Aynı masada oturan dört kişi düşünün.
Dördünün de başı önünde, gözleri telefon ekranında… Biri başka şehirdeki arkadaşıyla yazışıyor, diğeri hiç tanımadığı insanların hayatlarını izliyor. Bir başkası paylaşımına gelen yorumları kontrol ederken sonuncusu, birkaç dakika önce çekilen fotoğrafı düzenliyor.
Masanın etrafında dört kişi var; fakat ortada bir sohbet yok.
Bu manzara artık kimseye tuhaf gelmiyor.
Peki sosyal medya, insanları birbirine mi bağlıyor; yoksa sosyal hayatın yerini yavaş yavaş kendisi mi alıyor?
OECD'nin Social Connections and Loneliness in OECD Countries raporu, bu soruya sloganlarla değil, ihtiyatlı bir bilimsel yaklaşımla cevap veriyor: Sosyal medya ne tek başına yalnızlığın sebebidir ne de her durumda sosyal bağları güçlendiren masum bir araçtır. Belirleyici olan, onun nasıl ve neyin yerine kullanıldığıdır.
İletişim arttı ama ilişki güçlendi mi?
Bugün insanlar geçmişe kıyasla çok daha fazla mesaj gönderiyor, daha fazla paylaşım görüyor ve daha geniş bir çevreden haberdar oluyor.
Ancak iletişimin sayısındaki artış, ilişkinin niteliğinin de arttığını göstermiyor.
OECD raporuna göre 21 Avrupa ülkesinde aile ve arkadaşlarla günlük yüz yüze görüşme, 2006'dan 2022'ye kadar düzenli biçimde azalırken uzaktan iletişim arttı.
Bu iki eğilimin aynı dönemde yaşanması dikkat çekicidir. Fakat bilimsel açıdan bunun, sosyal medyanın yüz yüze görüşmeleri azalttığını kesin olarak kanıtlamadığını belirtmek gerekir. Çünkü şehirleşme, çalışma süreleri, ekonomik şartlar, yalnız yaşama oranı ve salgın gibi başka etkenler de sosyal ilişkileri değiştirmektedir.
Yine de ortada görmezden gelinemeyecek bir ihtimal bulunuyor:
Ekran üzerinden kurulan temas, yüz yüze ilişkinin tamamlayıcısı olmaktan çıkıp onun yerine geçiyor olabilir.
Sosyal medyayı nasıl kullandığımız önemli
OECD, sosyal medya kullanımını tek bir davranış olarak değerlendirmenin yanıltıcı olduğuna dikkat çekiyor.
Bir arkadaşımızı aramak, aile grubunda haberleşmek veya yüz yüze yapılacak bir buluşmayı planlamak ile saatlerce başkalarının paylaşımlarını kaydırmak aynı kullanım biçimi değildir.
Raporda dijital etkileşim üç grupta ele alınıyor:
Aktif iletişim: Mesajlaşmak, görüntülü konuşmak ve doğrudan iletişim kurmak.
Aktif katılım: Paylaşım yapmak, yorum yazmak veya başkasının paylaşımına karşılık vermek.
Pasif kullanım: Akışı sürekli kaydırmak, video izlemek ve başkalarının hayatlarını sessizce takip etmek.
Araştırmalar, aktif kullanımın bazı durumlarda sosyal bağları destekleyebildiğini gösteriyor. Hatta deneysel bir çalışmada aktif paylaşım yapmaya yönlendirilen katılımcıların yalnızlık düzeylerinde azalma gözlenmiştir.
Buna karşılık pasif kullanım; sosyal karşılaştırma, yetersizlik hissi ve daha yüksek yalnızlık düzeyiyle ilişkilendirilmektedir.
Çünkü insan, ekranda çoğunlukla hayatın kendisini değil, özenle seçilmiş kesitlerini görür. Başkalarının mutluluğunu kendi hayatının sıradanlığıyla karşılaştırır. Herkes geziyor, eğleniyor, başarıyor ve seviliyormuş gibi görünürken kişi, kendi hayatında eksik olanlara yoğunlaşır.
Böylece sosyal medya, insanı başkalarına yaklaştırmak yerine kendi hayatından uzaklaştırabilir.
Yalnızlar mı sosyal medyaya yöneliyor?
Burada önemli bir sebep-sonuç problemi var.
Sosyal medya kullanan insanlar mı yalnızlaşıyor, yoksa zaten yalnız olan insanlar mı sosyal medyada daha fazla vakit geçiriyor?
OECD, mevcut araştırmaların önemli bölümünün kesitsel olduğunu ve bu nedenle nedensellik kurmakta yetersiz kaldığını açıkça ifade ediyor. Yalnızlık yaşayan insanların, iletişimi daha fazla kontrol edebildikleri ve reddedilme kaygısını daha az hissettikleri için çevrim içi ilişkilere yönelmeleri mümkündür.
Bu durumda yoğun sosyal medya kullanımı, yalnızlığın sebebi değil, belirtisi olabilir.
Nitekim 23 çalışmayı kapsayan bir meta-analizde sosyal medya kullanımı ile yalnızlık arasında küçük bir ilişki bulunurken, 196 araştırmayı inceleyen başka bir meta-analizde anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir.
Dolayısıyla "Sosyal medya kullanan yalnızlaşır" hükmü bilimsel kanıtların taşıyabileceğinden daha ağırdır.
Fakat ilişkinin karmaşık olması, ortada bir sorun bulunmadığı anlamına da gelmez.
Genç kızlar daha fazla risk altında
OECD ülkelerinde 2021-2022 döneminde genç kızların yüzde 12'si problemli sosyal medya kullanımı bildirmiştir. Bu oran erkeklerde yüzde 7'dir. Erkeklerde ise problemli dijital oyun kullanımının daha yaygın olduğu belirtilmektedir.
Özellikle genç kızların sosyal karşılaştırmadan, idealize edilmiş beden görüntülerinden ve çevrim içi onay arayışından daha fazla etkilenebildiği görülüyor.
Beğeni sayısı bir geri bildirim olmaktan çıktığında, insanın kendisine verdiği değerin ölçüsüne dönüşebiliyor. Genç, toplum içinde bir yer edinmek yerine dijital ortamda görünür olmaya çalışıyor.
Ancak görünür olmakla gerçekten görülmek aynı şey değildir.
Binlerce takipçiye sahip bir insanın derdini anlatabileceği tek bir dostunun bulunmaması mümkündür.
Telefon masaya geldiğinde sohbet değişiyor
Sorun yalnızca ekranda geçirilen toplam süre değildir. Telefon kullanılmadığı hâlde masanın üzerinde durması bile dikkati bölebilir. Her bildirim ihtimali, insanın karşısındaki kişiye ayırdığı dikkati kesintiye uğratır.
Yüz yüze iletişim yalnızca kelimelerden oluşmaz. Ses tonu, bakış, bekleme, susma, jest ve mimikler ilişkinin parçasıdır. Özellikle çocuklar ve gençler; anlaşmazlığı yönetmeyi, empati kurmayı ve duyguları okumayı gerçek ilişkiler içinde öğrenir.
Ekran ise iletişimin zor taraflarını kolayca ortadan kaldırır. İstenmeyen konuşma kapatılabilir, kişi engellenebilir, cevap ertelenebilir.
Oysa gerçek hayatta insan, sadece kendisine benzeyenlerle değil, farklı düşünenlerle de birlikte yaşamayı öğrenmek zorundadır.
Araç mı, ikame mi?
Sosyal medya uzakta yaşayan aile bireylerini yakınlaştırabilir, ortak ilgi alanlarına sahip insanları buluşturabilir ve fiziksel çevresinde destek göremeyen kişilere bir topluluğa ait olma imkânı sağlayabilir.
Bu faydaları yok saymak gerçekçi değildir.
Ancak ölçümüz şu olmalıdır:
Dijital iletişim gerçek ilişkiye kapı mı açıyor, yoksa onun kapısını mı kapatıyor?
Mesajlaşma bir buluşmayla sonuçlanıyorsa teknoloji sosyal hayatı destekler. Saatlerce süren kaydırma, aile sofrasının, arkadaş sohbetinin, uykunun ve mahalle hayatının yerini alıyorsa artık araç olmaktan çıkarak hayatın kendisini işgal eder.
Sosyal medya sosyal hayatı tek başına bitirmiyor.
Fakat biz gerçek dostluğu, sohbeti ve ortak hayatı ihmal ettikçe onun boşalttığımız yeri hızla dolduruyor.
Telefonlar bizi birbirimize bağlayabilir; fakat hiçbir ekran, insanın gözünün içine bakmanın yerini tutamaz.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Sosyal medya sosyal hayatı bitiriyor mu? / 08.08.2026
- Mahalleyi kaybettik / 07.08.2026
- Yoksulluk sadece cebi boşaltmıyor / 06.08.2026
- Telefonlarımız arttı, dostlarımız azaldı / 05.08.2026
- Gençleri yalnızlıktan nasıl kurtarırız? / 04.08.2026
- Gençler neden daha yalnız? / 03.08.2026
- Yalnızlık artık bir sağlık sorunu / 02.08.2026
- Sosyal devlet ne işe yarar? / 30.07.2026
- Parti mi, amblem mi; yoksa iş, aş ve gelecek mi? / 28.07.2026
- Sırada kim var? / 27.07.2026
- Mahalleyi kaybettik / 07.08.2026
- Yoksulluk sadece cebi boşaltmıyor / 06.08.2026
- Telefonlarımız arttı, dostlarımız azaldı / 05.08.2026
- Gençleri yalnızlıktan nasıl kurtarırız? / 04.08.2026
- Gençler neden daha yalnız? / 03.08.2026
- Yalnızlık artık bir sağlık sorunu / 02.08.2026
- Sosyal devlet ne işe yarar? / 30.07.2026
- Parti mi, amblem mi; yoksa iş, aş ve gelecek mi? / 28.07.2026
- Sırada kim var? / 27.07.2026























































