Sanırım insan olan herkesin bu başlığa dair bir itirazı olamaz.
Dünya sahnesinde iki devlet.
ABD ve İsrail…
ABD'nin kuruluşu 1776.
İsrail'in kuruluşu 1948.
Her iki devletin dünya sahnesine geldiği günden bu tarafa, bütün insanlık adeta diken üstünde bir hayat yaşıyor.
ABD'nin kuruluşu, tamamen ön Türkler olarak bilinen Kızıl derili soykırımı üzerine inşa edilmişti.
İsrail'in ise 1948 yılından bu tarafa devlet olarak dünyaya rahat bir nefes aldırmadığı ortadadır.
Dünya üzerinde ne kadar karanlık ve kanlı eylemler varsa, tamamının altında İsrail devletinin ve dolayısıyla ruh ikizi olan ABD'nin olduğu konusunda kimsenin kuşkusu ve itirazı olmasa gerek.
Şimdi ise uyduruk bahanelerle komşu ve kardeş ülke İran'a yönelik yürütülen savaşın da, aynı kanlı ve soykırımcı kültürden kaymaklı bir eylem tarzı olduğu açıkça bellidir.
İslam ülkelerinin yöneticilerinin bu iki devletin adeta esiri haline getirilmesi mevzu ise, ayrıca bilinen ve sonuçlarını halkların büyük bedeller ödeyerek yaşadığı kronik bir meseledir.
ABD ile asla dost olunmaması gerektiği ve özellikle de stratejik ortaklık gibi çılgınca bir yola girilmesi halinde, o ülke için bunun tam bir intihar olacağı konusu, tahmin edilemeyecek bir husus olmasa gerek.
Bütün dünya kafa tutan ABD'nin aslında bu son çırpınışlarıdır.
Zira derin ABD aklının en çok korktuğu şey başına gelmiştir.
Sadece kâğıdını boyayarak bütün dünyanın servetini kendi ülkesine transfer eden ABD'nin sıkı sıkıya sarıldığı kapitalist sistem, 2005 yılında Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konan "Milli Ekonomi Modeli " tezi ve özellikle de "Milli Paralarla Ticaret" formülüyle, tarihin çöp sepetine atılmıştır.
Bu tarihten itibaren, Rusya ve Çin başta olmak üzere BRICS hinterlandında gerçekleşen ticarette artık dolar rezerv para olmaktan hızla çıkarılmış ve yerine milli paralar ile altın konulmuştur.
ABD'nin boyalı kâğıt olmaktan öte geçmeyen dolarına her geçen gün ilgi azalırken, dünyadaki rezerv para olma oranlarına bakıldığında ise, sistematik bir şekilde aşağıya doğru hızlı bir iniş trendi içinde olduğu gözlenmektedir.
Dünya ülkelerinin Merkez bankaları artık kasalarına sınırsız dolar koyma ihtiyacı hissetmezken, bu para biriminin yerini farklı ülkelerin milli paraları ile altının aldığını belirtmiştik.
Şayet ABD'nin dünyadaki dolar saltanatı sona ererse ki bu çok açıktır, ABD'nin ikinci itici gücü olan ordusunun ise, büyük ölçüde zayıflayacağı çok nettir.
Elbette ki bu beklenti birkaç yıl içerisinde olacak bir husus değildir ancak, mesela BRICS ülkeleri bu konuda tam bir kararlılıkla ve karşı devrim olan milli paralarla ticaret konusunu kalıcı bir sisteme dönüştürebilirse, bu gelişme ABD'nin sonunu bile getirebilir
Ve bence artık bu yola girilmiştir.
ABD'nin gözüne kestirdiği ülkelere yönelik adeta bir mafya gibi ölçüsüz ve orantısız bir şekilde saldırgan bir tavır sergilemesinin tek nedeni, tam olarak bu sistemin hayata geçirilecek olmasından kaynaklı duyduğu korku ve paniktir.
1948 Roma kulübü tarafından yayınlanan raporda, bütün dünyada kaynak kıtlığı olacağı var sayılarak, mevcut kaynakların mutlaka bir elde toplanması ve kontrolünün sadece o devlette olması gerektiğine vurgu yapılmış.
1977'de ise ABD başkanı Jimmy Carter, Roma kulübü tarafından yayınlanan raporu sahiplenerek, dünya üzerinde var olan kaynakların kontrolünün, tek dünya devleti olan ABD tarafından gerçekleştirileceğini duyurdu.
İşin çok daha ilgin tarafı ise, Carter'ın bu açıklamasına destek Gorbaçov tarafından destek gelmiş olmasıdır.
Daha sonra Gorbaçov ödüllendirilecek ve Rusya'nın başına getirilecekti.
Roma kulübünün açıklamasında yer alan 'kaynaklar kıttır' vurgusu, dünyada ki tüm savaşlarında tam olarak sebebi sayılmaktadır.
Kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız olduğu yanılgısı, aslında Roma kulübüne ait olmayıp, kapitalist sistemin kuramcılarından Malthus'a ait bir görüştür.
Ona göre kaynakların sınırlı oluşundan hareketle üretim aritmetik, nüfus artışı ise geometriktir.
Elbette ki bu ve benzeri fikirler, bütünüyle akıl ve bilim dışıdır.
Gerçekte meselenin böyle olmadığını hem ilmi ve gerekse bilimsel olarak ortaya koyan tek insan, Prof. Dr. Haydar Baş olmuştu.
En sonuncusu Viyana'da yapılan 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongresinde 50 kadar bilim insanı tarafından ele alınan Haydar Baş'a ait bu evrensel tezin daha giriş kısmında, Kaynakların sınırsız, insan ihtiyaçlarının sınırlı olduğu şeklinde bilimsel ve temel bir yaklaşım ortaya konulmaktadır.
İşte sadece bu yaklaşım ve bakış açısıyla, dünyada ki bütün savaşların gereksiz olduğu ve kaynakların sonsuz ve sınırsız olduğu tezi işlenmektedir.
Dolayısıyla dünyadaki savaşların sonsuza dek ortadan kaldırılabilmesi, Haydar Baş tarafından ortaya konan 'Milli Ekonomi Modeli' tezinin tüm yönleriyle hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır.
Bunu bir terör devleti olan ABD'nin uygulama imkân ve ihtimali yoktur.
İşte Rusya ve Çin, bu modelin en can alıcı formüllerini keşfettikten ve uygulamaya başladıktan sonradır ki, ekonomilerinde inanılmaz büyümeler meydana gelmiştir.
Siz bir de bunun tüm yönleriyle ve Türkiye'de uygulandığını düşünün.
Emin olun Türkiye'de çalışmak üzere, ABD'den bile ülkemize işçi akımı olur.
Yeter ki istensin ve kibirli davranılmasın.
Dünya sahnesinde iki devlet.
ABD ve İsrail…
ABD'nin kuruluşu 1776.
İsrail'in kuruluşu 1948.
Her iki devletin dünya sahnesine geldiği günden bu tarafa, bütün insanlık adeta diken üstünde bir hayat yaşıyor.
ABD'nin kuruluşu, tamamen ön Türkler olarak bilinen Kızıl derili soykırımı üzerine inşa edilmişti.
İsrail'in ise 1948 yılından bu tarafa devlet olarak dünyaya rahat bir nefes aldırmadığı ortadadır.
Dünya üzerinde ne kadar karanlık ve kanlı eylemler varsa, tamamının altında İsrail devletinin ve dolayısıyla ruh ikizi olan ABD'nin olduğu konusunda kimsenin kuşkusu ve itirazı olmasa gerek.
Şimdi ise uyduruk bahanelerle komşu ve kardeş ülke İran'a yönelik yürütülen savaşın da, aynı kanlı ve soykırımcı kültürden kaymaklı bir eylem tarzı olduğu açıkça bellidir.
İslam ülkelerinin yöneticilerinin bu iki devletin adeta esiri haline getirilmesi mevzu ise, ayrıca bilinen ve sonuçlarını halkların büyük bedeller ödeyerek yaşadığı kronik bir meseledir.
ABD ile asla dost olunmaması gerektiği ve özellikle de stratejik ortaklık gibi çılgınca bir yola girilmesi halinde, o ülke için bunun tam bir intihar olacağı konusu, tahmin edilemeyecek bir husus olmasa gerek.
Bütün dünya kafa tutan ABD'nin aslında bu son çırpınışlarıdır.
Zira derin ABD aklının en çok korktuğu şey başına gelmiştir.
Sadece kâğıdını boyayarak bütün dünyanın servetini kendi ülkesine transfer eden ABD'nin sıkı sıkıya sarıldığı kapitalist sistem, 2005 yılında Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konan "Milli Ekonomi Modeli " tezi ve özellikle de "Milli Paralarla Ticaret" formülüyle, tarihin çöp sepetine atılmıştır.
Bu tarihten itibaren, Rusya ve Çin başta olmak üzere BRICS hinterlandında gerçekleşen ticarette artık dolar rezerv para olmaktan hızla çıkarılmış ve yerine milli paralar ile altın konulmuştur.
ABD'nin boyalı kâğıt olmaktan öte geçmeyen dolarına her geçen gün ilgi azalırken, dünyadaki rezerv para olma oranlarına bakıldığında ise, sistematik bir şekilde aşağıya doğru hızlı bir iniş trendi içinde olduğu gözlenmektedir.
Dünya ülkelerinin Merkez bankaları artık kasalarına sınırsız dolar koyma ihtiyacı hissetmezken, bu para biriminin yerini farklı ülkelerin milli paraları ile altının aldığını belirtmiştik.
Şayet ABD'nin dünyadaki dolar saltanatı sona ererse ki bu çok açıktır, ABD'nin ikinci itici gücü olan ordusunun ise, büyük ölçüde zayıflayacağı çok nettir.
Elbette ki bu beklenti birkaç yıl içerisinde olacak bir husus değildir ancak, mesela BRICS ülkeleri bu konuda tam bir kararlılıkla ve karşı devrim olan milli paralarla ticaret konusunu kalıcı bir sisteme dönüştürebilirse, bu gelişme ABD'nin sonunu bile getirebilir
Ve bence artık bu yola girilmiştir.
ABD'nin gözüne kestirdiği ülkelere yönelik adeta bir mafya gibi ölçüsüz ve orantısız bir şekilde saldırgan bir tavır sergilemesinin tek nedeni, tam olarak bu sistemin hayata geçirilecek olmasından kaynaklı duyduğu korku ve paniktir.
1948 Roma kulübü tarafından yayınlanan raporda, bütün dünyada kaynak kıtlığı olacağı var sayılarak, mevcut kaynakların mutlaka bir elde toplanması ve kontrolünün sadece o devlette olması gerektiğine vurgu yapılmış.
1977'de ise ABD başkanı Jimmy Carter, Roma kulübü tarafından yayınlanan raporu sahiplenerek, dünya üzerinde var olan kaynakların kontrolünün, tek dünya devleti olan ABD tarafından gerçekleştirileceğini duyurdu.
İşin çok daha ilgin tarafı ise, Carter'ın bu açıklamasına destek Gorbaçov tarafından destek gelmiş olmasıdır.
Daha sonra Gorbaçov ödüllendirilecek ve Rusya'nın başına getirilecekti.
Roma kulübünün açıklamasında yer alan 'kaynaklar kıttır' vurgusu, dünyada ki tüm savaşlarında tam olarak sebebi sayılmaktadır.
Kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının ise sınırsız olduğu yanılgısı, aslında Roma kulübüne ait olmayıp, kapitalist sistemin kuramcılarından Malthus'a ait bir görüştür.
Ona göre kaynakların sınırlı oluşundan hareketle üretim aritmetik, nüfus artışı ise geometriktir.
Elbette ki bu ve benzeri fikirler, bütünüyle akıl ve bilim dışıdır.
Gerçekte meselenin böyle olmadığını hem ilmi ve gerekse bilimsel olarak ortaya koyan tek insan, Prof. Dr. Haydar Baş olmuştu.
En sonuncusu Viyana'da yapılan 11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongresinde 50 kadar bilim insanı tarafından ele alınan Haydar Baş'a ait bu evrensel tezin daha giriş kısmında, Kaynakların sınırsız, insan ihtiyaçlarının sınırlı olduğu şeklinde bilimsel ve temel bir yaklaşım ortaya konulmaktadır.
İşte sadece bu yaklaşım ve bakış açısıyla, dünyada ki bütün savaşların gereksiz olduğu ve kaynakların sonsuz ve sınırsız olduğu tezi işlenmektedir.
Dolayısıyla dünyadaki savaşların sonsuza dek ortadan kaldırılabilmesi, Haydar Baş tarafından ortaya konan 'Milli Ekonomi Modeli' tezinin tüm yönleriyle hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır.
Bunu bir terör devleti olan ABD'nin uygulama imkân ve ihtimali yoktur.
İşte Rusya ve Çin, bu modelin en can alıcı formüllerini keşfettikten ve uygulamaya başladıktan sonradır ki, ekonomilerinde inanılmaz büyümeler meydana gelmiştir.
Siz bir de bunun tüm yönleriyle ve Türkiye'de uygulandığını düşünün.
Emin olun Türkiye'de çalışmak üzere, ABD'den bile ülkemize işçi akımı olur.
Yeter ki istensin ve kibirli davranılmasın.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- ABD’ye tapanlar bilsin ki, o artık öldü! / 23.03.2026
- Büyük olmak inanmakla mümkündür / 17.03.2026
- Tek çaremiz Atatürk’ün izinde gitmektir / 13.03.2026
- ABD - İran savaşı ve Türkiye’nin göremediği gerçek / 09.03.2026
- Petro-dolar sistemi çökerse, ABD dağılır / 05.03.2026
- ABD ve İsrail terör devletidir / 04.03.2026
- Türk yurdunda yaşayanlara TÜRK denir / 27.02.2026
- Yalancısın, alçaksın, şerefsizsin! / 20.02.2026
- Hüseyin Baş’tan küresel dünyaya tarihi mesaj / 10.02.2026
- Viyana’da Türk devrimi / 09.02.2026
- Büyük olmak inanmakla mümkündür / 17.03.2026
- Tek çaremiz Atatürk’ün izinde gitmektir / 13.03.2026
- ABD - İran savaşı ve Türkiye’nin göremediği gerçek / 09.03.2026
- Petro-dolar sistemi çökerse, ABD dağılır / 05.03.2026
- ABD ve İsrail terör devletidir / 04.03.2026
- Türk yurdunda yaşayanlara TÜRK denir / 27.02.2026
- Yalancısın, alçaksın, şerefsizsin! / 20.02.2026
- Hüseyin Baş’tan küresel dünyaya tarihi mesaj / 10.02.2026
- Viyana’da Türk devrimi / 09.02.2026


























































