logo
20 HAZİRAN 2026

Hikâye / Soğuğun ötesi

17.05.2008 00:00:00
O sene kış çok sert geçmişti. Babaannem ömründe böyle soğuk ve karlı bir kış görmediğini anlatıp durmuştu.

Kış, O'nda hep Sarıkamış'ı çağrıştırırdı. Ama biz O'nun dedemle ilgili Sarıkamış hatıralarını böylesine içten, böylesine dolu dolu ve böylesine gözyaşı içinde anlattığına ilk defa şahit olmuştuk. Dantellerle örülmüş beyaz çemberinin içinde,  nûrani bir gizeme bürünmüş yüz hatlarının kalın kıvrımları, o konuştukça bizi kâh Köprüköy Muharebeleri'ne kâh Sarıkamış'ın derin ve ölümcül beyazına götürürdü.

"Dedeniz Hacı Sait Bey, tâ Filistin Cephesi'nden alınıp götürülmüştü Sarıkamış'a.  Filistin çöllerinde de dayanılmaz sıcaklarla boğuşmuşlar. O kocaman çöl deryasında öyle kızgın sıcaklar görmüşler ki, asker içinde bayılanın, kendinden geçenin haddi hesabı yoktu. Yazdığı mektuplarda "Bizi bu çölden kurtar ey Allah'ım" diye dua ederdi çoklukla. Ama Sarıkamış'ı gördüğünde, oranın soğuğunu iliklerine kadar hissetmeye başladığında, çöl sıcağını arar olacaktı cümle erat. Aşiret Alaylarından bir nefer ile gönderdiği mektupta şöyle yazıyordu Sait Efendi?"

Babaannem sözünün burasında koynunda bir hazine gibi sakladığı, tamamen buruşmuş mektubu çıkarır, gözlüklerini büyük bir itina ile takar, hiç birimizin okumasına müsaade etmeden tane tane okumaya başlardı:"Benim nazende kuzum. Bizi trenlere koyup İstanbul'a, oradan da gemilerle Karadeniz'e ve nihayetinde buralara getireli kaç ay oldu bilmem. Ayları günleri karıştırır oldum. Buranın soğuğunu görünce Filistin çöllerinin sıcağının meğer bir İlahi lütuf olduğunu anladık."Babaannem dedemin gerçekten nazende kuzusu idi. Topu topu üç yıl birlikte kalmışlardı ama böylesine tutkulu, böylesine saf, böylesine derin bir sevda örneği az bulunurdu. Ömrü boyunca Sait Efendi'nin kehribar tespihini hep yanı başında taşıdı. Evlenirken ona aldığı mavi işlemeli mendili, kehribar tespihi onun can ciğer iki dostu idi. Onları öper, koklar, kalbinin üzerine bastırır, sonra da tiftik yününden kendi eliyle dokuduğu heybeye koyardı. Onu bildim bileli ya elinde tespih vardı ya dilinde dua.

Dedemi hiçbir vakit duasında ihmal etmedi. "Sait Efendi" derken gözlerinin içi cıvıl cıvıl olur, kalbinin gümbür gümbür atışını duyar gibi olurduk.Sert geçen o kış boyunca, Sait Efendi'nin gidip de gelmediği, gelemediği o keskin, o hızar gibi biçen Sarıkamış soğuğunun hikâyesini defalarca ve her defasında aynı heyecanla dinledik.Her defasında gözlerimiz doldu, her defasında babaannem yeni bir olay anlattı, yeni bir hikâye buldu. Köyümüz çevre köylere nazaran hayli şanslıydı. Bu civarda ilk mektep açılan köy bizim köydü. Mektebin ilk hocası Nevzat Bey'in köy kahvesinde toplananlara tâ yarım asır öncesinde anlattığı Sarıkamış olaylarını, kapının dibine çökerek pür dikkat dinleyen kadınların başında babaannem gelirdi. Köyün yaşlıları, Nevzat Hoca'nın çok bilgili ve arif bir kişi olduğunu, çok kitap okuduğunu anlatırlardı. Nevzat Hoca'nın kapısını en sık aşındıran kişi babaannemmiş. Sarıkamış'ta kaybettiği evinin direğinin başına gelenlerle ilgili yeni bir olay, yeni bir acı demeti,  keskin bir soğuğun iç karartıcı buruk gerçekleri de olsa yeni bir ayrıntı duyabilmek için Nevzat Hoca'nın yanına koşarmış. Sarıkamış'ta neler olup bittiğini pek çok kaynaktan araştırmış olan köy okulunun öğretmeni Nevzat Hoca'nın, okuduğu türlü türlü kitaplardan derlediği Sarıkamış dramının puslu sayfalarını, ta yarım asır öncesinde köy kahvesinde toplananlara anlattığında en önde babaannem oturur, başını iki yana sallayarak gözleri dolu dolu dinlermiş.

Dokuzuncu Kolordu Komutanı İhsan Paşa'nın o kar deryasında neler yaptığını, Miralay Arif Bey'in Enver Paşa'ya verdiği raporda bu şartlarda harekâtın ertelenmesinin gerektiğini söylediğini ama Enver Bey'in dinlemediğini kim bilir kaçıncı defa anlatıvermişti bize."Eyi belleyin çocuklar bu Sarıkamış'ı, eyi belleyin. Sadece askerimizin kırıldığı o gece saldırısı değildir bu harp. Ruslar, Aras Havzası'ndan süvari birliklerini saldılar bir gün Mehmedin üstüne. Aniden saldırdılar. Hudut taburlarımız evvela neye uğradığını şaşırdı. Ama tez toparlandılar. Başlarında genç bir zabit vardı eratın. Eğer Ruslar burada bizi yenseydi Narman'a varacaklardı ki bu tam bir felaket olacaktı. Bir süngü hücumu yaptılar ki Allah Allah  diye diye, yer ile gök inledi sanki. Rus darmadağın oldu. Sait Efendi kim bilir o hengamede var mıydı bilmem ama, böylesi çok afetin içine düştü."

"Asker gece vakti saldırı emri aldı ya Sarıkamış'a. Gece ki ne gece. Mehtap olmasına rağmen karanlık kuşatmış her yanı. Ormanların içi zifir mi zifir. Karşı tarafta geniş mi geniş bir yayla vardı. Önce Binbaşı Nuri Bey yanına aldığı atlılarla gecenin kör karanlığında düşmanın üzerine yürüdü. Yürüdü ama tez geldi düşmanın ateşi.Meçhul ve korkunç dağların heyula gibi ürkütücü karanlığında bu saldırı düşmana da yerimizi belli etti. Karşılıklı çetin bir muharebe oldu.Eratımızın çoğu o dipsiz ormanda kayboldu.""Komutan Arif Bey baktı ki asker derin ormanlarda ve korkunç uçurum kenarlarında tehlikededir hemen onları toparladı, bir yol boyunca düzgün bir çizgiye getirdi. Bir iki bölükle yaylayı tutmuş olan düşman ise ricat etmiş yaylayı terk etmişti. Mitralyözlerinin namlularını alıp yalnız kızaklarını bırakarak ricat etmişlerdi. Ancak ormanlı tepede yeniden mevzilenen Ruslar  saldırıya  geçti. Her yan kan gölüne döndü. Kim bilir Sait Bey de orada mıydı?"

Bu "Kim bilir Sait Bey de orada mıydı?" cümlesini neredeyse her anlattığı olayın ardından dalgın ve buruk bir ruh haliyle tekrarlardı. Biz de ilk kez duyuyormuş gibi merakla dinlerdik.O kış,  uzun ve bitmeyen gecelerde gaz lambasının titrek ışığı duvarı yalarken biz genellikle Sarıkamış'ın buz gibi hikâyelerinin doyumsuz derinliklerindeydik. Babaannem yaşından beklenmeyen bir dinçlikle ve sabırla anlatırdı. Sanki muharebelerde süngü takarak saldırıya geçen kendisiymiş gibi, sanki metrelerce yığılı kardan bir geçiş yolu eşeleyen kendisiymiş gibi, sanki sert rüzgârların keskin sillesi kendi yüzüne çarpıyormuş gibi doğal bir anlatımla bizi o ücra dağ başlarına, o muamma dolu kar tepeciklerinin kanlı beyazına taşırdı. Soba sönmeye yüz tutmuşsa, babaannemin meşe ve ladin dallarından közlendirdiği mangalın etrafına üşüşür, ona sorular sorar,  ağabeyim Necip, amcamın kızı Feride ve ben, annemin "hadi yatın artık" diye seslenmesine aldırmayıp o muhteşem öyküyü uykuya dalıncaya kadar dinlerdik.

Evimiz tam köy meydanında idi. Babamla amcam bir elin parmakları gibi içi içe geçmiş iki kardeşti. Amcam, köyün sırt mevkisindeki tarlasını satıp üstüne buğdaydan aldığı birkaç kuruşu birleştirerek iki katlı sekiz odalı oldukça geniş bu evi yapmış, babama "hadi bakalım Salih Abi, üst kat senin, alt kat benim!" deyince babam çok şaşırıvermişti. Amcamın ısrarı üzerine kerpiçten yapılı yıkılmaya yüz tutmuş, yamalı bohça gibi duran, üzerindeki tenekelerden en küçük bir yağmurda sular boşalıveren evimizden çıkıp amcamlarla birlikte oturmaya başlamıştık.  Yazın bütün köyün harman yeri evimizin önündeki büyük meydandı. Köyün engebeli arazisine karşın oldukça geniş bir düzlüğün olduğu bu harman alanı, buğday hasadı başlar başlamaz tam bir şenlik yeri olurdu. Harmanın orta yerinde halay çekmek için dizilen gençler ve onlara alkışlarla destek veren köy kızlarına, büyükçe bir taşın üzerine oturup elindeki güğümün dibine bir trampet gibi vurarak herkesi coşturan Memiş Ağa katılır, Haziran'ın bu ilk haftalarında başlayan neşeli günler adeta bayramı andırırdı. Kendimi bildim bileli köy camisinin imamlığını yapan Hüseyin Hoca da bu kervana katılır, bazen en başında bazen gün batımına doğru davûdi sesiyle Kur'an okur, toplananlara dua yaptırır, sonra da dağılır giderdik.Daha sonraki yıllarda tamamen unutulan bu harman şenliklerini ne çok özleyecektik.

 Ellerindeki orak ve tırpanlarla altın sarısı buğday tarlaları arasında bütün aile fertlerinin kızgın güneşin kavurucu sıcağında günler, haftalar süren çalışmaları hepimiz için hayat demekti. Buğday demek, ekmek demekti, aş demekti, bereket demekti, hayat demekti. Ocağın tütmesi demekti. Dağın, taşın, yeşilin, ırmağın daha bir coşkulu olması demekti. Köylünün huzuru, mutluluğu demekti.Buğday sarıları, bütün Sellidere köyü için toprağın en anlamlı, en ışıltılı, en rüya ötesi hediyesiydi.

 Babaannem, başakların püsküllerini okşarken adeta gecemizi aydınlatan bir aya dokunuyor gibi narince, elini altın bir fanusun içine sokmuşçasına dikkatli davranırdı. Bu bereket kokan topraklara ve bu altın deryasında kaybolan güzelliklere ömür boyunca şükretti. Beli iyice bükülüp artık adım atamaz hale gelince bile annem onu genişçe bir sepetin içine koyar, meşe palamutlarının arasından tıknefes yürüyerek buğday tarlasına getirir, sırtına iki tane minderi dayar, buğday tarlalarını seyrettirirdi.  Babaannem, hepimizin üzerinden şıpır şıpır terlerin damladığı böyle bir Haziran akşamında, elinde dedemin kehribar tespihi ile mutfaktaki sedirin üzerinde öylece yığıldı. Yanında sadece ben vardım. Korkuyla yanına koştum. Başı hafifçe yana eğilmiş, kirpikleri yarı kapalı, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Dudaklarının arasından tatlı bir tebessüm yayılıyordu. Bir ömrün bütün cefasını, umutlarını, hasretini, hüznünü, mücadelesini ellerindeki kırış kırış gizemli çizgilerden okumak mümkündü. Elleri ellerimdeydi. Pamuk gibi yumuşacık, gül bahçesi gibi huzur doluydu.

Mutfağın pencerecesine fırlayıp bahçedeki incir ağacının altında, kenarları yırtılmış plastik kapta çamaşır yıkayan anneme bağırdım:"Anne koş! Babaanneme bir şey oluyor!"Annem ok gibi fırlayıp içeri koşarken yeniden babaannemin yanına geldim. Babaannem, yüzünden hiç kaybolmayan o derin ve anlamlı tebessümü ile yeniden ellerimi tuttu."-Sakin ol oğlum."  dedi. "Sen benim yüreğimin bir parçasısın. Anana babana iyi evlat ol. Beni sakın unutma."Şaşkın bir halde ve ağlamamak için kendimi zor tutarak ellerini okşamaya devam ettim:"Oku,  büyük adam ol Ferit'im. En büyük mekteplerde oku. Memleketin en büyük makamlarına lâyıksın sen? Bak şurada heybem var. Onun içinde mavi bir mendil var, getiriver onu bana hele!"Bir koşu getirdim. Kenarları işlemeli mavi mendili eline verdiğimde annem feryatlar içinde mutfağa girmişti. "Anam!" diye bir çığlık atıp maşrapayı kaptığı gibi babaannemin yanına çömelmiş, yüzünü ıslatmaya başlamıştı.Babaannem mendilini son bir gayretle açtı, içinden çıkardığı eski bir fotoğrafı dudaklarına değdirdi ve sedirin üzerine öylece yığılıverdi.

Babaannemin ölümü bizi çok etkiledi. Sarıkamış hikâyeleri ile geçen bir kışın ardından hiç beklemediğimiz bir zamanda ansızın bir gidişti bu.Onun bize daha yıllar boyu Sait Efendi hikâyesi anlatacağını, daha uzun yıllar gaz lambasının feri gitmiş ışığının loş gölgesinde doyumsuz ama her biri tamamen gerçek Sarıkamış faciasından kesitler anlatacağını sanırdık. Ama olmadı. Ölümün soğuk yüzü keskin bir bıçak gibi evin içini kaplayıvermişti. Haftalarca herkes donuk gözlerle birbirine bakıp durmuş, babam kapı arkalarında, evin gözden ırak yerlerinde bizim görmemizi istemeden içli içli ağlayıp durmuş, amcamın o ciddi ve güçlü duruşunun yerinde adeta yeller esmeye başlamış, annem ise daha metin olmaya çalışan ama asla başaramayan ruh haliyle acımızı daha da katmerleştirmişti.Bizi en az ölüm kadar şaşırtan ve şok eden şey ise babaannemin mavi mendilinin içinden çıkan dedemin fotoğrafı idi. O fotoğraf çekileli en az altmış yıl olmuştu. Arkasında  "nazende kuzuma, ciğerimin parçasına en aziz selamlarımı sunarım" diye yazıyordu.

Fotoğraf belli ki Filistin Cephesi'nden Erzurum'a gönderilişleri sırasında trenle İstanbul'a geldiklerinde çekilmişti. Sait Efendi'nin, Sarıkamış şehidi dedemizin fotoğrafını ilk görüşümüzdü. Çok etkilenmiştim. Gözleri adeta derin ve uçsuz bucaksız bir mesafeyi süzüyormuş gibi ufukların ötesine götürmüştü bizi. Kalın kirpikleri kendinden emin, güven dolu, korkusuz bir kişiliğin bütün izlerini yansıtıyordu. Yüz hatlarında, bir savaşın içinde olan değil adeta coşan deli bir ırmağın, çılgın bir selin ihtişamı vardı. Yıllarca savaştan savaşa, cepheden cepheye koşmuş bir kişi değil de sanki bütün yaşadıklarıyla alay eden, umursamayan, gururlu, her an kükreyecekmiş gibi bakan bir kuvvet abidesi vardı bu fotoğrafta. Ve sağ elmacık kemiğinin altında kim bilir bir kurşun sıyrığı mı, yoksa kıran kırana geçen bir süngü savaşından mı kalmış bilinmez küçük bir iz.Dedemin resmini görünce ondan daha bir gurur duydum. Daha bir göğsüm kabardı. Sait Efendi'nin torunu olmak meğer ne güzel bir şeydi. Babaannemin bu fotoğrafı neden gizlediğini, neden altmış yıl boyunca hiç kimseye göstermediğini, bu muhteşem hatırayı hiç kimse tarafından paylaşmak istememe gibi bir gizemli gaye mi taşıdığını soracak hiç kimse kalmamıştı hayatta.Ama o yaz tatili boyunca hep babaannemin son sözlerini düşündüm. Hele de Salı günleri, kasabanın bütün yağının, peynirinin, sebzesinin köylerden pazar yerine aktığı ve amcamla babamın haftanın bir günü kurdukları çadırda, şehirden getirttikleri bakliyat ürünlerini köylülere sattıkları o yoğun kalabalıkta,  köşedeki bayiden ödünç alıp okuduğum gazetelerde ülkenin her yerinde artan anarşi olaylarını büyük bir üzüntü ile okurken babaannemin öğüdü daha da yer etti kulaklarımda. Büyük bir adam olmalıydım. İlk mektebin son sınıfındaki bir çocuğun kafasındaki büyük adam kavramının tam olarak yerli yerine oturmadığı muhakkaktı. Nasıl büyük adam olacaktım? Ne yapmalıydım, hangi mesleği seçmeliydim? Hangi okulları okumalıydım?Büyük adam nasıl olunurdu?Zamanın uçup gittiği, hatıraların bir dikenli dal gibi elimizi tırmaladığı günler ne çabuk geçmişti. İstanbul Üniversitesi'ni kazanıp siyasal bilimler fakültesinin kapısından ilk içeri ilk girdiğimde nasıl da şaşkındım. Her taraf cıvıl cıvıl gençlerle doluydu. Anadolu'nun değişik yerlerinden bin bir ümitle bu hayal şehrine koşan binlerce kişiden biri olmak ne güzeldi. Üniversite yılları boyunca babaannemin karaltısını hep yanı başımda hissettim. Kaldığım öğrenci evlerinde, yurt odalarında ne zaman derslerden başımı kaldırıp dinlenmeye koyulsam, babaannem sanki masanın başında bana gülümsüyor sanırdım; bir elinde kehribar tespih öbür elinde dedemin fotoğrafı ve mavi mendil.Tayin olduğum yerlere daha ısınma fırsatı bile bulmadan, Dışişleri'nin hızlı atama kararnamesi yayınlayıp, personel dairesinden Kemal İzzet Bey'in de "Moğolistan'a tayin oldun, Büyükelçi yardımcısısın! Hadi hayırlı olsun!"  diyerek o muzip sesle verdiği haberi alınca düşmüştüm yollara.

Ulan Batur'a vardığımda çok ilginç bir manzara ile karşılaşmıştım. Ülkenin her yeri uçsuz bucaksız topraklar, yemyeşil otlaklarla doluydu. Ulan Batur'un her tarafında eski Rus otobüsleri,  türlü renklerle boyanmış Rus yapımı otomobiller vardı. İskelet yığını gibi dizilmiş apartmanlarla birlikte geleneksel çadırlar içi içe geçmişti.Büyükelçiliğin bana tahsis ettiği eve girdiğimde dudaklarımın soğuktan neredeyse hareket edemez hale geldiğini, bıyıklarımın üzerinde buz parçacıklarının oluştuğunu o an hissettim. Ulan Batur'un dünyanın en soğuk yerlerinden bir olduğunu idrak etmem fazla zaman almamıştı.Büyükelçilik çalışanlarından Moğol asıllı Cengiz Memedov kucağında getirdiği bir avuç odunu aceleyle sobada tutuşturdu. Oda birkaç dakikada sıcacık olmuştu. Memedov izin isteyip çıktı. Pencerenin kenarındaki karyolaya uzanıp, kahverengi battaniyeyi üzerime atıp ne zaman uyumuşum hiç farkında değilim. Dışarıda acı acı havlayan köpeklerin sesini duyup korkuyla fırladığımda "aman, ne günde be!" diye mırıldandım. Perdeyi araladım. Evin tam karşısında loş bir sokak lambasının önünde, iki çelimsiz köpek, çöp bidonlarında yiyecek arıyordu. Çöp bidonunun önünde yaşlı bir kadın, elindeki çalı süpürgesiyle sokağı süpürüyordu. Omuzları hafifçe çökmüştü. Üzerinde bizim kasabadaki kadınların kullandığı atkıya benzer kalın bir örtü vardı. Sonra öğrendim ki, bu kadınlar belediyenin elemanları idi ve daha gün açmadan sokakları temizlemek için Ulan Batur'un dört bir yanına dağılıyorlardı.

Camdan bakarken bir yandan kendini yeniden hissettirmeye başlayan soğuktan dolayı elimi ovuşturmaya başlamış, bir yandan da sokak lambasının dibindeki bu yaşlı Moğol kadınının boynu eğik halinden babaannemi hatırlayıvermiştim.Böyle soğuk bir günde, böyle uzak bir diyarda, babaannem sanki bir ilaç gibi tesir etti. Belki de o Moğol kadınını görmese idim Sellidere köyünden Ulan Batur'a uzanan hatıralar zincirini deşme ihtiyacı hissetmeyecektim.Büyükelçi o gün ilginç bir davetten bahsetti. Moğolistan yetkilileri bize çok önemli olduklarına inandıkları bir davette bulunmuşlardı. Rusya sınırındaki Çıta Kasaba'sının, Moğollar için Rusya ile ittifak halinde oldukları yıllardan kalan dramatik bir hatırayı bünyesinde barındırdığını söylemişlerdi. Bu hatıranın bir ucu da Türkiye'yi ilgilendiriyordu. Çünkü Sarıkamış Savaşı'nda esir alınan Türklerin bir bölümü burada tutulmuş, çok zor şartlarda yaşamış, hatta bir kısmı bu şartlara dayanamayıp birkaç ay içinde ölmüş, bir kısmı da kaçarak Sibirya çöllerini aşıp Çin' e ulaşmışlardı. 

Moğolistanlı yetkililer Türk elçiliğinde görevli personeli Çıta Kasabası'nda esir düşen Türklerin hatırasına açılan bir mini müzeyi gezmeye davet etmişlerdi. Bundan güzel davet mi olurdu! Yıllarca babaannemden dinlediğim, daha sonraki yıllarda ise ayrıntılarını tarih kitaplarından öğrenince yüreğime bir hançerin saplandığını hissettiğim o acı olaylar manzumesinden bir küçük koku almak, bir demet soğuk hatırayı seyretmekten güzel bir hediye olabilir miydi?Ertesi gün Çıta Kasabası'na vardığımızda tipik bir Moğol yerleşim yeri ile karşılaştık. Ahşap iskeletli, keçe ve çadır bezinden yapılmış, Moğolların geleneksel çadırları kasabanın girişinde sağlı sollu dizilmişti. Mihmandarımız bunlara ger denildiğini, Moğol geleneğinde ve göçebe hayatında bunların çok önemli yeri olduğunu anlattı. Türlü renklere bürünmüş Moğol çocukları tatlı bakışlarla karşıladı bizi. Müze denilen yer,  hemen kasabanın girişinde bir okulun bitişiğine yapılan çift katlı bir binanın giriş katının düzenlenmesiyle oluşturulmuştu. Yerlerde geleneksel Moğol halıları vardı.

Duvarlara ve masaların üzerine Sarıkamış'ın izleri yerleştirilmişti. Mehmetlerin delik deşik olmuş postalları, kemerleri, çorapları büyük bir itina ile dizilmişti.Mihmandarımız güzel Türkçesi ile bu hatıranın detaylarını anlatıyordu:"Buraya getirilen Türkler çok zor şartlarda yaşadılar. En önemli esirlerden biri Dokuzuncu Kolordu Komutanı İhsan Paşa'dır. İhsan Paşa dört buçuk ay bu buradaki Rus zindanında yaşadı. Bir gece yarısı fırsatını bulup kaçtı. Duyduğumuza göre Moğolistan'ı baştanbaşa aşıp Pekin'e ulaşmış. Oradan da bin bir zorlukla Türkiye'ye geçmiş."Moğolistan soğuğu ilk kez bana hiçbir etki yapmadı. Rüyada gibiydim. Duvarlara asılı duran bir matara, bir eski mendil, üzerinde bir iki cümle Osmanlıca yazılı kâğıtlar Sarıkamış'ın en son ve en aziz hatıraları olarak yüreklerimizde derin fırtınalar estiriyordu."Sarıkamış'a giren bir avuç askerle birlikte Kolordu Karargâhı'nın subayları, bir anda saldıran Rus avcı birliklerinin "teslim olun davranmayın!" diye bağırdıklarını duydular. Teslim olmaktan başka bir çareleri yoktu. Kaymakam Şerif Bey de esir düşenler arasındaydı. Esirler arasındaki subaylar kısa süre sonra bırakıldı. Ancak bir kısım asker Sibirya'ya, Kazakistan'a, Moğolistan'a götürüldü."Mihmandar konuşuyordu ama kulaklarım onda değildi.Ömür boyu unutamayacağım bu anın her saniyesini doya doya hissetmek istiyordum."Çıta ahalisi burada hayatını kaybeden Türklere çok üzülmüştür. Esirlerin değiş tokuşundan sonra Türk askerlerinden kalan eşyaları, üzerlerinden çıkan hatıralara özenle sakladılar. Bugün ilk defa bu eşyalar size sergileniyor."Açık bir boya ile kaplı, yer yer tepesinden badana damlayan köşedeki duvarda asılı birkaç resim bizi hüzünle seyrediyordu. Kalın bıyıklı bir Anadolu delikanlısı neredeyse bir asır önce çektirdiği bu fotoğrafta bize tarihin derinliklerinden gelen buruk bir hüzünle bakıyordu.Hemen yanı başında bir kız resmi vardı. İncecik ve utangaç gözleri garip bir tebessümle süslenmişti. Böylesine saf, böylesine masum bir bakıştan etkilenmemek, bu bakışın Sarıkamış'ta bıraktığı sevdalısına içlenmemek mümkün değildi.Resme biraz daha yaklaşıp da o derin ve anlamlı bakışları bir kez daha süzdüğümde belli belirsiz bir çığlık çıktı dudaklarımdan:"Aman Allahım!"Bu, babaannemdi.Muharrem Bayraktar

Kılıçdaroğlu kaç seçim kaybetti?


 
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Sözcü TV'de katıldığı programda, "13 seçim kaybetti" eleştirisinin doğru olmadığını savundu. İşte gerçekler...

20.06.2026 02:28:00 / Güncelleme: 20.06.2026 02:35:51
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
Kılıçdaroğlu kaç seçim kaybetti?
Kılıçdaroğlu kaç seçim kaybetti?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Sözcü TV'de katıldığı programda, "13 seçim kaybetti" eleştirisinin doğru olmadığını savundu.
Referandumların seçim olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, "Hiçbir zaman 13 seçim olmadı. 2010 Anayasa referandumu, seçim değil referandum. 13 seçim bile olmadı" dedi.

Kaç seçimi kaybetti? 

Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010 - 8 Kasım 2023 tarihleri arasında 13 yıl, 170 gün boyunca CHP Genel Başkanlığı görevini yürüttü.
1) Bu süreçte CHP, 2011 genel seçimlerinde yüzde 25.98 oy alarak ikinci oldu, Kılıçdaroğlu 2007 seçimlerine oranla partisinin oy oranını yüzde 5.11 artırdı. İyi başlangıç!

2) 2014 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde Milliyetçi Hareket Partisi ile ortak aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu'nu belirledi ve seçimi yüzde 38.44 oy alarak ilk turda kaybetti.

3) 2014'teki yerel seçimlerde CHP ikinci oldu.

4) Haziran 2015 seçimlerinde CHP yüzde 25.98 oy aldı. 2011 ile aynı! CHP yine ikinci oldu.

5) Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde yüzde 25.32 oy alarak ikinci oldu. Oylar Haziran'a göre düştü.

6) 2017 anayasa referandumunu yüzde 48.59 "HAYIR" oyu alarak kaybetti.

7) 2018 Türkiye genel seçimlerinde yüzde 22.65 oy alarak yeniden ikinci oldu ve ana muhalefet statüsünü korudu. CHP'nin oyları 2015'e göre düştü. Kılıçdaroğlu'nun iddia ettiği gibi partinin oy oranlarını yükseltmedi.

8) Eş zamanlı yapılan 2018 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde ise partinin adayı Muharrem İnce, yüzde 30.64 oy alarak ikinci oldu.

9) 2019 Türkiye yerel seçimlerinde partisi, 25 yıl sonra Mansur Yavaş ile Ankara Belediye Başkanlığını, Ekrem İmamoğlu ile birlikte İstanbul Belediye Başkanlığını kazandı. Ancak genel oyda CHP yine ikinci oldu.

10) Şubat 2022'de Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı'nın genişletilmesi ve Altılı Masa'nın kurulmasına öncülük etti; böylelikle Demokrasi ve Atılım Partisi ve Gelecek Partisi de ittifaka katıldı. 2023 Türkiye genel seçimlerinde yüzde 25.35 oy alarak mecliste 169 sandalye kazandı, ancak bunların 40'ı ittifak üyelerine dağıtıldı. 2018'den daha iyi, Haziran 2015'ten daha kötü bir sonuç!

11) Mayıs 2023'te cumhurbaşkanlığı ikinci turunda oyların yüzde 48.09'unu alarak Recep Tayyip Erdoğan'a kaybetti.

Dolayısıyla CHP, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde 5 genel seçimi, 2 yerel seçimi, 3 cumhurbaşkanlığı seçimini ve iki referandumu kaybetmiş oldu. Referandumlardan ilki Türkiye'de Anayasa'da yapılan birtakım değişiklikleri kapsayan 12 Eylül 2010 referandumu idi. Toplam sayı 12'ye ulaştı. Bunlarda Kılıçdaroğlu Genel Başkan idi.

Bir de 2009 Türkiye yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu, ancak yüzde 37 oy alarak, AK Parti adayı Kadir Topbaş'a karşı kaybetti. Böylece 13 etti.

Başakşehir'de tüyler ürpertici cinayet


 
Başakşehir'de başına taşla vurularak öldürülmüş kadın cesedi bulundu. Kadının nişanlısı olduğu öğrenilen şüpheli gözaltına alındı.

20.06.2026 01:18:00
HABER MERKEZİ/AA
Başakşehir'de tüyler ürpertici cinayet
Başakşehir'de tüyler ürpertici cinayet

Başakşehir'de boş arazide başına taşla vurularak öldürülmüş kadın cesedi bulundu. Şahintepe Mahallesi İstiklal Caddesi'ndeki boş arazide hareketsiz yatan bir kadını gören vatandaşlar polise ihbarda bulundu.
Olay yerine gelen ekipler kadının kafasına taşla vurularak öldürüldüğünü belirledi. Yapılan incelemelerde cesetin Sultan Ç'ye ait olduğu tespit edildi.

Nişanlısı gözaltında

Olay yeri inceleme ekipleri ve cumhuriyet savcısının incelemelerinin ardından cenaze Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Polis, kadının nişanlısı olduğu öğrenilen şüpheli Vedat Ç.'yi gözaltına aldı.

Erdoğan metro açılışında konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Halkalı-İstanbul Havalimanı Metro Hattı'na ilişkin, "Toplam 69 kilometre uzunluğundaki metro projemizi bugün tamamlayarak Türkiye'yi en uzun ve en hızlı metro hattıyla buluşturuyoruz" dedi

19.06.2026 19:20:00
AA
Erdoğan metro açılışında konuştu
Erdoğan metro açılışında konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Halkalı-İstanbul Havalimanı Metro Hattı'nın Kayaşehir istasyonu önünde düzenlenen açılış töreninde yaptığı konuşmada, açılışını yaptıkları hattın Halkalı-Arnavutköy kesiminin ülkeye, millete, hat üzerindeki yerleşim yerlerine ve tüm İstanbul'a hayırlı olmasını diledi.

Hattın İstanbul'a kazandırılmasında emeği geçen Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığını, sinyalizasyon sistemini geliştiren ASELSAN ve TÜBİTAK'ı, yüklenici firmaları, mühendisinden işçisine kadar herkesi tebrik eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Sultan Fatih'in şehrine yine Sultan Fatih'in tavsiyelerini kendimize rehber kılarak aşkla hizmet ediyoruz. Ne demişti o büyük Sultan? 'Hüner bir şehir bünyad etmektir, reaya kalbin abad etmektir.' İşte biz de meftunu ve maşuku olduğumuz güzel İstanbul'umuzu mamur etmek, ihya ve inşa etmek, İstanbul halkını hak ettiği hizmet standardıyla buluşturmak için gece gündüz koşturuyoruz. Bilhassa raylı sistemler noktasında büyük bir çaba içindeyiz. İşte şimdi buraya gelirken 120 kilometre hıza kadar ulaştık. 16 milyon nüfusu, yıllık 20 milyona yaklaşan ziyaretçisiyle dünyanın en büyük metropollerinden biri olan şehrimizi demir ağlarla ilmek ilmek örüyoruz."

Toplamda 16 istasyondan oluşan 69 kilometre uzunluğundaki Gayrettepe-İstanbul Havalimanı-Halkalı Metro Projesi'ni iki ayrı koldan hayata geçirdiklerini anlatan Erdoğan, projenin 37,5 kilometrelik kısmını Gayrettepe-İstanbul Havalimanı ve 31,5 kilometrelik kısmını ise Halkalı-İstanbul Havalimanı metrosu olarak şehrin hizmetine verdiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gayrettepe'den Halkalı'ya kesintisiz ulaşım imkanı sağlayacak hattın Gayrettepe'den Arnavutköy'e kadar olan 47 kilometrelik kesimini geçen yıllarda devreye aldıklarını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kağıthane-İstanbul Havalimanı kesimini 22 Ocak 2023'te, Kağıthane-Gayrettepe arasını 29 Ocak 2024'te, Arnavutköy-İstanbul Havalimanı kesimini ise 2024 yılının mart ayında İstanbul halkının istifadesine sunduk. Daha önce hizmete açtığımız bu 47 kilometrelik kesimde, İstanbul Havalimanı'nda yapacağımız hızlı tren hattı, Kağıthane istasyonunda Mahmutbey-Mecidiyeköy-Kabataş metro hattı, Gayrettepe istasyonunda Yenikapı-Hacıosman metrosu ve metrobüs ile entegrasyon sağladık. Arnavutköy-İstanbul Havalimanı kesimindeki Arnavutköy Hastane ve Taşoluk istasyonlarını da bu sisteme dahil ettik. Böylece başta bu hatlar üzerinde yaşayan kardeşlerimiz olmak üzere milyonlarca İstanbullunun ulaşımını ciddi ölçüde kolaylaştırdık. Şimdi bütün bu çalışmalarımızı taçlandırıyoruz. Toplam 69 kilometre uzunluğundaki metro projemizi bugün tamamlayarak Türkiye'yi en uzun ve en hızlı metro hattıyla buluşturuyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Halkalı-İstanbul Havalimanı Metro Hattı'nın Kayaşehir istasyonu önünde düzenlenen açılış töreninde yaptığı konuşmada, Halkalı-Arnavutköy kesiminin hizmete girmesiyle sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da en uzun metrolarından birinin tamamlanmış olduğunu söyledi.

Hattın 22 kilometre uzunluğundaki Halkalı-Arnavutköy kesiminin, İbn Haldun Üniversitesi, Kayaşehir, Olimpiyatköy, Halkalı Stadı ve Halkalı olmak üzere 5 yeni istasyona sahip olduğunu kaydeden Erdoğan, şu bilgileri paylaştı:

"Bu istasyonlar sayesinde önemli bağlantılar tesis edilmiştir. Kayaşehir istasyonunda Bakırköy-Kirazlı-Başakşehir-Kayaşehir metrosu ile Olimpiyatköy istasyonunda ise Ataköy-İkitelli Olimpiyat metrosu ile entegrasyon sağlandı. Halkalı Stadı istasyonunda yapımı devam eden Kabataş-Mecidiyeköy-Mahmutbey-Bahçeşehir-Esenyurt metrosu ile bağlantı kuruldu. Halkalı istasyonunda da yüksek hızlı tren hatları, Marmaray, Halkalı-Bahçeşehir Banliyö Hattı ve Yenikapı-Kirazlı-Halkalı metrosu ile tam entegrasyon gerçekleştirildi. Milyonlarca vatandaşımız, İstanbul'un merkezi noktalarına zahmetsiz bir şekilde ulaşım imkanına kavuştu. Hayırlı, uğurlu olsun diyorum."

Yapımı süren metro hatlarıyla İstanbul'daki raylı sistem uzunluğu 191 kilometreye çıkacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açılışı yapılan yeni hat sayesinde seyahat sürelerini de ciddi manada azalttıklarına işaret ederek, "Halkalı-İstanbul Havalimanı arasını 30 dakikaya, Halkalı-Göktürk arasını 43 dakikaya, Halkalı-Kağıthane arasını 54 dakikaya, Halkalı-Gayrettepe arasını ise 57 dakikaya düşürüyoruz. Küçükçekmece-Kemerburgaz arası 50 dakikaya inerken, Başakşehir-Kağıthane arası da inşallah 48 dakika olacaktır. Projenin 25 senede vakitten 117 milyon saat tasarruf ettirmesini, ekonomik faydanın ise toplam 935 milyon avroyu bulmasını bekliyoruz. Bunların da şehrimize hayırlı olmasını diliyorum" diye konuştu.

"Aşkınan çalışan yorulmaz." diyen Erdoğan, bu inançla İstanbul için raylı sistem çalışmalarını aralıksız devam ettirdiklerini belirterek, "4,5 km uzunluğundaki Altunizade-Çamlıca Camisi-Bosna Bulvarı Metro Hattı'nın inşası sürüyor. İlaveten 6,3 kilometrelik Yavuztürk-Kazım Karabekir-Topağacı-Ümraniye Spor Köyü raylı sistem hattının yapımı da devam ediyor. Bu hatların tamamlanmasıyla Ulaştırma Bakanlığımızca İstanbul'da inşa edilen raylı sistemlerin uzunluğu 191 kilometreye çıkacak." ifadelerini kullandı.

"İstanbul beceriksizliği, vizyonsuzluğu kaldırmaz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

"Şehrimiz yeni metro hatları kazandıkça İstanbul'un beceriksiz idarecilerin elinde artık eziyete dönüşmüş trafiğini rahatlatacağız. Bunun da en büyük faydasını, işe geç kalmamak için arabalarında uyuyan, araçlarını hafta içi yatakhaneye çeviren İstanbullu kardeşlerimiz görecek. Milletin kaynakları, para kuleleri, baklava kutuları, kişisel kariyer hesapları yerine bugün burada olduğu gibi hizmete, esere, yatırıma harcandıkça hem İstanbul'un hem de İstanbullunun yüzü gülmeye başlayacak. Bunun için ne diyoruz? 'İstanbul beklemez.' diyoruz. 'İstanbul ihmale gelmez. İstanbul beceriksizliği, vizyonsuzluğu kaldırmaz.' diyoruz. Merhum şair Orhan Seyfi Orhon'un, 'Sihrinle füsununla gururunla nazınla/Altın Haliç'in, Marmara'n, aşık Boğaz'ınla/Endamını sarmakta ipek tüllü karanlık/Türk'ün güzel İstanbul'u mesut uyu artık.' dediği İstanbul'un gevşekliğe, umursamazlığa, boş vermişliğe asla tahammülü olmaz."

İstanbul'u sevmenin aşkla hizmet etmeyi, bu şehre kıymet vermenin taş üstüne taş koymayı, bu şehri önemsemenin sorunlarıyla, dertleriyle ilgilenmeyi gerektirdiğini ifade eden Erdoğan, "Biz de işte bunu yapmanın peşindeyiz. İstanbul'a olan şükran borcumuzu hakkıyla ödemenin gayretindeyiz. Kim ne derse desin, İstanbul'u kaderine terk etmemekte kararlıyız. İstanbul'un, trafik başta olmak üzere sorunlar yumağı altında ezilmesine izin vermeyeceğiz. Dünyanın göz bebeği olan İstanbul'u hak ettiği yatırımlarla buluşturmaya inşallah devam edeceğiz." dedi.

İstanbul'a olan tutkularının, İstanbullulara olan hizmet aşklarının nişanesi olan metro hattının hayırlı uğurlu olmasını dileyen Erdoğan, emeği geçenleri, katkısı ve alın teri olanları tebrik etti.

"Diğer illeri de ihmal etmedik"

Erdoğan, İstanbul için çalışırken diğer illeri de ihmal etmediklerini, pazartesi günü Ankara'ya stratejik önemi yüksek bir eser kazandırdıklarını söyledi.

Uzun yıllar askeri havalimanı olarak hizmet veren, 1933 senesinde yapılan Ankara Havalimanı'nı ihya ederek yeni çehresiyle ayağa kaldırdıklarını belirten Erdoğan, "Devlet konukeviyle, 2 bin 450 metreden 3 bin metreye uzattığımız pist uzunluğuyla, 44 uçağın eş zamanlı olarak park edebileceği kapasitesiyle ve diğer imkanlarıyla Ankara, gurur verici bir esere daha kavuşmuş oldu." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarın Pendik'te Türk donanmasının ve Türk tersaneciliğinin gücünü gösteren bir törene katılacaklarını, 7-8 Temmuz'da ise aralarında ABD Başkanı Donald Trump'ın da olduğu NATO liderlerini Türkiye'de ağırlamaya hazırlandıklarını hatırlatarak, "Öncesinde 28-29 Haziran'da NATO Parlamenter Zirvesi İstanbul'da yapılacak. Daha sonra yıl boyunca ülkemizin ev sahipliğinde birçok uluslararası etkinlik düzenlenecek. Yani 2026 senesi Türkiye için kelimenin tam manasıyla bir zirveler yılı olacak." diye konuştu.

Türkiye'nin marka değerinin artacağını, bölgesinin cazibe merkezi olduğunun görüleceğini ve küresel diplomasinin oyun kurucu aktörlerinden biri olduğunun tescil edileceğini vurgulayan Erdoğan, "Dünün kavramlarıyla, dünün ideolojileriyle, özellikle de dünün muhalefet tarzıyla bugünün meseleleri anlaşılamaz. Türkiye değişirken, dünya değişirken, dünya sistemlerinde köklü değişimler yaşanırken maalesef bizim muhalefet bunu bir türlü idrak edemiyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "2026 senesinin Türkiye'sinde hala eski kalıplarla, eski alışkanlıklarla siyasetçilik yapmaya devam ediyorlar. Başlarını öyle bir kuma gömmüşler, bırakın dünyayı ülkemizde ne olup bittiğinden haberleri bile yok." ifadelerini kullandı.

Muhalefet aktörlerinin yıllarca kendilerini acımasızca eleştirdiğini kaydeden Erdoğan, "Lafa her başladıklarında 'Bizim Libya'da, Suriye'de, Somali'de ne işimiz var?' diyerek bizi suçladılar. Selçuklu'nun, Osmanlı'nın, kahraman ecdadımızın emaneti olan gönül ve kültür coğrafyamıza sırtlarını döndüler. Orta Doğu bataklığı dışında, sınırlarımızın ötesinde yaşayan on milyonlarca kardeşimiz için tek bir cümle dahi kuramadılar." diye konuştu.

"Dış politikada bize ders vermek sizin boyunuzu ziyadesiyle aşar"

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dünyadaki ve bölgedeki gelişmelere Türkiye merkezli bakmayı bir türlü başaramadılar. Son seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza çıkan zat, çareyi Amerika'dan uzman ithal etmekte ararken, onun yerine gelen 5 dakikacık bir görüşme için yabancılar karşısında 40 takla atıyor, adeta yalvarıyor. Daha düne kadar yurt dışına Türkiye'yi şikayet turları düzenliyorlardı. Şimdi bir tanesi çıkmış, kötü siciline bakmadan bizi dış politikada şov yapmakla, tribünlere oynamakla, ülkemizi bölgesel krizlerin mezesi haline getirmekle itham ediyor. İnanın insan, kurduğu cümlelerin neresini düzelteceğini bilemiyor. Bir defa Türkiye, bölgesel krizlerin mezesi değil, işte en son İran savaşında olduğu gibi çözüm çabalarının baş aktörüdür."

Dış politikanın şov alanı değil, tecrübe, birikim ve dirayet gerektiren bir uzmanlık alanı olduğunu belirten Erdoğan, "Biz ne içeride ne dışarıda hiçbir zaman tribünlere oynamadık. Aksine, hep gönüller yapmanın, gönüller kazanmanın derdinde olduk. Siz birbirinizle koltuk kavgası verirken, biz yürüttüğümüz ince diplomasiyle bölgemizdeki çatışmaları dindirmenin kavgasını verdik. Siz birbirinizin kuyusunu kazarken, biz elimizde iğneyle kuyu kazar gibi barışa giden yolun önündeki engelleri kazıdık." açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Siz kimin hain, kimin işbirlikçi, kimin proje olduğunu tartışırken, biz zorlu müzakere masalarında Türkiye'nin hak ve hukukunu savunduk. Aslında bunlara daha önce de söyledim, bugün tekrar ediyorum. Dış politikada bize ders vermek sizin boyunuzu ziyadesiyle aşar. Eskisiyle yenisiyle, sizin çapınız buna yetmez. En iyisi siz, bilgi, birikim ve liyakat gerektiren zor konularla uğraşmayın. Gidin kapasitenize ve kalibrenize uygun işleri kovalayın. Mesela koltuk kapmaca, salon kapmaca oynayın. Eğer becerebiliyorsanız önce şaibesiz bir kurultay yapmayı öğrenin. Daha kavgasız, gürültüsüz tek bir gününüz yok, bir de çıkıp bize diplomasi dersi vermeye kalkıyorsunuz. Hani derler ya, 'Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.' Kusura bakmayın ama size bu işten ekmek çıkmaz."

Kendilerinin muhalefetin bitmez tükenmez kavgalarına ayıracak vakti olmadığını dile getiren Erdoğan, "Biz birilerine laf yetiştirmenin değil, sevgili gençlerimiz başta olmak üzere aziz milletimize hizmet etmenin, şehirlerimizi bünyad etmenin derdindeyiz. İnşallah bu şekilde de yola devam edeceğiz." diye konuştu.

Erdoğan'dan A Milli Futbol Takımı'na ve YKS'ye girecek öğrencilere başarı dileği

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarın Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) girecek tüm gençlere de Allah'tan zihin açıklığı ve kolaylıklar niyaz ettiğini belirterek, "Sınavınız nasıl geçerse geçsin, unutmayın, sizler bu ülkenin geleceğisiniz, yarınlarımızın teminatısınız, ailelerinizin ve milletimizin göz bebeğisiniz. Sizlere güveniyoruz, sizlere inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

Yarın sabah 2026 FIFA Dünya Kupası D Grubu ikinci maçında A Milli Futbol Takımı'nın Paraguay ile karşılaşacağını hatırlatan Erdoğan, "Bizim Çocuklara Paraguay ile oynayacakları maçta başarılar diliyorum. Milli takıma destek veren tüm vatandaşlarımdan, üniversite sınavına girecek evlatlarımızı da düşünerek maç heyecanını ölçülü yaşamalarını, gençlerimizi rahatsız edebilecek eylemlerden uzak durmalarını özellikle rica ediyorum." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Halkalı-İstanbul Havalimanı Metro Hattı'nın bugün hizmete açtıkları Halkalı-Arnavutköy bölümünün hayırlı olmasını dileyerek, hattın İstanbul'un hizmetine sunulmasında emeği geçenlere teşekkür etti.

CHP'li vekilden Kılıçdaroğlu'na suç duyurusu

CHP Ankara Milletvekili Beker, CHP genel başkanlığına dönen Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulundu. Kılıçdaroğlu, "Adnan Beker'in militanlarının orada ne işi var?" demişti.
 

19.06.2026 12:00:00
Haber Merkezi
CHP'li vekilden Kılıçdaroğlu'na suç duyurusu
CHP'li vekilden Kılıçdaroğlu'na suç duyurusu
CHP Ankara Milletvekili Adnan Beker'in avukatı, mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığına dönen Kemal Kılıdaroğlu hakkında Ankara Nöbetçi Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Beker, başvuruyu Kılıçdaroğlu'nun kendisine yönelik sarf ettiği sözler sebebiyle yaptı.

24 Mayıs'ta CHP Genel Merkezi önünde Kılıçdaroğlu'nu destekleyenler ile mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığından uzaklaştırılan Özgür Özel'i destekleyenler arasında arbede yaşanmıştı. Aynı saatlerde genel merkezin girişine iki adet parti otobüsü çekilmişti.

27 Mayıs'ta konuya dair konuşan Kılıçdaroğlu, "Adnan Beker'in otobüsünün orada ne işi var, bir akıl var ya akıl. Bunların orada ne işi var? Bunların çoğu partili değil. Taş atmak, olay çıkarmak için mi? CHP'yi yaralamak için mi? Adnan Beker'in militanlarının orada ne işi var?" demişti.

Başvuruda, "Şüpheli, beyanlarıyla müvekkilimin bir grup militan ile parti genel merkezine geldiği, bu kişilere taş atma ve şiddet eylemi gerçekleştirme talimatı verdiği veya azmettirdiği yönünde açıkça gerçek dışı, hiçbir somut delile dayanmayan bir vakıa isnat etmiştir" denildi. Dilekçede öte yandan Beker'in, 24 Mayıs günü iki danışmanı eşliğinde ve "seçilmiş genel başkanına destek vermek amacıyla" CHP Genel Merkezi'ne gittiği vurgulandı.

ÖSYM Başkanı'ndan YKS esnasında sessiz olunması çağrısı

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, YKS esnasında adayların etkilenmemesi için sessizliğin sağlanması çağrısında bulundu

 

19.06.2026 11:57:00
Anadolu Ajansı
ÖSYM Başkanı'ndan YKS esnasında sessiz olunması çağrısı
ÖSYM Başkanı'ndan YKS esnasında sessiz olunması çağrısı

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) esnasında adayların olumsuz etkilenmemesi için sessizliğin sağlanması çağrısında bulundu.

Ersoy, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:

"YKS süresi boyunca adaylarımızın olumsuz etkilenmemesi için lütfen sessiz olalım, korna çalmayalım, inşaat çalışmalarına ara verelim. Milli takımımızın galibiyeti sonrası sevincimizi sokaklara taşımamamız çok önemli. Bir yıllık emek boşa gitmesin." 

CHP'li Adalar Belediyesi'ne operasyon: Başkan dahil 41 gözaltı

CHP'li belediyelere yönelik operasyonlara bir yenisi daha eklendi. Adalar Belediyesi'ne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında sabah saatlerinde dört ilde operasyon düzenlendi

19.06.2026 11:30:00 / Güncelleme: 19.06.2026 11:31:00
Haber Merkezi
CHP'li Adalar Belediyesi'ne operasyon: Başkan dahil 41 gözaltı
CHP'li Adalar Belediyesi'ne operasyon: Başkan dahil 41 gözaltı
CHP'li belediyelere yönelik operasyonlara bir yenisi daha eklendi. Adalar Belediyesi'ne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında sabah saatlerinde dört ilde operasyon düzenlendi.

Soruşturma kapsamında 47 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken, aralarında Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da bulunduğu 41 kişi gözaltına alındı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, şüpheliler hakkında "rüşvet, irtikap, resmi belgede sahtecilik, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, 2863 sayılı yasaya muhalefet, görevi kötüye kullanma suçlarından soruşturma başlatıldığı" belirtildi.

"40 eylemde 47 şüphelinin suça karıştığı, 4 ilde 90 adreste eş zamanlı arama ve gözaltı işlemi gerçekleştirildiği, bu aşamada 41 şüphelinin gözaltına alındığı" kaydedildi.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefet, sit alanlarında izinsiz kazı yapma veya koruma altındaki tescilli yapılara izinsiz müdahale (inşaat, yıkım) gibi eylemleri kapsıyor.

Son bir haftada CHP'nin İstanbul Beylikdüzü ve Silivri belediyeleri ile İzmir Seferihisar, Mersin Silifke gibi belediyelerine yönelik soruşturmalarda pek çok kişi gözaltına alındı.

Tüm sürücüleri yakından ilgilendiriyor

Kayseri’de aracına yanlış akaryakıt doldurulan sürücünün hukuk mücadelesi zaferle sonuçlandı. Tüketici Hakem Heyeti motor hasarı, çekici ve ikame araç masrafları dahil olmak üzere toplam 64 bin 172 liralık faturayı akaryakıt istasyonuna kesti

18.06.2026 20:50:00
Haber Merkezi
Tüm sürücüleri yakından ilgilendiriyor
Tüm sürücüleri yakından ilgilendiriyor
Akaryakıt istasyonlarında zaman zaman yaşanan ve araçlarda geri dönülemez motor hasarlarına yol açan "yanlış yakıt" mağduriyetlerine ilişkin ezber bozan bir karar çıktı.

Kayseri'nin Kocasinan ilçesinde yaşanan olay, aracına motorin yerine yanlışlıkla benzin doldurulan Ü.A. isimli sürücünün Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurmasıyla yargıya taşındı. Milyonlarca araç sahibini yakından ilgilendiren davada heyet, istasyonun kusurlu olduğuna ve sürücünün tüm zararını karşılaması gerektiğine hükmetti.

Motor sesi değişince fark etti

Edinilen bilgilere göre sürücü Ü.A., istasyondan yakıt aldıktan kısa bir süre sonra yolda seyir halindeyken aracından garip sesler geldiğini fark etti. Aracını hemen sağa çeken ve çekici yardımıyla yetkili servise götüren sürücü, acı gerçekle karşılaştı: Dizel aracına benzin doldurulmuştu.

Yetkili servisin motor aksamında büyük hasar tespit etmesi üzerine mağdur sürücü, istasyon yetkilileriyle uzlaşamayınca hakkını aramak için Kocasinan Tüketici Hakem Heyeti'nin kapısını çaldı. Dosyayı inceleyen ve bilirkişi raporlarını değerlendiren heyet, istasyonun tüketiciye "ayıplı hizmet" sunduğunu tescilledi.

Sadece tamir masrafı değil, çekici ve ikame araç da listede

Tüketici Hakem Heyeti, akaryakıt istasyonunun sadece mekanik hasarı değil, sürücünün süreç boyunca uğradığı tüm dolaylı zararları da kuruşu kuruşuna ödemesine karar verdi. Karara göre istasyon, sürücüye toplam 64 bin 172 TL ödeyecek.

Mahkeme kayıtlarına geçen tazminat kalemlerinin kırılımı ise şu şekilde oluştu:

• 57.965 TL: Yanlış yakıt nedeniyle motorda oluşan net hasar bedeli

• 3.287 TL: Aracın tamirde kaldığı süre boyunca sürücünün kiraladığı ikame araç ücreti

• 1.920 TL: Yolda kalan aracın servise taşınması için ödenen çekici masrafı

• 1.000 TL: Depoya yanlış basılan ve kullanılamaz hale gelen hatalı yakıtın iade bedeli

Uzmanlar uyarıyor: "Fişinizi mutlaka kontrol edin"

Hukukçular ve tüketici dernekleri, bu kararın benzer mağduriyetleri yaşayan tüm sürücüler için çok güçlü bir emsal teşkil ettiğini vurguluyor. Uzmanlar, pompadan ayrılmadan önce yakıt fişindeki plaka ve yakıt türünün (benzin/motorin) mutlaka kontrol edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Yanlış dolum fark edildiği anda ise aracın kontağının asla çevrilmemesi ve durumun hemen tutanak altına alınması hayati önem taşıyor.

2 çocuk annesini öldüren sanığa ağırlaştırılmış müebbet

Kayseri'de 2 çocuk annesi Ebru Kekilli'yi av tüfeği ile vurarak öldüren sanığa indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi

18.06.2026 19:30:00
İhlas Haber Ajansı
2 çocuk annesini öldüren sanığa ağırlaştırılmış müebbet
2 çocuk annesini öldüren sanığa ağırlaştırılmış müebbet
2025 Kasım ayında 2 çocuk annesi Ebru Kekilli'nin öldürülmesinin ardından sanık A.A. hakkında açılan davada, karar duruşması bugün Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Bugün 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya hayatını kaybeden Ebru Kekilli'nin eşi ve avukatları, tutuklu sanık A.A. ve avukatı katıldı. Karar öncesi son sözü sorulan sanık A.A.; hayatını kaybeden Ebru Kekilli hakkında çeşitli ithamlarda bulundu ancak sanığın, av tüfeği ile vurduğu Ebru Kekilli hakkında '6 aydan beri görüşme talebime karşılık vermiyordu. Pişmanım. Keşke olmasaydı" sözleri dikkat çekti.

Sanığın, öldürülen kadın Ebru Kekilli'yi daha önce de yazılı bir kağıt göndererek ölümle tehdit ettiği mahkeme tutanaklarında yer aldı.

Aile adına savunma yapan avukat ise sanığın sözlerine binaen; "Bu bir boşanma davası değil kasten öldürme davasıdır. İki insan arasındaki ilişki ile insan öldürme arasında bir alaka yoktur ve sanık hayatını kaybeden Ebru'yu itibarsızlaştırmak istemektedir. Sanığın en üst hadden cezalandırılmasını istiyoruz" dedi.

Tanık dinleme talebini de reddeden mahkeme heyeti sanık A.A.'ya kadına karşı kasten öldürme suçundan indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.



Olay

26 Kasım 2025 tarihinde meydana gelen olayda Demokrasi Mahallesi Celal Bayar Sokak'ta, A.A. (41) ile 2 çocuk annesi Ebru Kekilli (36) arasında henüz bilinmeyen bir sebepten tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine A.A. tüfekle kadını vurup kaçtı. Sağlık ekipleri tarafından yapılan kontrollerde genç kadının hayatını kaybettiğini belirledi. Hayatını kaybeden kadının cenazesi öğlen namazını müteakip Talas Dedeoğlu Cami'de kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi.

YKS için güvenlik tedbirleri tamamlandı: 44 bin 886 personel görev yapacak!

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 20 - 21 Haziran 2026 tarihlerinde yapılacak Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için ülke genelinde güvenlik tedbirlerinin alındığını açıkladı. Sınav süresince 11 bin 883 okulda 44 bin 886 personel ve 6 bin 907 ekip görev yapacak

18.06.2026 17:10:00
Haber Merkezi
YKS için güvenlik tedbirleri tamamlandı: 44 bin 886 personel görev yapacak!
YKS için güvenlik tedbirleri tamamlandı: 44 bin 886 personel görev yapacak!
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 20 - 21 Haziran 2026 tarihlerinde yapılacak Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için ülke genelinde güvenlik tedbirlerinin alındığını açıkladı. Sınav süresince 11 bin 883 okulda 44 bin 886 personel ve 6 bin 907 ekip görev yapacak.

20-21 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek YKS'ye yönelik güvenlik hazırlıkları tamamlandı.

Mustafa Çiftçi, X hesabından yaptığı açıklamada, sınava katılacak 2 milyon 425 bin 560 adayın "huzur ve güven içerisinde sınava girebilmesi" için tüm birimlerle hazırlıkların tamamlandığını belirtti.

Çiftçi, ülke genelinde 11 bin 883 okulda 44 bin 886 personel ve 6 bin 907 ekibin görev yapacağını bildirdi.

Sınav merkezleri önceden kontrol edilecek
Açıklamaya göre sınav merkezleri, sınavdan bir gün önce ekipler tarafından kontrol edilecek. Sınav binaları ve çevresinde güvenlik, trafik ve gürültüye ilişkin tedbirler uygulanacak.

Sınava geç kalma riski bulunan adaylara destek sağlanacak, ihtiyaç duyulan noktalarda hazır kuvvet ve takviye ekipler görevlendirilecek.

Kopya girişimlerine karşı önlem
Organize kopya girişimleri ve sınav düzenini bozabilecek olumsuzluklara karşı istihbari, teknik ve önleyici tedbirlerin en üst seviyede uygulanacağı belirtildi. Sınav evraklarının nakli sırasında da güvenliğin kesintisiz sağlanacağı ifade edildi.

Nüfus müdürlükleri açık olacak
Kimlik kartını kaybeden adayların mağduriyet yaşamaması için sınav merkezi olan il ve ilçelerdeki 355 nüfus müdürlüğü açık tutulacak.

Nüfus müdürlükleri, 20 Haziran Cumartesi günü 07.00 - 17.00, 21 Haziran Pazar günü ise 07.00 - 15.30 saatleri arasında hizmet verecek.

Özgür Özel'in A takımından Kılıçdaroğlu yönetiminin 'Tedbir var, kurultay kararı alınamaz' açıklamasına tepki

Özgür Özel'in A takımından Kılıçdaroğlu yönetiminin 'Tedbir var, kurultay kararı alınamaz' açıklamasına tepki: Darbe generallerinin bile yapmadığı kural tanımazlık!
 

18.06.2026 15:30:00
Haber Merkezi
Özgür Özel'in A takımından Kılıçdaroğlu yönetiminin 'Tedbir var, kurultay kararı alınamaz' açıklamasına tepki
Özgür Özel'in A takımından Kılıçdaroğlu yönetiminin 'Tedbir var, kurultay kararı alınamaz' açıklamasına tepki
Mutlak butlan kararıyla genel başkanlık görevinden tedbiren alınan CHP lideri Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu'nu (MYK) TBMM'de topladı. Toplantıda CHP delegeleri tarafından Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki genel merkeze teslim edilen kurultay imzaları ve genel merkez tarafından 10 gün içerisinde adım atılmazsa yol haritasının ne olacağı, ihraçlar, görevden alma, disipline sevk konularının ele alındı.

Özgür Özel, TBMM Grup Yönetim Kurulu Toplantı Salonu'nda A takımıyla bir araya geldi. Özel, saat 11.15'te başlayan toplantıya CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ve Kılıçdaroğlu'nun MYK'sının tedbirli disipline sevk kararının ardından grup başkanvekillikleri düşürülen Ali Mahir Başarır ve Gökhan Günaydın ile birlikte girdi.

Toplantı sürerken Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından tedbirli olarak kesin ihraca sevk edilen 9 vekilden Günaydın hakkındaki tedbir kararı Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) kararıyla kaldırıldı, grup başkanvekilliğinin devam edeceği öğrenildi.

Ttoplantıda CHP delegeleri tarafından genel merkeze teslim edilen kurultay imzaları ve genel merkez tarafından 10 gün içerisinde adım atılmazsa yol haritasının ne olacağı ele alındı, hraçlar, görevden almalar, disipline sevk edilmeler de toplantının gündeminde oldu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.