Güzel ahlak ve tövbe
Bütün gaye güzel ahlak sahibi kâmil bir kul olmakta esasen. Tövbe eden, sabırlı, şükür ehli, tevazu sahibi, kanaatkâr, zulmetmeyen, merhametli, cömert, Allah’tan gelen her şeye razı mü’minler olabilmekte iş
18.05.2026 00:19:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





"Bütün gaye güzel ahlak sahibi kâmil bir kul olmakta esasen. Tövbe eden, sabırlı, şükür ehli, tevazu sahibi, kanaatkâr, zulmetmeyen, merhametli, cömert, Allah'tan gelen her şeye razı mü'minler olabilmekte iş…
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "İnsanlarla güzel geçinin. Ölürseniz ardınızdan rahmet okurlar; yaşarsanız sizi severler."
Bu tavsiyeye kulak verin! Onu kalp gözünün önüne koyun ve hiç unutmayın! Hz. Peygamber (s.a.v.) size çok sevaplı, kolay bir amelin yolunu göstermiştir.

Güzel ahlaklı olmak ne güzeldir! Hem sahibi rahat eder, hem de başkaları… Ahlaksız olmak ise ne çirkindir! Hem sahibini yorar, hem de başkalarına sıkıntı verir.
Mü'mine, ibadetler konusunda olduğu gibi huyunu güzelleştirmek konusunda da nefsiyle mücadele yaraşır. Çünkü nefsin doğasında kibir, öfke ve başkalarını hor görmek vardır.
İyi bir kıvama gelinceye dek nefsinizle mücadele etmeyi sürdürün. Kıvama geldiğinde mütevazı olacak, huyu güzelleşecek, haddini bilecek ve başkalarından gelen sıkıntılara göğüs gerecektir.

Tövbe etmek
Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: "Hep birden Allah'a tevbe edin; ey mü'minler bu yolda felaha ermeniz umulur."
Yine: "Ey iman edenler! Nasuh tevbesi ile Allah'a tevbe edin. Bu sebeple günahlarınızı örter; sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar."
"O kelime 'Nısah' kökünden gelir ki; temizlik ve paklık manalarını taşır. Bu, öyle bir tövbe vurmaktadır ki; hemen her şüpheden tecrid edilmiştir. Ne onun bir şeyle ilgisi vardır, ne de bir şeyin onunla bir ilgisi vardır; hâlis bir dönüştür.
Kul, böyle bir tevbe üzerinde bulunduğu sürece, taatta istikamet üzere olur. Masiyete kesin olarak eğilmez; hile yolları aramaz.
Nefsine; günahlardan bir günaha dönme, masiyetlerden bir masiyete girme babından söz vermez.

Anlatılan manadaki bir tevbe; kötülüğünü içten duyarak, tüm günahlara karşı tevbekâr olup onları bırakmaktır. Tıpkı yaptığı kötülükleri de içinden gelen bir halle yaptığı gibi… Anlatılan manada bir tevbe edildiği takdirde, son nefesin iyilik üzere kapanması ümidi vardır.
"Allah tevbe edenleri ve temiz olanları sever."
İcma-i ümmet kararı ile, tüm günahlardan tevbekâr olmak vaciptir. Allah-u Teâlâ, tevbekârları birçok ayet-i kerimelerde anlatmıştır:
"Onlar tevbe ederler, ibadet halindedirler, hamd ederler, seyahat ederler, rükûa varırlar, secdeye kapanırlar, iyilik emrini verir, kötülüğü yasaklarlar, hadlerini bilirler. Bunun için mü'minleri müjdele."
Bu ayet-i kerime ile Allah-u Teâlâ tevbekârı anlattı.
Önce; "Tevbe ederler" buyurduktan sonra, diğer güzel vasıfları saydı. Bundan anlaşıldı ki; asıl tevbe eden, anlatılan sıfatların sahibi kimsedir.
Her kim, o sıfatların sahibi ise; müjdeyi hak eden odur; iman sahibi odur.

"Mü'minleri müjdele" emrinin hikmeti de budur. Cenab-ı Hak, Enbiya suresinin 23. ayetinde buyurur: "Allah yaptığından mes'ul değildir. İnsanlar ise yaptıklarından mes'uldürler."
Aldığımız nefesten verdiğimiz nefese mesul iken, yaptığımız hatalara pişman olmak bizim için çok kıymetlidir.
Halis bir tevbe ile Allah'tan hakikaten hayâ etmek sureti ile üzerindeki günah elbiseni çıkar at. Tevbe, emredilen amelleri işlemek suretiyle, uzuvlar temizlendikten sonra kalp ile yapılacak bir ameldir.
Önce dinin emrettiği bütün ameller işlenir ve işlenmekte devam edilir. Böylece kişinin azası bu amellerle temizlenmiş olur. Bu arada kalp de günahlardan tövbe eder. Yani gerçekte tevbe kalbin amellerindendir…
Cenab-ı Hak Yunus suresinin 61. ayetinde şöyle ikaz eder kullarını: "Hangi halde bulunursan bulun ve ondan yani Kur'an'dan ne okursan oku ve sizler hangi ameli işlerseniz işleyin ki o işlerden birine daldığınız zaman şahid olarak üstünüzdeyiz.
Yerde ve gökte zerre ağırlığında bir şey Rabb'inizden gizlenmez. Hatta daha büyüğü de, daha küçüğü de… Hepsi Kitab-ı Mübin'de yazılıdır."
Yazık! Kullar görmesin diye perde arkasına çekiliyorsun. Ama Yaratan'ı gördüğün yok. O'ndan nasıl saklı bir iş tutabilirsin ki?

Yakında bütün perdeler yırtılacak. Bütün sırlar faş olacak. Yaptığın işlerin sonucu cebinden ve evinden çıkacak.
Eğer siz O'nun kuvvet ve kudretini bilseydiniz, hesap vermeyi de düşünür, hata işlemekten korkardınız.
Haram olan şeylere bakmaktan gözünü yum. Bir an bile nazarı senden ayrılmayan, bilgisi bütün halini Kuşatanı daima an." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "İnsanlarla güzel geçinin. Ölürseniz ardınızdan rahmet okurlar; yaşarsanız sizi severler."
Bu tavsiyeye kulak verin! Onu kalp gözünün önüne koyun ve hiç unutmayın! Hz. Peygamber (s.a.v.) size çok sevaplı, kolay bir amelin yolunu göstermiştir.

Güzel ahlaklı olmak ne güzeldir! Hem sahibi rahat eder, hem de başkaları… Ahlaksız olmak ise ne çirkindir! Hem sahibini yorar, hem de başkalarına sıkıntı verir.
Mü'mine, ibadetler konusunda olduğu gibi huyunu güzelleştirmek konusunda da nefsiyle mücadele yaraşır. Çünkü nefsin doğasında kibir, öfke ve başkalarını hor görmek vardır.
İyi bir kıvama gelinceye dek nefsinizle mücadele etmeyi sürdürün. Kıvama geldiğinde mütevazı olacak, huyu güzelleşecek, haddini bilecek ve başkalarından gelen sıkıntılara göğüs gerecektir.

Tövbe etmek
Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: "Hep birden Allah'a tevbe edin; ey mü'minler bu yolda felaha ermeniz umulur."
Yine: "Ey iman edenler! Nasuh tevbesi ile Allah'a tevbe edin. Bu sebeple günahlarınızı örter; sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar."
"O kelime 'Nısah' kökünden gelir ki; temizlik ve paklık manalarını taşır. Bu, öyle bir tövbe vurmaktadır ki; hemen her şüpheden tecrid edilmiştir. Ne onun bir şeyle ilgisi vardır, ne de bir şeyin onunla bir ilgisi vardır; hâlis bir dönüştür.
Kul, böyle bir tevbe üzerinde bulunduğu sürece, taatta istikamet üzere olur. Masiyete kesin olarak eğilmez; hile yolları aramaz.
Nefsine; günahlardan bir günaha dönme, masiyetlerden bir masiyete girme babından söz vermez.

Anlatılan manadaki bir tevbe; kötülüğünü içten duyarak, tüm günahlara karşı tevbekâr olup onları bırakmaktır. Tıpkı yaptığı kötülükleri de içinden gelen bir halle yaptığı gibi… Anlatılan manada bir tevbe edildiği takdirde, son nefesin iyilik üzere kapanması ümidi vardır.
"Allah tevbe edenleri ve temiz olanları sever."
İcma-i ümmet kararı ile, tüm günahlardan tevbekâr olmak vaciptir. Allah-u Teâlâ, tevbekârları birçok ayet-i kerimelerde anlatmıştır:
"Onlar tevbe ederler, ibadet halindedirler, hamd ederler, seyahat ederler, rükûa varırlar, secdeye kapanırlar, iyilik emrini verir, kötülüğü yasaklarlar, hadlerini bilirler. Bunun için mü'minleri müjdele."
Bu ayet-i kerime ile Allah-u Teâlâ tevbekârı anlattı.
Önce; "Tevbe ederler" buyurduktan sonra, diğer güzel vasıfları saydı. Bundan anlaşıldı ki; asıl tevbe eden, anlatılan sıfatların sahibi kimsedir.
Her kim, o sıfatların sahibi ise; müjdeyi hak eden odur; iman sahibi odur.

"Mü'minleri müjdele" emrinin hikmeti de budur. Cenab-ı Hak, Enbiya suresinin 23. ayetinde buyurur: "Allah yaptığından mes'ul değildir. İnsanlar ise yaptıklarından mes'uldürler."
Aldığımız nefesten verdiğimiz nefese mesul iken, yaptığımız hatalara pişman olmak bizim için çok kıymetlidir.
Halis bir tevbe ile Allah'tan hakikaten hayâ etmek sureti ile üzerindeki günah elbiseni çıkar at. Tevbe, emredilen amelleri işlemek suretiyle, uzuvlar temizlendikten sonra kalp ile yapılacak bir ameldir.
Önce dinin emrettiği bütün ameller işlenir ve işlenmekte devam edilir. Böylece kişinin azası bu amellerle temizlenmiş olur. Bu arada kalp de günahlardan tövbe eder. Yani gerçekte tevbe kalbin amellerindendir…
Cenab-ı Hak Yunus suresinin 61. ayetinde şöyle ikaz eder kullarını: "Hangi halde bulunursan bulun ve ondan yani Kur'an'dan ne okursan oku ve sizler hangi ameli işlerseniz işleyin ki o işlerden birine daldığınız zaman şahid olarak üstünüzdeyiz.
Yerde ve gökte zerre ağırlığında bir şey Rabb'inizden gizlenmez. Hatta daha büyüğü de, daha küçüğü de… Hepsi Kitab-ı Mübin'de yazılıdır."
Yazık! Kullar görmesin diye perde arkasına çekiliyorsun. Ama Yaratan'ı gördüğün yok. O'ndan nasıl saklı bir iş tutabilirsin ki?

Yakında bütün perdeler yırtılacak. Bütün sırlar faş olacak. Yaptığın işlerin sonucu cebinden ve evinden çıkacak.
Eğer siz O'nun kuvvet ve kudretini bilseydiniz, hesap vermeyi de düşünür, hata işlemekten korkardınız.
Haram olan şeylere bakmaktan gözünü yum. Bir an bile nazarı senden ayrılmayan, bilgisi bütün halini Kuşatanı daima an." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)












































































