logo
30 HAZİRAN 2026

Emaneti ehline vermek ve emin olmak

Emin olmanın, emanete riayet ediyor olmanın ilk belirtisi; ilahi emir ve yasaklara riayet etmektir, yani hukuk-i ilahiyeye riayet etmektir

30.06.2026 00:36:00
Haber Merkezi
 
Emaneti ehline vermek  ve emin olmak
Emaneti ehline vermek  ve emin olmak
Emin olmanın, emanete riayet ediyor olmanın ilk belirtisi; ilahi emir ve yasaklara riayet etmektir, yani hukuk-i ilahiyeye riayet etmektir.

Namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetler Allah'ın, kullarına tevdi ettiği birer emanettir. Namazı gereğince kılmayan namaz emanetini zayi etmiştir, orucu tutmayan oruç emanetini zayi etmiştir, keza yasaklara riayet etmeyen o konuda verdiği sözden döndüğü için emaneti zayi etmiştir.


"Şüphesiz ki Allah, size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasın¬da hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder" (Nisa, 58)

Mensuplarının hem dünyalarını, hem de ukbalarını düzenleyen, insanı ilgilendiren bütün alanlara ölçüler, işaretler koyup çıkış yolunu gösteren İslam, öngördüğü ideal toplumu oluşturmak için kalıcı ve evrensel tedbirler getirmiştir ki, toplumu oluşturacak fertlere emin olmalarını, emanete riayet etmelerini ve emaneti ehline teslim etmelerini şart koşması bunlardan birisidir.

Toplumlar fertlerden oluştuğuna göre, güvenli bir toplum oluşturmanın yolu, güvenilir fertlerin yetiştirilmesinden geçer.







İşte, bu dinin mübelliği Hz. Fahr-i Kainat Efendimiz (ki risaletten önce dahi dost ve düşmanları tarafından "Muhammedü'l Emin" olarak kabul edildiğini biliyoruz) yirmi üç yıl süren peygamberliği boyunca, kendisi emniyetli, emanete riayet eden ve emanetin kıymetini bilen insan tipini yetiştirmeye çalışmıştır.

Çünkü İslam gibi yüce bir davayı bir emanet olarak omuzlayacak ve sonraki nesillere taşıyacak olan insanların emin insanlar olmaları gerekirdi. Çeşitli vesilelerle münafıkların alametlerini sayarlarken, onların emanete ihanet edenler olduğunu belirterek, müminlerin emanete riayet edenler olmaları gerektiğine dikkat çekmişlerdir.

"Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünden döner ve emanete ihanet eder."







Emin olmanın ilk göstergesi

Emin olmanın, emanete riayet ediyor olmanın ilk belirtisi; ilahi emir ve yasaklara riayet etmektir, yani hukuk-i ilahiyeye riayet etmektir.

Namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetler Allah'ın, kullarına tevdi ettiği birer emanettir. Namazı gereğince kılmayan namaz emanetini zayi etmiştir, orucu tutmayan oruç emanetini zayi etmiştir, keza yasaklara riayet etmeyen o konuda verdiği sözden döndüğü için emaneti zayi etmiştir.

"Gerçekten Biz, emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Ve korkup titrediler. Onu, insan yüklendi" (Ahzab, 72) mealindeki ayet-i kerimede geçen "emanet" kelimesinden murad; tekalif-i ilahi, yani dinin bütünü olduğu noktasında müfessirlerimiz ittifak etmişlerdir.







Dolayısıyla, Allah'ın tevdi etmiş olduğu vazifeleri hakkıyla ifa eden insan, emin insandır.

Yine, Yaratanın insan üzerinde birer emaneti olan el, ayak, göz, kulak ve diğer organların emredildiği şekilde kullanılması, yasaklandığı alanlardan uzak tutulması emanete riayet, aksi davranışlar ise, emanete ihanettir.

İnsanın diğer insanlarla ilişkilerini düzenlerken, alırken, satarken, karşılıklı münasebetlerde onların haklarına riayet etmesi, onların olduğu halde kendinse emanet edilenleri kendi malı gibi koruması da kişinin emin ve emniyetli olduğunun bir göstergesidir.







Altı husustan birisi de emanettir

Allah Resulü (s.a.v.) ashab-ı kirama hitaben: "Şu sayacağım altı hususu yaşayacağınıza dair Bana söz verin, Ben de size cenneti söz vereyim" diyor ve o altı şarttan birisi olarak da "emanete riayet edeceksiniz" buyuruyor.

Emanetin mahiyeti ve emin, ehliyetli kişilerin vasıfları bilinmeden emanete ehil olanın tespiti imkansız olacağından bu kısa izahı gerekli gördük. Şimdi asıl meselemiz olan "emaneti ehline vermek" konusuna bir hadis-i şerifin ışığında açıklık getirelim.







Kıyamet ne zaman kopacak?

Ashaptan birisi soruyor: "Ya Resulallah, kıyamet ne zaman kopacak?"

Allah'ın Sevgilisi şöyle cevap veriyor: "Emanetler ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyin."

Genel anlamda kıyamet, dünyanın yok olması, bir de, "Kim ölürse onun kıyameti kopmuştur" hadis-i şerifinden anladığımıza göre, her ferdin kendi kıyameti vardır.

Bu ipucundan hareketle diyoruz ki, hangi iş, hangi meslek ve sanat, ehil olmayan ellere teslim edilmişse o işin, o sanatın kıyameti kopmuştur, yani o şeyler hususunda kıyameti bekleyiniz.

Direksiyonuna ehliyeti olmayan ve hiç anlamayan birisinin oturduğu arabanın kıyametini bekleyiniz.

İlgisiz ve bilgisiz birinin idaresine terk edilen herhangi bir işletmenin kıyametini bekleyiniz.

Ehil olmayan birisinin yönetimine terk edilen bir köyün, bir kasabanın, herhangi bir beldenin kıyametini bekleyiniz.







Emanet ve adalet

Yazımızın başına aldığımız ayet-i kerimede, "emanetleri ehline vermekle adaletle hükmetme" emirlerinin arka arkaya gelmiş olması, özellikle insan idaresi söz konusu olduğunda ehlini aramanın mutlaka gerekli olduğu açısından oldukça dikkat çekicidir.

Elbette ki hukuk-i ilahiyeye riayet etmeyenin, hukuk-i ibada yani kul haklarına riayet etmeyenin, inkara ve nifaka saparak nefsine zulmetmek suretiyle kendi kendine ihanet edenin herhangi bir konuda adil davranması, adaletle hükmetmesi mümkün değildir.

Çünkü adil olmakla emin olmak birbirini tamamlayan iki unsurdur. Adil olmayan birisinin emanete riayet etmesini bekleyemezsiniz ve ona herhangi bir şeyi emanet edemezsiniz.

Dolayısıyla, kendisi adalet duygusundan nasiplenmemiş ve çevresine emniyet telkin edememiş insanların, "Allah size emanetleri ehline vermenizi emrediyor" ferman-i ilahisini yerine getirmeleri düşünülemez.







Madem ki, emanetlerin ehline verilmediği zaman ve mekanlarda bir kıyamet, bir felaket söz konusudur; o halde, "emanetleri ehline veriniz" emri, aileden cemiyete doğru hayatın her alanında mutlaka ve mutlaka uygulanmalıdır.

Tarihte oynadığı rol göz önüne alındığında; Müslüman Türk milletini üstün kılan özelliklerin başında adalet, emniyet ve emanete riayet gelmektedir.

Asırlarca geniş bir coğrafyada, farklı inanç ve milletlerden oluşan bir devlet yapılanmasını başarıyla yürütebilmenin başka izahı da yoktur. Buradan hareketle, geçmişte ve günümüzde yaşanan sıkıntıların temelinde bu konularda oluşan zafiyetleri aramak gerekmektedir.

Ehil olmadıkları halde emanetlerin peşinden koşanlar olmuştur, her devirde de olacaktır ama emanetin ne demek olduğunu, ehliyetin ne demek olduğunu bilenler, emanetleri ehil olanlara vermeyi de bilmeli, başarmalıdır."

BTP'den dev gençlik kampı

BTP'nin Afyonkarahisar'da düzenleyeceği geleneksel yaz gençlik kampı, 3-5 Temmuz tarihleri arasında Türkiye'nin dört bir yanından gelen teşkilat mensuplarını buluşturuyor. Eğitim seminerleri, yarışmalar ve şölenlerle dolu dev organizasyon, Genel Başkan Hüseyin Baş'ın yapacağı kapanış konuşmasıyla taçlanacak

29.06.2026 16:10:00
Haber Merkezi
 
BTP'den dev gençlik kampı
BTP'den dev gençlik kampı
Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) geleneksel yaz gençlik kampı, bu yıl 3-5 Temmuz 2026 tarihleri arasında Afyonkarahisar'da gerçekleştirilecek.

Türkiye'nin dört bir yanından teşkilat mensuplarının katılacağı kampta, eğitim seminerleri, teşkilat toplantıları, yarışmalar ve gençlik şöleni düzenlenecek. Kampın onur konuğu ise BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş olacak.






İlk gün eğitim ve teşkilat toplantısı olacak

Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) artık geleneksel hale gelen yaz gençlik kampı, bu hafta sonu Afyonkarahisar'da yapılacak.
Kampın ilk günü olan 3 Temmuz Cuma günü etkinliğide, açılış programı kapsamında çekiliş, genişletilmiş teşkilat toplantısı ve eğitim seminerleri gerçekleştirilecek.






Kampın en yoğun günü cumartesi

4 Temmuz Cumartesi günü kampın en yoğun programı icra edilecek.

Sabah saatlerinde başlayacak eğitim seminerlerinin ardından meslek grup toplantıları, gençlik ve kadın kolları faaliyetleri ile bilgi ve beceri yarışmaları düzenlenecek.






Akşam saatlerinde ise gençlik şöleni gerçekleştirilecek.

Türkiye'nin dört bir yanından gelen gençler BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'la buluşup eğlenecek.






Kapanış konuşmasını Hüseyin Baş yapacak

Kampın son günü olan 5 Temmuz Pazar günü önce kamp sonuç raporları sunulacak.

Ardından BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın yapacağı değerlendirme ve kapanış konuşmasıyla kamp sona erecek.






Geleneksel bir parti faaliyeti

BTP'nin her yıl düzenlediği gençlik kampları, partinin kurucusu merhum Prof. Dr. Haydar Baş döneminde başlatılan ve artık geleneksel hâle gelen önemli parti faaliyetleri arasında yer alıyor.






Geçtiğimiz yıl da Afyonkarahisar'da gerçekleştirilen gençlik kampına Türkiye'nin dört bir yanından yoğun katılım sağlanmış, üç gün süren etkinlikler renkli görüntülere sahne olmuştu.

Bu yılki kampta da Türkiye genelinden yoğun katılım olması bekleniyor.

Hukuk sustuğunda sokak konuşur

Bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimento, şüphesiz ki hukuk sistemine duyulan güvendir

28.06.2026 10:29:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Hukuk sustuğunda sokak konuşur
Hukuk sustuğunda sokak konuşur
Bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel çimento, şüphesiz ki hukuk sistemine duyulan güvendir.

Ancak son dönemde kamuoyunun adalet sistemine olan inancında ciddi bir kırılma yaşandığını görüyoruz. Bireylerin hukukun kendilerini koruduğuna, suçluyu cezalandırdığına ve mağdurun hakkını teslim ettiğine dair inancı zayıfladığında, toplumlar çok tehlikeli bir eşiğe sürükleniyor: Kendi adaletini arama ve ihkak-ı hak eğilimi.

Peki, bir toplum nasıl olur da kurumsal adaletten umudunu kesip kendi adaletini uygulama noktasına gelir? Gelin, bu tehlikeli dönüşümün anatomisine birlikte bakalım.







Adım Adım Güven Kaybı: Kurumsal Çöküşten Sosyal Kaosa

Adalet sistemine güvenin kaybolması bir gecede gerçekleşmez. Bu, bir dizi sistemik tıkanıklığın ve çaresizlik hissinin üst üste binmesiyle oluşan kronik bir süreçtir:

1. Cezasızlık Algısı ve Geciken Kararlar: "Geç gelen adalet, adalet değildir" sözünün somutlaştığı aşamadır bu. Yıllar süren davalar, infaz yasalarındaki boşluklar veya denetimli serbestlik sınırlarının esnekliği nedeniyle suçluların sokakta rahatça gezmesi, kamuoyunda "Suç işleyen cezasız kalıyor" algısını kökleştirir.

2. Hukuki Yalnızlık ve Çaresizlik Hissi: Mağdurun, devletin koruyucu zırhından mahrum kaldığını hissettiği andır. Birey, maruz kaldığı haksızlık veya şiddet karşısında yasal mekanizmaların işlevsiz kaldığını gördüğünde, kurumsal yapılardan psikolojik olarak kopar ve derin bir çaresizlik hissine kapılır.







3. Sosyal Medya Adaleti ve Dijital Mahkemeler: Geleneksel mahkemelerden umudunu kesen kitleler, davaları sosyal medya platformlarına taşır. Hashtag'ler vasıtasıyla "dijital mahkemeler" kurulur, sanıklar daha hakim karşısına çıkmadan toplum vicdanında mahkum edilir. Sosyal medyanın baskısıyla açılan soruşturmalar veya değişen kararlar, adalet sisteminin bağımsızlığına indirilen en büyük darbelerden biri olur.

4. Bireysel Adalet ve İhkak-ı Hak: Sürecin en karanlık noktasıdır. Devletin şiddet kullanma tekelini ve yargı yetkisini kaybettiği algısı yerleştiğinde, bireyler veya gruplar kendi adaletlerini kendileri sağlamaya kalkışır. Sokak kavgalarının infaza dönüşmesi, linç girişimleri, mafyatik yapılardan medet umma ve bireysel silahlanma bu aşamada tırmanışa geçer.







Orman Kanununa Dönüş Riski

Sosyologlar ve hukukçular, adalete inancın kaybolduğu bir toplumun "hukuk devleti" vasfını yitirerek hızlıca bir "orman kanunu" ortamına gerileyeceği konusunda hemfikir. Hukuk sisteminin işlevini yitirmesi, suç oranlarını artırmakla kalmaz; aynı zamanda ticari hayatı, yatırımları ve en önemlisi toplumsal barışı da felç eder. Kimsenin yarınından emin olmadığı bir iklimde, en temel insani güven duygusu yok olur.







Meselenin Özü: Adalet, yalnızca suçlunun cezalandırılması değil, toplumun vicdanen tatmin edilmesidir. Vicdanların kurumsal yollarla teskin edilmediği her boşluk, bireysel öfke, intikam duygusu ve kontrolsüz şiddet tarafından doldurulmaya mahkumdur.






Bu tehlikeli gidişatın durdurulmasının tek yolu; yargı bağımsızlığının koşulsuz şartsız güvence altına alınması, infaz sisteminin caydırıcı hale getirilmesi ve hukukun "güçlünün kalkanı" değil, "haklının kılıcı" olduğunun topluma yeniden uygulamalarla kanıtlanmasıdır.

Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk


Kamerya Arnavutlarına yönelik katliamın 82. yılı dolayısıyla, Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldı.

27.06.2026 13:48:00
AA
 
 Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk
 Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk

Kamerya Arnavutlarına yönelik katliamın 82. yılı dolayısıyla, Yunanistan'ın Edirne Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldı. Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu öncülüğünde bir araya gelen sivil toplum kuruluşları üyeleri, konsolosluk önünde toplandı. Ellerinde Türk bayrakları taşıyan grup, konsolosluk önüne üzerinde "Çamerya katliamını unutmadık, unutturmayacağız" yazılı siyah çelenk bıraktı.







Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Sekreteri İsmail Kocaköse, yaptığı açıklamada, Yunanistan'ın 1944-1945 döneminde Çamerya Arnavutlarına yönelik yaşanan olaylarla ilgili sorumluluğuyla yüzleşmesi gerektiğini söyledi. Kocaköse, kendini medeniyetin beşiği olarak tanımlayan Yunanistan'ın geçmişiyle yüzleşemediğini belirterek, "Bu dönemde 2 bin 900 erkek, 214 kadın ve 96 çocuk öldürülmüş, 745 kadına tecavüz edilmiş, 68 köyde 5 bin 800 ev yakılmış, göçe zorlanan binlerce insan da yollarda hayatını kaybetmiştir" ifadelerini kullandı.






Yunanistan'da "Türk" kelimesi yasak

Yunanistan'ın bugün de Batı Trakya Türklerinin Lozan Barış Antlaşması ile güvence altına alınan eğitim, inanç ve örgütlenme haklarını ihlal etmeyi sürdürdüğünü dile getiren Kocaköse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 27 Mart 2008 tarihli kararına rağmen, adında "Türk" kelimesi bulunan derneklerin haklarının yıllardır fiilen tanınmadığını aktardı.
Kocaköse, "Türkiye aleyhine yürütülen nefret söylemleri ve seçim dönemlerinde komşuluk ilişkilerini zedeleyen politikalar iki halk arasındaki tarihi dostluğa zarar vermektedir. Türk ve Yunan halkları düşman değildir. Yunan siyasetçilerini insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne uygun davranmaya davet ediyoruz. Yaptığınız katliamları unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız" dedi.

Kütahya'da zehirlenme vakası: 114 kişi hastaneye başvurdu

Kütahya'da okul etkinliğinde yedikleri yemeğin ardından rahatsızlanan ve sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısı 114'e yükseldi. Öğrencilerden 113'ü taburcu edilirken, 1 kişinin ise tedavi ve gözlem süreci devam ediyor

24.06.2026 09:09:00
İHA
 
Kütahya'da zehirlenme vakası: 114 kişi hastaneye başvurdu
Kütahya'da zehirlenme vakası: 114 kişi hastaneye başvurdu
Olay, Meydan Mahallesi'ndeki Şule Mete Tetik İmam Hatip Ortaokulu'nda meydana geldi. Okulda gerçekleştirilen etkinlik kapsamında öğrenci ve davetlilere tavuklu pilav ikram edildi.








İkram sonrası rahatsızlanan çok sayıda kişi kendi imkanlarıyla ve ambulanslarla Kütahya Şehir Hastanesi ile çeşitli sağlık kuruluşlarına müracaat etti. Yapılan kontrollerin ardından zehirlenme şüphesiyle hastaneye başvuranların sayısının 96'sı öğrenci ve 18'i de yetişkin olmak üzere toplam 114 ulaştığı öğrenildi.








Tedavi altına alınan öğrencilerden 113'i taburcu edilirken, 1 kişinin ise hastanelerde müşahede altında tutulduğu ve kontrollerinin sürdüğü bildirildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.