logo
07 ŞUBAT 2026

İngiltere, Çin ve değişmeyen denge arayışı

29.01.2026 00:00:00
Büyük güçler arasındaki rekabet artık yalnızca askeri ve diplomatik alanlarla sınırlı değil; ekonomi, teknoloji ve ticaret bu mücadelenin ana eksenini oluşturuyor. Bu karmaşık ortamda İngiltere, Başbakanı Keir Starmer liderliğinde Çin ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açıyor gibi görünüyor. Ancak bu sayfa gerçekten köklü bir kopuşu mu temsil ediyor, yoksa uzun süredir izlenen pragmatik çizginin güncellenmiş bir versiyonu mu?
 
İngiltere - Çin ilişkilerini anlamak için son on beş yıla bakmak gerekiyor. 2010'lu yılların başında, özellikle David Cameron döneminde, Londra yönetimi Çin ile ekonomik ilişkileri derinleştirmeyi açık bir hedef olarak benimsedi. "Altın çağ" söylemi, Çin sermayesini ülkeye çekme arzusunun sembolüydü. Altyapı, enerji ve finans sektörlerinde kurulan iş birlikleri bu yaklaşımın somut örnekleri olarak öne çıktı. Çin, İngiltere açısından hem büyük bir pazar hem de önemli bir yatırım kaynağıydı.
 
Bu iyimser tablo uzun sürmedi. 2016 sonrasında değişen küresel siyasi iklim, Çin'e yönelik algıyı da dönüştürdü. Güvenlik endişeleri, teknoloji alanındaki rekabet ve insan hakları tartışmaları, İngiltere'nin daha temkinli bir politika izlemesine yol açtı. Özellikle Muhafazakar hükümetler döneminde siyasi söylem sertleşti, bazı kritik teknoloji alanlarında kısıtlamalar getirildi. Ekonomik bağlar tamamen kopmasa da diplomatik mesafe belirgin biçimde arttı.
 
Keir Starmer'in iktidara gelmesiyle birlikte bu mesafeli yaklaşım yeniden gözden geçirilmeye başlandı. Starmer'in Çin ziyareti, Londra'nın Pekin'i tamamen dışlamak yerine kontrollü ve çıkar temelli bir ilişki kurmak istediğini gösterdi. Bu tutum ilk bakışta bir yön değişikliği gibi algılansa da aslında İngiltere'nin geleneksel dış politika anlayışıyla uyumlu. Londra, ideolojik kopuşlar yerine çoğu zaman denge ve pragmatizmi tercih eden bir aktör oldu.
 
Starmer döneminde izlenen Çin politikası, geçmişteki "altın çağ" anlayışına geri dönüş anlamına gelmiyor. Sınırsız bir ekonomik yakınlaşma hedeflenmiyor; aynı şekilde önceki dönemin sert ve soğuk yaklaşımı da sürdürülmek istenmiyor. Bugünkü hedef, ekonomik iş birliğini canlandırırken stratejik ve güvenlik risklerini yönetebilmek. Bu çerçevede Çin ne açık bir düşman ne de tam anlamıyla bir ortak olarak tanımlanıyor.
 
Bu yaklaşımı daha net görmek için ABD ve Avrupa Birliği ile karşılaştırmak faydalı. ABD, Çin'i uzun süredir stratejik bir rakip olarak konumlandırıyor. Teknoloji ve güvenlik alanlarında sert önlemler alıyor ve müttefiklerinden de benzer bir duruş bekliyor. Bu politika daha net, daha sert ve ideolojik bir çerçeveye sahip.
 
Avrupa Birliği ise daha farklı bir çizgide ilerliyor. Fransa ve Almanya gibi ülkeler Çin ile ticari ilişkileri sürdürmek istese de bunu sıkı kurallar ve ortak mekanizmalar üzerinden yapmayı tercih ediyor. İnsan hakları, çevre ve teknoloji güvenliği gibi başlıklar AB'nin Çin politikasının ayrılmaz parçaları. Bu durum, karar alma süreçlerini yavaşlatıyor ve esnekliği azaltıyor.
 
İngiltere, bu iki yaklaşım arasında kendine özgü bir yol izliyor. ABD kadar sert, AB kadar ağır hareket eden bir çizgi değil bu. Starmer'in politikası, ekonomik kazancı gözeten ama riskleri göz ardı etmeyen bir denge anlayışına dayanıyor. Çin'den özellikle enerji, altyapı ve finans alanlarında gelecek yatırımların ekonomik katkı sağlayacağı düşünülüyor. Aynı zamanda Washington ile olan güçlü müttefiklik ilişkilerinin korunmasına da özen gösteriliyor.
 
Dikkat çekici olan nokta şu: Yöntemler değişse de İngiltere'nin temel hedefleri büyük ölçüde sabit kalıyor. Çin, dün olduğu gibi bugün de küresel ekonominin vazgeçilmez aktörlerinden biri olarak görülüyor. Fark, bu aktörle nasıl ve hangi sınırlar içinde ilişki kurulacağı konusunda ortaya çıkıyor. Bugün aranan şey, ekonomik fayda ile güvenlik kaygıları arasında sürdürülebilir bir denge.
 
Elbette bu strateji risksiz değil. Çin ile derinleşen ekonomik bağlar, uzun vadede teknoloji bağımlılığı veya kritik altyapılarda dış etki ihtimalini artırabilir. Ayrıca ABD'nin Çin'e karşı sert tutumu devam ederken, İngiltere'nin bu dengeyi koruması ciddi diplomatik hassasiyet gerektiriyor.
 
Buna rağmen Starmer'in izlediği yol, mevcut küresel koşullar içinde rasyonel bir tercih olarak öne çıkıyor. İngiltere ekonomisi yeni yatırım ve ticaret kanallarına ihtiyaç duyuyor; Çin ise hala dünyanın en büyük pazarlarından biri. Bu gerçeklik, ideolojik tartışmaların ötesinde belirleyici olmaya devam ediyor.
 
Sonuç olarak İngiltere'nin Çin politikası, ani bir yön değişikliğinden ziyade evrim geçirmiş bir denge arayışını yansıtıyor. Ne geçmişteki aşırı iyimserliğe dönülüyor ne de tamamen mesafeli bir tutum benimseniyor. İngiltere, büyük güçler arasındaki rekabette manevra alanını korumaya çalışıyor. Bu denge ne kadar sürdürülebilir olacak, bunu zaman gösterecek. Ancak şimdiden söylenebilecek olan şu: Londra, Çin konusunda yine kendi klasik refleksine dönmüş durumda.
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.