logo
22 ŞUBAT 2026


Fransa'daki olaylara bir de böyle bakalım

10.11.2005 00:00:00
Avrupa Birliği çalkalanıyor.27 Ekim akşamı polisten kaçan Afrika kökenli 2 gencin bir elektrik trafosuna saklanması ve elektrik akımına kapılarak ölmesiyle başlayan olaylar gittikçe yayılıyor. Fransa'yı etkisi altına alan göçmen isyanının, Belçika'ya ve Almanya'ya da sıçraması bütün AB ülkelerini endişelendiriyor.Şu ana kadar isyanların sebepleri arasında birçok unsur sayıldı: İşsizlik, ayrımcılık, ırkçılık? Hatta Başbakanımız, ani bir çıkışla olaylara türbanı bile kattı.Bütün bu bahsedilen sebeplerde, çıkarılan kaosun, kargaşanın baş aktörü olarak namlunun ucuna hep göçmenler, özellikle de Müslüman kesim yerleştirildi.Olayların çıkış tarzına bakılırsa, ister istemez insanın aklına 11 Eylül ve Londra'daki hadiseler geliyor.Bu tür terör olaylarını değerlendirirken, hatırlarsanız önemli bir kriterimiz vardı: "Bu terör olaylarının asıl failleri her zaman, sonuçta bu olaylardan en çok fayda bulanlardır." Şimdi bu temel ölçüyle gelin Fransa'da başlayan, Belçika ve Almanya'ya sıçrayan olaylara bir bakalım.Bu olaylardan fayda gören asla Müslümanlar değildir. Çünkü 11 Eylül''ün ve Londra'daki terör olaylarının neticesinde olduğu gibi bu isyanlarda da en çok zarar görecek, huzuru kaçacak, rahatı bozulacak olan Müslümanlardır.Neticede Fransa, düşündüğümüz gibi, 1955 yılında Cezayir'deki bağımsızlık savaşı sırasında hazırlanan olağanüstü hal yasasını devreye koyma kararı aldı, şüpheli olduğu tahmin edilen herkes tutuklanıyor ve evlere, mekanlara baskınlar yapılıyor.Yani Fransa'da isyanlar tamamen bastırılsa bile, aynen Londra'da olduğu gibi, göçmenlerin, özellikle de Müslümanların bu ülkede artık rahat etmesi mümkün olmayacak, gerek siyasi, gerekse sosyal olarak sürekli baskı altında kalacaklar.Olayın alevlenmesinde ve yayılmasında mutlaka sayılan nedenlerin bir alakası var, ama bu boşluğu fark eden ve de fitili ateşleyenin bu kadar basit düşünmediği kesin. Bu olaylar neticesinde çoğunluğu Müslüman olan göçmenler, potansiyel terörist olarak görülecek ve inandıkları din olan İslam ise "radikal" damgası yiyecek.Birileri bunu kullanarak, bir taraftan İslam Dünyası üzerindeki baskı ve zulüm harekatlarına kılıf bulurken, uzun süredir bu konuda gerekli desteği vermeyen AB ülkelerinin de işin içine daha da girmesine kapı açılmış olacak.Kısaca bu işten en karlı çıkan irade İslam dünyasına karşı Haçlı seferi başlatan ABD ve onun Ortadoğu'da biricik müttefiki olan İsrail olacak.ABD bu vesile ile başta AB olmak üzere, bütün dünyaya, "Bak bu Müslümanlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar hep sorun çıkarıyorlar, bakmayın bunların masum gözükmelerine bunlar potansiyel terörist" diyerek "İşte ben bu sebeple İslam ülkelerine demokrasi getiriyorum, katlediyorum, tecavüz ediyorum, taş üstünde taş bırakmıyorum, gayem demokrasidir" mantığıyla AB ülkelerini yanına çekmeye çalışacak.Irak'ın işgali sırasında ABD Başkanı Bush'un "Crusade", yani "Haçlı Seferi" ifadesi kullanması, Dick Cheney'nin seçim kampanyası başkanı Marc Racicot'un, "Bush, terörizme karşı küresel bir Haçlı seferine liderlik ediyor" ifadesi bu tezimizi doğrulamaktadır. Tarihte yaşanan Haçlı seferlerindeki mantığa bakın, hep aynıdır. Batının klasik metodu, zulümlerini haklı göstermek için karşıdakileri vampir gibi göstermeye çalışıyorlar. Eğer karşıdakiler masum ise, onların içinden birilerini bizzat yetiştirip, finanse edip, onlara yanlış yaptırıp sonra da o yanlışları bütün masum İslam dünyasına yakıştırıyorlar. ABD, Londra'daki terör olaylarından sonra bu tezi işledi ve gerek İngiliz yetkililerinin, gerekse İngiliz halkının bu noktada ikna olmasını sağladı. O olaylardan sonra İngiltere'nin ABD müttefikliği kat kat arttı. Bu ve benzeri olaylar ne ilktir, ne de sondur.  Ne zamana kadar? AB ülkeleri, ABD'nin ve İsrail'in BOP kapsamında yapmış olduğu bütün işgal ve zulümlerine tam destek verene kadar. Bir diğer önemli hedef ise, "made in USA", yani ABD yapımı olan "Ilımlı İslam" modelinin ve onun Vatikan destekli Ilımlı halife adayı "Hocaefendi"nin devreye sokulması projesi.  Müslümanlar "radikal" ve "terörist" olarak dünyaya kabul ettirildikten sonra, planın ikinci aşamasında bu gerçek var. Batı emperyalizmine kol kanat geren, yani özü Hıristiyan ve Yahudi, ama görünüşte Müslüman olan kişiliksiz bir insan tipi planlanıyor. Kitabı ise bildiğimiz Kuranı Kerim değil, yine ABD yapımı, İncil ve Tevrat karışımı "Gerçek Furkan" denilen sahte Kuran.Artık oynanan oyunların farkına varalım, perde arkasını görelim. Gözlerimizi bu gerçeklere kapatmak, devekuşu gibi başımızı kuma gömmek gibidir.Prof. Dr. Haydar Baş Bey, Irak'ın işgali sırasında "Oyun Türkiye üzerinde oynanıyor" uyarısını yapmıştı. Sonuçta haklı çıkmıştı.Ortadoğu'yu ilgilendiren bütün konular direkt olarak Türkiye'yi de ilgilendirmektedir. Bugün dünyada Müslümanlara atılan iftiralar, Ortadoğu'yu, İslam Dünyasını hedef almaktadır ve asla unutulmamalıdır ki, asıl gizli hedef Türkiye'dir.Dünyada olup bitenlere duyarsız kalırsak, üstüne üstük bir de talihsiz açıklamalar yapıp yangına körükle gidersek bu siyaset adamlığına yakışmaz.Dış politika ve devlet yönetimi ciddiyet ve proje ister, öngörü ve tedbir ister. Gelişigüzel, hem de ecnebilerin nasihatleriyle, onlara şirin gözükmeyle asla devlet yönetilemez. Yönetilse de o devlet asla payidar olamaz.
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.