AB'nin Türkiye'ye yönelik bölücü hesaplarını Karen Fogg'un e-postalarından sonra artık konuşmaya gerek yok. Yol haritasını yeniden çizmek şart; anlayana sivrisinek saz, anlamayana Fogg'un e-mailleri bile az. Bu bağlamda AB, Ankara'nın politik ve ekonomik aymazlığından memnun. Bu aymazlıktan cesaret alarak dayatma ve soykırım fermanlarını yağdırıyor Batı üzerimize.
Avrupa, AB patentiyle yenidünya düzeni olarak Haçlı Medeniyetini yeniden karıyor. Bunun da gerçekleşmesi için dünya üzerinden öncelikle Türk inisiyatifinin yok edilmesi gerekir; bunu çok iyi biliyor. Biz kendimizi inkar etsek de Avrupa bizi böyle görüyor. İkinci Kuvay-ı Milliyenin mimarı Prof. Dr. Haydar Baş bey ve etrafındaki Kuvay-ı Milliye kadrosunun 15-20 yıldan beri altını çizdikleri çok önemli gerçeklerden biri bu.
Zembereği Batı'da veya ABD'de kurulmuş yerli aydınlarımız ısrarla bunu görmezlikten geldiler, geliyorlar. "Haçlı-maçlı hikaye, artık medeniyetler buluşuyor, devir diyalog devri" dediler, diyorlar. Kırık plak gibi yıllardan beri aynı teraneye takılmışlar. İşte tam böyle bir vakitte Avrupa Parlamentosu, bize doğru, "soykırımcılar" diye haykırdı eskiden olduğu gibi.
Bu son haykırışla, Türkiye'nin liberalizasyonu ve küreselcilik adına toplum mühendisliği görevini üstlenenlerden biri olarak görülen sayın Taha Akyol dahi irkildi. Ürktü. Eli-ayağına dolandı. Ama küresel sevdasında ibre oynamadı.
Akyol, geçen haftaki "Haçlı Avrupa" başlıklı makalesinde nihayet, "Raporda, 2 milyon Azeri "kaçgun"un ve halen devam eden Ermeni işgalinin görmezlikten gelinmesi, Haçlı bilinçaltının yeterli göstergesidir... Evet, Avrupa'da derin kör önyargılar var. Haçlı önyargıları..." Akyol'un kaleminden "Haçlı önyargısı" ifadesinin zuhur etmesi bile, AB'nin bölücü planının vahametini ortaya koyması bakımından ciddi bir gösterge.
Evet, AB merkezli bir Haçlı Medeniyeti karılıyor. AB, kendi değerlerini ve medeniyetini dünyanın "tek kültürü" haline dönüştürmek niyetinde. Kararları, standartları, raporları bu istikamette. Avrupa, genelde buna karşı duranın yahut altta kalanın canı çıksın, diyor. Özelde ise tüm kem gözler, bu aziz Türk Milleti'nin vatanı, değerleri, insan ve ekonomik kaynakları üzerine dikilmiş.
Eskiden küçük küçük camilerimizin uzun uzun minareleri için "keşke boyu ebatına uygun olsa" derdim. Şimdi tam aksi düşüncedeyim. O minareleri, sadece beş vakit ezanların haykırıldığı yükseltiler olarak değil, aynı zamanda binlerce asırlık "insanlığın en büyük medeniyeti"nin selvi boylu müezzinleri olarak görüyorum. Bazı yerlerde müezzinlerin sesleri kısılsa da...
Pek yakında AB, "gürültü standartları" talimatını göndererek ezanların suturulmasını isteyecek. Zira Avrupa Parlamentosu, gürültü standardı karar taslağında ses sınırının 83 desibelde tutulması gerektiğini, bunu aşan ses düzeylerinde kulakları koruyucu tıkaçlar kullanılmasının zorunlu olduğunu belirtiyor. Yani, gürültüyü bile kendi değerlerine göre şekillendiriyor "Haçlı Avrupa". Dolayısıyla bu AB standardına uymayan ezan dahil tüm ritüeller, susturulması gereken gürültü olarak görülüyor. Bakın ki, Haçlı nerelere kadar uzanıyor.
Batı'da müzisyenler homurdanmaya başlamış. Zira, belirlenen sınırlar uygulamaya konulduğunda yüzlerce klasik müzik eseri ya hiç çalınamayacak ya da daha sessiz seslendirilecek. Bu uğurda AB kendi marşını dahi feda edebilir. Gürültü standartlarını aşan sesler arasında AB'nin 'Ulusal Marşı' olarak kabul edilen Beethoven'in 9'uncu senfonisinin son bölümü de bulunuyor.
AB, yenidünya düzeni olarak Haçlı medeniyetini dizanyn ederken, dayattığı standartlarla Haçlı dışındaki medeniyetlerin değer ve ritüllerini yok etmektedir.
İster dini, ister milli değerlerimizle ilgili olsun farketmez, medeniyetimizin temellerini tehdit eden AB kriterleri, eski tüfek veya yeniyetme yerli AB sevdalılarımız için maalesef baştacı standartlardır. Bizimkiler AB'nin herşeyine teşne vaziyetteler. Asıl risk burada.
Korkarım ülkemizde, arka planında bu "gürültü standartı"nının yattığı ezanların susturulması ve minarelerin yıkılması tartışması pek yakında başlayacak. Bir ara Trabzon Uzungöl'de müftünün de 'olur'uyla hoparlörle ezan okumak, Çaykara Kaymakamı Mehmet Öz tarafından yasaklanmıştı. Yasağın sebebi ise hoparlörden okunan ezan yankısının çığa neden olma ihtimali.
Kış mevsiminde çığa sebep olma ihtimaliyle ezan yasaklanabiliyorsa, adaylık sürecinde "AB çığı"na sebep olma ihtimaliyle ezan niye tamamen susturulmasın. Haçlı medeniyetini karan AB bunu ister.
Ezanın inlediği gönüllerde ve topraklarda Haçlı ruhu barınamaz çünkü. Belki farkında değiliz ama sadece ezan bile, Haçlı AB'nin standartlarını tarümar ediyor. Yani, ezanımız, medeniyetimizin sesidir; dolayısıyla Haçlı AB'nin ses standardı bile bize uymaz. Namazda bezi olmayanın ezanda kulağı olmaz, der atalarımız; şimdi buna, kendi medeniyetinde bezi olmayanın ezanda kulağı olmaz, şeklinde bir ilave daha yapmamız gerekir herhalde.
Avrupa, AB patentiyle yenidünya düzeni olarak Haçlı Medeniyetini yeniden karıyor. Bunun da gerçekleşmesi için dünya üzerinden öncelikle Türk inisiyatifinin yok edilmesi gerekir; bunu çok iyi biliyor. Biz kendimizi inkar etsek de Avrupa bizi böyle görüyor. İkinci Kuvay-ı Milliyenin mimarı Prof. Dr. Haydar Baş bey ve etrafındaki Kuvay-ı Milliye kadrosunun 15-20 yıldan beri altını çizdikleri çok önemli gerçeklerden biri bu.
Zembereği Batı'da veya ABD'de kurulmuş yerli aydınlarımız ısrarla bunu görmezlikten geldiler, geliyorlar. "Haçlı-maçlı hikaye, artık medeniyetler buluşuyor, devir diyalog devri" dediler, diyorlar. Kırık plak gibi yıllardan beri aynı teraneye takılmışlar. İşte tam böyle bir vakitte Avrupa Parlamentosu, bize doğru, "soykırımcılar" diye haykırdı eskiden olduğu gibi.
Bu son haykırışla, Türkiye'nin liberalizasyonu ve küreselcilik adına toplum mühendisliği görevini üstlenenlerden biri olarak görülen sayın Taha Akyol dahi irkildi. Ürktü. Eli-ayağına dolandı. Ama küresel sevdasında ibre oynamadı.
Akyol, geçen haftaki "Haçlı Avrupa" başlıklı makalesinde nihayet, "Raporda, 2 milyon Azeri "kaçgun"un ve halen devam eden Ermeni işgalinin görmezlikten gelinmesi, Haçlı bilinçaltının yeterli göstergesidir... Evet, Avrupa'da derin kör önyargılar var. Haçlı önyargıları..." Akyol'un kaleminden "Haçlı önyargısı" ifadesinin zuhur etmesi bile, AB'nin bölücü planının vahametini ortaya koyması bakımından ciddi bir gösterge.
Evet, AB merkezli bir Haçlı Medeniyeti karılıyor. AB, kendi değerlerini ve medeniyetini dünyanın "tek kültürü" haline dönüştürmek niyetinde. Kararları, standartları, raporları bu istikamette. Avrupa, genelde buna karşı duranın yahut altta kalanın canı çıksın, diyor. Özelde ise tüm kem gözler, bu aziz Türk Milleti'nin vatanı, değerleri, insan ve ekonomik kaynakları üzerine dikilmiş.
Eskiden küçük küçük camilerimizin uzun uzun minareleri için "keşke boyu ebatına uygun olsa" derdim. Şimdi tam aksi düşüncedeyim. O minareleri, sadece beş vakit ezanların haykırıldığı yükseltiler olarak değil, aynı zamanda binlerce asırlık "insanlığın en büyük medeniyeti"nin selvi boylu müezzinleri olarak görüyorum. Bazı yerlerde müezzinlerin sesleri kısılsa da...
Pek yakında AB, "gürültü standartları" talimatını göndererek ezanların suturulmasını isteyecek. Zira Avrupa Parlamentosu, gürültü standardı karar taslağında ses sınırının 83 desibelde tutulması gerektiğini, bunu aşan ses düzeylerinde kulakları koruyucu tıkaçlar kullanılmasının zorunlu olduğunu belirtiyor. Yani, gürültüyü bile kendi değerlerine göre şekillendiriyor "Haçlı Avrupa". Dolayısıyla bu AB standardına uymayan ezan dahil tüm ritüeller, susturulması gereken gürültü olarak görülüyor. Bakın ki, Haçlı nerelere kadar uzanıyor.
Batı'da müzisyenler homurdanmaya başlamış. Zira, belirlenen sınırlar uygulamaya konulduğunda yüzlerce klasik müzik eseri ya hiç çalınamayacak ya da daha sessiz seslendirilecek. Bu uğurda AB kendi marşını dahi feda edebilir. Gürültü standartlarını aşan sesler arasında AB'nin 'Ulusal Marşı' olarak kabul edilen Beethoven'in 9'uncu senfonisinin son bölümü de bulunuyor.
AB, yenidünya düzeni olarak Haçlı medeniyetini dizanyn ederken, dayattığı standartlarla Haçlı dışındaki medeniyetlerin değer ve ritüllerini yok etmektedir.
İster dini, ister milli değerlerimizle ilgili olsun farketmez, medeniyetimizin temellerini tehdit eden AB kriterleri, eski tüfek veya yeniyetme yerli AB sevdalılarımız için maalesef baştacı standartlardır. Bizimkiler AB'nin herşeyine teşne vaziyetteler. Asıl risk burada.
Korkarım ülkemizde, arka planında bu "gürültü standartı"nının yattığı ezanların susturulması ve minarelerin yıkılması tartışması pek yakında başlayacak. Bir ara Trabzon Uzungöl'de müftünün de 'olur'uyla hoparlörle ezan okumak, Çaykara Kaymakamı Mehmet Öz tarafından yasaklanmıştı. Yasağın sebebi ise hoparlörden okunan ezan yankısının çığa neden olma ihtimali.
Kış mevsiminde çığa sebep olma ihtimaliyle ezan yasaklanabiliyorsa, adaylık sürecinde "AB çığı"na sebep olma ihtimaliyle ezan niye tamamen susturulmasın. Haçlı medeniyetini karan AB bunu ister.
Ezanın inlediği gönüllerde ve topraklarda Haçlı ruhu barınamaz çünkü. Belki farkında değiliz ama sadece ezan bile, Haçlı AB'nin standartlarını tarümar ediyor. Yani, ezanımız, medeniyetimizin sesidir; dolayısıyla Haçlı AB'nin ses standardı bile bize uymaz. Namazda bezi olmayanın ezanda kulağı olmaz, der atalarımız; şimdi buna, kendi medeniyetinde bezi olmayanın ezanda kulağı olmaz, şeklinde bir ilave daha yapmamız gerekir herhalde.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019

























































































