logo
07 MAYIS 2026

Kayseri’de BTP hareketliliği: Esnaf ziyareti ve iftar programı

Bağımsız Türkiye Partisi’nde saha çalışmaları Ramazan ayı dolayısıyla iftar programlarıyla birleşerek devam ediyor. Türkiye’nin birçok ilinde hem vatandaş buluşmaları hem de teşkilat organizasyonları gerçekleştirilirken, Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi’nin son durağı Kayseri oldu

04.03.2026 14:06:00
Hasan Gündoğdu
Kayseri’de BTP hareketliliği: Esnaf ziyareti ve iftar programı
Kayseri’de BTP hareketliliği: Esnaf ziyareti ve iftar programı
Esnafın nabzını tuttu

Kayseri'de esnaf ziyareti yapan Kepekçi, iş yerlerini tek tek gezerek vatandaşların sorunlarını dinledi. Ekonomik sıkıntıların sahadaki yansımalarına dikkat çeken esnaf ve vatandaşlar, yaşadıkları zorlukları şu sözlerle dile getirdi:

"Gerçekten esnaf ve vatandaş zor durumda. Artık dayanacak gücümüz kalmadı. Acil bir çözüm ve destek gerek."
"Zor durumdayız. Yeni bir kan lazım."
"BTP'nin yıllardır ortaya koyduğu projelerin uygulanması gerek."
"Hüseyin Baş'ı beğenerek takip ediyorum."






Esnaflarla sohbet eden ve partinin çözüm önerilerini anlatan Kepekçi, ziyaret sırasında üye çalışması da gerçekleştirdi. Çok sayıda vatandaşın partiye katılım sağladığı belirtildi.






İftar programında gündem değerlendirmesi

Kepekçi, akşam saatlerinde BTP Kayseri İl Başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programına katıldı. Teşkilat mensupları ve vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği programda birlik ve beraberlik mesajları verildi.






İftar sonrası yaptığı konuşmada Türkiye gündemine değinen Kepekçi, özellikle yeniden tartışmaya açılan "açılım süreci" ve Anayasa'nın 66. maddesi üzerinden yürütülen vatandaşlık tanımı tartışmalarını değerlendirdi. BTP'nin bu konudaki tavrının net olduğunu vurgulayan Kepekçi, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısının ve vatandaşlık tanımının tartışma konusu yapılamayacağını, milli birlik ve bütünlüğün korunmasının temel ilke olduğunu ifade etti.






BTP teşkilatlarının Ramazan ayı boyunca hem saha çalışmalarını hem de iftar programlarını sürdürmeye devam edeceği bildirildi.













Edirne'de oteller doldu, ziyaretçiler çadır ve karavanlara yöneldi

Edirne'de her yıl binlerce kişiyi buluşturan Kakava ve Hıdırellez Şenlikleri, bu yıl da yoğun katılımla gerçekleşti. Türkiye'nin dört bir yanından kente gelen ziyaretçiler, otellerde yer bulamayınca çadır, karavan ve araçlarında konaklamayı tercih etti

06.05.2026 13:33:00
İhlas Haber Ajansı
Edirne'de oteller doldu, ziyaretçiler çadır ve karavanlara yöneldi
Edirne'de oteller doldu, ziyaretçiler çadır ve karavanlara yöneldi
Edirne'de her yıl binlerce kişiyi buluşturan Kakava ve Hıdırellez Şenlikleri, bu yıl da yoğun katılımla gerçekleşti. Türkiye'nin dört bir yanından kente gelen ziyaretçiler, otellerde yer bulamayınca çadır, karavan ve araçlarında konaklamayı tercih etti






Şenlikler için Edirne'ye gelen çok sayıda vatandaş, kent genelindeki otellerde doluluk yaşanması ve bazı konaklama fiyatlarının yükselmesi nedeniyle alternatif çözümlere yöneldi. Özellikle Sarayiçi ve Tunca Nehri çevresinde kurulan çadırlar ile park halindeki karavanlar yoğunluk oluşturdu.






Bazı ziyaretçiler hazırlıksız geldiklerini ve gece hava sıcaklığının düşmesiyle zorlandıklarını belirtirken, bazı vatandaşlar ise otel yerine daha ekonomik olduğu için araçlarında, kamp çadırlarında ya da karavanlarda kaldıklarını ifade etti.






Tunca Nehri kıyısında onlarca karavanın oluşturduğu yoğunluk dikkat çekerken, renkli görüntülere sahne olan şenliklerde yaşanan konaklama sorunu da öne çıktı.






Kakava ve Hıdırellez coşkusu kent genelinde sürerken, Edirne bir yandan bahar şenliğine ev sahipliği yaparken diğer yandan artan ziyaretçi sayısıyla konaklama kapasitesinde yoğunluk yaşadı.






Vatandaşlar, şenlikler için mutlu fakat konaklama konusunda üzgün olduklarını belirttiler.






Siber zorbalık: Okul bahçesinden ekran karasına taşınan şiddet

Eskiden okul koridorlarında veya mahalle aralarında fiziksel bir temasla sınırlı kalan akran zorbalığı, dijitalleşen dünyayla birlikte kabuk değiştirdi

05.05.2026 00:26:00
Abdülkadir Gündoğdu
Siber zorbalık: Okul bahçesinden ekran karasına taşınan şiddet
Siber zorbalık: Okul bahçesinden ekran karasına taşınan şiddet
Eskiden okul koridorlarında veya mahalle aralarında fiziksel bir temasla sınırlı kalan akran zorbalığı, dijitalleşen dünyayla birlikte kabuk değiştirdi.

"Siber Zorbalık" adı verilen bu yeni nesil şiddet türü, artık okul zili çaldığında bitmiyor; akıllı telefonlar aracılığıyla çocukların en güvenli kalesi olan evlerine, hatta yatak odalarına kadar sızıyor.







Zil çalınca bitmeyen şiddet

Eğitim uzmanları ve psikologlar, zorbalığın mekân değiştirmesinin yarattığı tehlikeye dikkat çekiyor. Geleneksel zorbalıkta mağdur eve gittiğinde şiddetten uzaklaşabilirken, siber zorbalıkta taciz 7/24 devam ediyor.







Sosyal medya platformları, oyun sohbetleri ve anlık mesajlaşma grupları üzerinden yürütülen bu süreç; dışlama, aşağılama, izinsiz fotoğraf paylaşımı ve sahte hesaplarla karalama gibi yöntemlerle yapılıyor.






"Görünmez yaralar" akademik başarıyı vuruyor

Konuyla ilgili görüş bildiren uzmanlar, dijital şiddetin fiziksel şiddet kadar iz bıraktığını vurguluyor. Yapılan araştırmalara göre, siber zorbalığa maruz kalan çocuklarda:







Özgüven kaybı ve sosyal izolasyon,

Uyku bozuklukları ve yoğun anksiyete,

Okula gitme isteğinde azalma ve akademik başarıda ani düşüşler gözlemleniyor.

Siber zorbaların en büyük silahı ise "anonimlik". Kimliğini gizleyen saldırganlar, ekranın sağladığı sahte cesaretle çok daha acımasız davranabiliyor.







Klavye başındaki tehlikeye karşı "dijital empati"

Haber merkezimize konuşan eğitimciler, çözümün sadece yasaklarda olmadığını belirtiyor. Uzmanlar, ailelerin çocuklarıyla "yargılamadan" iletişim kurması gerektiğini savunurken, şu önerilerde bulunuyor:

"Çocuklara dijital ayak izinin kalıcılığını ve ekran başındaki davranışların gerçek dünyadaki sonuçlarını öğretmeliyiz. Dijital okuryazarlık, matematik kadar temel bir ihtiyaç haline geldi."







Mağdurlar ne yapmalı?

Uzmanlar, siber zorbalığa maruz kalan gençlere şu üç temel adımı öneriyor:

Cevap Vermeyin: Zorbanın amacı tepki almaktır, sessiz kalarak bu döngüyü bozun.

Kanıt Toplayın: Yapılan tacizlerin ekran görüntülerini alarak kayıt altında tutun.







Yardım İsteyin: Durumu vakit kaybetmeden güvenilir bir yetişkinle, öğretmenle veya aileyle paylaşın.

Emniyet birimleri de siber zorbalığın bir suç olduğunu ve ciddi hukuki yaptırımlarının bulunduğunu hatırlatarak, aileleri bilişim suçları konusunda duyarlı olmaya davet ediyor.

'Keneler hep vardı, 2002'den sonra KKKA ortaya çıktı'

Kene vakalarındaki artışın doğal süreçlerle ilişkili olduğunu belirten Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Şahin, virüsün zamanla hastalık yapıcı özelliğinde değişiklik gösterebildiğini ifade etti. Şahin, kenenin 'uçakla atıldı' ve 'gemiyle getirildi' gibi söylemlerin bilimsel bir temele dayanmadığını söyledi

04.05.2026 13:37:00 / Güncelleme: 04.05.2026 13:41:06
İHA
'Keneler hep vardı, 2002'den sonra KKKA ortaya çıktı'
'Keneler hep vardı, 2002'den sonra KKKA ortaya çıktı'
Havaların ısınmasıyla kene vakalarında artış görülmeye başlandı. Özellikle ilkbahar ve yaz ayları ile birlikte doğada daha fazla vakit geçirilmesi, kene ile temas riskini artırıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Klinik Öncesi Bilimleri Bölümü Veterinerlik Parazitolojisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Şahin, Türkiye'de 2002 yılından itibaren kene kaynaklı vakaların, özellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ile birlikte görülmeye başlandığı, bu süreçten bugüne kadar dönemsel olarak vaka artışları ve ölümler yaşandığı söyledi.






Şahin, kene artışının biyolojik bir müdahale sonucu ortaya çıktığı iddialarının gerçeği yansıtmadığı ve bu durumun doğal bir süreç olduğu belirterek, "Virüsün o yıllardan bugüne kadar virülentinin, yani hastalık yapıcı özelliğinin değiştiğini söyleyebiliriz. Geçmişte öldürmüyordu, artık öldürmeye başladı işte 'uçakla atıldı', 'gemiyle getirildi', farklı yöntemlerle ülkemize ulaştırıldı' şeklindeki algıların önüne geçmeliyiz. Bu tür gerçek dışı söylemler yerine, geçmişte de var olan bir canlının taşıdığı hastalığın, yapısal olarak değişiklik gösterebildiğini ifade etmek daha doğru olacaktır" dedi.








"Farklı algıların önüne geçmeliyiz"

Ömer Faruk Şahin, kenenin ekosistemin bir parçası olduğunu söyleyerek, "Kene vakalarında dönem bazlı periyodik bir artış söz konusudur. Ancak bu artışın, vaka nezdinde toplumda infial etkisi ve panik oluşturacak bir duruma dönüşmemesi gerekir. Keneler geçmişte vardı, bugün de var ve gelecekte de var olacaktır. En başta bunun bilincinde olmalıyız. Bu, panik havası oluşturulmaması gereken durumlardan biridir. Bu canlı, ekosistemin bir parçasıdır. 2002 yılı itibarıyla ülkemizde kene kaynaklı vakaların, özellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının ortaya çıktığını ve bugüne kadar periyodik şekilde vaka artışları ya da ölümler görüldüğünü biliyoruz. Virüsün o yıllardan bugüne kadar virülentinin, yani hastalık yapıcı özelliğinin değiştiğini söyleyebiliriz. Geçmişte öldürmüyordu, artık öldürmeye başladı işte 'uçakla atıldı', 'gemiyle getirildi', farklı yöntemlerle ülkemize ulaştırıldı' şeklindeki algıların önüne geçmeliyiz. Bu tür gerçek dışı söylemler yerine, geçmişte de var olan bir canlının taşıdığı hastalığın, yapısal olarak değişiklik gösterebildiğini ifade etmek daha doğru olacaktır" dedi.








"Kene küçüktür, etkisi büyüktür"

Şahin, havaların ısınmasıyla birlikte bu canlıların aktive olmaya başladığını belirterek, "Uzun kollu kıyafetlerin tercih edilmesi, açık renkli giysilerin kullanılması, doğayla temas hâlinde uzun boğazlı çizmelerin giyilmesi, pantolon paçalarının çorap içine sokulması ve piknik gibi durumlarda açık renkli örtülerin tercih edilmesi kene ile temas hâlinde onu fark etmeyi, takip etmeyi ve uzaklaştırmayı kolaylaştırır. Hayvancılık sektöründe de benzer önlemlerle birlikte kimyasal mücadele yöntemleri uygulanmaktadır. Özellikle büyükbaş hayvanlarda dökme tarzı preparatlar evcil hayvanlarda damla şeklindeki preparatlar ya da kas içi ve deri altı enjeksiyonlar, koruma ve kontrol açısından etkili stratejiler sunar. Havaların ısınmasıyla birlikte bu canlılar aktive olmaya başlar. Küresel ısınmanın etkisiyle kenelerdeki aktivite süresi de uzayabilmektedir. Özellikle toprağın 10-14 derece civarında ısınmasıyla yüksek oranda hareketlilik kazanırlar. Kene küçüktür, etkisi büyüktür. Bu nedenle bilinçli olmak, varlığını kabul etmek gerekir. Geçmişte de olan, bugün de varlığını sürdüren ve gelecekte de olacak olan bu canlı, ekosistemin bir parçasıdır. Bireysel olarak alınacak koruyucu önlemler oldukça basittir. Bunları uygulamayı ihmal etmemek gerekir" diye konuştu.




















Mayıs yağmurları Karadeniz'i çamura boyadı

Son 3 günde metrekareye 89,9 kilogram yağışın düştüğü Samsun'da akarsuların debileri yükseldi, Karadeniz kahverengiye döndü

04.05.2026 13:22:00
İHA
Mayıs yağmurları Karadeniz'i çamura boyadı
Mayıs yağmurları Karadeniz'i çamura boyadı
Samsun'da son 72 saat içerisinde metrekareye 89,9 kilo yağış düştü. Yağmur nedeniyle debileri yükselen akarsular çamur rengini aldı. Çamur akan akarsular, Karadeniz'in mavi renginin kahverengiye dönmesine neden oldu.






Ufuk çizgisinde deniz mavi rengini korurken, dron ile havadan görüntülen Karadeniz'de mavi ile kahverenginin kesiştiği noktalar renkli görüntüler oluşturdu.








Yağışların ardından güneşli havanın etkili olduğu kentte sahile gelen vatandaşlar, denizdeki renk değişiminin gözle görülür düzeyde olduğunu ifade etti. Karadeniz kıyısında oluşan bu doğal manzara, hem şaşkınlık hem de ilgiyle karşılandı.








Havalar ısınıyor

Samsun'un 5 günlük hava tahmini ise şöyle:

5 Mayıs Salı günü 15 derece sağanak yağışlı, 6 Mayıs Çarşamba günü 17 derece sağanak yağışlı, 7 Mayıs Çarşamba günü çok bulutlu 17 derece, 8 Mayıs Perşembe günü parçalı bulutlu 17 derece, 9 Mayıs Cuma parçalı bulutlu 22 derece.






Eşrefoğlu Rumi vefatının 557. yılında yad edildi

İznikli mutasavvıf Eşrefoğlu Abdullah Rumi İznik'teki kabri başında yad edildi

03.05.2026 15:58:00
İhlas Haber Ajansı
Eşrefoğlu Rumi vefatının 557. yılında yad edildi
Eşrefoğlu Rumi vefatının 557. yılında yad edildi
İznikli mutasavvıf Eşrefoğlu Abdullah Rumi İznik'teki kabri başında yad edildi






Program, Eşrefzade Camii bahçesinde sela okunması ve Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Eşrefoğlu Rumi'nin 14'üncü kuşaktan torunu Safiyüddin Erhan "Bazı kişiler, evliyaların kabrinde 'ne buluyorsunuz diye' bizleri tenkit ediyor. Biz büyüklerin kabirlerinde türbelerinde Allah'a halimizi arz ediyoruz. Onlardan feyz alıyoruz. Büyüklerin kılıcı kabre girdikten sonra daha keskin oluyor. Onun için biz Allah'a olan halimizi arz etmek için onun sevgililerini vesile kılıyoruz. Bugün Çin'de yaşayan Kadiriler Türkiye'ye, Bursa'ya, İznik'e gelip Eşrefzade Abdullah Rumi, Abdülkâdir Geylânî'nin izlerini sürüyor, onların türbelerini arıyor" dedi.






Her dönemde insanları ilahi aşka kavuşturan Eşrefoğlu Abdullah Rumi gibi zâtların mevcut olduğuna dikkat çeken Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Ana Bilim Dalı üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara, "Buraya gelen davetliler, 6 asır önce onun beyitleriyle sözleriyle buraya çağrıldılar. Onlar Allah dostları aşkı, yaradanı anlattılar. Onun için burada olanlar özel davete icabet edenlerdir" dedi.






İznik Kaymakamı Arif Karaman konuşmasında etkinliğin önemine dikkat çekerken her yıl geleneksel olarak gerçekleşmesinde emeği geçen İznik Belediyesi'ne teşekkür etti.
İznik Belediye Başkan Vekili Zeliha Peşte gerçekleştirdiği konuşmasında, "2015 yılından bu yana devam eden anma programlarımızda bizleri yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyorum. Niyet edip buraya gelen herkes, isimlerinin önünde ne unvan olursa olsun buraya gelerek bu güzel ortamın bereketinden nasiplenmek istiyoruz" diye belirtti.
Programda ayrıca İznik Belediyesi tarafından günün anlam ve önemine binaen hazırlanan köfteli çorba katılanlara ikram edildi.






Programa İznik Kaymakamı Arif Karaman, Belediye Başkan Vekili Zeliha Peşte, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara, Eşrefoğlu Rumi'nin 14'üncü kuşaktan torunu Safiyüddin Erhan, belediye başkan yardımcıları, kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda misafir katıldı.İHA

Memur-Sen, 1 Mayıs'ı Çorum'da kutladı

Çorum'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısı meydanı dolduran binlerce kişiye seslenen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "12 kişi için tüm dünyayı Paris'e toplamışlardı ama 70 bin aşkın insan soykırıma uğradı, hepsi sustu" dedi

01.05.2026 14:34:00 / Güncelleme: 01.05.2026 14:38:54
İhlas Haber Ajansı
Memur-Sen, 1 Mayıs'ı Çorum'da kutladı
Memur-Sen, 1 Mayıs'ı Çorum'da kutladı
Memur-Sen Konfederasyonu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü Çorum'da kutladı. Çorum Saat Kulesi Meydanı'nda oluşturulan alandaki kutlamalara binlerce kişi katıldı. Memur-Sen Konfederasyonu Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Memur-Sen'e bağlı sendika başkanlarının katıldığı kutlamaya katılan vatandaşlar, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını sloganlarla kınadı. Türk bayraklarıyla alanı dolduran binlerce kişi, 1 Mayıs'ı kutladı.






"1 Mayıs kardeşlik sözün, sesin yükseldiği gündür"

Alanı dolduran vatandaşlara ve sendika üyelerine seslenen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "Paylaşımda adalet, dünyada barış diyoruz. Buluşmamız emekli, işçi, memur, bütün emekçiler, ülkemiz, üyelerimiz, milletimiz, insanlık için, mazlumlar ve mağdurlar için, alın teri mücadelemiz için hayırlara vesile olsun. Bugün bu coşkulu meydandan kadınıyla, erkeğiyle, amiriyle, memuruyla, emeklisiyle, engellisiyle, kadını, genciyle emeğin gür sesi yükseliyor. Uzak, yakın demeden meydanı dolduran coşkulu, emekçi kardeşlerimle birlikte, kamu görevlilerimizin gururu tüm kamu çalışanlarının umudu olarak sendikalarımızı tek tek selamlıyorum. 1 Mayıs kardeşlik günüdür, birlik ve beraberliğin günüdür, emeklisiyle, işçisiyle, emekçisiyle sözün, sesin yükseldiği gündür. 1 Mayıs emperyalizme karşı küresel adaleti, kapitalizme karşı alın terindeki asaleti, zalime karşı mazluma refakati, adil bir dünyayı, hakça savunma günüdür. Bugün kapitalistlerin, kompradorların emek istismarına dur demek için, küresel iktisat şebekelerinin aile düşmanlığına, LGBT borazanlarına sus demek için meydandayız. Sebebi olmadığımız enflasyonun bedeli emekçiye ödetilmesin, insan çalışma şartları tahsis edilsin demek için, kamuda ücrette denge, gelirde adalet talebimizi haykırmak, emekçinin gür sesini duyurmak için, aile dostu vergi politikamızı bir kez daha dillendirmek için buradayız. Uluslarası çalışma normlarına, ILO normlarına uygun bir sendika yasası, memur sendika yasası için, sorunlarından arınmış bir kamu personel rejimi için bugün buradayız. Küresel zulüm düzenine karşı dünya beşten büyüktür demek için, emek sermayeden büyüktür demek için, emeğin adalet talebini yükseltmek için, savaşlara hayır, soykırıma hayır demek için buradayı" dedi.






"En namuslu kelimeler, en namussuz insanların ağzında"

Dünyadaki gelir adaletsizliğine değinen Yalçın, "Emperyalizmin dünyanı kan gölüne çevirdiği, insanlığa açlığı, yoksulluğu, sefaleti, ölümü dayattığı bir çağdayız. Bu çağda adalet insanlığın hasretidir. Bu çağda adalet insanlığın umudu, duasıdır. Çünkü çivisi çıkmış olan bu dünyada kapitalist hırsızlar, emperyalist arsızlar dünyayı dünyayı cehenneme çeviriyor, adaletsizlik her geçen gün yeryüzünü kuşatıyor, emek horlanıyor, sömürü gittikçe azgınlaşıyor. Bu çağda adalet susturuluyor, zulüm konuşuyor, insanlık kan kaybediyor. Böyle bir düzene razı mıyız, tabi ki hayır. Dünyanın nüfusunun yüzde 20'si aşırı yoksulluk sınırının altında, yarısı ise yoksullukla mücadele ediyor, küresel serveti ise dünyanın yüzde 1'i kontrol ediyor. En zengin 26 kişinin serveti dünyadaki toplam servetin yarısına denk geliyor. Tam 1 milyar insanın açlıkla boğuştuğu bu çarpık düzene 'gelişmişlik', 'büyüme', 'yeni dünya' düzeni diyorlar. Bir tarafta servet dağ olur, bir tarafta açlık can alır. Bu düzende büyüyen dünya değil, büyüyen ancak zulümdür. Milyonlarca çocuğun açlıktan öldüğü, namussuzluğun, alçaklığın, hırsızlığın kol gezdiği böyle bir düzeni asla tasvip etmiyoruz. Bunun neresinde gelişmişlik, neresinde adalet, neresinde insan, vicdan var' İnsanlığa cennet vaad ediyor ama cehennemi yaşatıyorlar. Onun için emperyalizme hayır diyoruz, siyonizme hayır diyoruz, kapitalizme hayır diyoruz, sömürüye hayır diyoruz. Çünkü emperyalizm sömürür, aç bırakır, savaş çıkarır, savaş yapar. Sonra 'insan hakları', 'özgürlük, 'insan hakları', 'özgürlük' 'medeniyet', 'demokrasi' der. En namuslu kelimeler, en namussuz insanların ağzında" diye konuştu.






"12 kişi için tüm dünyayı Paris'e toplamışlardı ama 70 bin aşkın insan soykırıma uğradı, hepsi sustu"

Gazze'de yaşanan soykırıma değinen Yalçın, "Coğrafyamızın durumu ortada. Gazze'de 10 binleri katlettiler. Yüz yılın soykırımı yaptılar, soykırıma uğrayanların tamamına yakını savunmasız kadınlar, yaşlılar, bebekler ve çocuklar. Anneler parçalanmış evlatlarının bedenini ellerine alıp çığlık atarken, siyonist katiller çocukları bilinçli olarak hedef yapıyorlar. Hani nerede insan hakları, nerede kadın hakları savunucuları, hani çocuk hakları, insan hakları hamaseti yapanlar nerede Kutup ayıları, su kaplumbağaları, bilmem ne balinaları için ortalığı yıkanlar Gazze'de yaşanan vahşet karşısında ne oldu, kökünüze kibrit suyu mu döküldü, neredesiniz' Charlie Hebdo saldırısında ölen 12 kişi için tüm dünyayı Paris'e toplamışlardı ama 70 bin aşkın insan soykırıma uğradı, hepsi sustu. Bu onların çifte standartı, işte bu küresel adaletsizliğin en çarpık hali. Öyle bir düzen ki kendi kirini bile ört bas ediyor, kendi suçunu bile dosyalara gömüyor. Epstein dosyalarından ortaya çıkan o çürümüşlük bile bu kirli düzeni anlatmada az kalır" diye konuştu.






"Birimizi alırsanız, binimiz yola çıkarsınız"

Gazze'deki ağır kuşatmayı kırmak amacıyla yola çıkan Sumud Filosu'na uluslarası sularda saldıran İsrail'e tepki gösteren Yalçın, "Yüreği sınırsız aktivistler, kardeşlerimiz Barselona'dan yola çıktı, İtalya kıyısında duraklayıp yeni aktivistler aldı. Gazze için yolculuğunda Girit açıklarında, uluslararası sularda haydut, korsan İsrail tarafından alıkonuldu. Gemileri açıklarda bırakılarak batması istendi. Onun için buradan söylüyoruz. Bakın, birimizi alırsanız, binimiz yola çıkarsınız. Onlar o kontejsana sığabilen arkadaşlarımız. İçlerinde 10 tane Memur-Sen il temsilcimiz, genel başkan yardımcımız var. Aktivistlerimize bir şey olursa bunun bedelini ödetiriz diye başlangıçtan beri sesimizi, sözümüzü yükseltiyoruz. Sadece bizim kardeşlerimiz değil, dünyanın tamamında, dini, rengi, mezhebi, meşrebi, milliyeti farklı olsa da insanlık ortak paydasında yüreği aynı olan yiğit aktivistlerin tamamını buradan selamlıyoruz. İletişimi karartıyorlar ama unutmayın, cicdanlarımızı karartamazsınız. Biz itiraz etmeye, hareket etmeye, Gazze'ye ulaşmak için gayreret edeceğiz. O çocuklara eğitim yardımını, sağlık yardımını götüreceğiz. Gıda yardımları ulaşsın, Gazze özgürleşsin, Filistin özgür olsun diye elimizden geleni ilk günden bugüne kadar ortaya koyduğumuz gibi bundan sonra da devam edeceğiz" şeklinde konuştu.

"Bizi güçlü kılacak olan alın teriyle yoğrulmuş bir adalettir"

Konuşmasında Memur-Sen Konfederasyonunun taleplerini de dile getiren Yalçın, "Güçlü memur, güçlü Türkiye. Güçlü Türkiye'den kastımız gelir dağılımında adaletin olduğu, toplumun her kesiminin refahtan ve büyümeden hakkına düşeni alabildiği, alın terinin karşılığının tastamam teslim edildiği adil Türkiye'dir. Bizi güçlü kılacak olan alın teriyle yoğrulmuş bir adalettir. Bizi muhkem kılacak olan gelirde adalet, vergide adalet, paylaşımda adalettir, insanı yaşat ki devlet yaşasın şiarına sımsıkı sarılmaktır. Fakat bu noktada tablo iç açıcı değil. Yüksek enflasyon ve fiyat istikrarsızlığı sabit gelirliyi eziyor, enflasyonla mücadelede fatura emekçiye kalıyor. Neoliberal politikalar sebebiyle gelir dağılımında adalet derinleşiyor, orta sınıf yok oluyor, emekliler ay sonunu getiremiyor. Görev aylığımız ile emekli aylığı arasındaki bağ koptu. Emekliler 22 bin TL seyyanen zammı hala alamadılar. Onun için emekliyi el açtıracak durumdan bir an önce kurtarmak gerekiyor. Genç işsizliği, gençlerimizi umutsuzluğa düşürmesin. Ücretlerin vergi yükü azaltılsın. Emeğin payı küçülürse umut da küçülür. Umut küçülürse alın teri başkasının kazancına dönüşür. Defalarca bu böyle olmaz dedik. Sebebi olmadığımız enflasyonun faturasını bize kesmeyin dedik. Ücretleri kısaltarak enflasyonu düşüremezsiniz dedik ve bütün bu yanlışların sosyal maliyetini anlattık. Bir kez de dünyanın merkezi Çorum'dan haykırıyoruz. Kamuda ücret adaletsizliği var, kamuda gelir dengesizliği var. Ücretlerimiz arasındaki makas büyüyor. Statüler arasındaki çalışma barışını bozan tartışma her geçen gün yükseliyor. Onun için bir an önce adım atmak gerekiyor. 8. Dönem Toplu Sözleşme'de uzlaşamadık, 7'incisinde de genel hükümlerde uzlaşamamıştık, süreç gergin bitti. Bu zam oranıyla kamuda aynı işi yapanlar arasında ücret dengesini alt üst edersiniz, aynı iş yapanların arasını açarsınız, kamuda çalışma barışını başarırsınız dedik, anlatamadık. Büyümeden, refahtan pay vermeden gelirde adaleti sağlamayı bırakın, alım gücündeki azalmayı düzeltemezsiniz dedik, anlatamadık. Onun için 'bütçe disiplini', 'enflasyon hedefi' dediler, gerçekleri görmezden geldiler. Bugün geldiğimiz noktada enflasyona reva görüleni yedi, bitirdi" ifadelerini kullandı.

DİSK Taksim Anıtı'na çelenk bıraktı

DİSK üyeleri, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Meydanı'ndaki Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bıraktı

01.05.2026 09:35:00
İHA
DİSK Taksim Anıtı'na çelenk bıraktı
DİSK Taksim Anıtı'na çelenk bıraktı
DİSK, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Meydanı'ndaki Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bıraktı. Törene DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu'nun yanı sıra sendika üyeleri katıldı.






Törende konuşan DİSK Genel Başkanı Çerkezoğlu, "Bugün, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında, meydanlarda ve dünyanın dört bir yanında işçiler, emekçiler ve dünyanın bütün değerlerini ve güzelliklerini üretenler, alanlarda, meydanlarda olacağız. Bugün, 1 Mayıs günü, yılın 1 günü dünyanın tüm değerlerini üreten işçiler, alanlarda, meydanlarda, taleplerini, mücadele hedeflerini, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi, dünyaya en yüksek sesimizle ifade edeceğiz ve mücadele kararlığımızı emeğin Türkiye'sini ve emeğin dünyasını kurma kararımızı, coşkumuzu bir kez daha ifade edeceğiz. Dünyanın gözü kulağı, Taksim Meydanı'ndadır. Taksim Meydanı, 1 Mayıs Meydanıdır" şeklinde konuştu.








Grup yapılan basın açıklamasının ardından Taksim'den ayrıldı.

Orman yangınları tehlikesi yine başlıyor: Ne kadar hazırlıklıyız?

Beykoz’da 26 Nisan’da ormanlık alanda çıkan yangın, uzunca bir çabadan sonra söndürülmüştü. Bu üzücü olay, aslında doğanın bize her bahar sonunda gönderdiği sert bir uyarı mektubu gibi. Nisan ayında bile rüzgarın etkisiyle yeniden alevlenen bir yangın, asıl sıcakların hüküm süreceği Temmuz ve Ağustos ayları için "tetikte olun" mesajı veriyor

30.04.2026 19:32:00
Hasan Gündoğdu
Orman yangınları tehlikesi yine başlıyor: Ne kadar hazırlıklıyız?
Orman yangınları tehlikesi yine başlıyor: Ne kadar hazırlıklıyız?
Türkiye, jeopolitik konumu ve iklim kuşağı gereği orman yangınlarına en hassas bölgelerden biri. Peki, bu kaçınılmaz döngüye karşı gerçekten ne kadar hazırlıklıyız?






Türkiye'nin mevcut hazırlık durumu: Neredeyiz?

Son yıllarda yaşanan büyük felaketler (özellikle 2021 yangınları), Türkiye'nin yangınla mücadele doktrininde köklü değişikliklere yol açtı.

Hava gücü: En büyük tartışma konusu olan uçak ve helikopter filosu, geçmiş yıllara göre daha sürdürülebilir bir modele geçti. Kiralık araçların yanına Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı envanterindeki araçların entegrasyonu sağlandı.

Teknoloji kullanımı: İHA'lar (İnsansız Hava Araçları) bu konuda en güçlü yanımız. Yangını dumanı yükseldiği an tespit etmek, ekipleri nokta atışı yönlendirmek konusunda dünya standartlarındayız.

Yapay zeka destekli erken uyarı: Meteorolojik verileri (nem, rüzgar, sıcaklık) analiz ederek "risk haritaları" üzerinden önleyici konuşlanmalar yapılıyor.






Eksiklerimiz ve "yumuşak karnımız"

Sadece araç ve personel sayısını artırmak, yangını durdurmaya yetmiyor. Hala iyileştirilmesi gereken kritik noktalar var:

Yerel koordinasyon ve gönüllülük: Yangın çıktığında bölge halkı yardım etmek istiyor ancak profesyonel eğitim almamış kalabalıklar bazen müdahaleyi zorlaştırabiliyor. Mahalle bazlı "eğitimli gönüllü" ağımız hala yeterince yaygın değil.

Orman-yerleşim yeri arayüzü: Beykoz örneğinde olduğu gibi, yerleşim yerlerinin orman içine girdiği bölgelerde "tampon bölge" eksikliği var. Evlerin dibine kadar gelen kuru otlar ve ağaçlar, yangının yerleşim yerlerine sıçramasını hızlandırıyor.

Biyolojik çeşitlilik ve monokültür: Tek tip ağaçlandırma (örneğin sadece çam dikilmesi), yangının bir "ateş fırtınasına" dönüşmesini kolaylaştırıyor.






Geçmiş hatalardan çıkarılan dersler

Geçmişte yapılan en büyük hata, yangını sadece "söndürülmesi gereken bir alev" olarak görmekti. Oysa yangın yönetimi bir bütündür:
İletişim kazaları: Sosyal medyadaki bilgi kirliliği, sahadaki ekiplerin moralini ve lojistiği etkiliyordu. Valilik ve OGM'nin daha şeffaf ve anlık bilgilendirme yapması bu hatayı gidermeye başladı.

Lojistik planlama: Geçmişte su tankeri ve personel sevkiyatında yaşanan tıkanıklıklar, artık "Yangın Yönetim Merkezleri" üzerinden daha dijital bir şekilde takip ediliyor.

Restorasyon hataları: Yanan alanları hemen dozerle düzlemek yerine, doğanın kendi kendini yenilemesine izin vermek (doğal gençleştirme) artık daha fazla tercih edilen bir yöntem.






İdeal hazırlık nasıl olmalı?

Yangın sezonuna girmeden önce şu stratejik adımlar "hayat kurtarıcı" olacaktır:

"Savunulabilir alan" oluşturma: Orman içindeki veya kenarındaki yerleşim yerlerinde, binaların çevresindeki yanıcı materyaller (kuru dal, ot, çöp) temizlenmeli.

Gece görüşlü müdahale: Beykoz'da gördüğümüz gibi, yangınlar gece de devam eder. Gece uçuş kabiliyeti olan hava araçlarının sayısı ve bu konudaki pilot eğitimi artırılmalı.

Karma orman yapısı: Yanan alanların rehabilitasyonunda, yangına daha dirençli olan geniş yapraklı (meşe, palamut vb.) türler ile iğne yapraklı türlerin karıştırıldığı "yangın bariyeri" ormanlar kurulmalı.

Halkın bilinçlendirilmesi: Yangınların %90'ı insan kaynaklı. Sadece piknik yasağı değil; anız yakma, cam kırıkları ve sigara izmaritleri konusunda çok daha sert denetimler ve eğitici kampanyalar şart.






Türkiye teknik donanım olarak eskiye oranla çok daha güçlü, ancak orman yangınlarıyla mücadele sadece itfaiyenin değil, topyekun bir toplumun görevidir. Beykoz'daki yangın, doğanın bize "Hazırlanın, sıcaklar geliyor" uyarısıdır. Bu uyarıyı ciddiye almak, sadece ağaçları değil, geleceğimizi kurtarmaktır.

Akran zorbalığı: Sistematik bir istismar türü

Akran zorbalığı, özellikle okul çağındaki çocuklar ve gençler arasında görülen, bir veya birden fazla kişinin kendilerinden daha güçsüz gördükleri bir akranına karşı uyguladığı süreklilik arz eden kasıtlı saldırganlık biçimidir

30.04.2026 16:47:00
Hasan Gündoğdu
Akran zorbalığı: Sistematik bir istismar türü
Akran zorbalığı: Sistematik bir istismar türü
Bu durum sadece "çocukluk şakası" ya da "geçici bir sürtüşme" değil, ciddi psikolojik ve fiziksel sonuçları olan sistematik bir istismar türüdür.






Akran zorbalığının boyutları

Zorbalık sadece fiziksel şiddetten ibaret değildir; günümüzde çok daha sinsi yöntemlerle karşımıza çıkar:

* Fiziksel zorbalık: İtme, vurma, eşyalarına zarar verme.
* Sözel zorbalık: Lakap takma, alay etme, aşağılama, tehdit etme.
* Sosyal (ilişkisel) zorbalık: Gruptan dışlama, hakkında dedikodu yayma, yalnızlaştırma.
* Siber zorbalık: Sosyal medya veya mesajlaşma platformları üzerinden taciz etme, izinsiz fotoğraf paylaşma veya dijital ortamda itibar suikastı düzenleme.






Zorba neden zorbalık yapar?

Zorbalık davranışı genellikle tek bir nedene bağlı değildir; bireysel, ailevi ve çevresel faktörlerin bir bileşimidir.

Aile içi dinamikler:
Zorba davranışı sergileyen çocukların birçoğu, kendi evlerinde şiddete, aşırı disipline veya tam tersi aşırı ilgisizliğe maruz kalmaktadır. Güç kullanmanın bir sorun çözme yöntemi olduğunu modelleyen çocuk, bu yöntemi okulda akranlarına uygular.

Güç ve kontrol arzusu:
Bazı çocuklar, düşük özgüvenlerini gizlemek veya akran grubu içinde bir statü kazanmak için başkalarını ezme yoluna giderler. Diğerlerini kontrol etmek, onlara kendilerini güçlü hissettirir.

Empati eksikliği:
Başkalarının duygularını anlama ve onların acısını hissetme (empati) yeteneği gelişmemiş çocuklar, davranışlarının sonuçlarını idrak edemezler. Karşıdakinin üzüntüsü onlar için bir "eğlence" kaynağına dönüşebilir.






Çözüm için nelerin yapılması lazım?

Akran zorbalığıyla mücadele tek taraflı olamaz; aile, okul ve toplumun eşgüdümlü çalışmasını gerektirir.

Okullar için stratejiler:
* Sıfır tolerans politikası: Zorbalığın bir "olgunlaşma süreci" değil, bir hak ihlali olduğu net bir şekilde vurgulanmalıdır.
* Gözlemci etkisi: Zorbalık genellikle bir izleyici kitlesi önünde gerçekleşir. İzleyicilerin "sessiz kalmak onaylamaktır" bilinciyle yetişmesi ve durumu rapor etmeye teşvik edilmesi gerekir.
* Rehberlik servisi: Sadece mağdurla değil, zorba çocukla da çalışılmalıdır. Saldırganlığın altındaki kök nedenler (ailevi sorunlar, travmalar) çözülmeden zorbalık bitmez.






Aileler için yol haritası:
* Mağdur ailesi: Çocuğunuzun içine kapanması, okul başarısının düşmesi veya açıklanamayan fiziksel yaralar bir sinyal olabilir. Çocuğunuza "Sen ne yaptın da sana vurdu?" gibi suçlayıcı sorular sormak yerine, onun yanında olduğunuzu hissettirin.
* Zorba ailesi: Çocuğunuzun birini zorbaladığını öğrendiğinizde savunmaya geçmek yerine durumu kabullenin. Bu bir davranış bozukluğudur ve profesyonel destek alarak çocuğunuza empati kurmayı öğretmelisiniz.






Bireysel farkındalık ve empati eğitimi:
Küçük yaşlardan itibaren çocuklara "farklılıkların bir zenginlik olduğu" aşılanmalıdır. Duygusal zekanın geliştirilmesi, zorbalığın panzehiridir.

Unutmayın; zorbalık, mağdurda ömür boyu sürecek özgüven eksikliği, anksiyete ve depresyon gibi izler bırakabilir. Sessiz kalmak, zorbanın en büyük yakıtıdır.

Bursa'da 25 yaşındaki avukatı öldüren şüpheli yakalandı

Bursa'nın Gürsu ilçesinde genç avukat Hatice Kocaefe'nin hayatını kaybettiği silahlı saldırının faili yakalandı. 5 milyonluk alacak davası nedeniyle çıktığı öne sürülen olayda dehşet anları kameraya yansırken, şüpheli Hakkı Ç., Bursa Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonla gözaltına alındı

30.04.2026 12:29:00
İHA
Bursa'da 25 yaşındaki avukatı öldüren şüpheli yakalandı
Bursa'da 25 yaşındaki avukatı öldüren şüpheli yakalandı
Olay, 29 Nisan saat 17.00 sıralarında Ağaköy Mahallesi'nde meydana geldi. İddiaya göre, Elif Ç.'nin 5 milyon liralık plastik meyve kasası alacağı nedeniyle açılan davayı geri çekmemesi üzerine taraflar arasında gerilim yaşandı. Avukat Hatice Kocaefe'nin yürüttüğü davada geri adım atılmaması sonrası şüphelinin tehditlerde bulunduğu ileri sürüldü.






Olay günü araçla bölgeye gelen şüpheli, depodan çıkıp yola doğru yürüyen baba ve iki kız kardeşin önünü keserek otomobilin içinden ateş açtı. Saldırıda Elif Ç. dizinden yaralanırken, Hatice Kocaefe göğsüne isabet eden kurşunla ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan genç avukat tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.








Saldırı anı güvenlik kameralarına yansırken, görüntülerde aracın yaklaşarak ateş açtığı ve iki kardeşin yere yığıldığı anlar net şekilde görüldü.








Olay sonrası kaçan şüpheli Hakkı Ç., Bursa Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerinin titiz çalışması sonucu yakalanarak gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturma Asayiş Şube Müdürlüğü'nde sürüyor.




















logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.