logo
27 NİSAN 2026

Hamse-i Âli Abâ örtüsü ve Al Bayrağımız

03.08.2023 00:00:00 / Güncelleme: 03.08.2023 10:12:56

Çok muhterem Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza (Makamı yüce, mekânı nur denizi olsun) 3 Kasım 2013 tarihinde İstanbul'da düzenlenen "Gadir-i Hum Bayramı" etkinliğinde bir heyet tarafından kendisine bir örtü hediye edilmişti. Hediyeyi veren kişi, örtüyü Kerbela'daki Hz. Hüseyin'in mezarından alarak getirdiğini söylemişti.

Kendisine hediye edilen bu siyah örtü için Hocamız şöyle demişti: 

- "İmam Hüseyin Efendimizin türbesindeki örtünün bize emanet edilmesi kelimelerle izah edilemeyecek kadar büyük bir husustur, büyük bir servettir, büyük bir hazinedir. Allah şefaatlerinden mahrum eylemesin. Bu örtü, Hamse-i Âli Abâ'nın yani Cenab-ı Peygamber Efendimizin torunlarını, kızını, oğlunu altına aldığı abayı temsil eden bir işarettir, bir ifadedir. Ben bunu böyle görüyorum. Yüce Türk milletini bu örtünün altında hep beraber bir araya gelmeye davet ediyorum" demişti.

Hocamız son yolculuğuna da üzerine örtülen bu örtüyle Hakk'a uğurlanmıştı. 

Muhterem hocam biz de öyle görüyoruz. Bu tespitinizin ete kemiğe bürünmesi için, maya tutması için, Türk milletinin Ehl-i Beyt'in altında toplandığı Hamse-i Âli Aba örtüsünün manasının bir başka mücessem şekli olan, ay yıldızlı al bayrağımızın mukaddesatı altında kıyamet sabahına kadar bu mananın, duruşun, ahlakın en iyi temsilcisi olan Türk milletinin yaşaması için varız.

İşte Muharrem ayı, Kerbela'da yaşanılanların bizi enfeksiyonlu din anlayışlarından, millî bütünlüğümüzü bozacak fikir ve fiillerden kurtararak Ehl-i Beyt İslam anlayışına ve aşkına, birlik ve beraberliğine taşımalı. Ehl-i Beyt'in hayatı, duruşu, imanı bizi aydınlatmalı, irşat etmeli. İslam, Arap'ın örfü, kılığı, kıyafeti değildir. İslam, Ehl-i Beyt'in duruşu ve yaşayışıdır. Bizi yanlışlara sürükleyen hep şekilcilik olmuştur. 

Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın da ifade buyurduğu gibi millet olarak Ehl-i Beyt'in nurlu gölgesine sığınmalıyız. Türk milleti olarak birliğimizi korumalıyız. Tek bilek, tek yürek olmalıyız. 

Hocamıza hediye edilen örtü adeta Hz. Yusuf'un babası, Hz. Yakup'un gözlerini açan gömlek gibi milletimizin de hakikatleri görmesine, gözümüzün açılmasına vesile olur inşallah. Ehl-i Beyt'e teslim olan, Ehl-i Beyt'in gemisine binenin akıbeti hayırlı olur ve kurtulur inşallah.

Ehl-i Beyt konulu yazılan bütün makalelerin nihai amacı Ehl-i Beyt'in yanında, safında olmaya çalışmak, onları daha iyi tanımak ve tanıttırmaktır. O muhteşem incilerden biri de Hz. Ali Ekber'dir.

Ali Ekber, İmam Hüseyin'in büyük oğluydu. Herkesçe çok sevilen, sayılan güçlü ve çok yakışıklı idi. Hem ahlak hem de karakter, hem fizik hem de ses olarak, hem konuşma hem de yürüyüşle dedesi Hz. Resûlullah'ın adeta bir kopyası gibiydi.

Kısa ömrünü ibadet, takva, yoksullara düşkünlere yardım ile geçirmişti.

Hz. Ali Ekber, Haşimoğluları'nın gençlerinin ve Ali oğulları yiğitlerinin en belirgin çarpıcı özelliği olan takva, asalet ve cömertlikle bezenmişti. Risalet ve imamet mektebinde gelişip büyüyen Hz. Ali Ekber insan yetiştirme okulunun iki büyük öğretmeni olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in özel eğitim ve terbiyesinde yetişmişti.

Ali Ekber geceyi yarıp dünyayı aydınlatan güneş misali savaş meydanına çıktı.

Yezidî ordunun karşısında durmuş, Ceddi Hz. Resûlullah'a çok benzeyen simasıyla er meydanını adeta nura boğmuştu.

Tekbir getirerek haramiler güruhuna saldırdı. İnanılmaz cesareti, görülmemiş gücü, çevikliği ile Hz. Ali'yi hatırlatmıştı YezİT ordularına.

Hayber'in fethinden dolayı yüreğinde beslediği kinle YezİT ordularına katılanlar bir anda bu yiğidin İmam Ali olduğunu sanarak dehşete kapılmışlardı. Hz. Ali Ekber'in kılıcının her inişinde birkaç kişi yere seriliyordu. Düşmanın telefatı inanılmaz sayılara ulaşmıştı. Herkes korkuyla bağırıyor yardım istiyordu.

Sonunda Ali Ekber bu amansız saldırılardan yoruldu.

Bir yandan çektiği susuzluk ve kavurucu sıcaklık. Diğer taraftan aldığı yaralar ve giydiği zırhla. Silahların ağırlığı onu bitkin düşürdü.

İmam Hüseyin'in yanına dönerek;

-Babacığım dedi, susuzluk bitiriyor beni. Şu silahlarla, zırhın ağırlığına dayanamıyorum artık. Gücümü toparlamam için içe bileceğim bir yudum su var mı?

Biricik oğlunu bu halde gören İmam şefkat dolu bakışlarla onu seyrederken gözyaşlarını tutamadı. Sevgi dolu metin bir sesle dedi ki:

- Oğlum, biraz daha dayanırsan deden Resûlullah'la buluşacak, bir daha susamamanı sağlayacak bir şerbet içeceksin onun elinden.

Canından geçen ve he şeyi ile kalbini rabbine veren genç Ali Ekber, tekrar savaş meydanına dönüp, YezİT ordusuyla mücadele etmeye başladı. Hz. Ali Ekber bu saldırıda seksen haramiyi daha cehenneme yollamıştı. Sonunda başından aldığı ağır bir yarayla durakladı.

Düşmanları göz açıp, kapayıncaya kadar, Hz. Ali Ekber'in tepesine üşüşmüş, mızrak ve kılıçlarla ona saldırmışlardı. 

Atın dizginleri artık gücü tükenmiş olan Ali Ekber'in ellerinden kaydı. Ali Ekber'i ortaya alan İbn-i Sad'ın ordusu acımasızca vücuduna darbeler indiriyordu.

Hz. Ali Ekber'in bedeni parça parça olmuştu artık. 

Ehl-i Beyt'in parlak güneşi Kerbela'nın kızgın topraklarında yatıyordu şimdi.

Ali Ekber son nefeslerini verirken;

-Ey Baba benden sana selam olsun. Bu ceddim Resûlullah'tır. Sana selam söylüyor ve bize kavuşmak için acele et diyor.

İmam Hüseyin tarifi imkânsız bir acıyla Ali Ekber'in başucuna koştu. Başını dizine alarak şefkatle okşadı. Yanağını biricik Alisinin yanağına koyarak;

-Sana kıyanları Allah öldürsün, diye ağladı. Senden sonra dünyaya da dünya hayatına da yazıklar olsun artık.

Selam olsun Hasan ve Hüseyin'in evladı Ali Ekber'e, Selam olsun İmam Hüseyin'in nur tanesine, selam olsun Peygamber benzerine.

Hamse-i Âli Abâ'dan aldığı ruh ve mana ile ay yıldızlı al bayrağın kıyamete kadar dalgalanması için mücadele veren, çalışan herkese özellikle Mehmetçiklerimize, şehitlerimize, gazilerimize selam olsun.

 
Ergül Güner / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.