Bu sorunun cevabını maalesef halkımız idrak edemedi. Oysa söylenenler ile yapılanlar o kadar açık ki, birazcık düşünenler hemen idrak edebilir. Ama tabularımız, aklımızın önüne geçtiği için gerçeği kabul edemiyoruz. Tabu demişken… Millet olarak tabularımız milli ve manevi hayatımızın tamamında yine maalesef hakim bir konumda. Kur’an ile sünnet ile açık tarihi kayıt ve gerçekler ile değil, bize birilerinin pompaladığı fikirlerle inanıp, görüş ve duruşlar ortaya koyuyoruz. Zaten ülkemizin ve İslam âleminin içinde bulunduğu vahim tablonun başka açıklaması da olamaz herhalde. Yani bizler gönlü, aklı, ilmi bir tarafa bırakıp söze kandık, haçlının açtığı derin çukurlara yuvarlandık, yuvarlanıyoruz…
Başlığa dönersek; Erdoğan ne yapmaya çalışıyor? Kömür dağıtmakla, sosyal yardım adı altında belli kesim insan guruplarının ihtiyaçlarını kısa süreliğine hafifletmekle ülke yönetilir mi?
Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin iktidarı “bebek katilinin” himmetine kalmış. Yazık değil mi? Bu millete, bu milletin şanlı tarihine, şehitlerine, kolsuz, bacaksız gazilerine, yerlerinden, yurtlarından edilen Kürt kardeşlerime ayıp olmuyor mu?
Sonra iç ve dış politikadaki söz ve eylem farklılıklarının, dün dediğinden bugün caymanın siyaset ve maneviyattaki adı belli. Neden Başbakan ve partisi hep aynı mantığı ortaya koyuyor…
Erdoğan çıkıyor Norveçli sapık ve cani ruhlu malum kişi için idamın gerekli olduğunu vurguluyor. Ve diyor ki; “Demek ki yeri geldiği zaman idamın bir haklılık sebebi de var.”
Sayın Erdoğan! Bu Norveçli mi daha cani yoksa bebek katili Öcalan mı? Norveçli için gelen zaman, Öcalan için gelmedi mi? Yoksa getirilmek mi istenmiyor?
Oysa bugün Öcalan’ı teröre şifa görün Erdoğan, parti gurubunda, kameralar karşısında, kamplarda yaptığı konuşmalarda öyle cümleler ve tarifler veriyordu ki! Dinleyenler Erdoğan “hakim” olsa Öcalan’ı bugün asar havasına kapılıyordu. Zaten verilmek istenen mesajda buydu.
Yani hükümet, vatandaşa mesaj verirken başka odaklara istediklerini veriyordu. Bunun anlamı ise günü kurtarmak, verilen sözlere binaen süreci idare edip, kendini geleceğe hazırlamaktır. Başka izahı yoktur.
Bakın Öcalan ve terör süreci hemen önümüzde. Başbakan açıkça demişti ki; “Hükümetin doğrudan ya da dolaylı müzakere yaptığını ispatlamayan şerefsizdir, namussuzdur, müfteridir.”
Bizler sadece dolaylı ve doğrudan basit bir kıyas yaparsak hükümetin nasıl bir çıkmazda olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını rahatlıkla görebiliriz.
Hadi bu kıyası yapamadınız. O zaman hükümetin örneklerini çoğaltalım…
“…Bunlar Hakkari’de üniversiteye molotof kokteyli atıyorlar. Anaokulunu yakıyorlar. Bunların insanlığa dair bir değeri var mı?
Bakın geçen gün çocukların okula gitmesini engellediler. Yahu! 6, 7, 8 yaşındaki çocukların okula gitmesini engelleyecek kadar merhametsizler… Bunlar ancak saldıracaklar, yakacaklar, yıkacaklar ve saltanatlarını bu şekilde devam ettirecekler.
Biz esrar tarlalarını yaktık, diye kıyameti kopardılar. Neden? Çünkü bunlar esrar ticareti yapıp, terör örgütüne finans sağlar. Bunlar bu işi yapar.
Milleti hacca götürüyorlarmış. Ya Zerdüşt’ün hacla ne işi olur? Bunların Müslümanlıkla ne işi olur? Ne yazık ki benim masum Kürt kardeşim bu oyunlara geliyor.
Yıllardır benim, Kürt kardeşlerimin adını bunlar istismar ediyor… Kendi vatandaşlarını ölüme mahkum ettikleri yetmiyormuş gibi, şimdi de cezaevindekileri açlık greviyle ölmeye zorluyorlar.
Biz manşetlerle çatışarak bugüne geldik. Herkesin bir hesabı vardır. Ancak en büyük hesap Allah’ındır...”
Evet, Erdoğan’ın terör ve teröristi, terörist sözcülerini tarif eden cümlelerinden bazıları bunlar. Herkesin bir hesap peşinde olduğunu bilen ama asıl hesap görücünün Allah olduğunu itiraf eden Erdoğan, Öcalan’la neyin hesabını yapıyor?
Aslında yapılan bu hesaplar yeni değil, yüz yıl önce yapılmıştı. Bu hesabın adı doğuda bir Kürt devleti kurulacaktı. O gün İngilizlerin, Fransızların, ABD’nin yapamadığını bugün AKP hükümeti yaptığı icraat ve uygulamalarla hayata geçirmek üzere.
Ya! AKP’nin niyeti bu değil. Tamam, iyi de, yolun sonu görünüyor. Her şey bu kadar açıkken bana ne, senin niyetinden…
Erdoğan’ın İmralı, Kandil, Oslo üçgenindeki bu ikili, üçlü, beşli duruşunda yalnız değil. Kurmayları hemen gündeme çıkıyor ve halka bu sürecin gerekliliğini ve haklılığını vurgulamaya çalışıyorlar… Hatta taze AKP’li Süleyman Soylu (teröristle pazarlık süreci için) “Bu süreci baltalayan lanetlenecektir…” diyor.
CHP, iktidara yeni bir kredi açma derdinde. MHP ise elde, avuçta bir şey kalmadığı için kredi bile açamıyor. Açıklamalarla yetiniyor… Merak ettiğim ise harbiden Türkiye, bir teröristin himmetine mi muhtaç? 7 düvele kafa tutmuş, mağlup etmiş bu millet, bir bebek katilinin ayağına nasıl götürülür?
Başlığa dönersek; Erdoğan ne yapmaya çalışıyor? Kömür dağıtmakla, sosyal yardım adı altında belli kesim insan guruplarının ihtiyaçlarını kısa süreliğine hafifletmekle ülke yönetilir mi?
Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin iktidarı “bebek katilinin” himmetine kalmış. Yazık değil mi? Bu millete, bu milletin şanlı tarihine, şehitlerine, kolsuz, bacaksız gazilerine, yerlerinden, yurtlarından edilen Kürt kardeşlerime ayıp olmuyor mu?
Sonra iç ve dış politikadaki söz ve eylem farklılıklarının, dün dediğinden bugün caymanın siyaset ve maneviyattaki adı belli. Neden Başbakan ve partisi hep aynı mantığı ortaya koyuyor…
Erdoğan çıkıyor Norveçli sapık ve cani ruhlu malum kişi için idamın gerekli olduğunu vurguluyor. Ve diyor ki; “Demek ki yeri geldiği zaman idamın bir haklılık sebebi de var.”
Sayın Erdoğan! Bu Norveçli mi daha cani yoksa bebek katili Öcalan mı? Norveçli için gelen zaman, Öcalan için gelmedi mi? Yoksa getirilmek mi istenmiyor?
Oysa bugün Öcalan’ı teröre şifa görün Erdoğan, parti gurubunda, kameralar karşısında, kamplarda yaptığı konuşmalarda öyle cümleler ve tarifler veriyordu ki! Dinleyenler Erdoğan “hakim” olsa Öcalan’ı bugün asar havasına kapılıyordu. Zaten verilmek istenen mesajda buydu.
Yani hükümet, vatandaşa mesaj verirken başka odaklara istediklerini veriyordu. Bunun anlamı ise günü kurtarmak, verilen sözlere binaen süreci idare edip, kendini geleceğe hazırlamaktır. Başka izahı yoktur.
Bakın Öcalan ve terör süreci hemen önümüzde. Başbakan açıkça demişti ki; “Hükümetin doğrudan ya da dolaylı müzakere yaptığını ispatlamayan şerefsizdir, namussuzdur, müfteridir.”
Bizler sadece dolaylı ve doğrudan basit bir kıyas yaparsak hükümetin nasıl bir çıkmazda olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını rahatlıkla görebiliriz.
Hadi bu kıyası yapamadınız. O zaman hükümetin örneklerini çoğaltalım…
“…Bunlar Hakkari’de üniversiteye molotof kokteyli atıyorlar. Anaokulunu yakıyorlar. Bunların insanlığa dair bir değeri var mı?
Bakın geçen gün çocukların okula gitmesini engellediler. Yahu! 6, 7, 8 yaşındaki çocukların okula gitmesini engelleyecek kadar merhametsizler… Bunlar ancak saldıracaklar, yakacaklar, yıkacaklar ve saltanatlarını bu şekilde devam ettirecekler.
Biz esrar tarlalarını yaktık, diye kıyameti kopardılar. Neden? Çünkü bunlar esrar ticareti yapıp, terör örgütüne finans sağlar. Bunlar bu işi yapar.
Milleti hacca götürüyorlarmış. Ya Zerdüşt’ün hacla ne işi olur? Bunların Müslümanlıkla ne işi olur? Ne yazık ki benim masum Kürt kardeşim bu oyunlara geliyor.
Yıllardır benim, Kürt kardeşlerimin adını bunlar istismar ediyor… Kendi vatandaşlarını ölüme mahkum ettikleri yetmiyormuş gibi, şimdi de cezaevindekileri açlık greviyle ölmeye zorluyorlar.
Biz manşetlerle çatışarak bugüne geldik. Herkesin bir hesabı vardır. Ancak en büyük hesap Allah’ındır...”
Evet, Erdoğan’ın terör ve teröristi, terörist sözcülerini tarif eden cümlelerinden bazıları bunlar. Herkesin bir hesap peşinde olduğunu bilen ama asıl hesap görücünün Allah olduğunu itiraf eden Erdoğan, Öcalan’la neyin hesabını yapıyor?
Aslında yapılan bu hesaplar yeni değil, yüz yıl önce yapılmıştı. Bu hesabın adı doğuda bir Kürt devleti kurulacaktı. O gün İngilizlerin, Fransızların, ABD’nin yapamadığını bugün AKP hükümeti yaptığı icraat ve uygulamalarla hayata geçirmek üzere.
Ya! AKP’nin niyeti bu değil. Tamam, iyi de, yolun sonu görünüyor. Her şey bu kadar açıkken bana ne, senin niyetinden…
Erdoğan’ın İmralı, Kandil, Oslo üçgenindeki bu ikili, üçlü, beşli duruşunda yalnız değil. Kurmayları hemen gündeme çıkıyor ve halka bu sürecin gerekliliğini ve haklılığını vurgulamaya çalışıyorlar… Hatta taze AKP’li Süleyman Soylu (teröristle pazarlık süreci için) “Bu süreci baltalayan lanetlenecektir…” diyor.
CHP, iktidara yeni bir kredi açma derdinde. MHP ise elde, avuçta bir şey kalmadığı için kredi bile açamıyor. Açıklamalarla yetiniyor… Merak ettiğim ise harbiden Türkiye, bir teröristin himmetine mi muhtaç? 7 düvele kafa tutmuş, mağlup etmiş bu millet, bir bebek katilinin ayağına nasıl götürülür?
Akın Aydın / diğer yazıları
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026
- Hükümet, kendini de inkar ediyor / 10.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026
- Hükümet, kendini de inkar ediyor / 10.06.2026

























































