Her şey bir düzende yaratılmıştır
Allah Teâlâ her şeyi bir düzende yaratmıştır. Meselâ Allah Teâlâ kudret adı verilen sıfatı yaratmadan, hayat vermeden, irade vermeden bir eli yazı yazacak duruma getirmez
27.09.2023 21:00:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İmam Gazali Hazretleri şöyle buyuruyor:
"Kulun, bir işi yapmakta ya da terkte bir iradesi, seçme kabiliyeti yok mudur?" diye bir soru sorulursa, buna şu cevabı veririz:
Vardır. Fakat bu bizim sözümüze aykırı değildir. Çünkü hepsi Allah'tandır. İhtiyar ve arzu da Allah tarafından yaratılmıştır. Kul seçme kabiliyetini kullanmaya mecburdur. Allah Teâlâ sağlam bir el yarattığı zaman, tatlı yemek de yarattı; o yemeği yemek için mideye iştiha da verdi. O yemekte, bulunan istinasını söndürecek kuvvetin varlığına dair bilgiyi kalpte yarattı. Sonra, akılda çekişmeli bir ilim yarattı. Akıl bununla, yenen şeyin zararlı veya faydalı olacağı sonucunu çıkarıyor. Eğer faydalı olacağı sonucuna varıyorsa yiyor. Böylece yenen şeyin yalnız isteği söndürmesini kâfi görmüyor. Bu düşüncelerden sonra, bir mani ve zarar olmadığına dair bilgiyi de kalpte yine Allah yarattı. İşte bu sebepler bir araya geldikten sonradır ki, yemek yemeği gerektiren irade meydana geliyor.
Bu sayılan işler İlahî âdetlerin gerektirdiği işlerdir. Allah Teâlâ her şeyi bir düzende yaratmıştır. Meselâ Allah Teâlâ kudret adı verilen sıfatı yaratmadan, hayat vermeden, irade vermeden bir eli yazı yazacak duruma getirmez. İçte bir istek, bir meyil yaratmadan, bir işi yapmak için arzuyu yaratmaz. Sonra, içte bir işe dair şimdiki halde veya gelecekte bir uygunluk bilgisini yaratmadan, bir meyil ve istek de yaratmaz. Gerek bilgi, gerekse bir işe tabiî meyil, daima kararlı bir iradenin peşinden gider. Gerek irade, gerekse kudret, daima hareketin ardından gitmek ister. Bütün işlerde usul budur. Hepsi Allah Teâlâ'nın yarattığıdır.
Usulsüz de olabilir ama Allah Teâlâ bazı işin yerine gelmesi için bazı şeyi ona gerekli kılmıştır.
Allah Teâlâ'nın kullarında olagelen işleri bu minval üzere devam etmekte ve bir göz kırpımından fazla zaman almamaktadır. Verilen İlahî hükümler bu tertip üzere meydana gelmektedir, katiyen kimse değiştiremez. "Biz, her şeyi kadere göre yarattık." (Kamer, 49).
İşte bu kader icabıdır ki, gücü, kastı, bilgiyi ve iradeyi yarattıktan sonra, kâtibin elindeki hareketi yarattı. Bir kimsede sayılan dört şey kendini gösterince, takdir edilen şeyi yapmak zorundadır. Bu hal karşısında, mülk ve şehadet âleminin, gayb ve melekût âleminden perdeli kimseler meydana atılır ve diyecek olursa: "Ey kimse, sen hareket ettin, sen yazdın ve sen attın." Buna karşılık ötelerden gelen ses şöyle hitap eder: "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfal, 17). "Onlarla kıtal ediniz, Allah elinizle onlara azap edecektir." (Tevbe, 14).
İleri gidemeyen, şehadet âleminin ortasında duranların aklı burada şaşkınlığa düşer. Bu makamda bir kısım zatlar, bu hal cebr'dir, der. Bir kısım zatlar da, benzeri olmayan acayip bir hal der. Bir kısım orta yolu tutanlar da, yalnız çalışmak var, der. Bu tahminî kelâm eden zatlara, sema kapıları açılsa da, gayb ve melekût âlemine bir baksalar, elbet her birine bir başka yüzden hakikat zahir olur. Aslında kusur hepsine şamildir. O çeşit çeşit fikirler beyan edenlerin hiç biri, bu işin özüne ermiş değildir. Bu âlemin zevkini o tadar ki, kendisine gayb âlemi penceresinden bir nur kırıntısı gelmiştir.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
"Kulun, bir işi yapmakta ya da terkte bir iradesi, seçme kabiliyeti yok mudur?" diye bir soru sorulursa, buna şu cevabı veririz:
Vardır. Fakat bu bizim sözümüze aykırı değildir. Çünkü hepsi Allah'tandır. İhtiyar ve arzu da Allah tarafından yaratılmıştır. Kul seçme kabiliyetini kullanmaya mecburdur. Allah Teâlâ sağlam bir el yarattığı zaman, tatlı yemek de yarattı; o yemeği yemek için mideye iştiha da verdi. O yemekte, bulunan istinasını söndürecek kuvvetin varlığına dair bilgiyi kalpte yarattı. Sonra, akılda çekişmeli bir ilim yarattı. Akıl bununla, yenen şeyin zararlı veya faydalı olacağı sonucunu çıkarıyor. Eğer faydalı olacağı sonucuna varıyorsa yiyor. Böylece yenen şeyin yalnız isteği söndürmesini kâfi görmüyor. Bu düşüncelerden sonra, bir mani ve zarar olmadığına dair bilgiyi de kalpte yine Allah yarattı. İşte bu sebepler bir araya geldikten sonradır ki, yemek yemeği gerektiren irade meydana geliyor.
Bu sayılan işler İlahî âdetlerin gerektirdiği işlerdir. Allah Teâlâ her şeyi bir düzende yaratmıştır. Meselâ Allah Teâlâ kudret adı verilen sıfatı yaratmadan, hayat vermeden, irade vermeden bir eli yazı yazacak duruma getirmez. İçte bir istek, bir meyil yaratmadan, bir işi yapmak için arzuyu yaratmaz. Sonra, içte bir işe dair şimdiki halde veya gelecekte bir uygunluk bilgisini yaratmadan, bir meyil ve istek de yaratmaz. Gerek bilgi, gerekse bir işe tabiî meyil, daima kararlı bir iradenin peşinden gider. Gerek irade, gerekse kudret, daima hareketin ardından gitmek ister. Bütün işlerde usul budur. Hepsi Allah Teâlâ'nın yarattığıdır.
Usulsüz de olabilir ama Allah Teâlâ bazı işin yerine gelmesi için bazı şeyi ona gerekli kılmıştır.
Allah Teâlâ'nın kullarında olagelen işleri bu minval üzere devam etmekte ve bir göz kırpımından fazla zaman almamaktadır. Verilen İlahî hükümler bu tertip üzere meydana gelmektedir, katiyen kimse değiştiremez. "Biz, her şeyi kadere göre yarattık." (Kamer, 49).
İşte bu kader icabıdır ki, gücü, kastı, bilgiyi ve iradeyi yarattıktan sonra, kâtibin elindeki hareketi yarattı. Bir kimsede sayılan dört şey kendini gösterince, takdir edilen şeyi yapmak zorundadır. Bu hal karşısında, mülk ve şehadet âleminin, gayb ve melekût âleminden perdeli kimseler meydana atılır ve diyecek olursa: "Ey kimse, sen hareket ettin, sen yazdın ve sen attın." Buna karşılık ötelerden gelen ses şöyle hitap eder: "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfal, 17). "Onlarla kıtal ediniz, Allah elinizle onlara azap edecektir." (Tevbe, 14).
İleri gidemeyen, şehadet âleminin ortasında duranların aklı burada şaşkınlığa düşer. Bu makamda bir kısım zatlar, bu hal cebr'dir, der. Bir kısım zatlar da, benzeri olmayan acayip bir hal der. Bir kısım orta yolu tutanlar da, yalnız çalışmak var, der. Bu tahminî kelâm eden zatlara, sema kapıları açılsa da, gayb ve melekût âlemine bir baksalar, elbet her birine bir başka yüzden hakikat zahir olur. Aslında kusur hepsine şamildir. O çeşit çeşit fikirler beyan edenlerin hiç biri, bu işin özüne ermiş değildir. Bu âlemin zevkini o tadar ki, kendisine gayb âlemi penceresinden bir nur kırıntısı gelmiştir.
(El-Mürşidü'l-Emîn ilâ Mev'izeti'l-Mü'minîn'den...)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
























































































