logo
30 NİSAN 2026

Hedef Kur'an ve Sünnet'tir

02.08.2008 00:00:00
Bilindiği gibi Müslümanlar için en önemli fırsat olan mübarek üç ayları idrak ediyoruz. Her anı Cenab-ı Hakkın tecellileriyle dolu bu eşsiz gün ve gecelerin mahiyetini bilmek...

Bilindiği gibi Müslümanlar için en önemli fırsat olan mübarek üç ayları idrak ediyoruz. Her anı Cenab-ı Hakkın tecellileriyle dolu bu eşsiz gün ve gecelerin mahiyetini bilmek ve yaşamak bizler için çok önemli. Çünkü şu da bir gerçek ki ülkemizde ilim adına konuşup da bu mübarek gün ve geceleri sıradanlaştırmaya çalışanlar da var. Bu nedenle, hem üç ayların faziletini hem de bu sıradanlaştırma faaliyetinin perde arkasını değerli Hocamız Prof. Dr. Haydar Baş Bey'le konuştuk.

Yeni Mesaj: Malumunuz üç ayları idrak ediyoruz. İslam dünyasının çok değer verdiği mübarek gecelerimiz var. Regaip Kandili, Kadir gecesi, Berat gecesi ve Mirac gecesi gibi. Müslümanlar bu gecelerde daha çok ibadete, daha çok zikre sarılırken diğer taraftan da bazıları "İslam'da özel geceler yoktur. Bunlar bidattir" diyorlar. Bu iddiaların kaynağı nedir Hocam?Prof. Dr. Haydar Baş: Efendim, Yeni Mesaj gazetesi okurlarına saygılarımı arz ederek başlamak istiyorum. Aslında milletleri vücuda getiren bir takım unsurlar vardır. Bunlar o milletler var olurken, olmazsa olmaz unsurlardır. Bunlar milletin medeniyeti, kültürü, siyaseti ve inancıdır. Milletin ailesidir. Hülasa bunlar o milleti vücuda getiren temel direklerdir, taşlardır. Bütün bunları kaldırdığınız zaman, milleti yok edersiniz. Kabul etsek de, etmesek de, toplumda gördüğümüz milletlerarası, devletlerarası mücadelelerin temelinde herhangi sebeplere bağlı olursa olsun asıl mücadeleler bu kültürel mücadeledir, siyasal mücadeledir, medeniyetlerin mücadelesidir, dinlerin mücadelesidir. Birinin diğerine galip gelme hususunda gösterdiği gayret, çalışma ve savaştır. Buna bu şekilde de isim verebiliriz. 1700'lu yıllardan sonra Batı dünyası, özellikle o dünyanın başını çeken İngiltere, oturdu şunu düşündü: Biz serhat boylarında, meydanlarda bu milleti mağlup edemiyoruz. O günün şartlarında İslam dünyasını temsil eden Müslüman Türklerdir. Bunları mağlup edemiyoruz. Diğer Müslümanlarla da tesanüt içinde olduğu için, bunları mağlup etmenin birtakım kuralları olması lazım. Biz bu kuralları yok ettiğimiz zaman, düşmanımızın yok olmasını daha da kolay hale getireceğiz; gerek kültürel, gerekse de siyasi yönlerden, gerekse de inanç yönünden çökerttiğimiz ülkeleri de bugün değilse, yarın kendi tasarrufumuz altına alacağız. Böyle düşündüler ve İngilizler bir Sömürge Bakanlığı kurdular. 1710 yıllarına rastlıyor bu Bakanlığın kurulması? Hatırlarsınız, Batı dünyası hayatını hep sömürgecilikle geçirmiştir. Uzakdoğu'ya, Afrika'ya, Ortadoğu'nun bazı ülkelerine gitmiştir. Ve oralarda gerek yer altı kaynaklarını, gerekse de yerüstü insan kaynaklarını sömürebilmenin her türlü yolunu yordamını denemiştir. Bunu yaparken de, önüne de çok ciddi bir güç çıktı: Müslüman bir İslam gücü çıktı. Bunu aşabilmek için de, ona direnç kaynağı olan, "Onun asıl gücünü kuvvetini oluşturan manevi unsurlarını yok etmedikçe, bizim bu güçle, bu kuvvetle savaşmamız mümkün değildir" kararına vardılar. Sömürge Bakanlığı'nın talimatı ile birlikte, İslam dünyasında bilhassa İstanbul'da ve Konya'da bizim dergahlarımızda ve medreselerimizde, Batı özelikle İngiltere yüzlerce, binlerce ajan yetiştirdi. Bakıyorsun hepsi sarıklı, şalvarlı ve de cübbeli. Hatıratlarında bunlar yazılı vaziyettedir. Ben de bu bilhassa Osmanlı'nın Hicaz Bölgesi'nde aldığı mağlubiyetin sebeplerini öğrenebilmek için araştırdığımda baktım ki, karşımıza bu güç çıktı. Yani Sömürge Bakanlığı'nın yetiştirdiği ajanların faaliyetleri. Müslüman Arap kardeşlerimizi nasıl ikna edip kandırdıkları. Bunlardan çölde, özellikle Bedevilerden nasıl düzenli bir ordu kurdukları. Bunları gördük. Bunu yaparken tabii hiçbir zaman insanların yüzde 100 inandığı ve dönmelerinin mümkün olmadığı meselelerden işe girmediler. Yavaş yavaş değerleri yok ede ede yola çıktılar. Mesela az önce sorunuzda ne dediniz. Mübarek geceler? Geçtiğimiz Salıyı Çarşambaya bağlayan gece mübarek Mirac Kandili idi. Mesela bunlar "Bu yoktur" diyor İslam'da? Halbuki Mirac hususunda Kur'an'da ayetler, Cenab-ı Peygamber Efendimizin hadisleri var. Şimdi böyle bir gecenin olmadığını iddia etmek kadar ahmaklık, böyle bir gecenin varlığını inkâr etmek kadar küfür de yoktur. Hakkında sure ve ayetler nazil olmuş, Cenab-ı Peygamber Efendimiz geniş geniş bunu anlatmış, hayatında bunu o gece ihya etmiş; sen şimdi kalkıyorsun, bu kadar zaman sonra "Bu yoktur" diyorsun. Olay aslında Peygamber'e itiraz. "Hz. Muhammed yoktur" diyemiyor. Ama nereden başlıyor, mübarek gecelerden, eylemlerinden, mucizelerinden, sünnetinden işe başlıyor. Aslında inkar etmeye çalıştığı Kur'an'dır, Peygamber Efendimizin sünnetidir, hülasa hayatıdır? Mesela Berat Kandili? Bunlar sünnet ile tespit edilmiş gecedir. Mesela Kadir Gecesi. Bunun hakkında süre indi. O surede gecenin mahiyeti öyle meth-ü sena ediliyor. Kadir süresinde "Sen bu gecenin mahiyetini bilir misin? Haberin var mı? Bin aydan daha hayırlıdır bu gece"  deniliyor. Şimdi ortada ayet var. Ortada Peygamber Efendimizin tevatür derecesinde sahih olan hadisleri var. Yani şunu söylemek istiyorum: Bütün bunlar İslam âlemine oryantalistlerin sokmaya çalıştıkları fitnedir. Bilhassa medreselerden uzak yetişen, onların basmakalıp kitaplarını kaynak göstererek yola çıkan şahıslar, Müslümanların kafasını bulandırmakta, milleti dinden uzaklaştırmakta, milletin dinle bağlarını koparmakta, milleti gerek toprağından, gerekse de etrafından koparmaktadır. Diyeceksiniz ki ama ben filan hocadan da dinledim, adam profesör? Bunlar bedava ajan olmuşlar. Parasız asker olmuşlar. Müsaade edersiniz, bu dediklerimi ispat eden sömürge bakanlığının bilhassa talimatnamesi var. Kendi ajanlarına öğrettiği meseleler var. "Bunu yapacaksınız" dediği hususlar var. Bunlardan birkaç madde önümüze koyalım. Meselenin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyalım. Sen şimdi İslam'dan mukaddes geceleri kaldırdın, mübarek günleri kaldırdın, ibadetleri sınıflandırarak, onları yok ettin. Ne kaldı ortada? Kulluğu nasıl yapacaksın? Bir taraftan bunu yapıyor, diğer taraftan bu zihniyet tat ve ibadetten kopartarak, hayatın şeytani vesveseleri içinde adeta imanını linç ediyor. Yeni Mesaj: Mübarek gecelerde Müslümanlar sanki gayri meşru bir şey yapıyor. Sabaha kadar Kur'an okuyorlar, namaz kılıyorlar, tespih çekiyorlar. Bundan mı rahatsız oluyorlar? Prof. Dr. Haydar Baş: Ben böylelerine rastladım. "Sadece onu yapmakla Müslümanlık olunmaz" diyorlar. Böyle Müslümanlık olmaz da, nasıl Müslümanlık olur? Kendisine bakıyorsun, hiçbir yere benzemiyor. Hâlbuki ayette "Onların yüzünde secde eseri vardır" deniliyor. Müslüman onu gördüğü zaman, "O mümindir" hükmüne varıyor. Şimdi müsaadenle Sömürge Bakanlığı'nın talimatnamesinde şöyle deniliyor: "Din âlimleri ile halk arasındaki karşılıklı saygıya dayalı, dostane ilişkiler bozulmalıdır. Bu görevi hiçbir İngiliz memuru unutmamalıdır. Bu yolda iki şey yapılmalıdır. Birincisi, din âlimlerine iftira etmek lazımdır." Şimdi adamların bu işle ilgili bir 'masa'sı var. Bunlar Türkiye'de de geçerli hale geldi maalesef. O masalarda iftira üretiyorlar. İkincisini aktaralım: "Din âlimleri arasına Sömürgeler Bakanlığı memurlarını din alimi kisvesi altında yerleştirmek lazımdır." Yine devam ediyor: "Müslümanları şuna inandırmak gerekir ki, Peygamber'in dinden kastı sadece İslam dini değildir." Ne imiş, Hıristiyanlık ve Yahudilik de Peygamber Efendimizin bahsettiği dinlerdenmiş! Müslümanlık buymuş!Yeni Mesaj: Şimdi bugünkü "Hıristiyanlar da cennete girecek" meselesi de buradan mı çıkıyor?Prof. Dr. Haydar Baş: Herhalde bu sürecin devamıdır. Zaten bunu diyen adamların hayatına baktığınızda "İslam diye bir dertleri bulunmuyor." Ve bunlar İslam dininden bahsederken, İslam birliğinin olduğu dönemde, mesela halifenin karşısında 'birlik' oluşturmuş hainlerdir. Mesela İstiklal Harbi'nde Mustafa Kemal etrafında, 'vatan, millet ve devlet' için mücadele edenlere 'çete' diyen insanlardır. Yani bunu delillendirmek de mümkündür. Diğer bir husus da talimatnamede şu şekilde ortaya konuluyor: "Kilise yapılması için zemin oluşturmak lazımdır. Kur'an'dan, hadisten ve İslam tarihinden örnekler gösterilerek, kilisenin yapılmasının meşruluğunu ortaya koymamız lazımdır."Yeni Mesaj: Bugün sayıları 40 bini aşan kilise-evleri bu bağlamda düşünmek lazım. Prof. Dr. Haydar Baş: Sen artık ne dersen de. Ben günümüze olayı taşımıyorum. Yeni Mesaj: Hocam, sizi okudukça, günümüzdeki misaller aklımıza geliyor. Prof. Dr. Haydar Baş: Şimdi muhalefet de yasak olduğu için, bu tarafa girmeyelim. Demokrasiden çokça bahsedenler, fikir özgürlüğüne de karşı çıkıyorlar. Kendilerini eleştirmeden devam edelim. Sömürgeler Bakanlığı talimatnamesinde devamla şu hususlara işaret ediliyor: "Müslüman kadınların tesettürden vazgeçirilmesi için olağanüstü çaba sarf edilmesi lazım. Tarihi delillerle kadının örtünmesinin İbn-i Abbas döneminde başladığını, İslam'da böyle bir şeyin bulunmadığını iddia etmeliyiz." Kim diyor bunu? Sömürgeler Bakanlığı? Günümüzde bunu söyleyen bir sürü insan var. Yeni Mesaj: Günümüzdeki tesettür tartışmaları, demek ki, burudan kaynaklanıyor. Prof. Dr. Haydar Baş: Bundan hareketle ortaya çıktı ve sonunda öyle bir noktaya taşındı ki, 'Sanki İslam'da tesettür diye bir şey yok. Nasıl istersen öyle yaşa. Canım benim kalbim, şöyledir böyledir demek kâfi. Ben bunlara girmiyorum. Sömürgeler Bakanlığı talimatnamesinde devamla şu hususlara işaret ediliyor: "Sorunlardan biri de Müslümanların mübarek ve mukaddes yerleri ziyaret etmeleridir. Bu türbelere önem vermenin bidat ve şeriata aykırı olduğunu ifade etmeliyiz. Peygamber döneminde böyle bir şey bulunmadığını dile getirmeliyiz. Şiilerin Peygamber soyundan gelen ailelere gösterdiği saygı ve bağlılıklarını tamamen yok etmeliyiz.""Yani bu saygıyı ortadan kaldırdığımızda, otomatikman Peygamber'e olan sevgiyi ortadan kaldırmış olacağız" deniyor talimatnamenin devamında. Talimatnameden aktarmaya devam edelim: "İmam Hüseyin'e matem tutulan merkezler ve medreseler ortadan kaldırılmalı, harabeye çevrilmelidir. İslam öğretilerinin evrensel olduğu kesinlikle reddedilmelidir."İslam öğretisi nedir? Allah'ın ayetleridir, Peygamber Efendimizin sünnetidir. Bizim inancımıza göre, bunlar evrenseldir, bir kabileye, bir yere gelmiş değildir. Bütün alemlere rahmet Peygamber'i olarak gelen Sevgili Peygamberimize Allah'ın büyük bir lütfudur. Talimatnameden aktarmaya devam edelim: "Müslümanların elinde bulunan Kur'an'ın gerçek Kur'an olup olmadığı yönünde şüpheler uyandırarak, eksik veya fazla yerin olup olmadığını ortaya koymalıyız." Hatırlarsanız, 10 yıl kadar önce televizyonda tartışılıyordu. Bir tane satılık adam geldi ABD'den "Bu ayetler Kur'an'da vardır, bu ayetler yoktur" şeklinde iddialar ortaya attı. Bunların tamamını bugün hem Türkiye'de, hem de dünyada hayata geçmiş maddeler olarak görüyoruz. Böyle birçok madde yer alıyor talimatnamede. Bunların tamamını okudukça, hayretler içinde kalıyorum. Maalesef bunlar Ehl-i Sünnet dediğimiz dünya tarafından hayata geçirilmiş durumda. Yeni Mesaj: Din adamı ve İslam âlimi kisvesi altında bu görüşleri ortaya atanlar, "İslam'da o yoktur, bu yoktur" diyenler, bugün de Sömürge Bakanlığı adına konuşuyorlar. Prof. Dr. Haydar Baş: Tabii, bunlar hiçbir zaman fitnelerini yaymaktan geri durmadılar. Bu şimdi evrensel bir boyut da kazandı. Bunlar din merkezli kurallar haline gelip, talimatlar artık bütün dünyaya, Hicaz Bölgesi'ne, Osmanlı'nın nüfuzu ve hudutları dâhilinde bulunan bölgelere bu propagandalar yapılıyordu. Şimdi din merkezlerinden bütün dünyaya, olur da bizim bilmediğimiz yerlerde İslami bir yeşerme olur, bunun önüne geçmek için her türlü tedbiri alarak anında yok edip devre dışına çıkarmak için faaliyetler yapıyorlar. Onun için biz bu gerçekten hareketle bugün içinde yaşadığımız dünyada mevcut olan hadiselerin din, medeniyet kaynaklı olduğunu ifade ediyoruz. Savaşların bundan kaynaklandığını söylüyoruz. Kültürel savaş, medeniyet savaşı, din savaşı, siyasi savaş yaşanmakta. Onun için bunları söylüyoruz. Yeni Mesaj: Hocam, müsaade edersiniz sizin Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler kitabınızdan bahsetmek istiyorum. Bu eser adeta bir manifesto niteliğinde? Prof. Dr. Haydar Baş: Teşekkür ederim. Burada şöyle bir husus daha var. Düğün değil, bayram değil böyle bir meseleyi neden gündem ediyoruz. Daha mübarek 3 aylar girmeden evvel "Allah ile aldatanlar" diye bir safsata çıkarmışlar. Yani insanları Allah'a teşvik etmek isteyen, ona davet etmek isteyen, 'bilgisi az, çok olur' her Müslümanın görevidir. Emr-i bil maruf, Nehy-i anil münker, nasihat etmek, tembih etmek. Siz benim yanımda talebe olabilirsiniz. Ben de bir başka üstadın yanında talebeyim. O benim âlimim olabilir. İnsanlar mertebe mertebedir. Ben bildiklerimi arkadaşlarıma, dostlarıma anlatmakla mükellefim. Ama bir cümleyle, ama bin cümleyle? Herkes karınca kaderince bu vazifeyi üzerine almalıdır. Ama şimdi adamlar temelinden yok edebilmek için, sen kimseye konuşmayacaksın. Konuştuğun zaman, 'Allah ile aldatıyorsun:' Bu kadar fitne fesat olabilir mi? Bu kadar korkunç bir oyun olabilir mi? Tarihin herhangi bir döneminde bir takım yanlışlar olmuşsa, delil olarak onları gösteriyor. Hâlbuki bizim inancımızda, bizim anlayışımızda, bizim ilmi metodumuzda "batıl olan şey, makusun aleyhi olamaz." Bunu delil olarak gösteremezsin. Bunu gösterdiğin zaman, senin kastın kötüdür. Şimdi bir misal vereceğim. Kibrit yakar? Neyi yakar? Kâğıt yakar, odun yakar? Şimdi siz kibriti aldığınız zaman, onunla ev mi yakıyorsunuz, ormanları mı yakıyorsunuz? Ne yakıyorsunuz? İhtiyacınız olan sobayı yakıyorsunuz, ateşi yakıyorsunuz. Şimdi ateş kibritten çıktı diye, kibrit satışı yasak mı edilecek? Aleyhinde makaleler mi yazılacak, konferanslar mı verilecek? Bu neyse, bu da bu. Bu ne zaman yapılıyor? Ramazan yaklaştığında bütün bunlar devreye konuluyor. İnsanlarımızın manevi duyguları tam atağa kalkacak, bir de bakıyorsun önüne oryantalistlerin görüşleri konuyor. Oryantalist kimdir? Kâfirdir? Ama cübbe giydi, farketmez kâfir oğlu kâfirdir. İşte onların sözcülüğünü yapanlar, Müslümanın önüne büyük bir set çekiyor. İbadetle, taatla, Allah'la meşgul olması gereken kalp ve akıl, bu sefer fitne ile meşgul oluyor. Belki bu işi ortaya atanlar tarafından da fark edilmiyor. Samimi olarak davranırlar ama onların ajanlığını yaparlar. Farkında değiller.  Ben öylelerini tanırım ki, Türkiye'de yıllarca bana talebelik yaptılar, Amerika'ya gittiler akıllarını, ruhlarını sattılar, geldiler bir numaralı ajan oldular. Yani asıl Allah'la aldatan adam o. Milletin önüne büyük bir engel, Allah'a varmada büyük bir engel oluyor. Şimdi kim Allah'la aldatıyor, kim aldatmıyor onu ben bilmiyorum. Genel olarak konuşuyoruz. Ama belki de Allah'la aldatan, aldatılıyor diyenler, kendilerini bu konuda yetki sahibi kabul edebilirler. Onlarla bizim alakamız yok.Yarın devam edecek?

İBB davasında 9 tutuklu sanık için tahliye talebi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik yolsuzluk suçlamasıyla açılan davada duruşma savcısı Adem Soyketin'in de aralarında olduğu 9 tutuklu sanık için tahliye talebinde bulundu.

30.04.2026 14:42:00
Haber Merkezi
İBB davasında 9 tutuklu sanık için tahliye talebi
İBB davasında 9 tutuklu sanık için tahliye talebi
İBB'ye yönelik açılan yolsuzluk davasında  bugün 30. duruşma başladı.

Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatların da geldiği duruşmada, bazı CHP milletvekilleri ve tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, dün savunma yapan tutuklu sanık Adem Başer'in çapraz sorgusunun yapılmasıyla devam etti.

MAHKEME BAŞKANI İLE İMAMOĞLU ARASINDA GERGİNLİK

İmamoğlu'nun söz istemesi üzerine mahkeme başkanı "Bir ayrıcalık tanımayacağız" dedi. Karara tepki gösteren İmamoğlu, "Dosyanın başına 'İmamoğlu suç örgütü' yazacaksınız. Ben özgürce gezen birisi değilim, 16 milyonun seçilmiş belediye başkanı olarak buradayım." ifadelerini kullandı. Mahkeme başkanının, "Size ayrıcalık yapamam" sözleri üzerine İmamoğlu, "Ayrıcalığı iddianame yapmış zaten. Dosya üzerinden" yanıtını verdi.

Başkanın "Ekrem Bey, bu şekilde bağırmaya devam ederseniz sizi salondan çıkarmak zorunda kalacağım" sözleri üzerine İmamoğlu, "Bu dava böyle yürümez. Başka bir motivasyonla mı buradasınız siz. Ben burada yaşanan duyguları size aktarmak ile yükümlüyüm" dedi.

Her sanık için aynı prosedürü uyguladıklarını ifade eden mahkeme başkanı ile İmamoğlu arasındaki gerginlik bir süre devam etti. Başkan, İmamoğlu'na pazartesi günü duruşmanın başında söz vereceklerini dile getirdi.

9 KİŞİ İÇİN TAHLİYE TALEBİ

Duruşma savcısı, 9 tutuklu sanık hakkında tahliye talebi istedi.

Tahliye talebinde bulunulan sanıklar:
"İBB Bilgi İşlem Çalışanı Emrah Yüksel, Veri Uzmanı İsmet Korkmaz, İBB çalışanı Mehmet Çağlar Kuru, İBB Dijital İletişim Koordinatörü Ulaş Yılmaz, İBB çalışanı Yusuf Utku Şahin, güvenlik kamerasını bantladığı iddia edilen Çağlar Türkmen, etkin pişmanlıktan yararlanan Adem Soytekin, Beyoğlu Belediyesi çalışanı Seyhan Özcan, İstanbul Şube Sekreteri Nuri Cem Ceylan hakkında tahliye talep etti.

Gülistan Doku'nun ailesinden DNA örnekleri alındı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, Gülistan'ın anne ve babasından DNA örnekleri alındı.
 

30.04.2026 14:35:00
AA
Gülistan Doku'nun ailesinden DNA örnekleri alındı
Gülistan Doku'nun ailesinden DNA örnekleri alındı
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161/6. maddesi gereğince "Valilerin kişisel suçlarından dolayı soruşturma yetkisinin suç tarihinde görev yaptıkları ilin bağlı olduğu Bölge Adliye Mahkemesinin bulunduğu yerdeki İl Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması" dolayısıyla eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sürüyor.

Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel'in Gülistan'ın kaybolduğu dönemde kullandığı siyah renkli otomobilin peşine düşen Başsavcılık, aracın olaydan sonra satıldığını ve aynı modelde bir araçla değiştirildiğini tespit etti. Aracı İstanbul'da bulan ekipler, detaylı inceleme için önce İstanbul'da, ardından Ankara'da yaklaşık bir haftalık detaylı çalışma yaptı.

Araçtaki bulgularla karşılaştırılmak üzere Gülistan'ın annesi Bedriye ve babası Halit Doku'dan Diyarbakır Adli Tıp Kurumu'nda DNA örnekleri alındı.


12 zanlı tutuklanmıştı
Tunceli'de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku'dan (21) 5 Ocak 2020'den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır'dan Tunceli'ye gelerek 6 Ocak 2020'de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.

Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca "kasten öldürme", "cinsel saldırı", "suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi", "bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "suçu bildirmeme" ve "suçluyu kayırma" suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 17 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Zanlılardan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun sim kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis memuru Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis memuru olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel'in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. ile Tunceli Devlet Hastanesi bilgi işlem görevlileri B.Y. ve Y.E. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Yurt dışında olduğu tespit edilen firari şüpheli Umut Altaş için kırmızı bülten çıkarılmıştı. Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, Erzurum'da tanık sıfatıyla ifade vermişti.

ALES giriş belgeleri erişime açıldı

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) düzenlenen 2026 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (2026-ALES/1) girecek adayların sınav giriş belgeleri erişime açıldı.
 

30.04.2026 13:37:00
AA
ALES giriş belgeleri erişime açıldı
ALES giriş belgeleri erişime açıldı
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) düzenlenen 2026 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'na (2026-ALES/1) girecek adayların sınav giriş belgeleri erişime açıldı.

ÖSYM'nin internet sitesindeki duyuruya göre, 10 Mayıs'ta uygulanacak 2026-ALES/1'e başvuran adayların, sınava girecekleri bina ve salonlara atanma işlemleri tamamlandı.

Adaylar, sınava girecekleri yer bilgisini gösteren sınava giriş belgesini ÖSYM'nin "ais.osym.gov.tr" adresinden T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle edinebilecek.

2026-ALES/1 sınavı için adaylar, 10 Mayıs'ta saat 10.00'dan sonra sınav binalarına alınmayacak.

İzmir'de freni patlayan tır 9 araca çarptı

İzmir'in Bornova ilçesinde freni patlayan tır, içerisinde polis aracı ve kamyon da olmak üzere 9 araca çarptı

29.04.2026 18:34:00
Anadolu Ajansı
İzmir'de freni patlayan tır 9 araca çarptı
İzmir'de freni patlayan tır 9 araca çarptı

Manisa'dan İzmir'e gelen plakası ve sürücüsü henüz belirlenemeyen tırın İstanbul Caddesi üzerinde freninin patlaması nedeniyle karşı şeride geçti.

Tır, yolda aralarında kamyon, polis arabası ve 7 araca daha çarparak yol kenarındaki dereye devrildi.

İhbar üzerine olay yerine sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Kazada ilk belirlemelere göre 2 polis yaralandı. Yaralılar Ege Üniversitesi Hastanesi'nde kaldırıldı.

Kaza nedeniyle yol bir süre trafiğe kapatılırken, kaza yapan araçların yoldan kaldırılmasının ardından yolun bir kısmı yeniden trafiğe açıldı.

Adalet Bakanı Gürlek, "Rojin Kabaiş'in telefonu için ekip kurduk" dedi

Adalet Bakanı Akın Gürlek, AK Parti Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakan Gürlek, Rojin Kabaiş'le ilgili "Rojin Kabaiş dosyasında özellikle çözümü için yurtdışına gönderilmişti. Yerli bir ekip kurduk, cep telefonunu çözersek soruşturma aşamasında evre alacağımızı düşünüyoruz" dedi.

29.04.2026 13:46:00
AA
Adalet Bakanı Gürlek, "Rojin Kabaiş'in telefonu için ekip kurduk" dedi
Adalet Bakanı Gürlek, "Rojin Kabaiş'in telefonu için ekip kurduk" dedi
Adalet Bakanı Akın Gürlek, AK Parti TBMM Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayarak, Gülistan Doku davası ve faili meçhul dosyalarla ilgili yürütülen yeni çalışmalar hakkında önemli bilgiler paylaştı.

'Umut Altaş'ın iadesini bekliyoruz'
Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin gelinen son noktayı değerlendiren Bakan Gürlek, davanın firari şüphelisi Umut Altaş hakkında uluslararası düzeyde arama kararı çıkarıldığını belirtti. Bakan Gürlek şunları kaydetti:
"Gülistan Doku ile ilgili olarak, özellikle şüphelinin iadesine yönelik kırmızı bülten çıkardık. Şu an Amerikan yetkili makamlarıyla süreci titizlikle yürütüyoruz ve şüphelinin iadesini bekliyoruz. Olayın en yakın tanığı, şüpheli bir şekilde yurt dışına kaçmıştı; ancak soruşturma kararlılıkla devam ediyor. Cumhuriyet Başsavcımız ve Valimiz süreci yakından takip ediyor."
Soruşturma kapsamında yeni delillere ulaşıldığını kaydeden Gürlek, şüphelinin babasıyla olan WhatsApp yazışmalarının dosyaya girdiğini ifade etti. Bakan Gürlek, dosyanın tüm ayrıntılarıyla incelendiğinin altını çizdi.
Gürlek, IBAN mağdurlarıyla ilgili de bir düzenlemeleri olduğunu dile getirip "Meclis'ten geçer geçmez bilmiyoruz ama bir çalışmamız var" açıklamasında bulundu.

Madencilerin eylemi sona erdi: Talepleri karşılanacak

Madenciler, eylemlerinin 17. gününde amaçlarına ulaştılar. Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, İçişleri Bakanlığı'nda yapılan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Bu saatten itibaren bizler de eylemimizi sonlandırdık" ifadelerini kullandı

28.04.2026 18:06:00 / Güncelleme: 28.04.2026 18:32:34
Haber Merkezi
Madencilerin eylemi sona erdi: Talepleri karşılanacak
Madencilerin eylemi sona erdi: Talepleri karşılanacak
Madenciler, eylemlerinin 17. gününde amaçlarına ulaştılar. Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, İçişleri Bakanlığı'nda yapılan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Toplantı olumlu geçti. Çoğu arkadaşımızın maaşları yattı. 15 gün süre istediler bizden. Bunun da garantörü bakanlıklar. Bu saatten itibaren bizler de eylemimizi sonlandırdık" ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, tarafların uzlaştığını açıkladı. Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "İçişleri Bakanlığındaki toplantı tarafların uzlaşmasıyla sonuçlanmıştır. İşçiler, iş verenle anlaşarak eylemi noktaladıklarını açıklamışlardır" denildi.



İşçi ve işveren temsilcileri bir görüşme gerçekleştirdi
 
İçişleri Bakanlığı, Bakan Yardımcısı Ali Çelik başkanlığında, maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle 9 gündür eylemde olan Doruk Madencilik işçileri ve işveren tarafıyla görüşme gerçekleştirdi.
 
Taraflar arasında görüşme devam ederken bakanlıktan şu açıklama yapıldı:

"Ankara'da bir süredir devam eden maden işçilerinin eylemlerini değerlendirmek amacıyla, işçi ve işveren tarafları arasında bir görüşme gerçekleştirilmektedir. İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Çelik'in başkanlığındaki toplantıda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tancan, Emniyet Genel Müdürü Mahmut Demirtaş, Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç, Ankara Vali Yardımcısı Gürsoy Osman Bilgin, Emniyet Güvenlik Daire Başkanı Emrullah Gölcük, Bağımsız Maden-İş Sendikası Başkanı Gökay Çakır, Sendika yetkilisi Başaran Aksu, maden işçisi Sinan Koçak, maden işçisi Özcan Gültekin ve Doruk Madencilik Şirketi sahibi Sabahattin Yıldız yer almaktadır. Saat 16:00'da başlayan toplantıda devam eden grev ve eylemleri son erdirmek üzere uzlaşma zemini üzerinde görüşmeler devam etmektedir."

Madenciler büyük bir mücadele örneği sergilediler
 
Doruk Madencilik işçileri, Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde ödenmeyen maaş ve tazminatlar için Eskişehir'den Ankara'ya 190 kilometrelik yolu yürüdüler.
 
İşçiler 19 Nisan'da Ankara'ya ulaştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yürümek isteyen madencilere polis müdahale etti. Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu ile bazı işçiler gözaltına alındı. Gözaltına alınan isimler daha sonra serbest bırakıldı.
 
Daha sonra maden işçileri Ankara'daki Kurtuluş Parkı'nda eylemi sürdürmeye başladı. Buradan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yürümek isteyen işçiler ile polis zaman zaman karşı karşıya geldi. 
 
Eylemlerin 17. gününde işçi ve işveren temsilcleri arasında görüşme gerçekleştirildi ve belirli noktalarda mutabakata varıldı.

Maden işçilerinin talepleri nelerdi?
 
- Aylarca ödenmeyen ücretlerin yatırılması,
- Haklı nedenle işten ayrılan işçilerin tazminatlarının ödenmesi,
- TMSF öncesi ve sonrası işten çıkarılanların tazminat haklarının verilmesi,
- Emekli olup tazminat alamayan işçilerin alacaklarının ödenmesi,
- Sendikaya üye oldukları için işten çıkarılan 7 işçinin işe iadesi,
- Ücretsiz izin uygulamasının kaldırılması, geçmişe dönük ücret ve sigorta haklarının tamamlanması,
- İSİG kurallarına uygun çalışma koşullarının sağlanması,
- Madenin kamulaştırılması ve iş güvencesinin sağlanması.
 

Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasının 24. duruşması sona erdi

Aziz İhsan Aktaş suç örgütüne ilişkin 6'sı görevinden uzaklaştırılan 7 belediye başkanının da aralarında bulunduğu, 11'i tutuklu 200 sanığın yargılandığı davanın 24. duruşmasında sanık avukatlarının talepleri alındı

28.04.2026 16:39:00
AA
Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasının 24. duruşması sona erdi
Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davasının 24. duruşması sona erdi

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmada, tutuklu ve tutuksuz yargılanan bazı sanıkların avukatları beyanda bulundu.

Avukatlar, müvekkillerinin iddianamede yer alan suçlamaları işlemediklerini, olaylarda çelişkilerin bulunduğunu ifade ederek, hayali satışlardan bahsedildiğini öne sürdü. Avukatlar, iddianamede yer alan rüşvet iddialarının doğru olmadığını iddia ederek, rüşvet suçunun unsurlarının oluşmadığını savundu.

Dosyadaki birtakım belgeler ve araştırmalarda eksikliklerin bulunduğunu belirten avukatlar, bu yönde kovuşturmanın genişletilmesini talep etti.

Bir kısım tutuksuz sanıkların avukatları da esasa ilişkin mütalaadan sonra ayrıntılı savunma yapacaklarını dile getirerek, müvekkillerinin duruşmalardan vareste tutulmalarını istedi.

Duruşmaya, yarın avukatların taleplerinin alınmasıyla devam edilecek. 

BTP lideri Hüseyin Baş, "Elinde başka bir gelir kalemi kalmayan hükümet, özelleştirmelerle tabiri caizse mirasyedi gibi davranıyor" dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla Bursa'da 158 yıllık Memleket Hastanesi'nin özelleştirme kapsamına alınmasını sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla eleştiren BTP lideri Hüseyin Baş, "Elinde başka bir gelir kalemi kalmayan hükümet, özelleştirmelerle tabiri caizse mirasyedi gibi davranıyor" dedi
 

28.04.2026 16:35:00
Ahmet Turan Yiğit
BTP lideri Hüseyin Baş, "Elinde başka bir gelir kalemi kalmayan hükümet, özelleştirmelerle tabiri caizse mirasyedi gibi davranıyor" dedi
BTP lideri Hüseyin Baş, "Elinde başka bir gelir kalemi kalmayan hükümet, özelleştirmelerle tabiri caizse mirasyedi gibi davranıyor" dedi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla Bursa'da Padişah Abdülaziz döneminde kurulan 158 yıllık Memleket Hastanesi'nin özelleştirme kapsamına alınmasını değerlendirdi. İktidarın özelleştirmelerle adeta bir mirasyedi gibi davrandığına dikkati çeken BTP lideri Baş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadelereyer verdi: "Farkındaysanız uzun süredir karşı çıktığımız ve zararlarını anlattığımız özelleştirmelerin son zamanlarda hız kazandığını görüyoruz. Elinde başka bir gelir kalemi kalmayan hükümet, bir yandan vergilerle halka daha çok yüklenirken öte yandan özelleştirmelerle tabiri caizse mirasyedi gibi davranıyor. Özelleştirdikçe daha çok paraya ihtiyaç duyuyorsunuz, daha çok paraya ihtiyaç duydukça özelleştiriyorsunuz. Böyle bir paradoks…"

YDS sonuçları açıklandı

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), Yabancı Dil Seviye Tespit Sınavı'nın (YDS) açıklandığını duyurdu

28.04.2026 15:47:00
İHA
YDS sonuçları açıklandı
YDS sonuçları açıklandı
ÖSYM tarafından yapılan açıklamada, "5 Nisan tarihinde uygulanan 2026 Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı'nın (2026-YDS/1) değerlendirme işlemleri tamamlanmıştır.

Adaylar, sınav sonuçlarına 28 Nisan tarihinden itibaren ÖSYM'nin https://sonuc.osym.gov.tr adresinden T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle erişebilecektir" ifadelerine yer verildi.

Sosyal medyada kurallar değişiyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 15 yaş altı sosyal medya düzenlemesiyle sosyal ağ sağlayıcılara yaş doğrulama sistemi getirileceğini, 1 milyondan fazla kullanıcısı olan platformlarda temsilci bulundurulmasını ve uygunsuz içeriklerin 1 saat içinde kaldırılmasını istediklerini bildirdi

28.04.2026 14:41:00 / Güncelleme: 28.04.2026 14:49:00
AA
Sosyal medyada kurallar değişiyor
Sosyal medyada kurallar değişiyor
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Nüfus konusunda uzun süredir çalıştıklarını belirterek 2024-2028 Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı'nı anımsatan Bakan Göktaş, Türkiye'de doğurganlıkla ilgili saha çalışmaları yapıldığını; doğurganlık oranlarının en yüksek ve en düşük olduğu 12 ilde bizzat ailelerle ve annelerle görüştüklerini söyledi.

Çalışmalar kapsamında ihtiyaçlara yönelik tespitleri göz önünde bulundurduklarını ifade eden Göktaş, ailelerin ve özellikle çalışan annelerin taleplerinden birinin doğum izinlerinin uzatılması olduğunu belirtti. Göktaş, "Biz de bu talebe yönelik bir çalışma gerçekleştirdik. Biliyorsunuz anneler için emzirmek, özellikle ilk 3 ayda anne ve çocuk arasındaki o güçlü bağı oluşturmak adına çok kıymetli. Bu minvalde de yasal düzenlememizle 16 hafta olan doğum izinlerimizi 24 haftaya yükselttik. Ailelerimize, annelerimize bunu müjdeledik geçtiğimiz haftaki düzenlememizde." dedi.

Türkiye'nin doğum izni sürelerinde OECD ülkeleri arasında ilk 10'da yer aldığını söyleyen Bakan Göktaş, "Avrupa Birliği ülkelerinin de üzerine yerleştik. Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama 21 hafta olan süre bizde 24 hafta. Bu, gerçekten ailelerimizi destekleyen, aileyi koruyan ve güçlendiren bir adım." ifadesini kullandı.

Babalık izniyle ilgili de bir düzenleme yaptıklarını anlatan Göktaş, "İşçi babaların 5 gün olan doğum sonrası babalık iznini 10 güne çıkararak memurlar ile eşitledik. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın babalara yönelik çağrısı kapsamında, bakım yükünün çoğunlukla annelerin üzerinde olduğu gerçeğinden hareketle, ilk 10 günde babaların annelerin yanında olmasını sağlayacak çok kıymetli bir adım attık." diye konuştu.

Göktaş, Türkiye'nin nüfus artış hızındaki düşüşe yönelik Bakanlık tarafından alınan tedbirlere ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

"Tabii şimdi biz yaşlanıyoruz. Türkiye yaşlanıyor, dünya yaşlanıyor. Doğurganlık hızının azalması, aslına baktığımız zaman nüfusun yaş oranının artması demektir. 65 yaş üstü vatandaş oranımız yüzde 11,1'e yükseldi. Doğurganlık hızımız 1,48'dir. Bizim buradaki amacımız, hem bu tedbirlere yönelik güçlü bir mekanizma oluşturmaktır. Türkiye'nin en güçlü kalesi aile olduğu için aileyi koruyan ve güçlendiren bir yapı kuruyoruz. Aile bizim güvenli limanımızdır. Biz bu çalışmalara Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planı'yla başladıktan sonra, geçtiğimiz yılı biliyorsunuz Aile Yılı olarak ilan ettik. Aile yılında evlenmek isteyen gençlere evlilik kredisi uygulamasını başlattık ve bunu 81 ilimize yaygınlaştırdık. Sayın Cumhurbaşkanı'mız bunu ilan etti. 200 bin gencimiz şu güne kadar bu evlilik kredisinden faydalandı. Bununla beraber yeni doğum yapan her anneye bir destek sunduk. İlk bebek için 5 bin liralık tek seferlik bir destek; iki ve sonraki çocuklar için çocuk 5 yaşını tamamlayana kadar, ikinci çocuk için 1500 lira, 3 ve sonraki çocuklar için 5 bin lira olacak şekilde kalıcı bir destek mekanizması oluşturduk. Tabii biz bunları aile yılında başlattık. Çalışmak isteyen, annelik veya babalık izninde olan, yeni çocuk sahibi olmuş memurlara yönelik de yarı zamanlı çalışma esnekliği getirdik. O da çocuklar 6 yaşını tamamlayana kadar sürecek. Diğer yandan bütün Türkiye'de kreş seferberliği başlattık. Bu kapsamda da çok yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Nüfus Politikaları Kurulu'yla beraber tedbirlerimize sadece kalıcı değil, orta ve uzun vadeli olarak büyük bir projeksiyonla bakıyoruz."

"Yaşlanıyoruz, doğurganlık hızımız azalıyor"

Bakan Göktaş, nüfusun kendini yenileme oranının 2,1 olduğunu, Türkiye'de ise bunun 1,48'de bulunduğunu belirterek, hızlı ve net bir düşüş olduğunu söyledi.

Bunda salgın ve depremin etkisinin olduğunu kaydeden Bakan Göktaş, şu ifadeleri kullandı:

"Dijitalleşmenin hayatımızda bu konuda gerçekten önemli bir payı oldu; zira dijitalleşme ile beraber yalnızlaşıyoruz ve bireyselleşiyoruz. Bu kapsamda da insanlar sosyalleşmediği için aile değerlerini ön plana çıkaran içerikler aslında gitgide azalıyor. Ancak mevcut durumlarla beraber biz bu konuda önemli çalışmalar yürütüyoruz. Amacımız öncelikle bu düşüşü durdurmaktır. Dolayısıyla bu çocuk teşvikleriyle beraber bütüncül bir yaklaşımı ele almak zorundayız. Şu anda Türkiye'de hanelerin yüzde 57'sinde çocuk bulunmuyor; bu çok büyük bir rakamdır. Bu şekilde gidersek TÜİK'e göre önümüzdeki 5 yıl içinde ilkokuldaki çocuk oranımız 900 bin azalacak. O yüzden biz bu tedbirleri çok hızlı ve öncü bir şekilde alıyoruz. Diğer yandan bildiğiniz üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız TOKİ aracılığıyla çok önemli bir çalışma yürüterek sosyal konut projesi başlattı ve bu projede çocuk sahibi ailelere öncelik tanındı. Aslında biz bu çalışmaları bütüncül bir perspektifle ele alıyoruz ve önümüzdeki süreçte de sürdüreceğiz. Biz Avrupa'ya göre genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahibiz. Evet yaşlanıyoruz, doğurganlık hızımız azalıyor, ancak bu fırsat penceresini kapatmamak adına pek çok çalışmaları, tedbirleri alıyoruz, almaya da devam edeceğiz."

Bakan Göktaş, 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya kısıtlaması düzenlemesine ilişkin soru üzerine, 2024 yılından bu yana bu konu üzerinde çalıştıklarını, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planı'nın en önemli başlıklarından birinin de dijital çağda aileyi korumak ve güçlendirmek olduğunu belirtti. Göktaş, "Bir yandan ailelerde dijital okuryazarlık farkındalığı oluşturmayı hedefliyoruz ancak diğer yandan çocuklarımızı algoritmaların, büyük şirketlerin, dijital ve teknoloji şirketlerinin insafına bırakmayacağız. Zira onların bu ortamlarda aslında para kazandıklarını ve çocuklarımız üzerinden çok ciddi kar elde ettiklerini çok iyi biliyoruz." dedi.

2024 yılında dijital bağımlılıkla ilgili çalıştay düzenlediklerini anımsatan Bakan Göktaş, anne, baba, çocuk ve uzmanları dinlediklerini, çocukları dijital dünyadan korumaya yönelik de bir çalıştay düzenlediklerini söyledi.

Çocukların, özellikle oyun oynarken daha karanlık, daha güçlü, elinde silah bulunduran karakterleri tercih ettiklerini ve zaman zaman kendilerini gerçek dünyada da onunla bağdaştırdığını söylediklerini kaydeden Bakan Göktaş, bunun çok önemli ve çok çarpıcı olduğuna dikkati çekti.

Ekran süresinin hızla arttığına işaret eden Bakan Göktaş; çocukların sosyal medyaya giriş yaşının 6'ya kadar düştüğünü belirtti.

Dijital ayak izine değinen Göktaş, "Dijital ayak izini çok ihmal ediyoruz. Önümüzdeki yıllarda 15 yaş altındaki çocukların, küçük yaştaki çocukların sadece belli paylaşımları yaptıklarından dolayı önümüzdeki yıllarda karşılarında farklı farklı davalar çıkabilir. Ve bunu aslında görünmez bir yüzü fakat biz bu anda şu anda görüyoruz, bizim karşımıza geliyor bu davalar. 14 yaşındaki çocukların sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlardan dolayı 17-18 yaşlarında karşılarına çıkıyor ve aslında hayatlarını zor durumda bırakabilecek kararlar, bazı hukuki sonuçlarla karşılaşabilirler. Bunlar da çok tehlikeli. Ebeveynler bunun farkında olması lazım." dedi.

"Amacımız denetlemek ve çocuklara daha güvenli bir dijital ortam sağlamak"

Bakan Göktaş, dünyada da benzer düzenlemelerin gündemde olduğunu vurgulayarak, "Avrupa Birliği şu anda önemli düzenlemeler hayata geçirdi. Avustralya ilk ülke, Fransa, İspanya... Biz Avustralya'nın raporunu aldık. Bu raporda eksik olan taraflarını gördük. Dolayısıyla biz kendi ülkemize özgü bir model gerçekleştirdik. 15 yaş altı sosyal medya düzenlemesiyle sosyal ağ sağlayıcılara yaş doğrulama sistemi getiriyoruz. 1 milyondan fazla kullanıcı varsa özellikle bir temsilci bulundurulmasını istiyoruz. Uygunsuz içeriklerin 1 saat içerisinde kaldırılmasını istiyoruz, aldatıcı reklamların kaldırılmasını istiyoruz, ebeveyn kontrol araçlarının da güçlendirilmesini istiyoruz." diye konuştu.

Oyunlarla ilgili ilk defa bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini belirten Göktaş, şunları kaydetti:

"Bu kapsamda oyun platformunun tanımını da eklediğimiz 5651 sayılı kanunumuzla beraber, 100 binden fazla kullanıcısı olan oyunların da Türkiye temsilcisi bulundurmasını istiyoruz. Yaptırımlarımız mevcuttur. Bir yönetmelik çıkacaktır. 6 ay içerisinde bu yönetmelik düzenlemeye geçtiğinde, inşallah tüm Türkiye'de sosyal medya düzenlememiz fiilen hayata geçmiş olacak. Bu düzenleme için 6 aylık bir süre gerekiyor, yani bir yönetmelik çıkması gerekiyor. Yönetmelik çalışmalarında BTK ve Siber Güvenlik dairesinin yanı sıra uzmanlar ve diğer paydaşlar da yer alacak. Biz de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak kendi görüşlerimizi vereceğiz; zira çocuklarımızı korumak aslında bir zorunluluktur. Sadece bizim için değil, aileleri de bu sürecin bir parçası haline getirmemiz lazım. Amacımız denetlemek ve çocuklara daha güvenli bir dijital ortam sağlamaktır. Yani biz burada çocuklarımızın daha güvenli bir dijital ortamda var olmasını ve orada güçlendirilmesini istiyoruz ancak bir bağımlılık oluşacaksa bunun da önüne geçmek istiyoruz. Biz bir norm oluşturuyoruz."

"Bütün ülkeler benzer bir süreçten geçiyor"

Göktaş, geçen hafta çocukların dijital ortamda korunmasına ilişkin uluslararası zirveye ev sahipliği yaptıklarını ve UNICEF'le ortak bir bildiri yayımladıklarını hatırlatarak, şunları söyledi:

"Bütün ülkeler benzer bir süreçten geçiyor. Yani bu zirvede özellikle öne çıkan konulardan bir tanesi bir ülkenin tek başına bununla mücadele etmesinin de mümkün olmadığının farkındayız, zira teknoloji hızla gelişiyor. Bu bildiride şunu söylüyoruz teknoloji firmalarına da, oyun yaptığınız andan itibaren veya bir içerik sağladığınız andan itibaren özellikle çocuklara yönelik zararlı içerikleri önleyici bir şekilde icra etsinler. Bir de yaş doğrulama sistemini hayata geçiriyoruz. Aslında çok kapsamlı bir politika ve güvenli. Türkiye bu konuda öncü ülkelerden bir tanesi. Amacımız çocukları korumak, daha güvenli bir dijital ortam sağlamak, aileleri de bu süreçte yalnız bırakmamak."
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.