logo
20 ŞUBAT 2026


Genç Üniversite

05.08.2001 00:00:00
Arz-ı Mev'ud ve İsrail

İsrail adlı devlet dünya sahnesine 14 Mayıs 1948'de çıktı. Bu devleti ilk tanıyan ülkelerin ABD ve SSCB olması gerçekten dikkat çekiciydi. Bir başka dikkat çekici husus ise, İsrail'in doğuşuna çanak tutan ülkenin İngiltere oluşuydu. Öyle ki İngiltere o dönemde dünyaya bir bakıma nizama verdiği kabul edilen ülkelerden biri belki de birincisiydi. 14 Mayıs 1948 tarihi ise, 16 mayıs 1916'da Sykes-Pickot Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu'na ait toprakların İngiltere, Fransa ve Rusya arasında bölüştürülmesi neticesinde ortaya çıkan manda yönetimine İngiltere'nin son verip çekildiği tarihti.

İngİlİz kurşunlarI gölgesİnde

2 Kasım 1917'de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur James Balfour büyük bir bankacılık ailesi olan Yahudi Rothschild'e bir mektup yazıyor ve şunları söylüyordu: "Majestelerinin hükümeti Filistin'de Yahudi halkı için milli bir yuva kurulmasını müspet karşılamakta ve bu amacın gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elindeki tüm imkanları kullanmaya hazır bulunmaktadır."

Gerçekten de mektuptaki taahhüdüne sadık kaldı İngiltere. Ve mandası altında bulunan Yafa, Hayfa, Tel Aviv gibi sahil şehirlerinin de içinde bulunduğu tüm Güney Filistin 'de Yahudiler gayrimen kul üstüne gayrimenkul satın alırken, diğer taraftan Yahudilere ait şirketlere çeşitli imtiyazlar ile donatıldı. Bu husus hem mülkiyet hem de demografik yapının yerli halkın aleyhine bozulması sonucunu doğurdu. Öyle ki 1920'lerde Yahudilerin elinde bulunan Filistin toprağı % 2.5 iken, 1945'te bu oran % 5.7'e çıktı. 1922'deki sayımda 673.388 kişi ile nüfusunun yüzde 89'unu Araplar; 83.974 kişi ile de % 11'ini Yahudiler teşkil ediyordu. 1948'e gelindiğinde ise, Filistin'e 323.951 Yahudinin daha gelip yerleştiği görülüyordu. Bu gelişmeye engel olmak isteyen Filistinli Araplar ise karşılarında İngiliz askerlerinin silahlarından çıkan kurşunları buluyordu. Bu kurşunların hayatına son verdiği Filistinli sayısı 50 bin kişi civarındaydı.

Fİlİstİn halkIna sorma gereğİ bİle duymayan BM İsrail'e giden yolda Yahudilere her türlü desteği veren sadece İngiltere değildi elbette. Yine onların insanlığın başında bela ettikleri dünya savaşlarından ikicisinin hemen akabinde kurulan BM de daha ilk yıllarında takındığı tavır ile adeta nasıl bir misyon sahibi olarak dünya sahnesinde yer aldığının işaretlerini veriyordu. Filistin probleminin halli için BM nezdinde kurulan bir özel komitenin hazırladığı plan, 29 kasım 1947'de BM Genel Kurulu'nda 13'e karşı 33 oyla red oyu verdiği bu plan, Filistin'in Araplar ile Yahudiler arasına taksimi öngörüyordu. Bu plana göre oluşturulan bir Yahudi devletine 405 bin Arap ve 558 bin Yahudi'nin yaşadığı 14.100 km2'lik bir toprak; Filistin devletine de 804 bin Arap ve 10 bin Yahudi'nin yaşadığı 11.500 km2'lik bir toprak verilmesi uygun görülüyordu. Böyle bir uygulamaya belki de dünya tarihinde ilk kez rastlanıyordu. Çünkü BM bu kararı alırken, karara konu olan toprakların asıl sahipleri olarak binlerce yıldır üzerinde yaşayanlara isteklerinin ne olduğunu sorma gereği bile duymuyordu.

İngiltere ve akabinde BM'nin Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurulması ve İsrail adıyla ortaya çıkan bu devletin hayatını sürdürmesi için verdiği destek bir yana, en bariz şekliyle ABD de bu kulvar da kısa zamanda yerini alıyordu. ABD'nin, kuruluşundan günümüze kadar, İsrail'e olan katkısını bilmeyen, duymayan olmasa gerektir.

"Ben sağ olduğum müddetçe..."

Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurulması fikri, sistematize edilmiş haliyle ilk defa, 1897'de, Basel'de toplanan 1.Siyonistler Kongresi'nde gündeme gelmiştir. Bu kongrede alınan kararlardan Biri "Filistin'de Yahudi çiftçi, zanaatkar ve müteşebbislerin iskan edilmenin teşviki" idi. İşte bu kongreden sonra Filistin'e Yahudi göçü başlarken, diğer taraftan gelecekteki İsrail için hem dünya ülkelerinin desteğini kazanma girişimleri yapılıyor, hem de Filistin'in hakimi Osmanlı İmparatorluğu yetkililerini ikna etme faaliyetleri başlatılıyordu.

İlk girişimi için Emmanuel Karasu adlı bir Yahudi görevlendirildi. Karasu'nun görevi Yahudilere Filistin'de ayrıcalık tanınması için, Sultan Abdülhamit Han'la pazarlık yapmaktı.Çünkü masonların yardımlarıyla Devlet-i Ali Osmani bünyesinde, pazarlık konusu olabilecek bazı sıkıntılar oluşturmuşlardı. Karasu tarafından yapılan, "Filistin'de Yahudilere bazı ayrıcalıklar tanımanın karşılığında şahsi hazinenize vereceğimiz 5 milyon altın lirayı ve faizsiz olarak 10 yol sonra ödemek üzere devlet hazinesine vereceğimiz 100 milyon altın lirayı kabul etmenizi sağlamakla görevlendirildim" şeklindeki teklife Sultan Abdülhamit Han'ın tepkisi, "Defol ey sefil" diyerek huzurdan kovmak oluyordu.

Karasu olayı Yahudileri yıldırmadı. Bu kez Siyonizmin babası Theodor Hertzl 2. Abdülhamid Han'ın huzuruna çıktı: "Efendimiz Yahudilere Filistin'de ikamet etme hakkı verse... Efendimiz Filistin'deki hazine arazilerini, kendilerinin belirleyeceği fiyattan bizlere satmaya razı olsa..." teklifi karşısında aldığı cevap ise şu oldu: "Vatan toprakları satılmaz. Kan akıtılarak kazanılan vatan toprakları ancak kan akıtılarak verilir. Eğer bir gün imparatorluğum parçalanırsa, o gün Filistin'i hiçbir bedel ödemeden dahi alabilmeniz mümkündür. Ancak ben sağ olduğum müddetçe etlerim lime lime edilmesi Filistin'i imparatorluğundan kopmuş görmekten daha hafiftir."

Kaza ve kader çizgisinden hassas işaretler görebildiğinin alameti vardı bu sözlerde. Neticede onun kabul etmediği rüşveti kabul edebilecek tiynette insanlar bulundu ve gerçekleştirilen bir komplo ile Sultan Abdülhamit Han, İttihat ve Terakki Cemiyeti vasıtasıyla tahttan indirildi. Böylece İsrail'e giden yoldaki en büyük engel ortadan kaldırılmış oluyordu... Kaderin cilvesine bakın ki onun hakkında azil kararı veren milletvekilleri arasında, "defol git ey sefil" diyerek kovulduktan sonra soluğu İtalya'da alarak, "Teklifimizi reddettin. Bu, şahsına ve devletine çok pahalıya mal olacak" telgrafını gönderen Karasu da vardı.

BM'in 29 Kasım 1947'ed aldığı taksim kararıyla Filistin'in takriben yüzde 56'sına tekabül eden topraklara oturmak Yahudiler için yeterli olmadı. Haganah, Stern, Ingun, Tz'vai, L'umi, Palmah gibi terör çeteleri oluşturarak yerli halka karşı ilan edilmiş bir savaş başlattılar. Üç ay gibi kısa bir zaman zarfında tamamen sivil hedeflere yönelik olmak üzere iki bine yakın saldırı düzenlendi. Çoluk çocuk demeden Müslüman Arapları katlettiler. Katledilenlerin resimleri çekildi, çoğaltıldı ve altlarına "terk etmezseniz, sonunuz bunlardan farklı olmayacak" şeklinde yazılar yazılarak Arapların yerleşik olduğu yerlere gönderildi. Amaç, onları dehşet içinde bırakarak topraklarını terk etmelerini sağlamaktı. Bu terörist saldırının bir örneği Deir Yassin Arap köyüne, Stern ve Ingun çetelerinin birlikte yaptıklarıydı. 9 Nisan 1948'de gerçekleştirilen ve genç-ihtiyar, çoluk-çocuk, kadın-erkek ayırdedilmeden yüzlerce kişinin katledildiği bu vahşetin sergileyicileri arasında, 1978'de Camp-David'de barış havariliğine soyunan, kuzu postundaki kurt, İsrail Başbakanı Menahem Begin de yer alıyordu. O Begin ki, "Bu kıyım çok haklı çıktı. Deir Yassin zaferi olmadan İsrail de olmazdı" diyebilecek kadar nazileşmeyi bile göze alıyordu.

İşgal projesİ olmayan (!) İsraİl

Böyle bir zihniyetin ürünü olarak sahnede yerini alan İsrail'e düşen şey elbette rolünün hakkını vermek olacaktı. Zaten beklendiği üzere o da öyle yaptı. Ne pahasına olursa olsun sürekli genişleme yolunda adım attı. Saldırı ve savaşı bir dış politika unsuru olarak kabul ettiğini ortaya koydu. Bu politikanın gerekleri 1949, 1956, 1967, 1973 yıllarında kendini gösterdi. Mesela 1956'da, 29 Ekim gecesinde İsrail ordusu savaş dahi ilan etmeden Mısır'a saldırdı. İşin içinde Süveyş olduğu için fırsattan istifade ederek İngiltere ve Fransa da bu savaşa katıldı. Bunu 1967'inin 5 Haziran'ında yine savaş ilan etmeden İsrail hava filolarının Mısır hava gücünü yerde imha etmesi izledi. Aynı anda Suriye ve Ürdün'e saldırdı İsrail. 6 gün saavşları olarak kafalara kazınan bu savaşta İsrail, içinde Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin bulunduğu 60 bin km2'lik alanı işaret etti. Halbuki bundan önce, 8 Kasım 1966'da, BM'deki İsrail Temsilcisi Michel Comay'ın ağzından şu kelimeler dökülüyordu: "İsrail komşularının hiç birinin toprağına göz dikmiş değildir." Moşe Dayan ise saldırının başladığı 5 Haziran günü İsrail radyosunda alemi sersem yerine koyacak tarzda "İşgal projemiz yoktur" diyordu. 5 Haziran 1967 saldırısı için İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı General Hod ise, "On altı yıllık hazırlık 80 dakikada sonuca ulaştı. Biz bu planla yaşıyoruz. Gıdamızı bu plandan alıyoruz. Onu devamlı geliştiriyoruz" diyordu.

İsrail'in saldırıları bunlarla da bitmedi. 1978'de Güney Lübnan'a girdi. Temmuz 1980'de Doğu Kudüs'ü ihlal ederek, Kudüs'ü İsrail'in bölünmez başkenti ilan etti. Ardından Haziran 1982'de Lübnan'ın yeniden hem de Batı Beyrut dahil işgali gündeme geldi. Filistinli geçler Beyrut'u terk etmek durumu ile karşı karşıya kaldılar. Bu sonuç başka bir sonucu daha doğurdu ve İsraillilerin desteğinde Hıristiyan Falanjistleri, Şabra ve Şatilla adlı Filistin mülteci kamplarında çoluk çocuk demeden yüzlerce kişiyi katlettiler. Adeta boğazladılar. Tam iki gün sürdü bu boğazlama hadisesi... Bu olayı Menahem Begin şöyle ifade ediyordu: "Yahudi olmayanlar Yahudi olmayanları öldürdü..."

1987 Aralık'ına gelindiğinde işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail'i şaşkına çeviren bir hareket başlatıldı.. 15 Kasım 1988'de, BM'nin 181 sayılı kararları ile Filistinlilere bırakılan ve fakat İsrail işgali altında bulunan topraklarda Bağımsız Filistin Devleti kurulduğu açıklandı. Türkiye başta olmak üzere 100'e yakın ülke bu devleti tanıdı. İsrail ve ABD ise sert şekilde karşı çıktılar.

1990'ın 2 Ağustos'unda Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i istila ve ilhakı ile gündeme gelen Körfez Krizi ve Savaşı'nın ardından Ortadoğu'da enteresan gelişmelerin zuhur etmeye başladığı görüldü. Dünya dengelerini alt-üst eden SSCB'nin çözülmesinin de akabine rastlayan bu gelişme, İsrail'in adeta bir barış havarisi kesilmesiydi. Madrid'te başlayan Ortadoğu Barış Görüşmeleri, İsrail-FKÖ Barış Anlaşması ile Gazze ve Eriha'da bir özerk yönetimini gündeme getirdi. Bunu İsrail-Ürdün Barış Anlaşması izledi. Bu barış taarruzuna maruz kalan ülkelerden sonuncusu ise Suriye.

Neden Arjantİn ya da Uganda değİl de Fİlİstİn?

İsrail'in dünya sahnesinde yer aldıktan günümüze değin bir dış politika parametresi olarak kullandığı savaş gerçeğine dönüldüğünde görülecek olanlar, gerçekten ibret ve dehşet verici boyut arz etmektedir. Neden "İsrail" adlı Yahudi devleti Arjantin ya da Uganda'da değil de Filistin toprakları üzerinde kurulmuştur? Ve bu İsrail neden hep savaş kelimesi ile yan yana anılan bir ülke olmuştur? Bu soruların cevabı verildiğinde bir bakıma barışın İsrail ve Savaş kelimeleri arasında ne anlam ifade ettiğinin işaretleri de kendini gösterecektir.

12 Ekim 1965 günü, İsrail Parlamentosu Knesset'te, Menahem Begin şunları söylüyordu: "Yürekten inanıyorum ki, hiç tereddüt etmeden Arap devletlerine karşı derhal caydırıcı bir savaş açmak gerekir. Arap gücünün yıkılışı ve toprağımızın genişlemesi şeklindeki hedeflerimize ancak böyle varabiliriz."

Haham Elizerk Waldman, Nekudah Gazetesinde, Menahem Begin ve Ariel Şharon'un yürüttükleri politikalara destek makalesinde, Kitab-ı Mukaddes'e sadık kalan İsrail'in Lübnan'ı işgal ederek Ortadoğu'da yeni bir düzen sağlayacağını ispat ettiğini... Bu hareketin dünya barışının ilk adımı olduğunu... Savaşın kendi kendine bir değer olduğunu... söylüyor ve sözlerini şöyle tamamlıyordu: "Sadece Ortadoğu'nun değil tüm dünyanın nizamından sorumluyuz."

ARZ-I MEV'UD;

NİL'DEN FIRAT'A KADAR

"Eğer Kitab-ı Mukaddes'e sahip çıkıyorsak, eğer kendimizi Kitab-ı Mukaddes'te yazılı olan halktan sayıyorsak, Kitab'ın yazdığı topraklara da sahip olmamız gerekir. ." şeklindeki sözler Moşe Dayan'a aittir.

"Bu ülke, Tanrı tarafından yapılmış olan bir va'din yerine gelişidir. Onun yasallığını tartışmak gülünç olur" sözleri ise Golde Meir'e...

Şu sözlerin sahibi ise Ben Gurion: "Devletin sınırlarını tespit etmek zorunda değiliz. Statükoyu korumak bahis konusu değildir. Biz genişlemeye yönelik dinamik bir devlet yaratmak zorundayız."

Bunlar, İsrail adlı devletin kurucuları arasında yer almanın yanı sıra en üst yönetim makamında bulunanların sözleridir. İşte bu ve sıralanabilecek daha söz ve belgeye bakıldığında İsrail'in, hasbelkader bir toprak üzerinde bulunan insanlar tarafından kurulmuş bir devlet değil, bir inancın gereği olarak o inancın bağlıları tarafından müthiş bir plan ve organizasyon ile belli bir gaye için kurulmuş bir devlet olduğu görülecektir. Kitab-ı Mukaddes'te bu husus çok net olarak şöyle ortaya konulmaktadır: "Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak; sınırınız Çölden ve Lübnan'dan, Irmaktan, Fırat Irmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Yehova size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır."(Tesniye, Bab: 11, ayet: 24-25, sfB: 189) "Mısır'ın Irmağından Büyük Irmağa, Fırat Irmağına kadar, bu diyarı... senin zürriyetine verdim." (Tekvin, Bab; 15, ayet: 18, sf:12)

HEDEF TÜRKİYE

İşte yukarıda ayrıntılı olarak ifadesini bulduğu şekliyle Kitab-ı Mukaddes'e dayanan, içinde sadece Yahudilerin yaşayacağı bir arz-ı mevud inancı üzerine bina edilmiş bir "Büyük İsrail "tehlikesi ile karşı karşıyadır Türkiye. Nitekim, Yahudilerin, kendilerine Yahova'nın vaat ettiğini söyledikleri"arz-ı mev'ud", yani vaat edilmiş topraklar tabiri ile anılan bölgenin içerisine Güneydoğu Anadolu Bölgesi de girmektedir.Bunu Yahudiler ta temelden beri itikad unsuru olarak gönüllerine yerleştirmişlerdir.Eğer dünyada bir Yahudi milleti ve devleti varsa onun Güneydoğu üzerinde bu vaatten dolayı birhesabı var demektir.

"Burada oturan halkların şehirlerini Tanrı sana miras olarak verdi. Buralarda hiç bir canlı bırakmayacaksın." (Tesniye, Bab; 20, ayet: 16-17), " Her şeylerini ellerinden al. Geriye bir şey bırakma. Her yere ölüm saç. Erkekleri ve kadınları, çocuklar ve süt çocuklarını, öküzleri ve koyunları, develeri...öldür." (1. Samuel, Bab: 15, Ayet:3)

GÜNEYDO?U'DA YAHUDİ HESAPLARI

Güneydoğu Anadolu bölgesi, Fırat ve Dicle'nin arasında bulunan tarihte "Yukarı Mezepotamya olarak bilinen verimli toprakların olduğu bölgedir. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının verimliği münasebetiyle bilim adamlarınca "verimli hilal" olarak adlandırılan bu bölgemiz; devletlerin, medeniyetlerin, maddi ve manevi zenginliklerin kaynağı olarak da tarihin her döneminde karşımıza çıkmıştır. Asurlar, Babiller, Sümerler gibi devletler burada hayat sürmüşlerdir. Bölgemiz; Hz. İbrahim'in doğduğu, Hz. Musa'nın çobanlık yaptığı, Hz. Eyüb (as)'ın hastalıkla çile çektiği mukaddes belde olup, Hz. Yahya'yı, Hz. Zülkif (as)'ı üzerinde yaşatma şerefine nail olmuş bir bölgemizdir. Bunun yanında, taşıdığı kaynaklarda ülkemizin güzide yerlerinde biridir. Türkiye'de yapılan istatistiki araştırmalara göre rezerv alarak 4 milyar varil petrol, Güneydoğu topraklarımızın altında bir hazine olarak mevcud bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre, rakam, 5-6 milyar varile kadar çıkmaktadır. Bunun yanında, dünyada çıkarılan "kromun" % 75'i bu topraklardan elde ediliyor. Kromun yanısıra, linyit, çinko, kurşun yatakları itibariyle de bölge, oldukça zengin kaynaklara sahiptir. GAP'tan (Güneydoğu Anadolu Projesi) sonra bu bölgemiz bütün dünyanın, özellikle de Yahudi'lerin, üzerinde menfur emellerinin olduğu bir bölge olma hüviyeti kazanmıştır. Nitekim, Yahudiliğin iktisadi konulardaki mahareti malumdur.Türkiye petrollerinin tamamına yakını bu bölgededir. Bu zenginlik kaynaklarına sahip olmak için de bölge üzerinde hesapları olacaktır şüphesiz.

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

1. Prof.Dr.Haydar Baş, Mektubat, İst.1995

2. Mesaj Dergisi Yıl 4, Sayı 179. 1995

3. Prof.Dr.Haydar Baş "Güneydoğu gezimiz" Yeni Mesaj Gazetesi, 26 Mayıs 1998 s.3

4. Prof.Dr.Haydar Baş, "Filistin'de son durum ve bize düşen görev" Yeni Mesaj Gazetesi 10 Ocak 2001 s.3

5. Yeni Rehber Ans. Cilt.7. İst. 1993

Oğuz KÖRO?LU

Türklere karşı haksız isnatlar(!)-II

"Hıristiyan devletler ecdadımın üzerine tehditli bulutlar yığıyor; fakat bunlardan yağmur yağmıyordu. Onlar sebep olmasa idi bu kadar kan dökülmeyecekti."

(Kanuni Sultan Süleyman)

"Türk öldürebilir; fakat korkutulamazlar".

(Napeleon)

Türk devletleri yalnız yabancı din mensuplarını himaye etmekle kalmıyor; aynı devletin hudutları içerisinde Türkler de çeşitli dinlere mensup cemaatlerle bir arada ve ahenk içerisinde bir hayat sürüyorlar. Gerçekten Türkler VI ve XI asırlar arasında, Samâni, Buda, Wani, Hıristiyan Yahudi, ve İslam dinine mensup olarak bir arada yaşamakla tarihte görülmüş bir müsamaha ve insanlık örneğini veriyorlardı. Göktürk, Uygur, Hazar, Moğol Hanları huzurunda çeşitli dinlerin mümesilleri arasında, hiçbir taassup görülmeden, dini münakaşalar cereyan ediyordu. İslamiyet'i kabul ederek Yakın Şark ve Anadolu'ya gelen Türkler, eski an'aneleri birlikte getirdikleri gibi İslamiyet'in Ehli kitaba, Semavi din mensuplarına behşettiği hak ve hürriyetleri de dikkatle tatbik ediyorlardı. Dindar Türk sultan ve beyleri bu vasıflara sahip olduğu gibi İslamiyet'i henüz sathi bir şekilde kabul eden göçebeler de aynı müsamaha anlayışına bağlı idiler. Böylece Türkler milli ve İslami an'anelerini imtizariyle çok ileri bir nizam getiriyorlardı. Selçuklu sultanları ve Türkmen beyleri Yakın Şark'ta ve hususiyle Anadolu'da karşılaştıkları Hıristiyan din ve mezheplerine karşı takip ettikleri siyaset bu milli ve İslami an'aneye dayandıktan başka devrin ictimai şartlarına ve kendi menfaatlerine de uygun bulunuyordu. Bu sayede Anadolu'da yerli Süryani, Ermeni ve Rum halkını kendilerine bağlıyor; bu da Bizans'ın dini, idari ve mali tazyiklerine karşı Türk idaresinin tercih sebebi oluyordu.

Türklerin Anadolu'ya getirdiği Miri toprak idarenin toprak aristokrasisini kaldırması ve içtimai adaleti sağlaması da din hürriyeti kadar yabancı halkları da cezbediyordu.

Büyük Türk güçlerine, göçebelerin hayat tarzına ve Türk devlet sistemine nufuz edemeyen yabancı müellifler Hıristiyan'ların Selçuklu Türk'lerinden çok zulüm gördüklerini ve Haçlı seferlerinin bu sebeple başladığını ileri sürüyorlardı. Bu asılsız hüküm de, şüphesiz tarihçilerin ilk Türkmen akınları hakkında, kroniklerin verdiği boyutlar hakkında mübalağa etmeleri ve o devirde Türk'lere karşı beslenen kötü düşünce ile ilgili idi. Halbuki Haçlı seferlerinin hazırlandığı Sultan Melik Şah devri (1072-1082) Müslüman ve Hıristiyan kaynaklarında, mutlak bir adalet, hürriyet ve saadet devri olarak tarihe intikal etmiştir. Hatta Bizans'a ve Hıristiyan ülkelerine karşı fetihler yapan Tuğrul bey ve Alparslan da bu yabancı kaynaklarda, yüksek adalet ve faziletleri ile tanınmıştır. Selçukluların bu hürriyetleri ve tarihleri henüz tetkik edilmediği için onların Hıristiyan'lara zulüm yaptıkları kanaati evvelce yayılmış; Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Türk göçlerinin kavranılmadığı içinde bu mühim mesele zorla din değiştirme veya imha siyaseti ile ilgili sanılmıştır. Türk tarihini iyi bilmemekle beraber, ilk defa W. M. Ramsay Anadolu'daki Hıristiyan'ların Selçuklu devrinde Bizans devrine nazaran daha mesud bir hayat yaşadıklarını ve daha geniş bir din hürriyetine sahip olduklarını ileri sürmek suretiyle eski zihniyet ve görüşlerin tam zıddını ifade etmiştir.

-Cities and Bishoprics of Phrygia, Oxford 1895, S. 16-27

Emin ÜSTÜN

Mersin'de milyarlık yasa dışı bahis operasyonu: 9 tutuklama

Mersin'de yasa dışı bahis faaliyetleri yürüten ve organize şekilde hareket ettikleri değerlendirilen suç yapılarına yönelik düzenlenen operasyonda 16 şüpheli yakalandı, 9'u tutuklandı

20.02.2026 00:10:00
İhlas Haber Ajansı
Mersin'de milyarlık yasa dışı bahis operasyonu: 9 tutuklama
Mersin'de milyarlık yasa dışı bahis operasyonu: 9 tutuklama
Mersin'de yasa dışı bahis faaliyetleri yürüten ve organize şekilde hareket ettikleri değerlendirilen suç yapılarına yönelik düzenlenen operasyonda 16 şüpheli yakalandı, 9'u tutuklandı. Şüphelilerin hesaplarında yaklaşık 1 milyar 39 milyon liralık para trafiği tespit edildi.

İl Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, yasa dışı bahis faaliyetleri yürüten suç yapılarına yönelik planlı, fiziki ve teknik çalışma gerçekleştirildi.



Yapılan mali analiz ve teknik incelemelerde, şüphelilerin 2023- 2025 yılları arasında banka ve kripto varlık hesapları üzerinden toplam 1 milyar 39 milyon 348 bin 153 liralık para transferi gerçekleştirdikleri belirlendi.

Elde edilen deliller doğrultusunda, yasadışı bahis oynattıkları ve birlikte hareket ettikleri değerlendirilen şüphelilere yönelik il genelinde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 16 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.



Şüphelilere ait adreslerde yapılan aramalarda 255 bin lira nakit para, 1 çelik kasa, 1 tabanca, 13 fişek, 18 cep telefonu ve 2 bilgisayar ele geçirildi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 2'si savcılıktan serbest bırakılırken, 5'i adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 9 şüpheli ise tutuklandı.

Yetkililer, yasa dışı bahis başta olmak üzere siber ortamda faaliyet gösteren suç yapıları ve suçtan elde edilen gelirlerin aklanmasına yönelik mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini bildirdi.

Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa hayal kırıklığına uğrarlar Semih Turan'dan çok konuşulacak çıkış

Hangi partiler ittifak yapacak? Sosyolog Semih Turan açıkladı. "Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa çok büyük bir hayalkırıklığına uğrarlar" ifadelerini kullanan Semih Turan, olası ittifak seçeneklerini masaya yatırdı.
 

19.02.2026 14:49:00
Ahmet Turan Yiğit
Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa hayal kırıklığına uğrarlar Semih Turan'dan çok konuşulacak çıkış
Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa hayal kırıklığına uğrarlar Semih Turan'dan çok konuşulacak çıkış
Hangi partiler ittifak yapacak? Sosyolog Semih Turan açıkladı. "Mansur Yavaş'ı adaylıktan almaya kalkarlarsa çok büyük bir hayalkırıklığına uğrarlar" ifadelerini kullanan Semih Turan, olası ittifak seçeneklerini masaya yatırdı.
Turan, "Benim tahminim Sayın Mansur Yavaş'ı Sayın İmamoğlu'na yaptıkları gibi minderden alamayacaklarını düşünüyorum. Çünkü kör gözüne parmak misali bunu da yaparlarsa, Sayın Mansur Yavaş, Sayın İmamoğlu gibi minder dışına alınırsa oraya kimi aday yaparsanız yapın, belki de %60'la kazanacağına %70'le kazanacak" dedi.

Sosyolog Semih Turan'ın konuşmasını izleyin:

Uludağ'da kar kalınlığı 160 santime ulaştı

Uludağ'da dün akşam saatlerinde etkisini artıran kar yağışı sonrası kar kalınlığı 160 santimetreye kadar ulaştı. Yoğun yağışla birlikte yollar beyaza bürünürken, jandarma ekipleri kış lastiği veya zincir olmayan araçların zirveye çıkmasına izin vermedi

19.02.2026 11:45:00 / Güncelleme: 19.02.2026 12:12:45
İHA
Uludağ'da kar kalınlığı 160 santime ulaştı
Uludağ'da kar kalınlığı 160 santime ulaştı
Uludağ'da kar yağışının etkili olmasıyla, zirveye çıkmak isteyen sürücüler kontrol noktalarında tek tek durduruldu. Kış lastiği ya da zinciri bulunmayan araçların geçişine izin verilmedi.



Kurallara uymayan bazı sürücüler geri çevrilirken, ekipler sürücüleri can ve mal güvenliği konusunda uyardı.



Öte yandan kar küreme araçları gece boyunca aralıksız çalışarak yolların açık kalması için yoğun mesai harcadı.



Yetkililer, Uludağ'a çıkacak vatandaşların mutlaka kış lastiği ve zincir bulundurmaları gerektiğini hatırlattı.

9'u polis 17 zanlıya gözaltı

Kamuoyunda "Casperlar" olarak bilinen yeni nesil silahlı suç örgütüne yönelik soruşturmada 9'u polis, 1'i zabıt katibi, 1'i gümrük muhafaza memuru, 1'i müstafi polis memuru olmak üzere 17 şüpheli gözaltına alındı

 

19.02.2026 10:43:00
Anadolu Ajansı
9'u polis 17 zanlıya gözaltı
9'u polis 17 zanlıya gözaltı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyunda "Casperlar" olarak bilinen yeni nesil silahlı suç örgütüne yönelik soruşturmada, örgütün hiyerarşisi içinde hareket ettiği belirlenen ve haklarında gözaltı kararı verilen 9'u polis, 1'i zabıt katibi, 1'i gümrük muhafaza memuru, 1'i müstafi polis memuru olmak üzere 17 şüpheli gözaltına alındı.

Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca kamuoyunda "Casperlar" olarak bilinen yeni nesil silahlı suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 9 Ocak'ta düzenlenen eş zamanlı operasyonla elde edilen dijital materyallerin incelendiği belirtildi.

İnceleme neticesinde örgüt üyelerinin kamu görevlileri ile irtibat ve menfaat ilişkisine girdiği, bu kapsamda adli mercilerce yürütülen bir kısım soruşturmada, örgütün idareci ve üyelerinin, görev ve yetki tanımına aykırı hareket eden kamu görevlilerinden "suç, aranma, araç, yakalama kaydı" gibi sorgulamalarla bilgi aldığının tespit edildiği aktarılan açıklamada, "Örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği değerlendirilen, 9'u polis memuru, 1'i zabıt katibi, 1'i gümrük muhafaza memuru, 1'i müstafi polis memuru olmak üzere toplamda 17 şüpheli hakkında 19 Şubat tarihinde gözaltı, İstanbul, Muğla, Bursa, Giresun, Mersin ve Şırnak illerinde belirlenen adreslerinde arama ve el koyma talimatı verilmiştir." ifadelerine yer verildi.

Soruşturma kapsamında haklarında gözaltı kararı verilen 17 şüpheli yakalandı.

Selimiye'deki tartışmalı restorasyon nihayet tamamlandı


 
 
Edirne'de restorasyon çalışmalarının ardından yeniden tam kapasite ibadete açılan Selimiye Camisi'nde ilk teravih namazı kılındı.

18.02.2026 22:46:00 / Güncelleme: 18.02.2026 22:55:06
HABER MERKEZİ/AA
Selimiye'deki tartışmalı restorasyon nihayet tamamlandı
Selimiye'deki tartışmalı restorasyon nihayet tamamlandı

Edirne'de restorasyon çalışmalarının ardından yeniden tam kapasite ibadete açılan Selimiye Camisi'nde ilk teravih namazı kılındı.
Mimar Sinan'ın "ustalık eserim" dediği Selimiye Camisi, uzun süren restorasyon çalışmalarının ardından ramazan ayında yeniden cemaatle buluştu.

Restorasyon sürecinde bir süre kısmi ibadete açık olan camide, iç mekandaki çalışmaların tamamlanmasının ardından enderun usulü ilk teravih namazı yoğun katılımla eda edildi.
Akşam saatlerinden itibaren camiye gelen vatandaşlar, tarihi mabedin avlusunda ve çevresinde yoğunluk oluşturdu.
Yatsı namazının ardından saf tutan cemaat, ramazanın ilk teravihini kılmanın manevi huzurunu yaşadı. Selimiye Camisi'nin yeniden ibadete açılmasının ramazan ayına ayrı bir anlam kattığını belirten vatandaşlar, emeği geçenlere teşekkür etti.

Restorasyon 5 yıl önce başlamıştı
 
Restorasyonuna Kasım 2021'de başlanan ve çalışmalar süresince kısmi ibadete açık tutulan Selimiye Camisi'nde iç mekandaki çalışmaların tamamlanmasının ardından ilk kez Çarşamba günü namaz kılındı.  İlk tam kapasite namaz ikindi vakti eda edildi. İkindi namazına çok sayıda vatandaş katıldı. Türk-İslam mimarisinin zirve eserleri arasında gösterilen camide, restorasyon kapsamında yürütülen iç mekan düzenlemeleri, güçlendirme ve konservasyon uygulamalarının tamamlanmasıyla birlikte cemaat saf tuttu.
 
 Restorasyon süreci
 
Vakıflar Genel Müdürlüğünce kasım 2021'de bilim kurulu nezaretinde başlatılan restorasyon çalışmalarında sona yaklaşıldı. Çalışmalar kapsamında ana kubbede güçlendirme ve enjeksiyon uygulamaları tamamlanırken, kubbenin kurşun kaplaması yenilendi.
Revaklı avlu kubbelerinin kurşun kaplamaları da bitirildi. Yapıda zamanla uygulanan çimentolu müdahaleler kaldırıldı. Caminin cam ve ahşap pencere doğramaları tamamen yenilenirken, özgün ahşap kepenk ve kapılarda çürüme ve malzeme kayıplarına yönelik onarımlar gerçekleştirildi. İç mekandaki 264 alçı içlikten 1983 onarımında düz cam ya da pleksiglasla değiştirilen bölümler, paslanmaz çelik strüktürlü ve şişe dipli cam sistemle aslına uygun biçimde yenilendi. Beyaz çimentolu dışlıklar ise suya dayanıklı özel harç ve paslanmaz teçhizat kullanılarak değiştirildi. Restorasyon sürecinde yapının en fazla yıpranan bölümlerinin minareler olduğu belirlendi. Üç şerefeli, üç yollu merdiven sistemiyle tasarlanan ve alemi dahil yaklaşık 85 metre yüksekliğe ulaşan dört minarede güçlendirme ve bakım işlemleri tamamlandı.
Orijinaline uygun olarak dokunan halı yerine serildi Ana mekan ile revaklı avlu kubbelerindeki kalem işi ve alçı süsleme onarımları tamamlandı. Hazirede çalışmalar devam ediyor. Çini temizliği ve çevre düzenlemesi de restorasyonun son aşamaları arasında yer alıyor.

Metin Akpınar'ın biyolojik kızı tazminat davasını kazandı

Ünlü sanatçı Metin Akpınar'ın biyolojik kızı olduğu 2 yıl önce mahkeme kararıyla kesinleşen Duygu Nebioğlu'nun, babalık sorumluluğunun yerine getirilmediği gerekçesiyle açtığı manevi tazminat davasında karar çıktı. Mahkeme, Nebioğlu lehine 6 milyon TL manevi tazminata hükmetti. Kararı değerlendiren Nebioğlu, "Yıllardır yaşadığım o üzüntü ve çocukluk yaralarıma sahip çıkma arzusundan ötürü bu kararı verdik ve verdiğimiz karar doğrultusunda da adaletin yerini bulduğunu düşünüyorum" dedi

18.02.2026 14:22:00 / Güncelleme: 18.02.2026 14:28:39
İHA
Metin Akpınar'ın biyolojik kızı tazminat davasını kazandı
Metin Akpınar'ın biyolojik kızı tazminat davasını kazandı
Yeşilçam oyuncusu Metin Akpınar'ın 1980'li yıllarda Suphiye Orancı ile evlilik dışı ilişkisinden doğan ikiz kızlarından biri olan Duygu Nebioğlu'nun Metin Akpınar hakkında açtığı tazminat davasından karar çıktı. Mahkeme, Nebioğlu lehine 6 milyon TL manevi tazminata hükmetti. Davanın itiraz yolunun açık olduğu belirtildi.



Karar sonrası duygularını dile getiren Duygu Nebioğlu, "Yıllardır yaşadığım o üzüntü ve çocukluk yaralarıma sahip çıkma arzusundan ötürü bu kararı verdik ve verdiğimiz karar doğrultusunda da adaletin yerini bulduğunu düşünüyorum. Emsal bir karar alındı" dedi.



Daha önce babalık davası açtıklarını ve bunu kazandıklarını belirten Avukat Ahmet Furkan Uludağ ise mahkeme kararına ilişkin şunları söyledi:

"En azından Duygu'nun bu yıkımına bir nebze su serpecek tazminat talepli bir dava açtık. Davamızda birçok tanık dinlendi. Mahkemece emsal nitelikte bir karar verildi. Duygu'ya talebimiz doğrultusunca 6 milyon TL gibi manevi tazminata hükmedildi. İnşallah kendisi lehine hükmedilen bu tazminat, Duygu'nun bu zamana kadar çektiği acılara bir nebze su serpmiş olur."

Daha önce Uğur Dündar da Duygu Nebioğlu'nun açtığı tazminat davasında tanık olarak dinlenmişti.

Bursa'da denizle kara birleşti, sokaklar göle döndü

Bursa'nın Gemlik ilçesine bağlı Kurşunlu Mahallesi'nde sabah saatlerinde etkili olan fırtına ve sağanak yağış, hayatı olumsuz etkiledi. Şiddetli rüzgârın kabarttığı dalgalar sahil yolunu aşarak karayoluna ve mahalle sokaklarına kadar ulaştı. Fırtına sebebiyle denizle karayolu birleşti, evler sular altında kaldı

18.02.2026 13:18:00
İHA
Bursa'da denizle kara birleşti, sokaklar göle döndü
Bursa'da denizle kara birleşti, sokaklar göle döndü
Denizin taşmasıyla birlikte sağanak yağışın da etkisiyle sokaklar kısa sürede göle döndü. Deniz suyunun yol ile birleşmesi nedeniyle bölgede ulaşımda aksamalar yaşanırken, sürücüler ilerlemekte güçlük çekti. Bazı ev ve iş yerlerini su basarken, mahallede maddi hasar meydana geldi.

Kurşunlu Mahallesi sakinleri, her fırtına ve yoğun yağışta benzer manzaraların yaşandığını belirterek duruma tepki gösterdi. Vatandaşlar, sahil hattında kalıcı ve koruyucu önlemler alınmasını isteyerek yetkililere çağrıda bulundu. Bölge halkı, denizin taşmasını önleyecek bir set yapılması ve altyapının güçlendirilmesi talebinde bulundu.

Mersin'de fırtına etkili oluyor: Ağaç evin üzerine devrildi

Mersin'in Erdemli ilçesinde etkili olan fırtınada bir ağaç müstakil evin üzerine devrildi

18.02.2026 13:15:00 / Güncelleme: 18.02.2026 13:18:01
İHA
Mersin'de fırtına etkili oluyor: Ağaç evin üzerine devrildi
Mersin'de fırtına etkili oluyor: Ağaç evin üzerine devrildi
Meteorolojinin uyarı yaptığı Mersin ve ilçelerinde fırtına etkili olmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Erdemli ilçesi Esenpınar Mahallesi'nde, yağmurla birlikte ekili olan fırtına nedeniyle bir ağaç müstakil evin üzerine devrildi. Olayda yaralananın olmadığı öğrenildi. Karahıdırlı-İlemin yolu üzerinde de bir elektrik direği fırtınadan yola devrildi.



Esenpınar Mahalle Muhtarı Abdurrahman Gölgeli, sabah saatlerinde fırtınanın etkisini arttırdığını belirterek, "Mahallemizde sabah güçlü bir fırtına, güçlü bir hortum etkili oldu. 5-6 ağacımız yıkıldı, göçtü. Çok şükür bir can zayiatımız yok" dedi.

Yıkılan ağaçlar belediye ekiplerince kaldırıldı.

Adana merkezli 10 ilde 'Son Reçete' operasyonu

Adana merkezli 10 ilde, para karşılığında temin ettikleri başkalarına ait kimlik numaraları üzerinden usulsüz reçete yazdırarak milyonlarca liralık ilaç temin eden şebekeye yönelik "Son Reçete" operasyonu düzenlendi

18.02.2026 10:50:00
İhlas Haber Ajansı
Adana merkezli 10 ilde 'Son Reçete' operasyonu
Adana merkezli 10 ilde 'Son Reçete' operasyonu
Adana merkezli 10 ilde, para karşılığında temin ettikleri başkalarına ait kimlik numaraları üzerinden usulsüz reçete yazdırarak milyonlarca liralık ilaç temin eden şebekeye yönelik "Son Reçete" operasyonu düzenlendi. 69 şüpheli gözaltına alınırken, örgüte ait 87 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 34'ü tutuklanırken, 25 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, 10 kişi ise savcılıktan serbest kaldı.

Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü'ne bağlı Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri, usulsüz reçete yöntemiyle ilaç temin eden şebekeye yönelik yaklaşık 1 yıl süren teknik ve fiziki takibin ardından operasyon düzenledi. "Son Reçete" adı verilen operasyonda, para karşılığında temin edilen başkalarına ait kimlik numaraları üzerinden reçete yazdırılarak kanser ilaçları, uyuşturucu içerikli haplar, antibiyotikler ve sağlık kabinlerinde kullanılan ilaçların alındığı ortaya çıkarıldı.

Doktor üzerinden reçete, 6 eczaneden temin



Yapılan çalışmalarda, ilaçların doktor U.U. üzerinden reçete edildiği, örgüt içerisindeki 6 eczacı aracılığıyla temin edildiği belirlendi. Sağlık raporuna tabi ilaçların ise hasta yerine "dublör" kullanılarak alındığı tespit edildi. Dublörlük görevini hepatit hastası S.İ. ile R.O.'nun yaptığı öğrenildi.
Şebekenin temin ettiği ilaçları yasa dışı şekilde sağlık kabinleri ve farklı eczanelere sattığı, uyuşturucu madde içerikli hapların ise elden bağımlılara verildiği ve yurt dışına satış yaptığı belirlendi.

87 milyon TL'lik mal varlığına el konuldu



Soruşturma kapsamında şebekede; 1 doktor, 6 eczacı, 5 eczacı kalfası, 3 ecza deposu sahibi, 1 hemşire ve 2 dublör olmak üzere çok sayıda şüphelinin yer aldığı tespit edildi.
13 Şubat'ta Adana merkezli olmak üzere İzmir, Konya, Diyarbakır, Mersin, Antalya, Muğla, Batman, Osmaniye ve Mardin'de 186 ekip ve 600 polisin katılımıyla eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda 69 şüpheli gözaltına alındı.

Adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyal ile 500 kutu ilaç ele geçirildi. Şebekeye ait yaklaşık 87 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu.
Şebekenin kamuya verdiği zararın belirlenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından inceleme başlatıldı.

34 kişi tutuklandı

Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden aralarında doktor, eczacı, ecza deposu sahipleri ve dublörlerin de bulunduğu 34 kişi tutuklandı. 25 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 10 kişi ise savcılıkça serbest kaldı.

41 ürünün 27'sinde fiyat arttı

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 15 günlük süreçte markette 41 ürünün 27'sinde fiyat artışı, 14'ünde fiyat azalışı görüldüğünü belirterek, "Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 42,9 ile pırasa oldu. Pırasayı yüzde 32,1 ile marul, yüzde 27,4 ile kabak, yüzde 25,6 ile sivri biber izledi." ifadesini kullandı

18.02.2026 10:21:00
Anadolu Ajansı
41 ürünün 27'sinde fiyat arttı
41 ürünün 27'sinde fiyat arttı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ramazan öncesinde temel gıda ürünlerindeki fiyat değişimlerine ilişkin yaptığı açıklamada, fiyat hareketlerinin Birlik tarafından incelendiğini bildirdi.

Geçen yıl ile bu yılın ramazan ayı öncesindeki fiyatlara bakıldığında, bu yıl markette 39 ürünün 32'sinde fiyat artışı, 7'sinde fiyat düşüşü gerçekleştiğini aktaran Bayraktar, "Markette en fazla fiyat artışı yüzde 197,4 ile limonda görüldü. Limonu, yüzde 149,2 ile kabak, yüzde 117,1 ile fındık, yüzde 108,8 ile elma izledi. Markette fiyatı en çok düşen ürünler ise yüzde 41,9 ile kuru soğan, yüzde 31,9 ile kuru fasulye, yüzde 26,4 ile nohut ve yüzde 18,3 ile beyaz lahana oldu." değerlendirmesinde bulundu.

Bayraktar, geçen yıl ile bu yılın ramazan ayı öncesine göre, üreticide 31 ürünün 21'inde fiyat artışı, 9'unda fiyat düşüşü görüldüğünün, bir üründe fiyat değişimi yaşanmadığının altını çizerek, üreticide en fazla fiyat düşüşünün yüzde 68,5 ile kuru soğanda gerçekleştiğini vurguladı. Kuru soğanı, yüzde 44 ile beyaz lahananın, yüzde 29,8 ile sivri biberin, yüzde 23 ile patatesin izlediğine dikkat çeken Bayraktar, üreticide en fazla fiyat artışının yüzde 212,7 ile limonda görüldüğünü, limonu 160 ile antepfıstığının, yüzde 133,3 ile kuru kayısının, yüzde 100 ile kırmızı mercimeğin takip ettiğini kaydetti.

"41 ürünün 27'sinin fiyatı arttı"

Marketlerde 28 Ocak-12 Şubat 2026 fiyatlarını da incelediklerinin altını çizen Bayraktar, şöyle devam etti:

"15 günlük süreçte, markette 41 ürünün 27'sinde fiyat artışı, 14'ünde fiyat azalışı görüldü. Markette fiyatı en fazla artan ürün, yüzde 42,9 ile pırasa oldu. Pırasayı yüzde 32,1 ile marul, yüzde 27,4 ile kabak, yüzde 25,6 ile sivri biber izledi. Markette fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 9,6 ile yeşil mercimek oldu. Yeşil mercimeği yüzde 9 ile antepfıstığı, yüzde 8,3 ile nohut, yüzde 7,8 ile kuru soğan ve yüzde 6,5 ile havuç takip etti."

Bayraktar, söz konusu dönemdeki üretici fiyatlarına ilişkin gelişmelere de değinerek, 15 günlük süreçte üreticide 33 ürünün 21'inde fiyatın artığını, 4'ünde fiyatın düştüğünü, 8 üründe ise fiyat değişimi görülmediğini belirtti. Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 17 ile karnabaharda görüldüğünü, bunu yüzde 12,7 ile kuru soğanın ve fındığın, yüzde 9,4 ile patatesin izlediğine işaret eden Bayraktar, üreticide en fazla fiyat artışının yüzde 47,3 ile maydanozda tespit edildiğini bildirdi.

Maydanozu yüzde 36,1 ile marulun, yüzde 28,8 ile mandalinanın, yüzde 28,6 ile havucun, yüzde 23,9 ile pırasanın takip ettiğini aktaran Bayraktar, "Kuru soğanda, rekoltenin yüksek olması ve sıcaklıkların artması nedeniyle depolarda bozulmalar yaşanmaya başlandı. Ürün kaybı riskini azaltmak isteyen üreticiler, kuru soğanı kısa sürede elden çıkarmak amacıyla piyasaya düşük fiyatlardan sunmaya başladı. Patateste ise piyasada durgunluk yaşanıyor, alıcı talebinin zayıf olması fiyatları olumsuz etkiliyor. Talebin azalması, karnabahar fiyatlarının gerilemesine sebep oldu. 2025'te yaşanan zirai don sebebiyle fındık rekoltesi düştü. Fakat buna rağmen piyasada oluşan fındık fiyatları, son dönemlerde manipülatif hareketlerle düşürüldü." ifadelerini kullandı.

Vatandaşlara ramazan alışverişi uyarısı

Bayraktar, aynı marka ürünlerin farklı marketlerdeki fiyat değişimine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Birliğimizce, Ankara'da temel tüketim maddeleri arasından seçilen aynı marka ve gramajdaki 5 farklı ürünün, 4 farklı marketteki fiyatlarına yönelik çalışma yapıldı. Aynı markanın aynı gramajda ürünün, farklı marketlerdeki fiyatları değerlendirildiğinde, ayçiçek yağında yüzde 68,3, nohutta yaklaşık yüzde 41, tavukta yüzde 26,3, sütte yüzde 22,5 ve yoğurtta yüzde 19,9 oranlarında değişimler olduğu görülüyor. Son yıllarda önemli ölçüde artan üretim maliyetleri ve yaşanan doğal afetler nedeniyle üreticilerimiz yeterli geliri elde edemiyor ve üretmekte zorlanıyorlar. Buna rağmen, üreticilerimizin ürettiği ürünlerin marketlerde birbirinden farklı yüksek fiyatlara satılması kabul edilebilir değildir. Diğer taraftan, tüketicilerimiz ramazan alışverişlerini yaparken, taklit ve tağşiş yapılan ürünler konusunda dikkatli olmalı, güvendikleri yerlerden ihtiyaçlarını almalı ve şüpheli ürünleri ihbar etmeli. Taklit ve tağşişin önlenmesi için tüm illerde denetimlerin sık sık yapılması sağlanmalı." 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.