Sevgili okurlarım ben ne İnönü sevdalısı, ne de İnönü düşmanı birisi değilim.
Ancak İstiklal Savaşı yıllarında, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün yanında çok başarılı işlere imza atan İnönü, Atatürk sonrası bir hiç olmuştur.
Atatürk'ün kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devleti, İnönü ile ABD'ye tam bağımlı hale getirilmiştir.
Nasıl mı?
Bilindiği üzere bağımsız bir devletin en büyük özelliği, hür bir eğitim sistemine sahip olmasıdır.
Çünkü eğitim sistemi, bir milletin gününü ve geleceğini şekillendirme amacına yönelik titiz bir çalışma ile kurgulanır.
Ve yine ülkeler, kendi idealleri doğrultusunda var olma mücadelesi verdiği kadar özgürdür.
İşte yüce Atatürk, gelecek nesillere bu yüzden tam bağımsız bir ülke armağan ederek, özgür yaşayabilmek için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini göstermiştir.
Peki, Atatürk sonrası nasıl bir yönetim şekli ve anlayışı ülkede hakim olmuştur.
İnönü yönetimi ile daha ilk andan itibaren savrulmaya başlayan Türkiye, batı normlarına ve batılı ülkelerin askeri ve ekonomik yaptırımlarına direnemeyerek, ülkeyi tam bağımlı bir hale dönüştürmüştür.
Hukuk sistemimizden askeri yapılanmaya, silahlanma dan siyasi yapıya, iç politikadan dış politikaya kadar hemen her şey, batılı ülkelere göre şekillenmeye başlamıştı.
Bunlardan en önemlisi ise, elbette ki Milli eğitim sistemi olmuştur.
Çünkü eğitim sistemi, bir milletin ideallerini, kültürünü ve bilincini şekillendirir. Aldığınız eğitim ne ise dünya görüşünüzde o dur.
Düşünce ne kadar bağımsızsa, bireyde, toplum da ülkede o kadar bağımsızdır.
İnönü hükümetinin 1939 yılından başlayarak, Batı yanlısı politikalar uygulamasına yönelik verilebilecek sayısız ve çarpıcı örnekler vardır.
Mesela, 27 Aralık 1949 Türkiye-ABD arasında yapılan Fulbright anlaşması.
Türkiye ve ABD vatandaşlarının karşılıklı olarak eğitimlerinin finanse edilmesi ve bunların yetiştirilerek, kendi ülkelerinde görevlendirilmesi gibi çok mahsurlu bir anlaşmaya imza atılmıştır.
Mahsurlu dediğimiz şey, Fulbright anlaşmasının sadece ABD'ye yarayacak olması gibi bir gerçeği barındırmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti adına ismet İnönü'nün imzaladığı bu anlaşma, bağımsız bir devletin asla imzalamayacağı bir anlaşmadır.
Bu anlaşma, ancak sömürge ülkelerinin kabul edeceği bir zavallılıktır.
Ve bu anlaşma, günümüzde bile halen yürürlükte olan bir anlaşmadır.
8 üyeden oluşan bu komisyon, 4 ABD'li, 4 Türk üyeden oluşur.
Oylar 4'e 4 olursa, çıkacak karar ABD'nin Türkiye şefin in kararına kalır ve bu karar her iki devlet tarafından tanınır.
Finans işi ise, Türkiye'ye aittir.
Milli eğitim sistemimizdeki yılardır süre gelen başarısızlığı anlamak, bu anlaşmayı anlamakla mümkün olur.
Bağımsız bir devlette bağımlı bir milli eğitim olursa, bu tek kelimeyle bağımsızlık kavramına ihanettir!
Aslına bakılırsa bunun bir ihanet olduğunu İsmet İnönü bile kabul etmiştir.
Bakınız Batı'ya verilen tavizlerle ilgili İnönü özetle ne diyor:
"Peygamber edasıyla vaat ederler, kabul ettiğiniz zaman hemen kadrolarıyla, teçhizatlarıyla içinize yerleşirler.
Ben bir karar alsam ya da komisyona bir şey havale etsem, sonuçlarını kendi memurlarımdan önce ABD sefirinden öğrenirim.
Bu işleyişle ne bağımsız iç politika ne bağımsız bir dış politika olur.
Bunun biran evvel bitmesi gerek ama her yanımız kuşatılmış, mücadele edersek başımıza ne gelir bilinmez."
Bir başkası da şudur.
İsmet İnönü, 19 Ekim 1939 tarihinde İngiltere ve Fransa ile Türk-İngiliz-Fransız Karşılıklı Yardım Antlaşması imzalanmıştır.
Bu antlaşma, Türkiye'nin Batılı devletlerle yaptığı ilk ve tehlikeli bir ittifak antlaşmasıdır.
Antlaşma, 15 yıl süreli olarak imzalanmış ve taraflardan birinin Akdeniz'de bir Avrupa devletinin saldırısına uğraması halinde karşılıklı yardım öngörmüştür.
Tabi ki böyle bir şey olmayacak ve Türkiye böyle bir tehdit altında olursa, bu iki ülke anında karşı tarafa geçecekti.
İnönü açısından açıklanması ve izahı zor olan bir başka hususta şudur.
4 Nisan 1939 yılında Başbakanlığa atanan Refik Saydam, CHP grubunda şu açıklamalarda bulunur.
"Milli Şefimiz tarafından verilen talimatla, Atatürk dönemine ait ders kitaplarında yer alan ve bugünün koşulları bakımından gereksiz görülen bölümlerin çıkarılması karara bağlanmıştır."
Bugünün koşulları bakımından denilen şey, Batılı devletlerin görmek ve duymak istemedikleri tam bağımsızlık ilkeleriydi.
Bunların çok daha ötesinde olan bir başka hadise ise, çok üzüntü verici ve bir o kadarda düşündürücüdür.
Atatürk'ün vefatından hemen sonra İnönü tarafından çok vahim bir karara daha imza atılmıştır.
Bu karar neydi peki?
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 yılından başlayarak, 1938 yılına kadar olağanüstü bir titizlikle üzerinde durduğu Türk tarih tezi çalışmalarının tamamına, İnönü döneminin hemen başında yasak konur.
Türklerin dünya üzerindeki varlıkları ve kadim tarihi üzerine derin çalışmalarda bulunan Atatürk, tercüme ettirdiği çok önemli kitapların yayımlanması için bir listesi çalışması yaptırmıştı.
Atatürk'ün basılması için talimat verdiği kitapların hiçbirisi, İnönü tarafından basılmamış ve hatta yok sayılmıştır.
Bu liste halen daha, Türk Tarih Kurumunda bulunmaktadır.
Tam bağımsız bir Türkiye'nin inşasına, işte bu yüzden ve yeniden mutlak anlamda ihtiyaç vardır.
Bağımsız Türkiye'den taraf olanlara selam olsun.
Sahte Atatürkçülerden Allah bu milleti korusun!
Ancak İstiklal Savaşı yıllarında, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün yanında çok başarılı işlere imza atan İnönü, Atatürk sonrası bir hiç olmuştur.
Atatürk'ün kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devleti, İnönü ile ABD'ye tam bağımlı hale getirilmiştir.
Nasıl mı?
Bilindiği üzere bağımsız bir devletin en büyük özelliği, hür bir eğitim sistemine sahip olmasıdır.
Çünkü eğitim sistemi, bir milletin gününü ve geleceğini şekillendirme amacına yönelik titiz bir çalışma ile kurgulanır.
Ve yine ülkeler, kendi idealleri doğrultusunda var olma mücadelesi verdiği kadar özgürdür.
İşte yüce Atatürk, gelecek nesillere bu yüzden tam bağımsız bir ülke armağan ederek, özgür yaşayabilmek için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini göstermiştir.
Peki, Atatürk sonrası nasıl bir yönetim şekli ve anlayışı ülkede hakim olmuştur.
İnönü yönetimi ile daha ilk andan itibaren savrulmaya başlayan Türkiye, batı normlarına ve batılı ülkelerin askeri ve ekonomik yaptırımlarına direnemeyerek, ülkeyi tam bağımlı bir hale dönüştürmüştür.
Hukuk sistemimizden askeri yapılanmaya, silahlanma dan siyasi yapıya, iç politikadan dış politikaya kadar hemen her şey, batılı ülkelere göre şekillenmeye başlamıştı.
Bunlardan en önemlisi ise, elbette ki Milli eğitim sistemi olmuştur.
Çünkü eğitim sistemi, bir milletin ideallerini, kültürünü ve bilincini şekillendirir. Aldığınız eğitim ne ise dünya görüşünüzde o dur.
Düşünce ne kadar bağımsızsa, bireyde, toplum da ülkede o kadar bağımsızdır.
İnönü hükümetinin 1939 yılından başlayarak, Batı yanlısı politikalar uygulamasına yönelik verilebilecek sayısız ve çarpıcı örnekler vardır.
Mesela, 27 Aralık 1949 Türkiye-ABD arasında yapılan Fulbright anlaşması.
Türkiye ve ABD vatandaşlarının karşılıklı olarak eğitimlerinin finanse edilmesi ve bunların yetiştirilerek, kendi ülkelerinde görevlendirilmesi gibi çok mahsurlu bir anlaşmaya imza atılmıştır.
Mahsurlu dediğimiz şey, Fulbright anlaşmasının sadece ABD'ye yarayacak olması gibi bir gerçeği barındırmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti adına ismet İnönü'nün imzaladığı bu anlaşma, bağımsız bir devletin asla imzalamayacağı bir anlaşmadır.
Bu anlaşma, ancak sömürge ülkelerinin kabul edeceği bir zavallılıktır.
Ve bu anlaşma, günümüzde bile halen yürürlükte olan bir anlaşmadır.
8 üyeden oluşan bu komisyon, 4 ABD'li, 4 Türk üyeden oluşur.
Oylar 4'e 4 olursa, çıkacak karar ABD'nin Türkiye şefin in kararına kalır ve bu karar her iki devlet tarafından tanınır.
Finans işi ise, Türkiye'ye aittir.
Milli eğitim sistemimizdeki yılardır süre gelen başarısızlığı anlamak, bu anlaşmayı anlamakla mümkün olur.
Bağımsız bir devlette bağımlı bir milli eğitim olursa, bu tek kelimeyle bağımsızlık kavramına ihanettir!
Aslına bakılırsa bunun bir ihanet olduğunu İsmet İnönü bile kabul etmiştir.
Bakınız Batı'ya verilen tavizlerle ilgili İnönü özetle ne diyor:
"Peygamber edasıyla vaat ederler, kabul ettiğiniz zaman hemen kadrolarıyla, teçhizatlarıyla içinize yerleşirler.
Ben bir karar alsam ya da komisyona bir şey havale etsem, sonuçlarını kendi memurlarımdan önce ABD sefirinden öğrenirim.
Bu işleyişle ne bağımsız iç politika ne bağımsız bir dış politika olur.
Bunun biran evvel bitmesi gerek ama her yanımız kuşatılmış, mücadele edersek başımıza ne gelir bilinmez."
Bir başkası da şudur.
İsmet İnönü, 19 Ekim 1939 tarihinde İngiltere ve Fransa ile Türk-İngiliz-Fransız Karşılıklı Yardım Antlaşması imzalanmıştır.
Bu antlaşma, Türkiye'nin Batılı devletlerle yaptığı ilk ve tehlikeli bir ittifak antlaşmasıdır.
Antlaşma, 15 yıl süreli olarak imzalanmış ve taraflardan birinin Akdeniz'de bir Avrupa devletinin saldırısına uğraması halinde karşılıklı yardım öngörmüştür.
Tabi ki böyle bir şey olmayacak ve Türkiye böyle bir tehdit altında olursa, bu iki ülke anında karşı tarafa geçecekti.
İnönü açısından açıklanması ve izahı zor olan bir başka hususta şudur.
4 Nisan 1939 yılında Başbakanlığa atanan Refik Saydam, CHP grubunda şu açıklamalarda bulunur.
"Milli Şefimiz tarafından verilen talimatla, Atatürk dönemine ait ders kitaplarında yer alan ve bugünün koşulları bakımından gereksiz görülen bölümlerin çıkarılması karara bağlanmıştır."
Bugünün koşulları bakımından denilen şey, Batılı devletlerin görmek ve duymak istemedikleri tam bağımsızlık ilkeleriydi.
Bunların çok daha ötesinde olan bir başka hadise ise, çok üzüntü verici ve bir o kadarda düşündürücüdür.
Atatürk'ün vefatından hemen sonra İnönü tarafından çok vahim bir karara daha imza atılmıştır.
Bu karar neydi peki?
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1923 yılından başlayarak, 1938 yılına kadar olağanüstü bir titizlikle üzerinde durduğu Türk tarih tezi çalışmalarının tamamına, İnönü döneminin hemen başında yasak konur.
Türklerin dünya üzerindeki varlıkları ve kadim tarihi üzerine derin çalışmalarda bulunan Atatürk, tercüme ettirdiği çok önemli kitapların yayımlanması için bir listesi çalışması yaptırmıştı.
Atatürk'ün basılması için talimat verdiği kitapların hiçbirisi, İnönü tarafından basılmamış ve hatta yok sayılmıştır.
Bu liste halen daha, Türk Tarih Kurumunda bulunmaktadır.
Tam bağımsız bir Türkiye'nin inşasına, işte bu yüzden ve yeniden mutlak anlamda ihtiyaç vardır.
Bağımsız Türkiye'den taraf olanlara selam olsun.
Sahte Atatürkçülerden Allah bu milleti korusun!
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- Türkiye’yi ABD rotasına sokan İnönü’dür / 30.06.2026
- 66 ve 42 değişirse, harita değişir / 29.06.2026
- ‘Milli Ekonomi Modeli’ uygulanmazsa Türkiye parçalanır! / 25.06.2026
- Ruhban okulu açılırsa, Lozan iptal olur! / 22.06.2026
- Merkez Bankası kime hizmet ediyor! / 18.06.2026
- ‘Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük’ / 17.06.2026
- Siyasetin filozofu / 16.06.2026
- Uyan Türkiye’m bölünüyorsun! / 12.06.2026
- Cumhuriyetin vidaları söküldü! / 11.06.2026
- AK Parti iktidar olursa faizi indirecek! / 08.06.2026
- 66 ve 42 değişirse, harita değişir / 29.06.2026
- ‘Milli Ekonomi Modeli’ uygulanmazsa Türkiye parçalanır! / 25.06.2026
- Ruhban okulu açılırsa, Lozan iptal olur! / 22.06.2026
- Merkez Bankası kime hizmet ediyor! / 18.06.2026
- ‘Cumhuriyet giderse, ne din kalır ne özgürlük’ / 17.06.2026
- Siyasetin filozofu / 16.06.2026
- Uyan Türkiye’m bölünüyorsun! / 12.06.2026
- Cumhuriyetin vidaları söküldü! / 11.06.2026
- AK Parti iktidar olursa faizi indirecek! / 08.06.2026























































