HAZİRAN 2026

Ekrem İmamoğlu’nun 'diploma' davası başladı

Ekrem İmamoğlu'nun 11 Eylül'de Çağlayan Adliyesi'nde görülmesi gereken "Diploma davası"nın ilk duruşması 12 Eylül tarihinde, bugün Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndaki 1 no'lu duruşma salonunda görülüyor

12.09.2025 13:58:00 / Güncelleme: 12.09.2025 16:56:31
Haber Merkezi
Ekrem İmamoğlu’nun 'diploma' davası başladı
Ekrem İmamoğlu’nun 'diploma' davası başladı
CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun 11 Eylül'de Çağlayan Adliyesi'nde görülmesi gereken "Diploma davası"nın ilk duruşması, bugün Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndaki 1 no'lu duruşma salonunda görülüyor. Jandarma eşliğinde salona getirilen İmamoğlu, alkışlarla karşılandı. İzleyici olarak salonda bulunan yurttaşlar "Hak, hukuk, adalet", "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz" şeklinde sloganlar attı.

CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diplomasının iptalinin ardından zincirleme şekilde "resmi belgede sahtecilik" iddiasıyla dava açılmış, İmamoğlu hakkında 8 yıl 9 ay hapis cezası istenmişti.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılanacağı davanın ilk duruşması ise 11 Eylül'de Çağlayan'da bulunan İstanbul Adalet Sarayı'nda görülecekti. Ancak, dava 11 Eylül'den 12 Eylül tarihine alındı.

İlk duruşma ise bugün, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi'nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndaki 1 no'lu duruşma salonunda görülüyor.

Duruşmayı; CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu ve kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu, CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek, CHP İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Hatice Selli Dursun, İYİ Parti adına Hakan Şeref Olgun, İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu, tutuklu Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in kızı Seraf Özer, İzmir Barosu, Antalya Barosu temsilcileri, Kocaeli Barosu, Uluslararası Hukuk kuruluşları takip ediyor.

Alkışlar ve sloganlarla karşılandı

Jandarma eşliğinde salona getirilen İmamoğlu, alkışlarla karşılandı. İzleyici olarak salonda bulunan yurttaşlar "Hak, hukuk, adalet", "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz" şeklinde sloganlar attı.

İmamoğlu'nun İstanbul Üniversitesi'ndeki okul arkadaşları da duruşma salonunda. İmamoğlu'na el salladılar.

İmamoğlu ve avukatlarının hazır bulunduğu duruşma, an itibariyle saat 11:50'de görülmeye başlandı.

Öğrenim durumu sorusuna İmamoğlu'ndan 'yüksek lisans' cevabı
 
İmamoğlu'nun kimlik tespiti sırasında verdiği yanıtlar ise salonda alkışlarla karşılandı. Öğrenim durumu sorusuna "yüksek lisans", sabıka kaydı sorusuna ise, "Allah'a şükür yok" diyen İmamoğlu'nun yanıtları salonda bulunan izleyiciler tarafından alkışlar ve kahkahalarla karşılandı. 
 
İmamoğlu'nun Kıbrıs'taki Girne Amerikan Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi'ndeki okul arkadaşları da İmamoğlu'na destek olmak için duruşmayı takip edenler arasındaydı.
 
"Umarım o da dinliyordur, elinde belge olmayan o kişi…"
 
Kimlik tespitinin ardından İmamoğlu, iddianameyi özetleyen hakimi, özellikle duruşma savcısına dönük bir şekilde izledi. "Akın Gürlek" davasının son duruşmasında başka bir duruşma savcı ile İmamoğlu arasında bu nedenle gerginlik yaşanmıştı. 
 
Hakimin iddianameyi detaylı bir şekilde hatırlatmasına tepki gösteren İmamoğlu, "Anlattığınız hiçbir şeyin benimle alakası yok ama dinlemek hoşuma gidiyor. Umarım o da dinliyordur, elinde belge olmayan o kişi… 
 
Uzun uzun okuyorsunuz, niyetinizi anlamadım. Ben 18 yaşındaydım. Nasıl yapmışım bunları hayretle dinliyorum" dedi.
 
Daha sonra İmamoğlu'nun savunmasına geçildi. Hakim, 13.50 sıralarında duruşmaya 10 dakika ara verdi.

İddianamenin anlatılmasının ardından İmamoğlu, savunmasına saat 12.35 itibarıyla başladı. "Savunmamı yapacağım ama siz iddianameyi uzun uzun okudunuz. İddianamenin okunduğu zaman karşınızda 35 yıl önce 18 yaşında bir delikanlı... Bütün bu işleri nasıl yaptığını, bu hayal dünyasını bir savcının nasıl kurabildiğini, bu saçmalığı ve bu gerçekten ahlâk dışı bir metni nasıl yazabildiğini ben tasavvur edemiyorum" diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bu iddianameyi o yazmadı. Bu iddianameyi bir sonraki seçimde kendisini yeneceğimi bilen kişi yazdırdı. Bu bağlamda davanın gerçekten varlığı bile yüz karası bir durumdur. Bugün 12 Eylül. Bu anlamda Türk toplumunun hafızası net olarak darbeyi hatırlatır. Ama askeri olsun, ama sivil olsun, ama siyasi olsun, ama iktidar eliyle olsun, ama iktidar eliyle beslenen bir cemaat tarafından yapılmış olsun, tüm darbeleri darbeyi yapanları, darbeyi alkışlayanları, darbeyi pohpohlayanları, darbeyi destekleyenleri, ona aparat olanları buradan en yüksek seviyede kınıyorum. Ülkemizin bu tür darbelerle yüz yüze kalmamasını da diliyorum. Ne yazık ki şu anda da bir darbe sürecinin içerisinde olduğumuzun da yine altını çizmek isterim. Bu manada karar verenlerin ve bu sürece alet olanların ne kadar büyük bir bedel ödettiğini de topluma, millete, milletin geleceğine yine altını net olarak çizmek istiyorum. Bir yıldır böyle bir kurgunun başladığı ve 18 Mart'ta diplomamın fitilinin çekildiği, 19 Mart'ta da yapılan operasyonlarla sürecin başladığı gerçekten çok acı bir dönemi hep beraber yaşıyoruz."
 
Ceketi çıkardı, kolları sıvadı
 
Bu sözleri söyledikten sonra İmamoğlu, kendisiyle özleşen hareketi yaparak ceketini çıkardı ve kollarını sıvadı. Konuşması sık sık alkışlanan İmamoğlu, şunları söyledi:
 
"Duruşmanın Çağlayan'da olduğunu ve süreci anlattınız. Bunu da hassasiyetle anlattınız. Çünkü gerçekten mahkeme yerinde olursa anlamlıdır ve o yerindeki kutsallığının ayrı bir değeri ve önemi vardır. Açıkçası mekansal büyüklüğü tarifliyorsanız bize Yenikapı yetmez, Maltepe de yetmez. Bize hiçbir yer yetmez. Gerçekten bu anlamda bu toplumu derinden yaralayan ve sarsan bu olayı şu anda 10 milyonların izlediğini ve 10 milyonların yüreğinin yandığını ve bu işin ne anlama geldiğini en küçük çocuktan en yaş almış büyüğümüze kadar herkesi derinden sarsan bir konunun içinde olduğumuzun da altını çizmek isterim. Çünkü herkesin emeği ne varsa, ne elde etmişse onun elinden alınma riskiyle karşı karşıya olan bir kurgunun içindeyiz. O manada bu davanın varlığı bile bir yüz karasıdır diyerek altını çiziyorum. Tabii siyasi tarihimiz, üzülerek ifade ediyorum ki demokrasiyi, milletimizin özgür olma iradesini ve umuda hapsetmeye çalışan nice davalarla doludur. Türkiye'de değişim isteyenler, hak, hukuk arayanlar, bunun mücadelesini verenler ne yazık ki bu tür davalarla tarih boyunca muhatap olmuşlardır fakat bugün öyle bir sebepten buradayız ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve yüce Türk yargısının getirmiş olduğu durumdan gerçekten bizi üzüntüye boğmaktadır. Hicap duyuyorum.
 
"Arkadaşlarım geldi üniversiteden, vatandaşın tavla oynayacak arkadaşı yok"
 
Sizin bugün bu işe mesai ayırmanızı bile hicap duyarak, üzülerek takip ediyorum, içinde oluyorum. Ona karşı 4 seçim kazandığımı ve 5'inciyi de kazanacağımı bildiği ve gördüğü için net olarak bu duruşmanın tasarruf edildiği ve hazırlandığının da milletimiz tarafından o kadar ayan beyan bilindiğinin farkındayım. Bunu bilmeyen yok. Tariflenmesi güç olan bu duruşma ilginç konusuyla şimdiden tarihe geçmiştir. Otokratların rakibini elemek için yeni bir icadının da Türkiye'de bulunmuş olmasının da çok kötü, talihsiz bir tarihe not düşme olduğu da bellidir. Az önce okuduğunuz bütün metnin benimle hiçbir ilgisi yok, uzaktan yakından. 18 yaşında birisi karşınızda. Bunların hiçbirisinde benim bir elimin değdiği husus yok ve ben sahtecilikle yargılanıyorum. Hem de hapis cezasıyla, siyasi yasakla, 9 yılla yargılanıyorum. Düşününüz. Bu manada isim bulmakta ben çok zorlanıyorum. İnsan bu davaya isim bulmakta zorlanırken gerçekten kendini savunmak zor yani. Nasıl savunacaksın kendini? Benim arkadaşlarımın bir kısmı geldi üniversiteden, sağ olsun. 11-12 takım çıkarır, maç yaparız. Vatandaşın tavla oynayacak arkadaşı yok ve bu işlerle uğraşıyor. Memleketin daha büyük işleri varken bu işle uğraşıyor. Acı bir durumdur.
 
"Ekrem İmamoğlu YSK'ya cumhurbaşkanı adayı olarak başvurur diye başsavcı telaş ediyor"
 
Kendi savunmamı yapmak gerçekten zor çünkü tümüyle saçmalıktan ibaret bir konusu var. Tamamıyla saçmalıktır. Evet, bu davanın konusu bir saçmalıktır. Ben bu diplomayı askerlik şubesine sunarak kullanmışım. Yüksek Seçim Kurulu'nda kullandığı kısmı zurnanın zırt dediği yer. Yüksek Seçim Kurulu'nda ben onu kullanmadım çünkü benim ihtiyacım yok. Yüksek Seçim Kurulu'nun da Beylikdüzü Belediye Başkanlığı'na talip olurken ihtiyacı mı var? Ne de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na talip olurken buna ihtiyacım yok. Lise diplomasıyla da olabiliyor. Buna ihtiyacım yok. Yani iddianameyi yazan baştan kendini ele vermiş. Ben panoları hazırlattım, panolarla size yardımcı olmak istiyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat'ta İstanbul Üniversitesi'ne yazı yazıyor. Sadece bir cümlesini okuyacağım. Diyor ki, 'Acele et. Hemen karar ver'. Telaş ediyor. Ekrem İmamoğlu gider Yüksek Seçim Kurulu'na, cumhurbaşkanı adayı olarak başvurur diye başsavcı telaş ediyor. Yazan savcı telaş ediyor. Kendini ele veriyor. Bu evrak aslında işin özeti. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu'na üniversite diploması bir tek cumhurbaşkanı adaylığı için veriliyor. Başka hiçbir makam için verilmiyor. Sadece cumhurbaşkanı adaylığı için. Bu tam bir rezalettir. Bakın altını çiziyorum, rezalettir.
 
"18 yaşında bir bir gencin düşürüldüğü duruma bakar mısınız"
 
Burada bunu böyle neon ışıklarla bütün Türkiye'ye duyurmak istiyorum. Tabii bu arada tarihe utanç belgesi olarak geçmiştir bu yazıyı yazan kişinin zihniyeti ve aklı. İddianamenin az önce okuduğunuz bütün bölümlerinde, özellikle son 10 maddede hiçbirisinin Ekrem İmamoğlu'yla ilişkisi yok. Yani ne yetkisi var o belgenin hazırlanmasında ne bir sürecin başlatılmasıdır. İmzası yok, olamaz. Ekrem İmamoğlu bir öğrenci. Öğrenci, 18 yaşında. Kardeşiniz vardır, yeğeniniz vardır, evladınız olabilir, 18 yaşında bir bir gencin düşürüldüğü duruma bakar mısınız? Yazıklar olsun. İşte tümüyle bir saçmalık metni oluşmuş. Bunu yapan, yazdıran aklın sahiciliğe, gerçekliğe hakaret edercesine neyin izini sürdüğü, nasıl bir kötülük peşinde koştuğunu ben elbette çok iyi biliyorum. Hakikatin önemsizleştiği seçkin elitlerin hileli akıl yürütmeyle toplumu manipüle ettiği bir çağdayız. O yüzden birazdan adını koyacağım bu tuhaf rejimin böyle bir davayı da üretmesi açıkçası hiç şaşırtıcı değil. Çünkü tuhaf bir rejimin içindeyiz biz.
 
"Anacığımın ak sütü kadar helal kazançla aldığım diplomam iptal edildi"
 
Ben bu davanın iki kere mağduruyum. Birincisi, güzel anacığımın ak sütü kadar helal kazançla, yani alın teriyle aldığım diplomam yok sayılıp iptal edildi. Gençliğimin en anlamlı 5 yılını, 5 yıllık emeğimi, çabamı, gayretimi bir çırpıda yok ettiler. İkincisi, burası çok ironik. Dedim ya, çok rasyonel iki anlatım olacak. Bir komploya gittim ben. Açık söyleyeyim. Nasıl bir komplo? Dedim ya, 17 yaşında Kıbrıs'a gittim. 19 yaşında İstanbul Üniversitesi'ne geçiş yaptım. Ta o yıllarda 30-35 yıl önce benim cumhurbaşkanı olacağımı o günden anlamışlar. Şimdiki adı Girne Amerikan Üniversitesi'ni kurmuşlar, hazırlamışlar. Orada bir şebekeyi kurmuşlar. Ondan sonra orada bir heyet hazırlamışlar. Yetinmemişler. İstanbul Üniversitesi'nde bir heyet kurmuşlar. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde profesörler, hocalar, kurullar... Hatta YÖK'te kurmuşlar. Çünkü YÖK kabul etmiş bunu. Kocaman bir şebeke. Bu şebeke çalışmış. Hatta önceden çalışmış, 2 yıl önceden İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü diyerek Milliyet gazetesinde çıkan ilandan gazete ilan vermeye başlamışlar. 2 yıl önceden... Ya 17 yaşında anlamışlar, Ekrem İmamoğlu'ndan cumhurbaşkanı olacak
 
"KKTC'yi lağvetmeyi bile göze alırlar bu diplomayı iptal etmek için"
 
İşi nerede kotarırız demişler. Toparlayamıyorlar bir türlü. Buna rağmen toparlayamıyorlar. Bir de gitmişler, kütüğe Doğu Akdeniz yazmışlar. Kim yazmış? Bilmiyoruz. Bir gizli el değmiş. Hangi ülkenin ajanları acaba? Şu anlattığım senaryo bile iddianameden daha rasyonel bir senaryo. O kadar irrasyonel, o kadar saçmalık. Onun için gerçekten şunu düşünmeden inanmıyorum yani. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin lağvetmeyi bile göze alırlar yani bu diplomayı iptal etmek için. Bu arada bu anlattığım size irrasyonel, kurgu, trajikomik gelebilir ama az önce saygıdeğer hakimin ifade ettiği iddianameden daha gerçekçi bir senaryoyu size anlattım. Sayın hakim, bu arada benim hayatım çok sahici, onu söyleyeyim. Her şeyiyle gerçek. Bütün bunların kaynağı köydeki yetişmemden gelir. Çok çalışkan kadınların arasında büyüdüm. Anacığım, anneannem, babaannem, teyzem, yengem, her birisi çiftçi. Her türlü ürün üretirler. İlk doğduğum köyde fındık, diğer köyümde tütün yetiştirirler. O bahçelerde ben rençberliği öğrendim. Girişimci, çok çalışkan evin erkekleri var. Babam, amcalarım, dedelerim, büyük amcalarım, büyük aile bir arada yaşıyoruz. Kereste atölyemiz var, benzin istasyonumuz var, inşaat malzemesi, dükkanımız var ama köyde yaşamayı tercih eden bir ailemiz var. Çok gerçek bir hayat yaşadım ben."
 
"Avrupa'daki işsizden daha fazla işsiz ülkemizde var"
 
İlkokuldan üniversiteye kadar olan eğitim süreçlerini de kronolojik olarak anlatan İmamoğlu, şöyle devam etti:
 
''Ben devlet okulunda okudum. Bizim ülkemizde şu anda hiç kimse maaşıyla mümkün değil ki bu çocuğun özel okuduğu okutabilsin. Üniversite mezunlarının üçte biri işsiz. Avrupa'daki işsizden daha fazla işsiz ülkemizde var. Yüzde 30'larda gerçek işsizlik. Ben infaz memurlarına soruyorum, sohbet ediyorum. Farklı meslek dallarında birçoğunun hak ettiği mesleği yapmadığını ben biliyorum. Onun için yeni bir döneme ihtiyaç var. Bu yapılan darbe süreçleri, yaşatılanlar devleti de sistemi de bu çürütmüş, vatandaşın inanmadığı bir süreç hâline getirmiştir. Bakın, demokrasinin en önemli özelliği topluma ve yurttaşına sağladığı süreklilik duygusudur sayın hakimim. Yani sandıktır. Seçimin varlığıdır. Vatandaşın seçme ve seçilme hakkıdır. Bu özellik bir devletin bir liderden daha uzun ömürlü olmasını sağlar.
 
"Makamdan kopmamak adına sahteciliğin dik alasını yapan bir dönemle karşı karşıyayız"
 
Koşturduk, gece gündüz çalışan bir iş adamı oldum o gencecik yaşta. Yetinmedim, onun dışında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde öğrenci oldum. Yetinmedim, İstanbul Üniversitesi'nin futbol takımının kalecisi oldum. Kazandığımız bütün maçları heba etti savcı. İlk defa Türkiye tarihinde finallere gittik Kocaeli'ye. Bunları yaşadım. Dolu dolu senelerle biz o üniversiteyi bitirdik ve anamın ak sütü gibi helal diplomamı aldım. İşte benim yaşamım bu kadar sahicidir. Biraz geriye döneceğim ama hayatın gerçeklerini konuşmak lazım. Bizi hayatın gerçeklerinden uzaklaştırarak makama saplanarak o makamdan kopmamak adına, bu ülkeye gündem yaratmak adına sahteciliğin dik alasını yapan bir dönemle karşı karşıyayız. Bu durumun açıkçası net sebebi olan, ilk seçimlerde milletten ve milletin iradesinden korkan akıl, cumhurbaşkanı adayı olmamam için üniversite diplomamı gasp ederek yaptığı ve yaptırılan bu işlemden dolayı bugün buradayız. Bu çok net. Bu şu anda bu milletin her bir ferdinin zihninde, aklında yerleşmiş bir kanaattir. Çok net. Ayıptır, yazıktır, utanç vericidir. Pespaye bir durumdur.
 
"Ön seçime bile ulaşmamak adına diplomamı alelacele gasp ederek cezaevine göndermenin gereçlerini ortaya koydular"
 
Sanki kendine ait bir koltukta oturuyor. Millete ait, 86 milyon insana ait. Gelirsin ve gidersin. O bakımdan kaybettiği için, rekabetten kaçtığı için, demokrasiye inanmadığı için ve hiç inanmadığı için bugün işte aylardır bu ülke sıkıntı çekiyor, zulüm çekiyor, parasını kaybediyor. Partimizin 23 Mart'ta ortaya koyduğu ön seçimle cumhurbaşkanı adayını tercih edeceğiz fikriyle beraber yapılan ön seçim tarihine sırf o ön seçime bile ulaşmamak adına, diplomamı telaşla alelacele gasp ederek beni cezaevine göndermenin bütün gereçlerini ortaya koydular. Herkes aynaya baksın, 'Umut burada' desin. 86 milyon bir kişiyi ezer geçer. Ülkenin yüzde 70'e yakını 'Geleceğe dair umudum yok' diyor. Artık iyiyi aramıyor insanlarımız. Kötülükten kaçmaya çalışıyor. Bu diploma davasına inanmayanların oranı yüzde 75. Benim diplomam iptal edildikten sonra ben hapisteyim. İlk defa konuşuyorum. Beni çıkarsınlar. Kameralara konuşayım. Her şey yayınlansın. Bir konuşayım. Bu ülkede inanan kalmayacak. Bir kişi kalabilir belki. Onu da herkes biliyor kim olduğunu. 12 metrekarede öyle özgürüm ki, o sarayında çatlasın.
 
Nâzım'ın dizeleriyle seslendi
 
Demokrasiden bahsediyoruz. Bizim zenginliğimiz insan kaynağımızdır. Sizsiniz, biziz, hepimiziz. İnsan kaynağımızı var eden ise özgürlüktür, demokrasidir, cumhuriyettir, onun erdemidir, onun verdiği fırsatlardır, onun verdiği bize yakalattığı imkanlardır. Bu değerlerimize sıkı sıkı tutunmak zorundayız. Çocuğunuzu, evladınızı, yeğeninizi evli olmayanlar yarın kuracakları yuvaları düşünüyorsa bunu unutmamak zorundayız. Bakın bugün sözüm ona din adamı denen insanlar fetva veriyor. Ne diyor, biliyor musunuz? 'İktidarı korumak için yanlış işler yapabilirsiniz' diyen din adamları var. Bunları devletin kapısına yaklaştırmayacağız. Böyle bir şey olur mu? Benim güzel inancımı, benim o Anadolu'yu aydınlatan, geçmişiyle bütün dünyaya ışık olan inancımı yerle bir eden o anlayışı kapımızın önüne getirmeyeceğiz. Devletin kapısına bile yanaştırmayacağız. Bu nasıl bir söz? Adalet, devletin en temel görevidir. Adalet olmazsa devlet olmaz. Türk devlet geleneğinin 2 bin yıllık kuralı hatırlatırım. Töre kalır. Yani devletin başına ne gelirse gelsin, eğer töreniz yaşıyorsa siz de yaşarsınız. 16 devlet yıkılmış. 17'ncisi olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuşsa sebebi asla yıkılmayan töremizdir. Nazım Hikmet'in şiirindeki gibi 'Dört nala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim' diyebilmemizin sebebi ve bizi ayakta tutan da işte o töremizdir.
 
"Hukukun olmadığı yerde devlet olmaz"
 
Her şeyi yoluna koyan töre yani yasadır. Siz töreyi, yani yasayı, yani adaleti yerle bir ettiğinizde devleti derin bir uçurumun kenarına yönlendirirsiniz. Oraya getirirsiniz. Türk milletini ve geleneğini asırlardır var eden adalet fikri ve bu fikrin somut hâli olan yasa düzenidir. Devletimizin tümüyle adil ve tarafsız bir otorite olma hüviyetini kaybettiği an, esasen devlet olma özelliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Çünkü hukukun olmadığı yerde devlet olmaz. Benim 35 yıl önceki emeğim gitmiş. Bunun anlamı ne, biliyor musunuz? Her şeyiniz gidebilir bu ülkede. Onun için temeli töredir. Üzülerek söylüyorum ki bugün bunun bir benzeri yaşatılıyor ülkemize. Kendi siyasi menfaatini gözeten ve adeta bir düşman hukuku uygularken kibirle bakan, milletimize ve bu kötü süreci yaşatan bir akıl, devleti ve milleti böyle bir zafiyete sokmuştur. Yargı, iktidarın elinde siyasi rekabeti belirleyen bir sopa durumuna düşerse Allah korusun devasa beka sorununa döner. Biz son nefesimize kadar milletimize, devletimize ve en önemlisi töremize yapılan bu saldırıya karşı mücadeleye devam edeceğiz.
 
"Saldırıları aşmak için bir seferberlik hâlindeyiz"
 
Bu saldırıları aşmak için bir seferberlik hâlindeyiz ve asla vazgeçmeyeceğiz. Herkes için her yerde adalet ve hürriyet mesajımızı her zaman söylüyoruz. Bu yönde hep bunu tesis etmek için de çalışmak zorundayız. Tabii Türkiye'yi sarsan bu derin kötülüklere, şeytani stratejilere, en vahşi operasyon ve hamlelere karşı en üst seviyede gayretimizi ortaya koyarken burada elbette hukuki gerekçelerimizi ortaya konan bu saçmalık diye tariflediğim iddianameye dönüp de 18-19 yaşındaki Ekrem'in yaşadıklarıyla alakalı birkaç hatırlatmayı ben yapacağım. Bir üniversitenin ortaya koyduğu bir davetle, Milliyet gazetesindeki bir ilanla sürecin nasıl başladığını gösterdim. Ne yazık ki bazı savcılık ifadelerinden de şüphe ediyorum artık. O durumdayım.''
 
"Konunun esası tek, adam istememiş, uğraşıyoruz"
 
Hakimin elindeki panoların detayını sorması üzerine İmamoğlu, "Dosyada var. Bir şey ispat etmiyor yani. Sadece kendimi tatmin ediyorum şu anda. Bir şey ispat etmiyor. Konunun esası tek. Adam istememiş. Şu anda uğraşıyoruz onunla" şeklinde karşılık verdi.
 
"Ekrem'in diplomasının peşine düşmek ayıptır"
 
İmamoğlu, savunmasını şöyle sürdürdü:
 
"Şimdi bütün bu işlemleri yaparken Türkiye Cumhuriyeti devleti de muhatap, Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti devleti de muhatap. Bir savcının çıkardığı işe bak. Şurada tartıştığımız konuya bak ya. Kıbrıs'ı, Kıbrıs'ın okullarını tartışıyoruz. İstanbul Üniversitesi'ni tartışıyoruz. Ben İstanbul Üniversitesi Rektörü'nü iptalden önce 'Yanlış bir işlem yapmayın' diye telefonda aradığımda telefondaki sesini ben duydum bu kulaklarımdan. Baskı altındaki sesini kulaklarım duydu. Yazıktır. 3 tane adamı atamışsınız. Sanat yönetmeni, doktor, mimar. Hukukçu yok. Niye? Her şeyi göze alabilsin diye. Siyasi çizgilerini çıkartabilirim size tek tek. Ayıptır, yazıktır Ekrem'in diplomasının peşine düşmek. Gerçekten bu ülkenin artık bir seferberliğe ihtiyacı var. Şu saçma sapan işlerden acilen kurtulmaya ihtiyacı var. Milletin parası cebinde eridi. Türk yargısı yerle bir edildi. Yargılama yapılmıyor, infaz yapılıyor, yargısız infaz. Biz işte bu umut seferberliğine talibiz. Milletimize korkuyu değil, umudu yaşatmak için de asla vazgeçmeyeceğiz.
 
"Bizi zannediyorlar ki zindanlarda susturabilecekler"
 
Bizi zannediyorlar ki zindanlarda susturabilecekler. Susmayız, susmayacağız. Ben neler yaşadım? Bu millet neler yaşardı? Seçimleri kazandık. Yerel seçim iptal ettiler ya. Bir zarfa atılan 4 oydan 1'ini iptal ettiler. Bakın ne diyorum? Siz bu ülkenin sandığını ve geleceğini koruyacaksınız. Siz adalet gibi önemli bir göreve talipsiniz. Hepimizden daha önemli göreve... Biz önümüzde ceketimizi ilikleriz ama sizin önünüzü ilikleyeceğiniz kimse yok bu Türkiye Cumhuriyeti'nde."
 
"Yargı benim tek sığınağım"
 
Elinde yerel seçimde İstanbul'un ilçelerini kazandığı tabloyu da gösteren Ekrem İmamoğlu, şöyle konuştu:
 
''Şu fotoğraf nedir, biliyor musunuz? (Özgür Özel'e bakarak) Genel Başkanım, 39 ilçenin 32'sinde Ekrem İmamoğlu birinci çıktı. Bunun sadece dört tanesinde bir puan civarında ve altında oy oranıyla ikinci olduk. Bu benim için öyle büyük bir onur ki... Yargı benim tek sığınağım. O bakımdan bu ülkenin insanlarına çok güveniyorum. Kreşleri açtığımız için biz buradayız. Kreşleri kapatmaya çalışıyorlar. Normal bir devlette ödül vermeleri lazım. Teşvik etmeleri lazım. 150 tane kreş açtık. Sıfırdı. 12-13 bin öğrencimiz var. 15 bin olacak yakında.''
İmamoğlu, duruşmaya 10 dakika ara verildiği sırada da kravatını çıkararak, izleyici sıralarındaki CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'e attı.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez


 
Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.
 

23.06.2026 14:36:00
MURAT ÇORBACI
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez
Kalp çarpıntısında bu belirtiler ihmale gelmez

Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek, "Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor. Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor" dedi. Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı.

Göğüs ağrısı

Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.

Nefes darlığı

Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.

Baş dönmesi ve bayılma hissi

Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var.

Soğuk terleme

Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.

Halsizlik ve aşırı yorgunluk

Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor.

Nabzın düzensiz hissedilmesi

Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.

Çarpıntının uzun sürmesi

Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.

Dinlenirken ortaya çıkması

Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor.

Tedavisi kolaylaştı

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirtti.

Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.

Yasa dışı bahis şebekesine şafak baskını: 67 gözaltı

Samsun merkezli 7 ilde yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonda 67 şüpheli gözaltına alındı.

23.06.2026 10:01:00
İhlas Haber Ajansı
Yasa dışı bahis şebekesine şafak baskını: 67 gözaltı
Yasa dışı bahis şebekesine şafak baskını: 67 gözaltı
Samsun merkezli 7 ilde yasa dışı bahis faaliyetlerine yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonda 67 şüpheli gözaltına alındı.

Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında, Samsun İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından sabah saatlerinde geniş çaplı operasyon gerçekleştirildi. Samsun merkezli olmak üzere toplam 7 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonlara Özel Harekat Şube Müdürlüğü ekipleri de destek verdi.



Haklarında gözaltı kararı bulunan şüphelilerin adreslerine yapılan baskınlarda çok sayıda kişi yakalanarak gözaltına alındı. Operasyonda toplam 67 şüphelinin gözaltına alındığı öğrenildi.



Şüphelilerin yasa dışı bahis organizasyonu içerisinde faaliyet gösterdikleri iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında emniyetteki işlemlerinin sürdüğü belirtildi. Operasyon kapsamında adreslerde yapılan aramalarda ele geçirilen dijital materyal ve diğer delillerin incelenmek üzere el konuldu.

Olayla ilgili soruşturma Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde sürdürülüyor.

Kendisini ‘Cumhur İttifakı Ocakları Başkanı’ olarak tanıtmış

Sosyal medyada çığ gibi büyüyen tepkilerin ardından adli makamlar hızlıca devreye girdi

22.06.2026 23:10:00
Haber Merkezi
Kendisini ‘Cumhur İttifakı Ocakları Başkanı’ olarak tanıtmış
Kendisini ‘Cumhur İttifakı Ocakları Başkanı’ olarak tanıtmış
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kendisini resmi bir kurum yetkilisi gibi göstererek bir alışveriş merkezinde (AVM) "denetim" adı altında incelemelerde bulunan ve bu anları sosyal medyada paylaşan Ferhat Aydoğan (F.A.) hakkında geniş çaplı bir soruşturma başlattı.

Sosyal medyada çığ gibi büyüyen tepkilerin ardından adli makamlar hızlıca devreye girdi.

Kamu görevini usulsüz üstlenme ve sicil detayı



Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülen tahkikatta, şüphelinin eylemleri Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ilgili maddelerince "kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi" suçu kapsamında değerlendirildi.

Soruşturmanın derinleştirilmesiyle birlikte şüpheli Ferhat Aydoğan hakkında çarpıcı bir detay daha ortaya çıktı: Şahsın geçmiş dönemde "nitelikli dolandırıcılık" suçundan sicil kaydının bulunduğu belirlendi.

Gözaltı, arama ve el koyma talimatı verildi

Herhangi bir resmi ve hukuki dayanağı bulunmayan "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" unvanını kullanarak esnafı ve vatandaşı manipüle etmeye çalışan şahsa yönelik savcılık kararları netleşti:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kolluk kuvvetlerine şüphelinin derhal yakalanması için gözaltı talimatı verdi.

Şahsın ikamet ve gösterdiği adreslerde eş zamanlı olarak arama yapılması ve dijital materyaller dahil delil niteliğindeki unsurlara el konulması kararlaştırıldı.

Olayın geçmişi

Sosyal medya platformlarında paylaşılan video görüntülerinde; Ferhat Aydoğan'ın arkasındaki kalabalık bir grupla AVM'ye girdiği, buradaki esnafları ve işletme yönetimini yetkili bir devlet kurumu müfettişi gibi sorguya çekerek sözde denetim gerçekleştirdiği görülmüştü.

Görüntülerin kurgu bir "denetim tiyatrosu" olduğunun anlaşılması üzerine güvenlik güçleri şahsı adli makamlara sevk etmek üzere işlemleri başlattı.

Şüphelinin emniyetteki ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilerek hakim karşısına çıkarılması bekleniyor.

Kim bu şahıs?

Ferhat Aydoğan, kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtan, medya sektöründe yöneticilik yaptığını iddia eden ve daha önce de benzer suçlamalarla yargılanmış bir isimdir.

Geçmişte "Türkiye Ak Gençlik Ocakları" adını kullanan bu yapı, Mart 2026'da isim değişikliğine giderek "Cumhur İttifakı Ocakları" adını almıştır.

Kendisini gazeteci olarak da tanıtan Aydoğan, Temmuz 2024'te sahte kimlik ve kartlar basarak nüfuz ticareti yaptığı gerekçesiyle "nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs" ve "resmi belgede sahtecilik" suçlarından tutuklanmıştır.

Güncel adli kayıtlarda "nitelikli dolandırıcılık" suçundan sabıkası bulunan şahıs, geçmişte organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı'nın basın danışmanı olduğu iddiasıyla da medyada yer almıştır.

Son olarak Haziran 2026'da bir AVM'de esnafı sorguladığı sahte denetim videolarının ardından "kamu görevinin usulsüz üstlenilmesi" suçundan hakkında yeniden gözaltı ve arama kararı verilmiştir.

Tablo vahim!

76 ilde düzenlenen operasyonlarda 1 ton 707 kilo uyuşturucu madde ile 2 milyonun üzerinde hap ele geçirildi

22.06.2026 21:10:00 / Güncelleme: 22.06.2026 21:17:41
İhlas Haber Ajansı
Tablo vahim!
Tablo vahim!
İçişleri Bakanlığı, 76 ilde uyuşturucu madde satıcılarına yönelik polis ekiplerince düzenlenen operasyonlar sonucu 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildiğini bildirdi.

İçişleri Bakanlığı, İl Emniyet Müdürlükleri tarafından 76 ilde uyuşturucu madde satıcılarına yönelik düzenlenen operasyonlarda 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildiğini, operasyonlar kapsamında bin 926 şüphelinin yakalandığını açıkladı.



Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "76 ilde 'uyuşturucu madde satıcılarına' yönelik polisimiz tarafından son 2 haftada düzenlenen operasyonlarda; 1 ton 707 kilogram uyuşturucu madde ile 2 milyon 156 bin 215 adet uyuşturucu hap ele geçirildi, bin 926 şüpheli yakalandı.

Şüphelilerden; 976'sı tutuklandı, 376'sı hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince toplam 76 ilde 2 bin 889 ekip, 5 bin 455 personel, 25 hava aracı ve 53 narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla operasyonlar düzenlendi.

Gençlerimizin geleceğini, ailelerimizin huzurunu ve toplumumuzun güvenliğini hedef alan zehir tacirlerine asla fırsat vermiyor, uyuşturucuya yönelik operasyonlarımızı kesintisiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman polislerimizi, Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz" ifadelerine yer verdi.

Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti

Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti. Haymana Belediyesi'nden yapılan açıklamada, gerekli izinler alınmadan asıldığı gerekçesiyle pankartların indirildiği belirtilmişti

22.06.2026 14:02:00 / Güncelleme: 22.06.2026 14:10:39
Haber Merkezi
 Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti
 Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti
Haymana Belediye Başkanı Levent Koç, CHP'den istifa etti. Koç, ilçedeki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın pankartlarını indirmişti. Haymana Belediyesi'nden yapılan açıklamada, gerekli izinler alınmadan asıldığı gerekçesiyle pankartların indirildiği belirtilmişti.

Koç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'u 17 Haziran'da bakanlık binasında ziyaret etmişti.

Mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığından uzaklaştırılan Özgür Özel, Ankara'daki Ulus Hali'nde vatandaşlarla bir araya geldiği etkinlikte, Levent Koç'un AKP'ye katılacağı iddiasının sorulması üzerine "dedikodu" demişti.

Ankara'da Kalecik, Gölbaşı ve Nallıhan belediye başkanlarının da AKP'ye geçeceği öne sürüldü. Bu başkanlar arasında yalnızca Kalecik Belediye Başkanı Satılmış Karakoç, söz konusu iddiayı yalanlamıştı.

Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası

Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine yönelik tehdit içerikli mesajlar gönderen ve paylaşımlar yapan sanık, 3 farklı suçtan 7 yıl 20 gün hapis cezasına çarptırıldı

22.06.2026 13:55:00 / Güncelleme: 22.06.2026 13:58:11
İHA
Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası
Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine tehdit mesajları gönderen sanığa 7 yıl 20 gün hapis cezası
Kadıköy'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi'nin ailesine yönelik tehdit içerikli mesajlar gönderen ve paylaşımlar yaptığı iddia edilen Furkan Ay'ın (19) yargılandığı davanın karar duruşması görüldü. Bakırköy 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık Furkan Ay katılmazken, tarafların avukatları hazır bulundu. Müşteki sıfatındaki Minguzzi ailesi ise duruşmaya katılmadı.

7 yıl 20 gün hapis cezası

Alınan savunma ve beyanların ardından kararını açıklayan mahkeme, sanık Furkan Ay'ın, 'birden fazla kişiyle tehdit', 'kişinin hatırasına hakaret' ile 'kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirme veya yayma' suçlarında toplamda 7 yıl 20 gün hapis cezasına çarptırılmasına, 'suçu ve suçluyu övme' suçundan ise beraatına hükmetti.

İddianameden:

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, Yasemin Akıncılar Minguzzi 'müşteki', Furkan Ay ise 'şüpheli' sıfatıyla yer aldı.

"Yakında sizin ve oğlunuzun tabutunun yanında olacağım. Mezarının adresini biliyoruz. Emanetleri doldurduk, hazırda bekleyin"

Hazırlanan iddianamede, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen sanal devriye faaliyeti kapsamında, aile bireylerinin tehdit mesajları raporuna yer verildi. Mesajlarda, "Sevmezsiniz ama iyi tanırsınız, Berat abim. Yakında beni de iyi tanıyacaksınız. Adım Ademcan. Bursa Yıldırım'dayım. Yakında sizin ve oğlunuzun tabutunun yanında olacağım. Mezarının adresini biliyoruz. Emanetleri doldurduk, hazırda bekleyin. Ademcan ismini iyi hatırlayın, eceliniz yanımda" şeklinde mesaj attığı, hayatını kaybeden Ahmet Minguzzi'ye küfür ettikleri aktarıldı.

Müşteki Yasemin Minguzzi'nin cep telefonuna Nisan 2025'te şüpheli Furkan Ay tarafından soruşturmaya konu mesajları atıldığı, şüphelinin suçtan kurtulmaya yönelik ifade verdiği, şüphelinin müştekinin kişisel verilerini hukuka aykırı şekilde ele geçirerek, mesajları attığı aktarıldı.

13 yıla kadar hapis cezası talebi

İddianamede, Furkan Ay hakkında 'kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek veya yaymak', 'birden fazla kişi ile birlikte tehdit' ile 'kişinin hatırasına hakaret' suçlarından 4 yıl 3 aydan 13 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Erhan Karaal'in kaçırılmasına ilişkin 12 kişi adliyeye sevk edildi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 12 kişi adliyeye sevk edildi

22.06.2026 12:45:00
İhlas Haber Ajansı
Erhan Karaal'in kaçırılmasına ilişkin 12 kişi adliyeye sevk edildi
Erhan Karaal'in kaçırılmasına ilişkin 12 kişi adliyeye sevk edildi
İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal, 17 Haziran'da İstanbul'un Maltepe ilçesindeki evinin çevresinde kimliği belirsiz kişiler tarafından zorla bir araca bindirilerek kaçırılmıştı.

Olayın ardından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü soruşturma başlatılmıştı. Karaal'ın fidye için kaçırıldığı iddia edilen olaya ilişkin başlatılan çalışmalarda toplam 2'si kadın 12 kişi gözaltına alınmıştı. Olayda kullanılan aracın plakasının kopyalandığı öne sürülen soruşturmada, Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın rehin alınması ile irtibatı olduğu iddia edilen 12 kişi, ifadeleri alınmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliğine getirilmişti.

Darbedildiği belirtilen Karaal'ın kaldırıldığı hastanede tedavisi sürerken, soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 kişi emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Anadolu Adliyesi'ne sevk edildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.