Hükümetin yanlış politikalarıyla şekillenen Türkiye ekonomisi, hem hanehalkını hem de reel sektörü tarihinin en ağır borç yüklerinden biriyle karşı karşıya bırakmış durumda.
Vatandaşın ve işletmelerin borç yükü 27 trilyon lira sınırına dayanırken, gelirlerin enflasyon karşısında eritilmesi üreticiyi de tüketiciyi de borçlanmadan yaşayamaz hale getirmiştir.
Bankalardan kullanılan toplam kredi miktarı son bir yılda yüzde 35 artış göstererek 26 trilyon 975 milyar liraya ulaşmıştır.
Bu devasa tutarın 20 trilyon 297 milyar lirasını ticari ve diğer krediler oluştururken, 6 trilyon 677 milyar lirasını ise tüketici kredileri ile bireysel kredi kartları oluşturmaktadır.
Yüksek faiz ve düşen alım gücü sebebiyle çarklar dönmemekte, ödenemeyen borçlar sistemi kilitlemektedir.
Bankalar gayrimenkul ve araç pazarına dönüştü
Artan maliyetler ve yüksek faiz ortamı nedeniyle bankaların yasal takibine düşen borç miktarı son bir yılda yüzde 83 gibi ürkütücü bir oranla artarak 442.5 milyar liradan 810 milyar liraya fırlamıştır.
Tahsil edilemeyen bu batık kredilerin 299 milyar lirası kamu bankalarında, 273 milyar lirası yerli özel bankalarda, 237 milyar lirası ise yabancı sermayeli bankalarda birikmiştir.
Borçların ödenememesi sonucu bankalar, teminat gösterilen ipotekli varlıklara el koymaya başlamıştır.
Günümüz itibarıyla 12 banka, haczettiği 5 bin civarındaki gayrimenkulü satışa çıkarmış durumdadır.
Bu taşınmazların yaklaşık yarısı kamu bankalarına ait olup aralarında fabrikalardan çiftliklere, tarlalardan kümeslere kadar geniş bir yelpazede mülk yer almaktadır.
Bunun yanında, aralarında lüks otomobillerin, traktörlerin, biçerdöverlerin ve hatta deniz taksilerinin de bulunduğu 165'ten fazla araç kamu bankaları tarafından satışa sunulmuştur.
Satış listelerinde Halkbank 1.814, VakıfBank 1.000'i aşkın ve Ziraat Bankası 685 gayrimenkulle başı çekmektedir. Toplam 26.9 trilyon TL'lik kredinin 12.4 trilyon lirasını da yine kamu bankaları fonlamaktadır.
Öte yandan TÜİK verilerine göre, Türkiye genelinde ipotekli konut satışları haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72 artarak 25 bin 993 olmuştur. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 20'ye yükselmiştir.
Açlık ve yoksulluk kıskacında borçla yaşam mücadelesi
Kredi hacmindeki ve borçlanmadaki bu muazzam artışın arkasında, derinleşen makroekonomik sorunlar yer almaktadır.
Yüksek enflasyon nedeniyle ürün ve hizmet fiyatlarının nominal olarak yükselmesi, işletmelerin hammadde, enerji ve işçilik maliyetlerini artırmış; şirketleri yüksek faizli ticari kredilere mahkûm etmiştir.
Hanehalkı tarafında ise düşen alım gücü, gelecekte fiyatların daha da artacağı beklentisiyle birleşince günlük yaşamın sürdürülmesi kredi kartları ve bireysel kredilere bağımlı hale gelmiştir.
Rakamlar acı gerçeği net bir şekilde ortaya koymaktadır:
Dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcamasını ifade eden açlık sınırı 36 bin 940 TL seviyesindedir.
Gıda dahil tüm temel harcamaları kapsayan yoksulluk sınırı 120 bin 325 TL'ye ulaşmıştır.
Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 47 bin 758 TL olarak hesaplanmaktadır.
Buna karşın Temmuz 2026 itibarıyla en düşük emekli maaşı 23 bin 552 TL, net asgari ücret ise 28 bin 75 TL düzeyindedir.
Emeklinin ve çalışanın geliri açlık sınırının dahi çok altında kalırken, halk temel ihtiyaçlarını dahi yüksek faizli borçlarla karşılamak zorunda kalmaktadır.
Bataklıktan çıkış: Milli Ekonomi Modeli ve sıfır faizli üretim
Hem üreticinin hem de tüketicinin borç batağına saplandığı bu sürdürülemez tablodan çıkış, mevcut faizle borçlandırıcı politikalarla mümkün değildir.
Sorunun köklü çözümü, Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) parti programında yer alan, Prof. Dr. Haydar Baş'a ait Milli Ekonomi Modeli'dir.
Milli Ekonomi Modeli; üreticiye, sanayiciye ve tüccara devlet eliyle proje mukabili sıfır faizli kredi imkânı sunarak üretim çarklarının yüksek faiz yükü olmadan dönmesini hedefler.
Hanehalkı tarafında ise vatandaşlık maaşı ve ev hanımı maaşı gibi sosyal devlet projeleriyle halkın tüketim gücünü doğrudan destekler.
Böylece vatandaş borçla değil, anayasal hakkı olan yeterli bir gelirle insanca yaşama imkânına kavuşur.
Üretim ile tüketim arasındaki dengeyi sıfır faiz ve sosyal devlet projeleriyle kuran bu model, Türkiye'yi borç dağlarının altından çıkaracak temel reçetedir.
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın şu sözleriyle yazımızı bitirelim:
"Vatandaş, kendisini boğan ekonomik sorunlarına çözüm bekliyor.
Sorunlar çok büyük ama çözüm var.
Çözüm, defalarca ifade ettiğimiz gibi, parti programımız olan Milli Ekonomi Modeli'dir.
Milli Ekonomi Modeli ile Türkiye'de kaynaklar, yabancıya ve yandaşa değil, milletin kendisine akacak.
Milli Ekonomi Modeli ile sosyal devlet anlayışı hâkim olacak.
Bu konuda da karar verici merci yüce Türk milletidir.
Milletimiz, 'Bağımsız Türkiye' diyerek makûs talihini değiştirmeye karar verdiği gün bambaşka bir Türkiye ortaya çıkacaktır."
- Çerçeve yasa kimin geleceğini inşa ediyor? / 07.08.2026
- Petrol için ittifak, insanlık için sessizlik / 06.08.2026
- Alevlerin kıyısında zamanla yarış / 05.08.2026
- ABD tıkandı, İsrail rahatsız, İran'dan geri adım yok / 04.08.2026
- Dimyat saldırısı ve ‘sahte bayrak’ şüphesi / 03.08.2026
- Mutfaktaki yangın ve derinleşen işsizlik / 02.08.2026
- Körfez'de çok yönlü satranç ve vekalet savaşları / 01.08.2026
- İran’ın Hürmüz stratejisi ve İsrail-ABD hattındaki gizli trafik / 31.07.2026
- Kıbrıs’ta taviz mi, tam bağımsızlık mı? / 30.07.2026























































