logo
08 AĞUSTOS 2026

Haksız askeri müdahaleler yöntemi

Devletler, borçlandırma, finansal krizler ya da demokrasi projeleri ile kontrol altına alınamadığında; geriye ise son şık olarak “işgal etmek” kalmaktadır

21.06.2026 00:39:00
Haber Merkezi
 
Haksız askeri müdahaleler yöntemi
Haksız askeri müdahaleler yöntemi
Devletler, borçlandırma, finansal krizler ya da demokrasi projeleri ile kontrol altına alınamadığında; geriye ise son şık olarak "işgal etmek" kalmaktadır.

Maalesef dünyada sömürgeci ülkelerin bu türlü insanlık dışı saldırılarını durduracak uluslar üstü örgüt bulunmamaktadır. Gerek BM, gerekse NATO, başta ABD olmak üzere emperyalist odakların kontrolündedir.

11 Temmuz 1995 günü Avrupa'nın göbeğinde yaşanan Srebrenitsa katliamı, uluslararası teşkilatların bırakın bu tarz katliamları engellemelerini, bu tarz insanlık dışı oluşlara ortak ve destek olduklarını göstermektedir.







Nitekim BM Barış Gücü, Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan ederek, bölgenin güvenliğini kendisi sağlayacağını ilan etmiştir. Bu duruma itimat etmek istemeyen Boşnakların elindeki silahlar zorla toplatılmış; ardından BM Barış Gücü komutanı Thom Karremans ile Sırp çetelerinin komutanı, bu durumu beraber kutlayarak Sırp çetelerin bir seferde 8 bin Boşnak'ın öldürmesini sağlamışlardır. Bu katliam, tek seferde dünyada yapılan en büyük katliamlardandır.

Bugün Lübnan'da benzeri bir süreç devreye konmuştur. Ağır kayıplarla Lübnan'dan çıkan İsrail'in sonuca ulaşması için Lübnan silahsızlandırılmak istenmektedir.







Dünya üzerinde devletlerin haklarını korumak için, güçlü savunma gücüne sahip olmaları gerekmektedir. Aksi taktirde, eğer bir de zengin maden yataklarına sahip iseler ve ülkelerinin sömürülmesine müsaade etmiyorlarsa, işgal edilmeleri an meselesidir.

Bu bakımdan güçlü ordular, hem devletlerin güvenlik sigortaları, hem de barışın koruyucusudurlar. ABD, nerede ise her yıl, bir ülkeye sudan sebeplerle saldırmakta ve böylelikle kendi çıkarları doğrultusunda ülke yönetimlerine yeniden şekil vermeye çalışmaktadır. Gerçi Vietnam ve Irak dahil olmak üzere ABD'nin kara savaşlarındaki yenilgisi, bütün dünyanın bilgisi dahilindedir.







ABD, 1950–53 Kore; 1954, 1960, 1967–69 Guatemala; 1958 Endonezya; 1959–60 Küba; 1964 Kongo; 1965 Peru; 1964 Kongo; 1961–73 Vietnam; 1969–70 Kamboçya; 1983 Grenada; 1984 Lübnan, Elsalvador, Nikaragua, Afganistan, Irak, Libya ve Suriye askeri müdahaleleri başta olmak üzere, dünyada nerede ise her yıl bir savaşın yaşanmasına neden olmuştur.

Sosyal Devlet/Milli Devlet modeli, savaşı hiçbir şekilde haklı görmemekte; ancak haklı gerekçelere dayalı ve savunma amaçlı müdahaleleri kabul etmektedir.

Nitekim 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, adada yaşayan Türklerin canlarına ve mallarına yapılan saldırıların sona erdirilmesi gerekçesiyle yapılmış doğru bir müdahaledir.







Sosyal Devlet/Milli Devlet modeli, devletlerin güvenliğinin, güçlü savunma amaçlı ordulardan ve hiçbir hegemon gücün kontrolünde olmayan adil olabilecek uluslarüstü kurumların varlığından geçtiğini tespit etmektedir.

Savaşları bitirmenin yolunun ise, sömürgeci liberal–kapitalist düşüncenin yerine, kaynakların herkese fazlası ile yetebileceğini ispat eden Milli Ekonomi Modeli'ni uygulamaktan geçtiğini ifade etmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti

Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor

08.08.2026 00:18:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Medyada holdingleşme tarafsızlığı yok etti
Küresel çapta dev holdinglerin ve siyasi güç merkezlerinin medya sektöründeki hakimiyeti, haberciliğin temel ilkesi olan siyasal tarafsızlığı giderek daha fazla yıpratıyor.

Medya sahipliğinin birkaç merkezde toplanması, halkın haber alma hakkını ve demokratik çoğulculuğu riske atıyor.

Medya, tarihsel olarak demokrasilerin "dördüncü kuvveti" ve kamuoyunun denetim mekanizması olarak konumlandırılsa da son yıllarda mülkiyet yapılarında yaşanan dönüşüm bu işlevi tartışmalı hale getirdi.

Yayın organlarının bağımsız gazeteciler veya kamu odaklı kurumlar yerine; inşaat, enerji, finans ve savunma gibi farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük sermaye gruplarının eline geçmesi, haber merkezlerindeki yayın çizgisini doğrudan etkiliyor.







Sermaye ilişkileri ve siyasal iklimin habere yansıması

Geleneksel gazetecilik ilkeleri; tarafsızlık, nesnellik ve kamu yararını her türlü çıkarın üzerinde tutmayı gerektirir. Ancak medya organlarının ticari ve siyasi ağlarla örülü mülkiyet yapıları, haberin mutfağında ciddi bir "filtreleme" sürecini beraberinde getiriyor.

Medya sahiplerinin devlet ihalelerine giriyor olması veya kamu düzenlemelerine bağımlı sektörlerde yatırım yapması, yayın organlarının siyasi iktidarlarla ve güç odaklarıyla çatışmaktan kaçınmasına yol açıyor. Bu durum, eleştirel haberciliğin yerini otosansüre ve tek sesliliğe bırakması riskini doğuruyor.







Çapraz sahiplik ve algı yönetimi

Medya sektöründe çapraz sahiplik (aynı sermaye grubunun gazete, televizyon, radyo ve dijital platformların tümüne sahip olması) yayın çeşitliliğini görünürde artırsa da, özünde aynı mesajın farklı kanallardan yinelemesine dayanıyor.

Gündem Belirleme Gücü: Farklı mecralara sahip gruplar, kamuoyunun neyi konuşup neyi konuşmayacağını tek elden yönlendirebiliyor.

Otosansör Mekanizması: Gazeteciler, bağlı bulundukları holdingin ticari veya siyasi çıkarlarıyla çelişen haberleri yapmaktan kaçınmak zorunda kalabiliyor.

Tiraz ve Reyting Kaygısı: Reklam verenlerle ve kamusal fonlarla kurulan ilişkiler, editoryal bağımsızlığın önüne geçebiliyor.







Dijital medya çözüm mü, yeni bir bağımlılık mı?

Geleneksel medyadaki bu tarafsızlık krizine karşı dijital yayıncılık ve bağımsız haber platformları alternatif bir kanal olarak öne çıksa da, dijitalleşme kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Algoritma bağımlılığı, fonlama sorunları ve dev teknoloji şirketlerinin tekelci yapısı, dijital haberciliğin de sürdürülebilirliğini ve tarafsızlığını sınamaktadır.







Uzmanlar, siyasal tarafsızlığın ve haber etiğinin korunabilmesi için şu adımların kritik olduğuna dikkat çekiyor:

Şeffaf Mülkiyet Yapısı: Medya organlarının nihai sahiplerinin ve finansman kaynaklarının kamuoyuna açıkça beyan edilmesi.

Editoryal Bağımsızlık Güvencesi: Yayın sahibi ile haber merkezi arasındaki sınırları koruyan yasal ve kurumsal güvencelerin oluşturulması.

Kamu Yayıncılığının Güçlendirilmesi: Siyasi baskılardan uzak, doğrudan halka hesap veren özerk kamu yayıncılığı modellerinin teşvik edilmesi.

Medya sahipliğinin şeffaflaşmadığı ve editoryal bağımsızlığın teminat altına alınmadığı bir düzende, siyasal tarafsızlık bir ilke olmaktan çıkıp yalnızca bir temenni olarak kalma riskiyle karşı karşıya.

Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

Amasya'da vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor

05.08.2026 10:48:00
İhlas Haber Ajansı
 
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'da vatandaşlar 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor
Amasya'nın Taşova ilçesinde vatandaşlar, arazilerinin kıyısından geçip Yeşilırmak Nehri'ne akan derenin üzerine 20 yıldır baraj inşa edilmesini bekliyor. Yukarı Baraklı ve Özbaraklı köylüleri, yıllardır büyükşehirlere göç veren bölgedeki durumun baraj sayesinde tersine döneceğine inanıyor.






Baraklı Şelalesi'nin de bulunduğu bölgede inşa edilecek barajın 20 yıldır gündemde olduğunu hatırlatan Yukarı Baraklı Köyü Muhtarı Osman Yıldız, "Yetkililer bize 2006 yılında baraj yapılacağını söylemişti. Tüm aşamalar geçildi. ÇED raporu hazırlandı. Fakat henüz faaliyete geçip kazmayı vuramadık. Baraj olmadığından dolayı suyumuz boşa gitmektedir" dedi. Önceden belde olan iki komşu köyün toplam arazisinin 8 bin dönüm olduğunu anlatan Yıldız, "Çevremizde de su ihtiyacı olan komşu köyler var. Eğer baraj yapılsaydı komşu köylerin içme suyu ihtiyacı da karşılanabilir" diye konuştu.








"Baraj yapıldığı an köye geri dönüşler başlayacak"

Birçok arkadaşının büyükşehirlerden köye dönüş planı yaptığına değinen Özbaraklı köyünden Hasan Ünkan, "Büyük şehirlerde yaşamak çok sıkıntılı hale geldi. Nüfus yoğunluğu var. Köylerde ise hayvancılık artıyor. Sulama sıkıntısından dolayı köyümüze geri dönüş yapamıyoruz. Baraj yapıldığı an geri dönüşler başlayacak. Köyler canlanacak" dedi. Köylerinin etrafında geniş ormanlar bulunduğunu vurgulayan Ünkan, "Orman yangınlarının arttığı günümüzde burada baraj olması muhtemel yangın tedbirleri açısından çok önem arz etmektedir" ifadelerini kullandı.







Yıllardır barajın inşa edilmesini beklediklerini söyleyen Yukarı Baraklı Derneği Başkanı Ömer Evci ise, dereye yakın arazilerde elektrik pompaları kullanılarak sulama yapılan sebze ve meyve üretiminde barajın etkisiyle artış olacağına inandığını belirtti.








Ev hanımı Nevin Ünkan ile kahveci İsmail Kılıç da yetkililerden baraj konusunda destek beklediklerini söyledi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.