Hz. Fatıma: ‘Babacığım, babacığım bu halin ne?’
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ölüm günü Hak Teâla, ölüm meleği yeryüzüne indiğinde, O’na izin almadan Peygamberin üzerine gidip mübarek ruhunu kabzetmesin ve O’na yakışıksız muamelede bulunmasın diye emretmişti
Haber Merkezi





"Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ölüm günü Hak Teâla, ölüm meleği yeryüzüne indiğinde, O'na izin almadan Peygamberin üzerine gidip mübarek ruhunu kabzetmesin ve O'na yakışıksız muamelede bulunmasın diye emretmişti.
Ölüm meleği bin kere bin melekle renkli giysiler giyerek ve türlü türlü süslerle ziynetlenip Resûlullah'ın saadetli evine geldiler.
Melekü'l-Mevt bir Arabî şekline girmişti. İzin istedi. Fâtıma (a.s.) da oradaydı. O cevap verdi:
'Ey Arabi, Resul Hazretleri kendi hâli ile uğraşıyor. Şimdi görüşmek için mecali yok.'
Ölüm meleği yüksek sesle bir kere daha izin istedi. Fâtıma (a.s.) yine aynı cevabı verdi. Üçüncü defasında en şiddetli bir sesle sordu ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) duydu. Fâtıma (a.s.)'a, 'Ne var ne oluyor?' diye sordu.
Fâtıma (a.s.), 'Ya Resûlallah (s.a.v.) bir ısrarcı, savulamayan çöl Arabı geldi. İlle Seninle konuşmak için ruhsat istiyor. Ne özür dinliyor, ne de özrü söylemek ona fayda kılıyor.'
Hz. Muhammed (s.a.v.): 'Ey Fâtıma, gelen o Arabi kimdir bilir misin?'
Fâtıma (a.s.) cevap verdi: 'Allah ve Resulü bilir bunu.'
Hz. Muhammed (s.a.v.): 'O kimse, duyulan her lezzeti kesen, toplulukları birbirinden ayıran ölüm meleğidir. Ruhumu almaya gelmiş. Hiçbir kapı O'na kapalı değildir ve hiç kimse O'nu uzaklaştırmaya çare bulamaz. Ruhsattan muradı, peygamberlik hanedanına saygısındandır. Yoksa O'nun ne ruhsata, ne de müsaadeye ihtiyacı vardır.'
Hz. Fâtıma (a.s.) bu hâlden derin bir üzüntüye kapıldı. Aklı başından gitti. Hz. Muhammed (s.a.v.), Fâtıma'nın (a.s.) kin taşımayan göğsüne mübarek elini koydu, kendinden geçti. Fâtıma'nın (a.s.) baygınlığı geçip, kendine gelip babasını baygın görünce Beka âlemine göçtüğünü sandı.
'Babacığım, babacığım bu halin ne?' diye feryad kopardı.
Hz. Muhammed (s.a.v.) yaşlar akan gözlerini açtı. Fâtıma'yı (a.s.) ağlar görünce:
'Ey ciğerimin köşesi, ağlama ki, Arş'ı taşıyan meleklerin hepsi Senin hâlinden figana geldiler" dedi ve kendi mübarek eliyle Fâtıma'nın yüzünden gözyaşlarını sildi, temizledi:
'Allah'ım, bu dertliyi Benim ayrılığımda sabır ile mümtaz et!' diye Allah'a yalvardı.
Sonra teselli içinde Fâtıma'ya (a.s.) şunları söyledi: 'Ey Fâtıma, Benim ruhum kabzolunurken,"inna lillahi ve inna ileyhi raciun"u tekrar et. Tahammül kıl ki, her insana Hak Teala bir musibete bir karşılık verir, her tahammüle bir tahammül kaderlenmiştir' dedi.
Hazret-i Fâtıma (a.s.) sordu: 'Ey server Sana karşılık mı olur?'
Hz. Muhammed (s.a.v.) bu hâle şahit olan mü'minlerin analarını yanına toplayıp onlara ibadet, taat, sabır ve kanaat tavsiyesinde bulundu. Hz. Fâtıma (a.s.)'a da:
'Hasan ve Hüseyin'i getir' dedi. Hasan ve Hüseyin geldi. Selam verip ağlaya ağlaya karşısında durdular. Orada bulunanların hepsi onların bu halinden ağlamaya başladılar.
Hz. Hasan elem dolu yüzünü dedesinin nurlar dolu yanaklarına sürerdi. Ve Hüseyin de, yaş döken gözlerini O'nun Arş'ı tutan el ve avucuna temas ettirip ağlar dururdu.
Hz. Muhammed (s.a.v.) de şefkatli bir gözle bakıp ayrılıklarından hasret âhı çeker ve ince duygusunun yaşlarını dökerdi."
Sünni Beyhakî'nin Sünen'inden: Enes'den rivayet edilmektedir:
"Allah'ın Resulü'nün (s.a.v.) ölüm hastalığı sırasında, Hz. Fâtıma (a.s.) O'nu kendi göğsüne yasladı. Resûlullah'ın (s.a.v.) rahatsızlığı çok şiddetli idi.
Hz. Fâtıma (a.s.): 'Âh, Babamın rahatsızlığı ne şiddetlidir!' dedi.
Peygamber (s.a.v.): 'Artık bu günden sonra Babanın bir rahatsızlığı kalmayacak' dedi."
Sünni İbn-i Esir'in eserinden: Enes şöyle dedi:
"Peygamberi (s.a.v.) kabre koyup geri döndükten sonra Fâtıma (a.s.)'ın yanına geldim. 'Resûlullah'ın (s.a.v.) yüzüne toprak örtmeye gönlünüz râzı oldu mu?' dedi ve ağladı."
Hz. Peygamberin (s.a.v.) vefatı Hz. Fâtıma (a.s.) için bir dönüm noktası olmuştur. Bu günden sonra dünya ile ilgisini nerede ise kesmiştir.
Fuzuli'nin eserinde şöyle bir rivayet vardır:
"Hz. Fâtıma (a.s.) Hz. Ali'nin (a.s.) öğüdünü dinleyip o gizli dağlanmanın kanını içine akıttı, gönlünün ateşini gizledi. İlk baharın gelmesini bekleyen lale goncası gibi, o vakte kadar sabretti ki, artık halvethane kubbesindeki kandil sönmüş, karanlığın şiddetinden figanının gökyüzüne varması sona ermişti.
Hazret-i Fâtımatü'z-Zehra (a.s.) gamının şiddetinden bî-huş kaldığı bir sırada göz açıp Hz. Ali'ye (a.s.) şöyle yalvarmıştı:
'Ey Ali, vakit ne ola?'
'Ey Fâtıma, kapkaranlık bir gecenin ancak sekizde bir vakti geçti.'
Fâtıma (a.s.) sordu: 'Ey Ali, acaba Babamın mezarını ziyarete ruhsat müyesser olur mu?'
Ali (a.s.) cevap verip dedi ki: 'Ey Fâtıma, müyesser olur. Ancak şu şartla ki, yüksek sesle ağlamayacaksın.'
Fâtıma (a.s.) bunun üzerine ayağa kalktı. Ali (a.s.) da O'na yardım etti. Birlikte Ravza-i Mutahhara'ya geçtiler. Fâtıma anamızın gözü Hz. Mustafa'nın mezarına kayınca feryadı, ağlayışı gökte Hz. Allah erişti. Ayakta duramadı. Dilinden şunlar döküldü:
"Ey felek, şer'in şifa evini viran eyledin,
Dertlileri bahtsızlık dağıyla kan eyledin,
İkbâlimin yüzüne kara perdeyi çektin
Bana yüz gam vererek ne perişan eyledin
Şeriat göklerinin güneşini batırdın
Ayı kapkara toprak içre nihan eyledin
Eğer (kafirsen) desem, şaşılmaz buna, çünkü
İman ehli olanı kasden kurban eyledin."
Fâtıma (a.s.) inleyip haykırdıkça Hz. Ali (a.s.), O'nu yatıştırıyor, şöyle diyordu: 'Ey Fâtıma, sabır ağlamaktan daha üstün ve daha doğrudur. Tahammül etmek, feryattan daha sevaplıdır.'
Hz. Fâtıma (a.s.): 'Ey sevgili amcamın oğlu! Bana bunları yasak etme! Dünyanın en faziletlisinin dünyadan ayrılışı felaketin en büyüğüdür' dedi."
Tevfik Ebu İlm'in eserinde şöyle bir rivayet yer almaktadır:
İmam Câfer Sâdık (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Fâtıma (a.s.) büyük bir üzüntü çekiyordu. Bunun sonucunda sağlığı bozuldu. Bundan sonra sadece bir kere gülümsedi. O da ölüm döşeğinde Esma bint-i Umeys'e baktığı sırada oldu.
Fâtıma (a.s.) ölüm giysilerini giyindikten sonra kendisi için ölümünden önce hazırlanan tabutuna baktı ve 'Beni örttünüz, Allah da sizin günahlarınızı örtsün' dedi." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)






















































































