logo
24 HAZİRAN 2026

İddia ettikleri demokrasi hiçbir zaman gelmedi

İcmal Gençlik Derneği'nin geleneksel yaz kampındaki oturumda söz alan BTP İstanbul Kadın Kolları Başkanı Dr. Lina Kotil, 11 Eylül olayları sonrası Müslüman ülkelerinde yaşanan çatışmalardan dolayı bugün milyonlarca insanın mülteci durumuna düştüğünü ve iddia ettikleri demokrasinin hiçbir zaman gelmediğini belirtti.

18.08.2017 00:00:00
İcmal Gençlik Derneği tarafından Afyon'da düzenlenen geleneksel yaz kampındaki oturumda, "11 Eylül olayları sonrası Afganistan ve Irak'ta, Arap Baharı sonrasındaysa Suriye, Yemen, Libya, Mısır, Tunus ve diğer Arap ülkelerinde yaşanan çatışmalardan dolayı bugün milyonlarca insan mülteci durumunda" diyen BTP İstanbul Kadın Kolları Başkanı Dr. Lina Kotil Arap Baharı'yla arzu edilen demokrasinin hiçbir ülkeye gelmediğini belirtti.
Dr. Lina Kotil'in dikkat çeken konuşmasını siz Yeni Mesaj okurlarının dikkatine sunuyoruz:
"11 Eylül olayları sonrası Afganistan ve Irak'ta, Arap Baharı sonrasındaysa öncelikle Suriye, Yemen, Libya, Mısır, Tunus ve diğer Arap ülkelerinde yaşanan çatışmalardan dolayı bugün milyonlarca insan mülteci durumunda...
Yüzbinlerce ölü, yaralı ve sakat, binlerce kayıp insan, öksüz ve yetimler, satılan çocuklar ve kadınlar?
Tüm yaşananlar tam bir insanlık dramı.
Maalesef Arap Baharı'yla arzu edilen demokrasi, hiçbir ülkeye gelemedi. Sadece yeni diktatörler edindiler. Hatırlarsanız eski ABD Dışişleri Bakanı Condolizza Rice ABD Başkanı Bush'un BOP'u tarif ederken 22 İslam ülkesinin sınır ve yönetimlerini değiştirecek büyük bir proje olduğunu söylemişti.
O dönemde sadece Prof. Dr. Haydar Baş bunun Büyük Ortadoğu'yu değil, Büyük İsrail'i kurmaya yönelik bir proje olduğunu dile getirmişti. Zaman bir kez daha onu haklı çıkardı. Maalesef bilanço çok ağır, yıkılan ülkeler, mahvolan hayatlar, sanıyorum bu olayların olumsuz sonuçlarına daha uzun yıllar birlikte şahit olacağız.
Aslında bu durum, I. Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin yarım kalan Osmanlı topraklarını paylaşma planının bir devamı. O gün İngiliz ve Fransızları Anadolu'da Atatürk durdurmuştu. Bu yüzden ona olan düşmanlıkları bitmek bilmiyor.
O'nu Türk Milletinin gözünden düşürmek için bunca yıl sonra bile iftiralara devam ediyorlar. Çünkü Anadolu düşerse planların gerçekleşmesi tamamlanacak.
Ve buna en büyük engel, Atatürk'ün sembolü olduğu bağımsızlık ruhu ve anti-emperyalist duruştur.
"Milli mücadeleyi aslında Atatürk başlatmadı, Atatürk tam bir İslam düşmanıydı, dindar insanları astı, Suriye ve Filistin'i kaderine terk edip kaçtı" gibi iftiralarla halen ona saldırmaya devam ediyorlar.
Eğer gerçekten öyle olsaydı;
Mondros Mütarekesi'nin gereği olarak, padişahın emriyle Medine'yi İngilizlere teslim etmesi gerekirken, hiç destek almadan 1.5 yıl daha direnen, torunu olmakla gurur duyduğum Medine Mücaviri Fahrettin Türkkan Paşa gibi dindar ve vatansever bir insan onun yanında Milli Mücadeleye katılır mıydı? Atatürk'ün Afganistan Büyükelçisi olmayı kabul eder miydi?
Bu arada, maalesef neler başardığını hiç duymadığım büyükdedemi tanıyıp değerini bilmemi sağlayan Sayın Prof. Dr. Haydar Baş'a sizlerin huzurunda sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Peki, Atatürk acaba gerçekten İslam'a ve Araplara düşman mıydı, İngilizlerle işbirliği yapmış mıydı? Dilerseniz bunun cevabını tarih sayfalarında arayalım.
Atatürk Filistin ve Hicaz'dayken
Atatürk Filistin ve Hicaz Cephesi'nde Yıldırım Orduları komutanıyken İngiliz Kumandan Allenby'ın başlattığı büyük saldırı sonucunda Amman, Gazze, Kudüs, Beyrut, Şam gibi büyük şehirlerin kolaylıkla İngilizlerin eline geçmesinden sonra ve kendisine destek olması gereken 8. ve 4. Orduların dağılması sonucunda, M. Kemal Paşa artık Suriye'yi savunmanın imkânsızlığını anlamıştı. Ona göre asıl savunulması gereken Anadolu idi. Bu sebeple daha fazla zayiat vermeden, emrindeki orduyu Halep'in 5 km. kuzeyine çekerek, Toros geçitlerini savunma hazırlığına başladığı bir sırada 30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri'yle Mondros Mütarekesi imzalandı.
Mütareke'nin ağır koşulları karşısında M. Kemal bir yandan Anadolu'yu düşman ordularından temizlemenin hesaplarını yaparken, diğer taraftan da Hatay ve Musul'u Misak-i Milli Sınırlarına katmak, bu arada da Irak ve Suriye'deki bağımsızlık hareketlerini güçlendirmek istemiştir. Bunun için Irak ve Suriye'deki Anti-Emperyalist hareketler arasında Uceymi Paşa ve özellikle Şeyh Ahmet Sunusi ile ilişki kurmuştur.
Milli Mücadele'nin sona ermesine yakın kendisi İngiliz destekli Yunan Ordusu'na karşı Büyük Taarruz'u başlatırken, onun görevlendirdiği Özdemir Bey'de 5 bin kişiye varan kuvvetiyle İngilizlere ve işbirlikçi Araplara karşı harekete geçmiştir. 30 Ağustos'ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin kazanılmasından yalnızca 1 gün sonra 31 Ağustos 1922'de Suriye'de Derbent Zaferi kazanılmıştır. Böylece İngilizlerin ifadesiyle Irak'ta adeta "Kemalizm Hayaleti" dolaşmaya başlamıştır.
Atatürk, bilinenin aksine Irak ve Suriye'nin bağımsız olabilmesi için çok çaba harcamıştır. Aslında bunu mütarekeden çok önce, o günün şartlarında İngiliz ve isyancı Arapları yenmenin imkansızlığını görüp, en azından Anadolu'yu kurtarabilmek ve Suriye-Irak bölgesinin İngiliz himayesi altına girmesine engel olabilmek için acil bir gereklilik olarak Talat Paşa'ya da dile getirmiş ancak kabul ettirememiştir.
Atatürk, Suriye'nin bağımsızlığından yanaydı
Suriye'nin bağımsızlığından yana oluşuna en büyük delil, 21 Aralık 1937'de Suriye Başbakanı Cemil Mardam'la Ankara'da yaptığı görüşmede söyledikleridir.
O gün Atatürk şu çarpıcı sözleri söylemiştir:
"Ben milletin mevcudiyetini kurtarmak için işe başlarken, bütün kuvvetimi ve kudretimi, yalnız bu imparatorluk içindeki Türk olan unsura hasretmek mecburiyetinde kaldım. Ancak ben bu işi yaparken çok emindim ki, asırlardan beri beraber yaşamış, dindaşlık yapmış insanlar ayrılamazlar.
Yalnız imparatorluğun yarattığı birtakım yanlış anlamaların unutulabilmesi ve nihayet beraber yaşamış bu insanların birbirlerini anlayabilmesi için belli bir zaman geçmesi lazımdı.
İslam âlemi, Suriye Milleti ve Devleti tamamiyle ve katiyen bağımsız olmalıdır. Bunu burada söylediğim gibi, Fransızların ve bütün dünyanın önünde tekrar etmek benim için şeref ve zevktir. Fransızlar bu hususta bir takım hayali ve kaprisli yollara saparlarsa, netice aleyhlerinde olur.
Fransızlar akıllarını başlarına alsınlar. Batıdan bir millet gelecek, kaderimizi tayin edecek. Bu benim hoşuma gitmiyor. Bu işte onları hakem tayin etmeyeceğim. Fransızlar hiçbir şey yapamazlar, ancak enerjinizi kullanmanız şartıyla. Ben bunu somut olarak söylüyorum ve icabında da fiilen gösterecek vaziyetteyim. Fransızlar eğer şüphe ediyorlarsa bunu tecrübe edebilirler.
Yapamam! Hepimiz Müslümanız. Yemin ederim ve namusum üzerine söylerim ki, Suriye'yi Fransızlara bırakmam! Türkiye Cumhuriyeti'nin her zaman arzu ettiği şey, Suriye'nin bağımsız bir İslam Devleti olmasıdır. Fakat  Fransızlar bunu istemiyorlar. Suriye'yi kıskıvrak ellerine almak istiyorlar. Eğer Suriyeliler isterlerse ben bunu (Suriye'nin bağımsızlığı) yapacağım.
Fransızlar, Suriyelileri adam yapmak istiyorlarmış. Fakat evvela kendileri adam olsunlar. Suriyeliler zeki, modern ve nazik insanlardır. Fransızların terbiyesine ihtiyaçları yoktur. Suriyeliler de böyle düşünmelidirler. Ben Suriye'yi bilirim. Gençliğimde Şam'da bulundum. Sürgün olarak, Abdülhamit zamanında. Suriye'nin daha birçok şehirlerinde de yaşadım. Daha sonra da kumandan olarak da bulundum. Bütün kabahat maalesef Osmanlı İmparatorluğu'ndadır.  Balkan Harbi sonunda Gelibolu'da idim. Ben Talat Paşa'ya teklif ettim. Suriye'ye, Irak'a bağımsızlık veriniz dedim. Talat Paşa, 'Bunu başkasına söyleme, seni asarlar' dedi.
'Herkesle dost olalım fakat benliğimizi kaybetmeyelim'
Fakat yapılacak şey bu idi. Eğer yapılsa idi, bugün Türkiye, Suriye ve Irak ki zaten kardeştirler, daha samimi kardeş olacaklardı; Bağımsız Suriye, Irak, Türkiye... Fransızlarla, İngilizlerle, herkesle dost olalım, fakat benliğimizi kaybetmeyelim. Onlar da artık bizim varlığımızı, kıymetimizi anlasınlar, bağımsızlığa hürmet etsinler. Onlar bizi köle olarak kabul ederlerse bundan Sayın Suriye Başvekili elbette memnun olmaz. Emir altında olamayız. Bunu Suriyeliler anlamalıdır, anlamazlarsa hiç olurlar. Suriye devleti, milleti, başvekili vardır. Bu konuda ben çok hassasım.
Bir Fransız generali gelsin bütün bir millete hükmetsin! Bunu kabul edemem. Suriyeliler henüz olgun değilmişler. Fransızlar acaba ne zaman olgun olmuşlardır? Suriyeliler mükemmelen medeni iken acaba Fransızlar ne vaziyette idi? Daha birçok meselelerimiz vardır. Fakat ve maalesef bunların ortaya konulması için kuvvet lazımdır. Suriyelilerin ellerini, kollarını bağlamışlar. Çözünüz onları, koparınız o bağları! Biz Türkler, sizi seven dostlarınız. Tabi bu meseleleri diplomatik yollarla takip edeceğiz, Fakat onlar bize galebe çalamazlar.
Hatay nedir? Küçük bir şey! Ben onu bize verin demiyorum. Ancak bu mesele benim için namus meselesidir.
(Hatay misak-ı milli sınırları içinde yer aldığı için, anavatana katılması Batı dünyasına karşı milli mücadelenin tam olarak kazanıldığının da bir ispatı olacaktı. Maalesef yine misak-ı milli sınırları içinde yer alan Musul ve Kerkük sorununu çözmeye Atatürk'ün ömrü yetmemiştir.)
Bu meseleyi halledeceğiz. Bunun için en büyük tehlikeyi bile göze aldım. Mesele, Suriye ile aramızda kalınca bin bir dostluk yolları ile uyuşuruz. Hatta Suriye Başvekili ile benim aramda kalsa daha çabuk olur. Bunu yapacağım. Hatay'ı Fransızlara veremem.
Açık söylüyorum. Eğer Ekselans, yarın Suriye'ye ve Şam'a dönerlerse lütfen benim bütün Suriyelilere ve bütün dostlarımıza selamımı söylesinler ve açık olarak desinler ki, ben ve hükümetim sizin tam bağımsızlığınızı istiyoruz. Eğer Fransızlar buna engel olursa onlara da söyleyecek sözlerimiz vardır. Ona da kefilim. Suriyelilerin ordusu yoktur. Fakat bizim ordumuz kâfidir. Söz veriyorum: İcap ederse girerim ve sonra yine çıkarım.
Temenni ederim ki, buna mecbur olmayalım. Katiyen bırakmam. Fransızlar Suriye'yi terk etmek istemiyorlar. Fakat terk edeceklerdir. Bir kere tutununuz, ordu yapınız. Korkmayınız, bir şey yapamazlar. Fakat kuvvet kullanmaz iseniz her şey yaparlar."
Atatürk, Mısır'a da büyük önem veriyordu
Bu sözlerden anlaşıldığı üzere Atatürk'ün Ortadoğu için hayali, bağımsız ve güçlü Müslüman devletlerin orada hakim olmasıydı.
Bu konuyla ilgili benzer ifadeleri, Ankara'da 26 Mart 1933 günü, Mısır Büyükelçiliği'ni ziyaret edip, gün ağarana kadar Mısırlı yetkililerle yaptığı görüşmede de kullanmıştır:
"Doğu'dan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün nasıl ağardığını görüyorsam, uzaktan, bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak olan daha çok kardeş millet vardır.
Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, manileri yenecekler ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı kaim olacaktır."
Müslümanların birleşmesini istiyordu
Yine benzeri düşünceler Nutuk'ta şöyle ifade edilmiştir:
"Avrupa-Asya ve diğer kıtalarda yaşayan Müslümanlar, gelecekte kendi iradelerini kullanacak bir güç ve özgürlüğe kavuşurlarsa, işte o zaman çağın gereklerine uygun birtakım birleşme noktaları bulabilirler. Bağımsız İslam Devletleri'nin temsilcileri, bir meclis oluşturup ortak ilişkilerini korumak ve birlikte hareket etmek için kongreler yaparlar. İşte o zaman birleşik İslam Devletleri'nden birinin başkanını meclisin başkanlığına seçip bu zata Halife ünvanını verirler."
Aytunç Altındağ Atatürk'ün hilafet projesini şöyle anlatır:
"İslam ülkeleri artınca aralarında bir şura oluştururlar, 5 ülkeyi daimi yönetici seçerler. Meclisleri sırayla hilafet makamını teslim eder".
Görüldüğü gibi Atatürk asla İslam'a, Hilafete ve İslam Ülkeleri'nin birliğine karşı olmamıştır. Ancak, işlevini, anlamını ve kutsallığını kaybetmiş, içi boşaltılmış kurumlar uğruna vatan evlatlarının ve milletin kaynaklarının ziyan edilmesini istememiştir.
Atatürk iddia edilenin tam tersine, tüm İslam Ülkeleri'ne gücü yettiğince yardımcı olmak için çabalamıştır.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 1937'de İngilizlerin himayesi altında Siyonist Yahudilerin Filistin topraklarındaki yayılmacı hareketlerine karşı, TBMM'de yaptığı konuşmadır:
"Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez.
Biz gerçeği ifade edecek olursak bir kaç sene Araplardan uzak kaldık.
Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.
Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.
Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik.
Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, "Mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin" için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.
Bugün artık Allah'ın inayetiyle, dedelerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğruna Hıristiyanlarla mücadele ettikleri bu toprakların yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edebilecek kadar kuvvetliyiz.
Avrupa'nın bu mukaddes yerlere sahip olmak için atacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur."
Atatürk'ün bu ifadeleri, İslam Coğrafyası'nda büyük bir memnuniyetle karşılanmış, hatta bu durum, Bombay Günlükleri adlı bir Hindistan gazetesinde şu şekilde manşete taşınmıştır:
"FİLİSTİN'E EL SÜRÜLEMEZ, MUSTAFA KEMAL PAŞA AVRUPA'YI İHTAR EDİYOR!"
Bu duruşundan dolayı Siyonistlerin Atatürk için ölüm emri çıkarttığını iddia eden belgeler dahi mevcuttur.
İşte bu yüzden Filistin topraklarına 1900'lü yılların başında yerleşen Yahudiler, bu topraklarda Atatürk'ün ölümüne değin, bir devlet kuramamış, hatta kurmaya teşebbüs dahi edememişlerdir.
İşte maalesef Atatürk'ün ölümünden sonra İslam âlemi tekrar Batı Dünyası'nın oyun sahnesi haline gelmiştir.
Bugün tüm İslam âleminin yeniden, bağımsızlığa inanan, ileri görüşlü, cesur, kararlı, donanımlı ve Atatürk gibi asla satın alınamayacak bir lidere ihtiyacı var!
Bu lider yine Türk Milleti'nin içinden çıktı.
O kendisini;
Mustafa Kemal asker Atatürk'tü,
Ben ise Hoca Atatürk'üm diye tarif ediyor.
Bu lider;
Hepinizin anladığı üzere siyasette, ekonomide, sosyal hayatta her öngörüsü doğru çıkan,
Milli Ekonomi Modeli ile 4 milyar insanın karnını doyuran ve fakirliği tarihe gömen, Ehl-i Beyt açılımıyla, Siyonist bir proje olan Alevi-Sünni düşmanlığını yok eden, bizleri kardeş yapan, İslam dünyası üzerindeki tüm kirli oyunları bozan,
PROF. DR. HAYDAR BAŞ'TIR.
Türk Milleti onunla bir ve beraber olursa, hem Atatürk'ün hayalleri, hem de
Türk-İslam âleminin kurtuluşu gerçekleşecektir.
Bizler vatanını aşk ile seven bağımsızlık sevdalısı kadrolar olarak, sonuna kadar onun yanında olacağımıza söz veriyor, İnsan Hakları'nın, barışın ve huzurun hakim olacağı o kutlu günleri heyecanla bekliyoruz. Saygılarımla..."
SELİM AYANOĞLU / AYFYONKARAHİSAR
 

Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet

Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

24.06.2026 13:50:00
AA
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN'la yapılan atışlarda tam isabet
Bayraktar KIZILELMA'dan ASELSAN'ın geliştirdiği Düşük Görünürlüklü Elektro-Optik Hedefleme Sistemi TOYGUN ile yapılan test atışlarında, milli güdüm kitleri TEBER-82 ve LGK-82 hedefi tam isabetle vurdu

Baykar'dan yapılan açıklamaya göre, Bayraktar KIZILELMA'nın gerçekleştirdiği test atışlarında, hedefleme ve işaretleme milli elektro-optik hedefleme sistemi TOYGUN tarafından yapıldı.

ASELSAN'ın LGK-82 ve ROKETSAN'ın TEBER-82 güdüm kitleriyle sabit kara hedefine yönelik gerçekleştirilen test atışı başarıyla tamamlandı.

ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bayraktar KIZILELMA'nın keskin gözünün ASELSAN TOYGUN olduğunu belirterek, "Düşük görünürlük avantajını koruyarak hedefleme ve işaretleme, LGK ve TEBER ile vuruş. Bu başarı, milli mühendisliğimizin geldiği seviyenin ve güçlü işbirliğimizin somut bir göstergesidir. Emeği geçen tüm ekiplerimizi yürekten kutluyorum." ifadesini kullandı.

ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci de KIZILELMA'dan yapılan test atışında TEBER-82 Güdüm Kiti'nin hedefi başarıyla vurduğunu aktararak, "Birlikte geliştirdiğimiz milli teknolojilerimizle gücümüze güç katmaya devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi

Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi

24.06.2026 11:34:00
Haber Merkezi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de korkutan deprem: İstanbul'da da hissedildi
Düzce'de 3.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem İstanbul'da da hissedildi.
AFAD verilerine göre, Düzce'de 3.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Deprem saat 08.46'da meydana gelirken sarsıntı 11,32 kilometre derinlikte gerçekleşti.
Deprem Sakarya ve İstanbul'da da hissedildi.

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak, 393 bin 829 kişi oldu

24.06.2026 11:15:00
AA
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te yüzde 25,2 arttı
Türkiye İstatistik Kurumu, 2025 yılına ilişkin "uluslararası göç istatistikleri"ni yayımladı.

Buna göre, Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 kişi oldu. Bunların yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'ye yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklu nüfus olarak belirlendi.

Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı ise geçen yıl 2024'e göre yüzde 5 azalarak, 403 bin 216 olarak kayıtlara geçti. Bu nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlardan oluştu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklu olduğu görüldü.

Türkiye'ye 2025'te göç edenler yaş grubuna göre incelendiğinde, ilk sırada yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi.

Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu takip etti.

En fazla göçü İstanbul aldı
Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti.

Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul en fazla göç veren il olarak kayıtlara geçti. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 ile İzmir izledi.

En çok Türkmenistan'dan göç alındı
Ülkeye 2025'te gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı, yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Bu ülkeyi yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları takip etti.

Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları izledi.

Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te çıkan yangında yakınlarını kaybedenler, Bolu Adliyesi önünde açıklama yaptı

23.06.2026 17:00:00
AA
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı
Kartalkaya'daki otel yangınında yakınlarını kaybedenler adliye önünde açıklama yaptı

Adliye önünde pankart açan aileler adına konuşan, olayda 8 yakınını kaybeden avukat Yüksel Gültekin, yangının üzerinden 17 ay 2 gün geçtiğini belirtti.

"Davada birinci derece kusurlu gösterilen Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeliyle ilgili maalesef bugüne kadar herhangi bir hukuki gelişme olmadı." diyen Gültekin, 40 yıllık avukat olarak ilgili personel hakkında iddianame düzenlenmemesini izah edemediğini söyledi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek'e kurulan komisyonla aydınlatılan cinayetler dolayısıyla bir vatandaş olarak teşekkür ettiğini belirten Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca 'Suç işleyen herkes yakasından tutulacak ve yargı önüne çıkarılacak.' sözünü de önemsiyorum ve güven duyuyorum. Sayın Adalet Bakanım, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1. derece kusurlu olduğunu tespit etti. Netice itibarıyla Turizm Bakanı yargılama müsaadesi vermedi, buna rağmen Danıştay bu kararı kaldırarak, 'Yargılanmalılar, hesap vermeliler.' dedi. Sayın Bakanım, sizden 78 canımız adına rica ediyorum. Gecikmeden, mümkünse bugün, değilse yarın bu dosyanın iddianamesinin düzenlenmesi için talimat verin. Aksi halde bu sürecin ilerlemeyeceğini düşünüyoruz."

Devletine ve milletine bağlı insanlar olduklarını vurgulayan Gültekin, "17 aydır sabırla bekliyoruz ancak bu duyarsızlık karşısında sabrımız tükenmiştir. Savcılığa gidiyoruz, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personeli bekleniyor.' deniyor. Diğerlerinde beklenmezken burada neden bekleniyor'" ifadelerini kullandı.

Gültekin, ailelerin 17 ay 2 gündür uyumadıklarını dile getirerek, "Nefesimiz yettiği sürece bu davanın takipçisi olacağız. Evlatlarıma her gün söz veriyorum ve sözümü tutacağım. Bu olayda zerre kadar ihmali olan herkes yargı önüne çıkacak ve hesap verecek. Biz davamızdan vazgeçmeyiz." dedi.

"Gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır"

Yangında kardeşi ve iki yeğenini kaybeden Çiğdem Sarıtaş da "Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen neden hala iddianame hazırlanmadığını" sordu.

Sarıtaş, İl Özel İdaresi ve Bolu Belediyesi görevlilerinin Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Aynı bilirkişi raporlarında aynı derecede sorumlu gösterilen bakanlık görevlileri için hukuk neden aynı şekilde işletilmemektedir' Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. İl Özel İdaresi ve Belediye görevlileri için işletilen hukuk, Bakanlık görevlileri için de işletilmelidir. Birinci dosyada esas alınan sorumluluk tespitleri doğrultusunda Bakanlık görevlileri hakkında gecikmeksizin iddianame hazırlanmalıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevlileri hakkındaki soruşturma izinleri derhal tamamlanmalıdır."

Sarıtaş, Bakanlık yetkililerinin önceki dosyayla paralel şekilde Ağır Ceza Mahkemesi önünde yargılanmalarının sağlanması gerektiğini söyledi. 

Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesindeki imha sahasında, Assan Grup isimli firmanın patlatma faaliyeti sırasında meydana gelen patlamada özel şirket çalışanı 2 personelin hayatını kaybettiği açıklandı

23.06.2026 16:59:00
Anadolu Ajansı
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü
Kırıkkale'de mühimmat patlaması: 2 ölü

Kırıkkale'nin Yahşihan ilçesinde imha sahasında mühimmatın kazara patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, saat 14.00 sıralarında Yahşihan ilçesi Bedesten mevkisindeki imha sahasında, gerçekleştirilen AR-GE faaliyetleri esnasında mühimmatın kazara patlaması sonucu özel şirket çalışanı 2 personelin vefat ettiği belirtildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Olayın ardından AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlar süratle bölgeye sevk edilmiş, bölgede gerekli güvenlik tedbirleri alınmıştır. Meydana gelen olayla ilgili adli ve idari inceleme başlatılmış olup süreç ilgili makamlarca titizlikle takip edilmektedir. Vefat eden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz."

Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor

Özel sektörde çalışan eğitim emekçileri ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, iş güvencesi ve atama hakkı talebiyle Ankara'da başlattığı süresiz açlık grevi eylemi kararlılıkla devam ediyor. Polis müdahalelerine ve fenalaşan arkadaşlarına rağmen geri adım atmayan öğretmenler, Çalışma Bakanlığı ile randevu masası kurulana kadar Başkent'i terk etmeyeceklerini duyurdu

23.06.2026 14:50:00
Haber Merkezi
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Öğretmenlerin Ankara direnişi sürüyor
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında bir araya gelen eğitimciler ile mülakat mağdurlarının 14 Haziran'da Ankara'da başlattığı eylemler kapsamında yürütülen süresiz açlık grevi devam ediyor.

Sendika genel merkez binası önünde devam eden grev boyunca bazı öğretmenler kan şekerinin düşmesi ve halsizlik nedeniyle ambulansla hastaneye kaldırıldı. Tedavileri tamamlanan eğitimciler, "Hakkımızı almadan eve dönüş yok" diyerek grev alanına yeniden geri döndü.

Masada iki net talep var

Direnişteki öğretmenler, eylemlerinin temel çıkış noktasını oluşturan iki hayati konunun çözüme kavuşturulmasını istiyor.

2014 yılında kaldırılan taban maaş hakkının geri getirilmesini isteyen özel okul ve kurs öğretmenleri, kamudaki meslektaşlarıyla eşit ücret hakkı ve asgari ücrete mahkûm edilmeyecekleri yasal bir düzenleme talep ediyor.

2025 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat komisyonlarının kararları nedeniyle atama hakları ellerinden alınan 1611 öğretmenin haklarının iade edilmesi de isteniyor.

Görüşmeler tıkandı, Bakanlık önünde müdahale

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kendilerine geçen yıl sözü verilen "Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Hayatı" başlıklı toplantının, işveren derneklerinin ikna edilememesi gerekçesiyle bir yıldır ertelendiğini açıkladı.

Öğretmenlerin taleplerini iletmek ve muhatap bulabilmek amacıyla Çalışma Bakanlığı önüne yaptığı yürüyüş ve oturma eylemine ise emniyet güçleri sert müdahalede bulundu. Çıkan arbedede çok sayıda sendika üyesi ve destekçi eğitimci ters kelepçe yöntemiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Ülke genelinden destek yağıyor

Ankara'daki açlık grevi sürerken eyleme destek sesleri dalga dalga büyüyor. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikalarının yanı sıra İzmir, İstanbul, Bursa ve Mersin gibi pek çok şehirde öğretmenler sokağa çıkarak Ankara'daki meslektaşlarına yönelik polis müdahalelerini protesto etti. Siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da yayımladıkları mesajlarla öğretmenlerin insanca yaşam ücreti ve iş güvencesi taleplerinin derhal yasalaştırılması çağrısında bulunuyor.

Öte yandan bugün, muhalefet milletvekillerinin mülakat mağdurları ve özel sektör öğretmenlerinin sorunlarını görüşmek üzere TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nu olağanüstü toplama talebi resmen reddedildi. Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan, içtüzük gereği komisyonların önlerinde havale edilmiş bir kanun teklifi olmadan toplanamayacağını gerekçe göstererek talebi geri çevirdi.

Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu tarafından yapılan ortak deklarasyonda; mülakatların tamamen kaldırılacağı sözünün bizzat hükümet yetkilileri tarafından verildiği hatırlatıldı. Öğretmenler, "Söz tutmak bizim kültürümüzde namustur. Bizi 'Gidin, durulun' diyerek uyutamayacaksınız. Hakkımızı alana kadar Ankara'da sokaklarda kalmaya ve açlık grevine destek vermeye devam edeceğiz" mesajını yineledi.

6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden sahte fatura ve hayali ihracat işlemlerinin yapıldığının tespit edilmesi üzerine düzenlenen operasyonda, 6 şirkete el konulduğunu, 10 şirkete kayyum atandığını, 27 zanlı hakkında adli işlem başlatıldığını bildirdi

23.06.2026 12:00:00
AA
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
6 şirkete el konuldu, 10 şirkete kayyum atandı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada,  suç, kaçakçılık, vergi usulsüzlükleri ve kamu kurumlarını hedef alan nitelikli dolandırıcılıkla mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, İçişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıklarıyla eş güdüm içinde kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul Jandarma Komutanlığı, Vergi Denetim Kurulu, MASAK, Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, EPDK ve TMSF ile koordineli şekilde önemli bir operasyon gerçekleştirdiklerini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

"Soruşturma kapsamında, akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yapılanması üzerinden yıllık yaklaşık 350-400 bin ton LPG ithalatı gerçekleştirildiği, doğan ÖTV ve KDV yükümlülüklerinin sahte fatura organizasyonu ve hayali ihracat işlemleriyle bertaraf edilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda bu sabah İstanbul, Ankara, Bursa, Kırıkkale, Kırşehir, Mardin, Konya, Hatay ve Niğde illerinde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, toplam 6 şirkete el konulmuş, 10 şirkete kayyum atanmış, 27 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır. Devletimizin vergi güvenliğini, ekonomik düzenini ve kamu kaynaklarını hedef alan hiçbir organize yapıya müsamaha göstermeyeceğiz. Suçtan elde edilen gelirlerin izini sürecek, sahte fatura ve hayali ihracat düzenekleriyle kamu zararına sebep olan yapılara karşı hukuki süreçleri kararlılıkla işleteceğiz."

Gürlek, soruşturma ve operasyon sürecinde görev alan kurum ve kamu görevlilerine teşekkür etti.

AVM'de racon kesenler enselendi


 
Afyonkarahisar'da bir alışveriş merkezinde (AVM) kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtıp, denetim yaptığı görüntüler sosyal medyada yer alan şüpheli, beraberindeki 5 kişiyle yakalandı.

23.06.2026 10:54:00
HABER MERKEZİ/AA
AVM'de racon kesenler enselendi
AVM'de racon kesenler enselendi

Afyonkarahisar'da bir alışveriş merkezinde (AVM) kendisini "Cumhur İttifakı Ocakları Genel Başkanı" olarak tanıtıp, denetim yaptığı görüntüler sosyal medyada yer alan şüpheli, beraberindeki 5 kişiyle yakalandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi" suçu kapsamında hakkında soruşturma başlatılan Ferhat A. ve 5 şüpheliyle ilgili gözaltı kararı, arama ve el koyma talimatı vermişti.

Bugün düzenlenen operasyonla Ferhat A, Ergin V, Seyit Ahmet A, Mustafa G, Eyüp V. ve Yusuf Y. gözaltına alındı.

Zanlılar, sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü.

Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı

Ankara'da seyir halindeki Berşan Yücel idaresindeki 06 FFA 414 plakalı otomobil, akaryakıt istasyonunun önünde park halindeki 04 AAV 432 plakalı kamyona çarptı. Feci kazada 4 kişi hayatını kaybetti

23.06.2026 10:30:00
Haber Merkezi
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Feci kazanın görüntüleri ortaya çıktı
Ankara'nın Polatlı ilçesinde otomobilin kamyona çarpması sonucu 4 kişi hayatını kaybetti.  

Kaza, Polatlı ilçesi İstiklal Mahallesi Borsa Yolu üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki bir otomobil henüz bilinmeyen bir nedenle önünde bulunan kamyona çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil hurdaya dönerken, araçta bulunan 4 kişiden Hasan Devran Kart (20), Berşan Yücel (24) ve Şükran Yanok (21) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada ağır yaralanan 1 kişi ise olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı.

Araçtan ağır yaralı halde çıkarılan Raziye Yanok (21) ise kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve hayatını kaybetti.

İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve itfaiye ekipleri sevk edilirken ekipler olay yerinde güvenlik önlemleri aldı. Hayatını kaybedenlerin cenazeleri yapılan incelemelerin ardından morga kaldırıldı.

Kaza anı güvenlik kamerasına da yansıdı.

Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İBB Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı

 

23.06.2026 10:13:00
Anadolu Ajansı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı
Erhan Karaal'ın kaçırılmasına ilişkin 6 şüpheli tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın, Maltepe'de kaçırılmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheliden 6'sı tutuklandı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Karaal'ın kaçırıldığı iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye götürülen şüphelilerin buradaki işlemleri tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 6'sının tutuklanmasına, 6'sının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

Ne olmuştu?

Başsavcılık, Karaal'ın Maltepe'de kaçırıldığı iddiasına ilişkin soruşturma başlatmış, mağdurun bulunması ve şüphelilerin yakalanması için polise talimat vermişti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmalarının ardından Tuzla'da bir inşaat alanında bulunan Karaal'ın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilmişti.

Soruşturma kapsamında olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen toplam 12 şüpheli gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, Anadolu Adalet Sarayı'na sevk edilmişti. Savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden 6'sı tutuklama, 6'sı ise adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.