Batılı birçok oryantalist, Türk tarihini yazarken ya da Türklerden bahsederken özellikle İslam öncesi Türk tarihi üzerinde yoğunlaşır. İslam öncesi Ortalık Asya dönemi Türk kültürüne, toplumsal yaşayışına dair bilgileri hep öne çıkarırlar. Bizi ısrarla en eski dönemlerimizle, göçebelik dönemimizle tanımlamaya ve zihinlerde Türk deyince göçebe bir kavim imgesini kazımaya çalışırlar. Bizim Müslümanlığı kabul ettikten sonra Ortalık Asya’da, Anadolu’da, İstanbul’da, Balkanlarda, Orta Doğu’da, dünyanın değişik yerlerinde ortaya koyduğumuz özgün Türk-İslam medeniyet ve kültür birikimimizi geri plana iterler. Ya da bu dönemi Türk kültür ve medeniyeti değil de genel anlamda İslam medeniyeti bağlamında değerlendirip geçiştirmeye çalışırlar.
Batılı oryantalistler, Türklükten, Türklerden bahsederken sadece İslam öncesi göçebe Türk topluluklarını ya da “yağmacı, talancı göçebe Türk” imgesini öne çıkarırlar ve dünya kamuoyuna Türk imgesini hep bu dönemle özdeş olarak vermeye çalışırlar. Buradan hareketle de “barbar Türk, göçebe Türk” imgesini ön plana alırlar. Bunu yaparken amaçları Türklerin barbar oldukları, yerleşik medeniyete geçmedikleri, geçseler bile ruhlarında hâlâ göçebelik özelliklerini koruduklarını, kültür ve medeniyet üretmediklerini, ayrıca siyaseten de Türklerin Anadolu’da işgalci ve geçici misafir olduklarını, asıl anavatanları olan Orta Asya’ya sürülmesi gereken bir topluluk olduklarını zımnen ima ederler. Oryantalizm, bizi olduğumuz gibi değil, kendi görmek ve göstermek istediği gibi tanımlamaktır. Bu, tamamen kaba bir ideolojik saldırıdır.
Bu bağlamda mesela Batılı bir oryantalist şöyle der:
“Göçebeler şehri kuşatıyor, şehir halkını teslim olmaya zorluyorlardı. Halk teslim olmazsa, çeşitli biçimlerde ve yağmalarla zaman içinde şehrin direncini kırıyorlardı. Göçebeler yağma peşindeydiler ama bunun Bizanslıların sandığı gibi dinle ya da siyasi düşmanlıkla bir alakası yoktu. Yağmacılık, göçebe hayatının doğal bileşeniydi. Tahıl, imalat, beceri gerektiren zanaatlar, göçebelerin kendi başlarına yapabilecekleri işler değildi; yağma onlar için zorunlu gereksinimleri ya da arzulanan malları karşılamanın olağan ve masrafsız yoluydu.”
Dışarıdan batılı oryantalistler, bilimsellik kılıfı altında uzun Türk tarihinin sadece ilk dönemi olan İslam öncesi Orta Asya dönemini alıp diğer dönemleri geri plana atarak dünyaya “göçebe barbar Türk” imgesini yaymaya çalışırlar. Diğer yandan içerden de bazı yerli oryantalistler bilerek veya bilmeyerek benzer bir yaklaşımı sanki özgün bir tarih yorumu, özgün bir Türklük değerlendirmesi imiş gibi tekrar ediyorlar.
Türk’ü ısrarla göçebelik ruhunu terk etmemiş ve terk etmeyecek olan geri bir millet olarak gösterme tavrını kendince kurnazlıkla gizleyen bir yerli oryantalist yazıcı, Erol Göka adlı bir “Türkiyeli!” vatandaş.
Erol Göka Türk’ün Göçebe Ruhu adlı bir derleme kitap yayınlamış. Bu vatandaş, Psikiyatri Anabilim dalı öğretim üyesi imiş. Tarihçilikle bir alakası yok. Yerli ve yabancı kaynaklardan Türklerin göçebeliği ile ilgili kısımları hararetle arayıp bulmuş, Türk tarihi bunlardan ibaretmiş gibi gözümüze sokarak, bunları bir araya getiren bir derleme yapmış. Bunlardan hareketle Türklerin hâlâ göçebe bir millet olduğunu, ruhlarında ve genlerinde bu göçebeliğin kalıcı olarak var olduğunu, bunu aşmamızın da neredeyse imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Canhıraş bir gayret sarfederek Türklerin bir türlü yerleşik medeniyete geçemediğini, biçimsel olarak yerleşik medeniyete geçtiklerini, ama zihinsel ve ruhsal olarak geçemediklerini, geçmelerinin; dolayısıyla büyük bir bilim, kültür ve medeniyet üretmeye niyetlerinin olmadığını vurgulamaya ve ispatlamaya çalışıyor. Batılı oryantalistleri kıskandıracak ölçüdeki bu gayretinin sebebi acaba nedir? Türk olmaktan rahatsızlık mı duyuyor, Türk olmak kendisi için yük müdür? Türk olmak utanılacak bir şey midir? Bunların cevabını kendisi versin.
Erol Göka’nın kitabındaki Türklerin göçleriyle ilgili bilgiler çoğu itibariyle elbette doğrudur. Fakat kendince kurnazlık yaparak ya da önceden belirlediği sabit bir fikre uygun bir düzenleme yaparak Türk tarihini sadece göçebeliğe indirgemiş. Türk tarihini sadece göçebelik tarihi olarak sunmaya çalışmış. Ayrıca suret-i haktan görünerek güya Türklerin iyiliği için böyle bir çalışmaya girdiği izlenimini veriyor. Çelişkili ifadelerin yer aldığı bu çalışmadan Türklerin göçebe mi, yerleşik mi olduğunu tam olarak anlamak mümkün değil. Bu tutum, niyetin kurnazlıkla gizlenmesi ustalığıdır. Fakat kitabı bitirdikten sonra aklımızda kalan, yazarın ısrarlı bir vurgu ile Türklerin göçebelik ruhundan bir türlü sıyrılamayan, bilim, kültür üretemeyen geri bir topluluk olduğu tezidir. Bu tez tamamen yanlıştır. Türkler, çok uzun zamandan beri yerleşik hayata geçmiştir, göçebelik diye bir şey kalmamıştır. Bilim de kültür de medeniyet de fazlasıyla ortaya koymuştur, koymaya da devam ediyor. Bunu biz ve bütün dünya biliyoruz da bilmediğimiz şey, bu yazıcının asıl niyeti ve amacı ne?
Genel bir değerlendirmeye göre bu arkadaşın kitabının batılı oryantalistlerin “göçebe barbar Türk” imgesine hizmet eden bir içeriği olduğu anlaşılıyor. Böyle bir çalışmayı hangi niyetle yapmış olursa olsun, netice itibariyle çalışmasının batılı oryantalistlerin Türk tezine hizmet etmekten, onları içerden biri olarak desteklemekten başka bir boyutu yok. Hemen belirtelim ki kitapta ısrarla vurgulanan “göçebe Türk” tezi yanlış bir tezdir, hiçbir bilimselliği yoktur.
Bu kitabın içeriğine vakıf olabilmek için uzun da olsa şu alıntılara yer verme gereği duydum.
Erol Göka kitabının amacını şöyle ortaya koyuyor:
“Türk’ün Göçebe Ruhu, (….) Neden kent yaşamına geçişte bu kadar zorlandığımızı ve aynı şekilde büyük ölçüde yerleşik yaşama geçmiş olmamıza rağmen neden toplumsal psikolojimizdeki göçebelik mirasını silip atamadığımızı anlatmaya çalışıyor.” (s.10)
“Göç gerçekliğinin ve göçebe zihniyetinin dün olduğu gibi bugün de toplumumuzun grup davranışının temel belirleyicilerinden olduğunu göstermeye ve kulak verenlere bu gerçekler hesaba katılmadan, ülkemizde hiçbir toplumsal ve siyasal olgunun analiz edilemeyeceğini söylemeye çalışıyor.” (s.11)
Batılı oryantalistler, Türklükten, Türklerden bahsederken sadece İslam öncesi göçebe Türk topluluklarını ya da “yağmacı, talancı göçebe Türk” imgesini öne çıkarırlar ve dünya kamuoyuna Türk imgesini hep bu dönemle özdeş olarak vermeye çalışırlar. Buradan hareketle de “barbar Türk, göçebe Türk” imgesini ön plana alırlar. Bunu yaparken amaçları Türklerin barbar oldukları, yerleşik medeniyete geçmedikleri, geçseler bile ruhlarında hâlâ göçebelik özelliklerini koruduklarını, kültür ve medeniyet üretmediklerini, ayrıca siyaseten de Türklerin Anadolu’da işgalci ve geçici misafir olduklarını, asıl anavatanları olan Orta Asya’ya sürülmesi gereken bir topluluk olduklarını zımnen ima ederler. Oryantalizm, bizi olduğumuz gibi değil, kendi görmek ve göstermek istediği gibi tanımlamaktır. Bu, tamamen kaba bir ideolojik saldırıdır.
Bu bağlamda mesela Batılı bir oryantalist şöyle der:
“Göçebeler şehri kuşatıyor, şehir halkını teslim olmaya zorluyorlardı. Halk teslim olmazsa, çeşitli biçimlerde ve yağmalarla zaman içinde şehrin direncini kırıyorlardı. Göçebeler yağma peşindeydiler ama bunun Bizanslıların sandığı gibi dinle ya da siyasi düşmanlıkla bir alakası yoktu. Yağmacılık, göçebe hayatının doğal bileşeniydi. Tahıl, imalat, beceri gerektiren zanaatlar, göçebelerin kendi başlarına yapabilecekleri işler değildi; yağma onlar için zorunlu gereksinimleri ya da arzulanan malları karşılamanın olağan ve masrafsız yoluydu.”
Dışarıdan batılı oryantalistler, bilimsellik kılıfı altında uzun Türk tarihinin sadece ilk dönemi olan İslam öncesi Orta Asya dönemini alıp diğer dönemleri geri plana atarak dünyaya “göçebe barbar Türk” imgesini yaymaya çalışırlar. Diğer yandan içerden de bazı yerli oryantalistler bilerek veya bilmeyerek benzer bir yaklaşımı sanki özgün bir tarih yorumu, özgün bir Türklük değerlendirmesi imiş gibi tekrar ediyorlar.
Türk’ü ısrarla göçebelik ruhunu terk etmemiş ve terk etmeyecek olan geri bir millet olarak gösterme tavrını kendince kurnazlıkla gizleyen bir yerli oryantalist yazıcı, Erol Göka adlı bir “Türkiyeli!” vatandaş.
Erol Göka Türk’ün Göçebe Ruhu adlı bir derleme kitap yayınlamış. Bu vatandaş, Psikiyatri Anabilim dalı öğretim üyesi imiş. Tarihçilikle bir alakası yok. Yerli ve yabancı kaynaklardan Türklerin göçebeliği ile ilgili kısımları hararetle arayıp bulmuş, Türk tarihi bunlardan ibaretmiş gibi gözümüze sokarak, bunları bir araya getiren bir derleme yapmış. Bunlardan hareketle Türklerin hâlâ göçebe bir millet olduğunu, ruhlarında ve genlerinde bu göçebeliğin kalıcı olarak var olduğunu, bunu aşmamızın da neredeyse imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Canhıraş bir gayret sarfederek Türklerin bir türlü yerleşik medeniyete geçemediğini, biçimsel olarak yerleşik medeniyete geçtiklerini, ama zihinsel ve ruhsal olarak geçemediklerini, geçmelerinin; dolayısıyla büyük bir bilim, kültür ve medeniyet üretmeye niyetlerinin olmadığını vurgulamaya ve ispatlamaya çalışıyor. Batılı oryantalistleri kıskandıracak ölçüdeki bu gayretinin sebebi acaba nedir? Türk olmaktan rahatsızlık mı duyuyor, Türk olmak kendisi için yük müdür? Türk olmak utanılacak bir şey midir? Bunların cevabını kendisi versin.
Erol Göka’nın kitabındaki Türklerin göçleriyle ilgili bilgiler çoğu itibariyle elbette doğrudur. Fakat kendince kurnazlık yaparak ya da önceden belirlediği sabit bir fikre uygun bir düzenleme yaparak Türk tarihini sadece göçebeliğe indirgemiş. Türk tarihini sadece göçebelik tarihi olarak sunmaya çalışmış. Ayrıca suret-i haktan görünerek güya Türklerin iyiliği için böyle bir çalışmaya girdiği izlenimini veriyor. Çelişkili ifadelerin yer aldığı bu çalışmadan Türklerin göçebe mi, yerleşik mi olduğunu tam olarak anlamak mümkün değil. Bu tutum, niyetin kurnazlıkla gizlenmesi ustalığıdır. Fakat kitabı bitirdikten sonra aklımızda kalan, yazarın ısrarlı bir vurgu ile Türklerin göçebelik ruhundan bir türlü sıyrılamayan, bilim, kültür üretemeyen geri bir topluluk olduğu tezidir. Bu tez tamamen yanlıştır. Türkler, çok uzun zamandan beri yerleşik hayata geçmiştir, göçebelik diye bir şey kalmamıştır. Bilim de kültür de medeniyet de fazlasıyla ortaya koymuştur, koymaya da devam ediyor. Bunu biz ve bütün dünya biliyoruz da bilmediğimiz şey, bu yazıcının asıl niyeti ve amacı ne?
Genel bir değerlendirmeye göre bu arkadaşın kitabının batılı oryantalistlerin “göçebe barbar Türk” imgesine hizmet eden bir içeriği olduğu anlaşılıyor. Böyle bir çalışmayı hangi niyetle yapmış olursa olsun, netice itibariyle çalışmasının batılı oryantalistlerin Türk tezine hizmet etmekten, onları içerden biri olarak desteklemekten başka bir boyutu yok. Hemen belirtelim ki kitapta ısrarla vurgulanan “göçebe Türk” tezi yanlış bir tezdir, hiçbir bilimselliği yoktur.
Bu kitabın içeriğine vakıf olabilmek için uzun da olsa şu alıntılara yer verme gereği duydum.
Erol Göka kitabının amacını şöyle ortaya koyuyor:
“Türk’ün Göçebe Ruhu, (….) Neden kent yaşamına geçişte bu kadar zorlandığımızı ve aynı şekilde büyük ölçüde yerleşik yaşama geçmiş olmamıza rağmen neden toplumsal psikolojimizdeki göçebelik mirasını silip atamadığımızı anlatmaya çalışıyor.” (s.10)
“Göç gerçekliğinin ve göçebe zihniyetinin dün olduğu gibi bugün de toplumumuzun grup davranışının temel belirleyicilerinden olduğunu göstermeye ve kulak verenlere bu gerçekler hesaba katılmadan, ülkemizde hiçbir toplumsal ve siyasal olgunun analiz edilemeyeceğini söylemeye çalışıyor.” (s.11)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Nurullah Çetin / diğer yazıları
- Dayatılan kapitalist stil / 26.12.2015
- "Karıştır barıştır"a karşı "birleştir savuştur" / 30.11.2015
- Öğretmenler Günü'nü kutlamak / 26.11.2015
- İşin sırrı dengede / 20.11.2015
- IŞİD terörist peki Fransa nedir? / 18.11.2015
- Anaları ağlamasın diye Fransa'ya çözüm süreci desteği / 17.11.2015
- Bir 10 Kasım yazısı / 12.11.2015
- Ölmek ve köle olmak dışında üçüncü bir seçenek / 11.11.2015
- Türk sosyalistlerini marabalıktan kurtulmaya davet / 09.11.2015
- Yandakların istilası / 05.11.2015
- "Karıştır barıştır"a karşı "birleştir savuştur" / 30.11.2015
- Öğretmenler Günü'nü kutlamak / 26.11.2015
- İşin sırrı dengede / 20.11.2015
- IŞİD terörist peki Fransa nedir? / 18.11.2015
- Anaları ağlamasın diye Fransa'ya çözüm süreci desteği / 17.11.2015
- Bir 10 Kasım yazısı / 12.11.2015
- Ölmek ve köle olmak dışında üçüncü bir seçenek / 11.11.2015
- Türk sosyalistlerini marabalıktan kurtulmaya davet / 09.11.2015
- Yandakların istilası / 05.11.2015





























































































