HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 09 MAYIS 2021, PAZAR

İkaamet ve yarım

18.08.2001 00:00:00
Bendeniz İstanbul'un Avrupa yakasında oturuyorum.

Hayır oturmuyorum; ikaamet ediyorum. Oturmak ayrı ikaamet etmek ayrı.

İkaamet kelimesini yazarken iki "a" ile yazıyorum. Tek "a" ile ve uzatma işaretiyle yazsam, uzatılarak ince okunacak ve yanlış olacak.

Doğru telaffuz etmek için, uzatılarak kalın okumak lâzım.

Oturmak, "ikaamet" kelimesinin yerini tutmaz. Ben her yerde otururum; ama her yerde ikaamet etmem.

Herkesin tek ikaamet yeri vardır. Ama toprak, taş üzerine de oturabilir.

İnsan sandalyede, koltukta oturur ama, oralarda ikaamet etmez.

Otobüste, trende, vapurda, uçakta seyahat ederken oturur; ama ikaamet etmez.

Dedik ya, oturmak ayrı ikaamet etmek ayrıdır.

Bunu şunun için söylüyorum:

Milletleri meydana getiren unsurlardan biri de dildir, lisandır.

Dilini mahvettiğiniz bir milletin canına okudunuz demektir.

Dil hem mühimdir hem de doğru kullanılmalıdır.

Dili ha değiştirmişsiniz ha yanlış kullanmışsınızdır; farketmez.

Taşa ekmek derseniz, taş ekmek olmaz ama, yeni nesle öyle dedirtirseniz, onları yanlışa sevkederek dillerini mahvetmiş olursunuz.

Tekrar edelim:

Milletleri kendisi olmaktan çıkarmanın bir yolu da dilerini yok etmektir.

Biz bu cihetten maalesef bir felaket yaşamaktayız.

Yabancı lisandaki ticarethane levhaları sözümüzün delillerinden sadece biridir.

***

Sadede gelelim. Ne demiştim?

Bendeniz İstanbul'un Avrupa yakasında ikaamet ediyorum.

Pazartesi günü, bir iş için karşıya, Asya yakasına geçmiştim. Araba vapuruna bindim... Bir yağmur bastırdı. Biz inene kadar da dindi.

Vapurda olduğumuzdan ıslanmadık.

Yağmurun başlamasıyla dinmesi topu topu yarım saat sürdü.

Vapurdan indim. Sirkeci'deki üstgeçitten geçiyorum.

Sağda, Yeni Caminin yukarısında, tüccar bir arkadaşıma uğrayacağım.

Sirkeci'ye doğru yönelmek yerine, şöyle ara yoldan kestirmeden gideyim dedim. Bakın ne oldu...

Deminki yarım saatlik yağmur yolları göl yapmış.

İki düşman arasında kalmış gibi, arkamız deniz, önümüz göl... geçit yok...

Baktım, ayakları azıcık ıslansa da bazıları kenardan kenardan geçiyorlar.

Ben de öyle yapayım dedim.

Sıram gelince dikkatlice geçmeye çalıştım...

Geçtim ama olmadı. Derinmiş; sağ ayağım ıslandı...

Az ileri gittim; etrafa bir lağım kokusu yayılmış. Galiba, yağmur suyuyla lağım birleşince, aşağı sığmayıp üste vurmuşlar. Suyla birlikte kokusu da dışarı aksetmiş.

Bu sefer bir düşünce aldı beni.

Öyle namazı kılmamıştım; Yeni Camide kılacaktım.

Eeeee! Ya biraz önce sağ ayağıma giren sular da öyleyse!

Nasıl olsa birinci zaferi kazanmış, su birikintisini geçmiştim.

Çorabı çıkarır, ayağımı yıkar öyle kılarım diye düşünerek ilerledim.

Aa, bir de ne göreyim! Yolun Yeni Cami tarafında yağmur suları başka bir yığınak yapmamışlar mı... Elleri tetikte, geçit vermiyorlar...

Az önceki yerden azıcık ıslanarak geçenler, bu hattı yarmak için gölcüğün başına varıp varıp geri dönüyorlardı.

Ben de öyle yaptım. Bu, yol ortası su deryasını sandalsız geçmenin mümkün olmadığını anladım ve geri döndüm...

Az önce sağ ayağımı ıslatan sular, dönerken sol ayağımı ziyaret ettiler.

Sadece birini değil, ikisini de mağdur ederek denge sağladılar ve iki ayağım arasında adaleti temin etmiş oldular...

Ve kendi kendime kızdım.

Burası İstanbul değil mi! Senin neyine lâzım kestirmeden gitmek...

Yolu dolduran suya dalaşmak yerine, Sirkeci'den dolaştım ve sağ sâlim menzil-i maksûda ulaştım.

***

Ve düşünmeye başladım:

Eeee! Bu ne hal!

Adalet ve Kalkınma Partisi'ne genel başkan seçilecek zat hani İstanbul'a unutulmayacak hizmetler yaparak gitmişti!

Bıraka bıraka, yarım saatlik yağmurla göl oluverecek bir İstanbul mu bırakmıştı?

O düzgün bırakmıştı da, yoksa Sayın Ali Müfit Gürtuna mı bu hale getirmişti?

Belediye başkanları, normal vaziyeti bozmazlar ama hizmet eksikliği olabilir. O halde, Tayyip Erdoğan düzgün bırakmıştı da, Gürtuna ekibi ilgilenmemiş miydi?

Sayın Veysel Eroğlu, başında bulunduğu İSKİ'nin hizmetlerini anlatmak için zaman zaman toplantılar yapar, davet eder, biz de gideriz.

Bu toplantılarda Sayın Gürtuna da her defasında hizmetlerini anlatır...

Konuşmalara göre hizmetler gerçekten güzel...

Sularımız senelerdir şakır şakır akıyor.

Ama, vatandaş suyu sadece muslukta istiyor, sokak ve caddede değil...

Muslukta aktığı yetmiyor mu, sokağı ne konuşuyorsun denilebilir mi?..

İstanbul, Türkiye'nin bir özetidir. İstanbul'a hizmet Türkiye'ye hizmettir.

Yarım saatlik yağmurdan arta kalan İstanbul, hangi başkanın eseri?

Recep Tayyip Erdoğan'ın mı, Ali Müfit Gürtuna'nın mı?

Boynu bükük ve cevapsız kalmaya mahkum bu sorunun muhatabı, hangisi?

Değerli okuyucular, sorumuza cevap verirlerse bu köşeden duyurulur.

Ama zat-ı devletlerinin o kadar mühim işleri var ki, böyle yağmurdan çamurdan bahseden yazılara cevap verecek vakitleri yok.

En iyisi, cevap beklemek yerine, onları mühim hizmetleriyle başbaşa bırakalım.
 
Ali Eren / diğer yazıları
Megadentist



logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.