Gadir-i Hum konusunda ittifak vardır
Birçok Ehl-i Sünnet âlimi Şia âlimlerine muvafık olarak tebliğ ayetinin Gadir-i Hum'da, İmam Ali'nin hilafete tayin edilişi esnasında nazil olduğunu kabul etmiş ve kendi senetleriyle bu hususta hadis nakletmişlerdir
Yine ayet-i kerime Resûlullah'ın (s.a.a.), bu çok önemli konuya davet etme hususunda halkın yalanlamasından çekindiğine işaret etmektedir. Ama Allah Teâlâ, bu tebliğin ertelenmesine izin vermedi.
Böyle büyük bir toplantının tekrar gerçekleşmesi çok güç olduğuna ve Resûlullah'ın (s.a.a.) vefatına az bir zaman kaldığına göre bu fırsat en iyi fırsat idi. Zira oraya toplananlar Veda Haccı'nda Resûlullah (s.a.a) ile birlikte olmak şerefine nail oldukları için kalpleri yeni bir hayat kazanmış kimselerdi.
Peygamber (s.a.a), vasiyetlerini dinlemeye hazır yüz bini aşkın sahabi topluluğuna hitap ederek buyurdu ki: "Belki de bu seneden sonra tekrar sizi göremeyeceğim. Rabbimin elçisinin gelip beni davet etmesi ve benim de icabet etmem yakındır."
Gadir-i Hum yolların birbirinden ayrıldığı bir yer olduğu için ve onların bu azim toplantıdan sonra kendi vatanlarına dönmek üzere birbirlerinden ayrılacaklarından dolayı böyle muhteşem bir toplantının tekrar gerçekleşmesi mümkün olmayacaktı.
Buna göre, bu önemli meseleyi tebliğ etmek için Resûlullah'ın (s.a.a) bu fırsatı kaçırması düşünülemezdi. Bundan daha önemlisi Allah Teâlâ tarafından tehdit edercesine vahiy inmiş ve risaletin bütününün bu meseleyi tebliğ etmeye bağlı olduğu ve Allah'ın onu halktan korumakta kefil olduğu bildirilmişti. O halde artık halkın yalanlamasından korkmak söz konusu olamazdı, ondan önce de nice resuller yalanlanmıştı. Ama bu; onları, emredildikleri şeyi tebliğ etmekten alıkoymadı. Allah Teâlâ'nın daha önceden onların birçoğunun hakkı istemediklerini veya onlar arasında tekzib edenlerin de bulunduğunu bilmesi, tebliğin gerekliliğini ortadan kaldırmıyor. Çünkü Allah Teâlâ halkı hüccetsiz bırakmaz.
Bundan başka, ümmetleri tarafından tekzib edilen geçmiş peygamberlerin durumu Resûlullah (s.a.a) için de, güzel bir örnek olarak Kur'an'da zikredilmiştir. Allah-u Teala buyuruyor ki: "Seni yalanlarlarsa onlardan önce gelip geçen Nuh, Ad ve Semud kavimleri de yalanlamışlardı ve İbrahim kavmi de, Lut kavmi de ve Medyen ehli de yalanlamış ve Musa da yalanlanmıştı da onların azabını geciktirdim, bir mühlet verdim onlara da sonra helak ediverdim onları; nasılmış Beni inkar etmek, nasıl da devletlerini helakete çevirmişim." (Hac, 42-44).
Biz; eğer yıkıcı bağnazlığı ve kendi görüşümüzü ispat1amak tutkusunu bir kenara bırakıp gerçeği bulmak amacıyla araştırmaya koyulsak tebliğ ayeti ile ilgili yaptığımız açıklamanın hem akla yatan bir açıklama olduğunu ve hem ayetin anlamına uygun ve hem de ayetin nüzulünden önce ve sonra vuku bulan olaylarla uyum içinde olduğunu görürüz.
Birçok Ehl-i Sünnet âlimi Şia âlimlerine muvafık olarak bu ayetin Gadir-i Hum'da Hz. İmam Ali'nin hilafete tayin edilişi esnasında nazil olduğunu kabul etmiş ve kendi senetleriyle bu hususta hadis nakletmişlerdir. Hatta bu hadislerin sahih hadisler olduğunu belirtmişlerdir. (Muhammed Semavi, Doğrularla Birlikte).





























































































