logo
09 AĞUSTOS 2026

İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olacak mı?

İmamoğlu, "Süreç netleşti. Şimdi sürecin detayları açıklanacak. Bir açıklansın, ondan sonra nasıl bir yol yürüyeceğimizi, nasıl bir yol ve güzergah tarifleyeceğimizi, akabinde biz de kamuoyuyla paylaşacağız. Demek oluyor ki, sürecin detayları muhtemelen bu hafta sonu açıklanır, kamuoyuyla paylaşılır. Önümüzdeki hafta da yol haritamız belli olur" dedi.

13.02.2025 09:55:00 / Güncelleme: 13.02.2025 10:00:39
Haber Merkezi
 
İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olacak mı?
İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olacak mı?
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "Dünya Radyo Günü"nde, farklı kurumlarda görev yapan radyocularla bir araya geldi.

İmamoğlu göreve geldikten sonra gelenekselleşen buluşma, Artİstanbul Feshane'de gerçekleştirildi.

Öğrencilik ve iş yaşamının büyük bölümünün İstanbul trafiğinde geçtiğini aktaran İmamoğlu, o dönemde bu süreyi radyo dinleyerek değerlendirdiğini belirtti.

Gazeteler ve dergi benzeri basılı yayınların, teknolojinin hızla değiştiği ortamda yayın hayatlarına devam etmekte zorlandığının altını çizen İmamoğlu, radyonun bu anlamda daha şanslı olduğuna dikkat çekti.

"BASKIYLA, ZULÜMLE ABAT OLUNMAZ"

İktidar baskısı nedeniyle, toplumun haber alma hakkının da engellendiği bir zaman dilimi yaşandığına vurgu yapan İmamoğlu, "Allah göstermesin de soğuk bir yere giriş yaptı diye bir radyocu duymadık henüz. Habere erişim, bazen işte yayınlayan gazeteciler, gözaltında. Röportaj yapıp, iyi anlamda aynı haberi verende bir şey yok, ama başka bir röportajı da yayınladı, o biraz kötü bir yere evriliyorsa ya da yayınlandığı mecraya göre o içeride. Böyle garip bir şey. Yani boş işlerle uğraşıyoruz ne yazık ki. Bizi biraz sıkıntıya boğuyor bu durum. İnsanları ne kadar baskılamaya çalışırsanız, zorlamaya, köşeye sıkıştırmaya çalışırsanız, insanlık hep kendine bir yol, bir çıkış bulmuştur. Bazen dünyanın en önemli devrimleri öyle oluşmuştur, bazen en köşeye sıkışmış toplumlar bir anda bir sıçramanın başlangıcına işi taşımışlardır. Umarım bizler hep beraber, hepimiz, bu zor günleri ülkemiz adına aşarız. Çünkü baskıyla, zulümle abat olunmaz. Tam aksine insanlar, aslında mutlu, huzurlu olduklarında daha üretken olurlar, daha güçlü bir toplum olurlar, ekonomisi iyi olur, her yönüyle pozitif etkilenir" dedi.

"'FAİZ SEBEP, ENFLASYON SONUÇ'A BİR TEK ERDOĞAN İNANDI"

"Bu söylediklerimin hiçbirinin siyasi bir zemin yok" diyen İmamoğlu, "Yani 'ocu, bucu, şucu' demeden bunlar hayatta böyle olmuştur. Sonuçta bugün adaletsizlikler bu denli konuşuluyorsa, eline kaleme alıp istediği şekliyle kalemi kırmaya çalışan birtakım insanların, bu zulmün tabiri caizse karar vericisi haline gelme çabalarını gördükçe, ben utanç duyuyorum. Halbuki bugün memlekette, sözüm ona bu işlerle uğraşırken, çeteler cirit atıyor. Efendime söyleyeyim, isteyen istediği şekilde asıp kesiyor. Talimatlar havada uçuşuyor. Erk kimde, belli değil. Böyle garip bir gündem. Bir yanıyla ekonomik sıkıntılar, kiralar, pazardaki fiyatlar, insanların gelirinin gerçekten artık ne ifade ettiğini anlayamadığımız bir çerçevede bir Türkiye… Zaten bizim tarifleyemediğimiz, anlayamadığımız bir seviyeye erişmiş olan Türkiye sürecini, sanırım bir tek yıllar önce 'Faiz sebep, enflasyon sonuç' dediğinde bir tek Erdoğan görmüş herhalde böylesi bir süreci. Çünkü, bir tek o söze o inandı ve bugünü de o görmüştür diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

"İKTİDARIN HER SÖYLEDİĞİNİ KABUL EDEN VE O SESİ DİLLENDİREN BİR TOPLUM İNŞASI İÇİN BÜYÜK BİR ÇABA VAR"

Türkiye'deki ekonomik durumun dünyada örneği olmadığını kaydeden İmamoğlu, şunları söyledi:

"Keşke ekonomi iyi olsa da bizler de iyi ekonomik koşullarda başka türlü bir rekabet yapabilsek. İktidarın her söylediğini kabul eden ve o sesi dillendiren bir toplum inşası için büyük bir çaba var. Bu işte basına yansıyor, bu siyasetçilere yansıtılmaya çalışılıyor ya da iş dünyasına ya da sivil topluma falan… Böyle devam ediyor. Ama bunların aslında hiçbiri tarih boyunca bir işe yaramamış. Bir dönemi harap etmiş, bir dönemi feda etmiş ama bir işe yaramamış. Bugün de yaramayacağına eminim. Ben bu manada radyocu dostlarımızın hem Dünya Radyo Günü'nü kutlarken, bir yandan da hiçbir zaman sesinizin kısılmamasını ya da sesinizin engellenmemesini, yüreğinizden geçeni… Tabii ki her alanın olduğu gibi bu alanında kendine göre etik kuralları var. O etik kurallarına uygun bir şekilde sesinin gür çıktığı günleri hep birlikte yaşarız, umut ediyorum. Bu manada ben de hem sizlerin bu yolculuğuna her daim destek olmaya hem de sesi kısılmaya çalışılan ülkemizde, hangi konu olursa olsun, hangi husus olursa olsun, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye devam edeceğim."

"DÖNÜP DİYORLAR Kİ, 'YAHU SEN İSTANBUL BELEDİYE BAŞKANISIN, GİT ONA ÇÖZÜM BUL'"

"Şimdi bazen dönüp diyorlar ki, 'Yahu sen İstanbul Belediye Başkanısın, git ona çözüm bul' falan gibi… Sanki bu mesele bunun dışındaymışız gibi, bazı sivri fikirler var. Onlara katılmadığımı beyan edeyim. İstanbul gibi 20 milyonluk bir kenti yöneten, dünyada bu kadar çekim merkezi olabilmiş başka bir şehir bana göre yok iken, - 2000 yılı aşkın süredir böyle- böyle bir şehrin Belediye Başkanı, kendi sorunlarının yanı sıra, Filistin'deki Gazze'yle de ilgilenmek zorundadır; Suriye'yle de ilgilenmek zorundadır; efendime söyleyeyim Avrupa Birliği'yle ilgili süreçle ilgilenmek zorundadır; dünyanın en fazla konsolosluk barındıran bu şehrinde, dünyanın her ülkesiyle ve o ülkelerdeki demokrasiyle, adaletle, ekonomiyle ilgili süreçleri takip etmek, ilgilenmek ve onlarla ilgili fikir yürütmek zorundadır. İş birliği mekanizmaları kurmak zorundadır. Türkiye, dünyanın farklı platformlarında bulunmak, hatta farklı platformların kurucusu olmak ve önderlik etmek durumundadır. Bunların her birisini olası birtakım siyasi görevlerimin ya da olası birtakım siyasi yolculuklarımın dışında, İBB Başkanı kimliğine söylüyorum Kaldı ki benim aynı zamanda tabii ki TBB Başkanı görevim de var. Sonuçta, ülkemizde var olan bütün sorunların bir bölümü orada."

"SEÇİM KAZANILIYOR. 'NİYE KAZANDIN' DİYE VATANDAŞ 12 AY SONRA GÖZALTINA ALINIYOR"

"Belediyelere kayyum atanarak, belediyelere operasyon yapılarak… Yani bir insanın birisi burada oturuyor olabilir. Hayatına devam ediyor. Birisi ona diyor ki, 'Sen gel, bizim meclis üyemiz ol.' Oluyor. Vatandaş yani. Görevi var. Ya sigortalı bir yerde çalışıyor ya bir yerde bir işi var ya Bağ-Kur'lu. Adresi belli, yurdu belli. Ondan sonra meclis üyesi listesine yazıyorsunuz birisini. YSK'ya gönderiyorsunuz. Diyorsunuz ki, 'Benim meclis üyesi listem bu.' Bilirsiniz; eğer orada aykırılık varsa, size o listeden o isimler için bir vakit tanırlar. 'Bunlar aday olamaz. Bunlar yerine isim getir' derler. Getirirsen eklenir, getirmezsen de orası boş kalır. Bu süreçleri geçiyor. Seçim kazanılıyor. 'Niye kazandın' diye vatandaş 10-11 ay sonra, 12 ay sonra gözaltına alınıyor. Hemen güzel bir şey; 'terörist!' Yahu teröristse, niye sokaktaydı? Niye evine gidip geliyordu? Niye vatandaşımız olarak her imkandan faydalanıyordu? Arabaya biniyor, kimliği var, İstanbulkartı var. Veya yolculuk yapıyor, yurt dışına gitmiş, gelmiştir vesaire. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir vicdan, böyle bir adalet olabilir mi? Bunun hesabını kim verecek? Bu insanların çoluğunun, çocuğunun, duygularını kim tamir edecek?"

"HAKSIZLIĞA, HUKUKSUZLUĞA KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ"

"Bu bakımdan, umarım bütün bu olumsuzlukların bittiği günleri en yakın zamanda yaşarız. Bu bu yolda kararlılığımı yüksektir. İnancımız tamdır. Ve ideallerimizden asla şaşmayacağız. Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı mücadele edeceğiz. Haksızlığa, hukuksuzluğa kim uğruyorsa, 'benim tarafım, onun tarafı' demeksizin, bugün değil, yarınlarda dahi rakip siyasi parti de olsa, o kişi ve o kişilerin evlatları için de mücadele etmeye devam edeceğim. Bunun sözünü her yerde veriyorum. Burada da vermiş olayım. Bundan geri durmayacağım. 'Bana göre adaletin' savunucusu asla olmayacağım. Namus, şeref sözü, insan olmanın sözü aslında olarak, bunu özellikle basınla ilişki kurduğun veya toplumla karşı karşıya geldiğin yerlerde özellikle ifade ediyorum ki, her biriniz buna şahitlik edin yarınlarda diye."

"ADAY MISINIZ" SORUSUNA YANIT: "ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA YOL HARİTAMIZ BELLİ OLUR"

Değerlendirme konuşmasının ardından radyoculardan gelen soruları cevaplayan İmamoğlu, "23 Mart'ta ön seçim olacak cumhurbaşkanlığı için Cumhuriyet Halk Partisi'nde. Aday mısınız? Mansur Bey aday olabilir mi? Olmayacağını söylüyorlar ama tam da bilmiyoruz sizin o toplantıdan ne çıktığını. Bir de başka adaylar var mı" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Çok değerli bir buluşma yaptık. Her aşamasını parti içi süreçlerimizle yönetiyoruz. Gazeteci birkaç arkadaşımızla da dün, bugün görüştüğümüz için, ifade ettiğim şeylerin aynılarını da burada da ifade edebilirim. Sonuçta Mansur Bey'in farklı bir bakışı var. 'Bugün erken. Adaylık için erken. Dolayısıyla ön seçim de erken' diye bir bakışı var. Dolayısıyla bu koşullarda aday olmayı düşünmediğini ifade etti. Süreç netleşti. Şimdi sürecin detayları açıklanacak. Bir açıklansın, ondan sonra nasıl bir yol yürüyeceğimizi, nasıl bir yol ve güzergah tarifleyeceğimizi, akabinde biz de kamuoyuyla paylaşacağız. Demek oluyor ki, sürecin detayları muhtemelen bu hafta sonu açıklanır, kamuoyuyla paylaşılır. Önümüzdeki hafta da yol haritamız belli olur. Ben, Türkiye için çok önemli fırsatlar barındıran bir yola, cesaretle partimizin adım attığını düşünüyorum. Bu bir demokrasi devrimidir. Dünyada çok azdır. Ülkemizde ilk kez bir cumhurbaşkanı adayını, partinin üyeleri belirleyecektir. Geç, erken tartışmasına da ben katılmıyorum. Koşullara, zamana, zamanın ruhuna göre bu değişebilir."

"BÜYÜK BİR KADROYA İHTİYACI VAR ÜLKEMİZİN. BU KADRO, MİLLETİN EVLATLARINDAN OLUŞMALIDIR"

"Bugün, mücadele edilmesi gereken çok konu vardır ne yazık ki. Az konu olsaydı, belki kısa zaman kala farklı bir şey düşünülebilirdi. Ama konu çok, gündem çok. Büyük bir kadroya ihtiyacı var ülkemizin. Bu kadro, milletin evlatlarından oluşmalıdır. Çok kapsayıcı olmalıdır. Bütün bu hazırlıklar, teknik, içerik, ülke politikaları… Her alanda çok mevzu vardır. O bakımdan ben, doğru zaman olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, iktidar her an fikir de değiştirebilir. Yani normal zamanla 3 sene var; doğru. Ama bir bakmışsınız, seneye seçim yapabilir yani. Fırsatını bulsa, belki bu sene bile yapabilir. Ki biz istiyoruz zaten bir an önce olsun ve ülkemizin akışı değişsin. Ve biz, fırsat kaçıran bir ülke olmak istemiyoruz. Yani dünyada teknolojinin, bilişimin, yapay zekanın her an ve her ortama, böyle hani aşırı bir hızla girdiği bir süreçte biz; tutuklanma, yargı, hukuksuzluk, adaletsizlik, enflasyon… Yani dünyada savaş yaşayan ülkelerde dahi tek haneli rakamla enflasyon yaşanıyorken, biz, tedbire rağmen, neredeyse 1,5-2 yıldır enflasyonu düşüremiyoruz. Bu konuda yoğun emek sarf eden insanlar var biliyorum iyi niyetli iktidarın içerisinde. Ama hala bunun tek sebebinin, bu ülkeye güven duyulamaması sorunu olduğunun farkında ya değiller ya da bunu ifade etmekten korkuyorlar. Bu böyle olmaz."

"DAHA SICAK, DAHA AKICI BİR GÜNDEMİ HEP BERABER TAKİP EDİYOR OLACAĞIZ"

"Bu manada, biz doğru zamanda, doğru bir modelle, halkın duygularını en üst seviyeye taşıyacak, halkın sahiplendiği… Ki biz, Cumhuriyet Halk Partisi tabanının adayını belirlediği, 1 milyon 600 bin üyenin inisiyatifinin ortaya konduğu bir zeminin, aynı zamanda halkın da büyük oranda kabul edeceği bir meşruluğa kazanacağını, meşruluğa ulaşacağını düşünüyoruz. Bu meşruluğun, farklı metot ve usullerle, zaman içerisinde bütün muhalefeti kapsayıcı bir ruha kavuşacağına da inanıyoruz. O bağlamda partimizin, Genel Başkanımızın doğru bir yol haritası çizdiğini ve bu yol haritasını da desteklediğimi ifade edeyim. Her şey sanırım en geç bir hafta içinde de netleşir. Ondan sonra da daha sıcak, daha akıcı bir gündemi hep beraber takip ediyor olacağız."

SORU: "ERDOĞAN, 'YEREL YÖNETİMLERİN YETKİLERİNİ ARTIRICAĞIZ' SÖZÜNÜ TUTTU MU?"

YANIT: "SAYIN CUMHURBAŞKANI, BU KONUDA ASLA VE KATA SÖZÜNÜ TUTMADI"


İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığından başbakanlığa geçtiği dönemde yerel yönetimlerin yetkilerini artırıcı hamleler yapacağı yönündeki sözlerini tutup tutmadığı yönündeki soruyu da şöyle yanıtladı:

"Keşke o dediklerini yapabilseydi, ülkemiz bundan çok faydalanırdı. Yerel yönetimler, bütün dünyada güçleniyor aslında. Çünkü güçlenmesi, yerelde hizmetin kaliteli hale gelmesini sağlıyor. Kaliteli hale gelmesi, toplumun yaşam kalitesini arttırıyor. Yani bundan bütün ülke faydalanıyor. Yani hiçbir şeyi yeniden keşfetmeye gerek yok. Dünyanın bütün yolculuğu bu yönde. Çok enteresandır; yani 2000'lerin başındaki yerel yönetim gücünün ve yerel yönetim iradesinin çok daha altında güç ve irade, tam aksine baskıcı bir metoda ve yola evrildi. Hatta yani her toplantıda bir mesele konuşuluyor, 'Bunu bakanlığa halledelim, orada çözelim…' Yani işte İstanbul'un imarı, İstanbul'un sokağı, caddesi… Bunlar yaşıyor muydu bu toplum? Yaşamıyordu. Ama son 20 yılda, bakanlık eliyle, İstanbul'un neredeyse boş alanı kalmadı yani. Bakanlık eliyle, merkezi yönetim eliyle… Bu manada, bunun içine Kanal İstanbul'u da ekle, başka şeyleri de ekle. Bir boyutu bu. Bir başka boyutu, olan yetkilerini de kullandırtmamaya başladılar. En basit örneği; UKOME diye bir konuyu… İstanbul'da tanımayan kalmadı, yani UKOME diye bir şey varmış. Her detayını neredeyse ilkokuldaki çocuklarımız bile biliyor. Niye? Çünkü, mesele yaptılar bunları. Bunlar oturdular, yani Ekrem İmamoğlu'nun göreve başladığı an itibariyle, işte 'topal ördek'ten 'silkelemeye'; aslında bütün sıfatları İstanbul üzerinden, bizim üzerimizden Türkiye'ye duyurdular. Zaten mesele, aslında odakları İstanbul'du. Ama bundan büyük zarar görüyor ülkemiz. Ne yazık ki 180 derece tersi bir duruma doğru evrildi. Sayın Cumhurbaşkanı, bu konuda asla ve kata sözünü tutmadı."

Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor

Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor

09.08.2026 02:20:00
AA
 
Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor
Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale ediliyor

Zeytinada Mahallesi'nde ormanlık ve makilik alanda henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ve Antalya Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri sevk edildi. Alevler, zeytin ve muz bahçesine de sıçradı.

Ekipler, yangını kontrol altına almak için alevlere müdahale ediyor.

Öte yandan, Antalya-Mersin kara yolu tedbir amaçlı trafiğe kapatıldı. Bölgede araç kuyruklarının oluştuğu gözlendi.

Ekiplerin müdahalesiyle kara yolunun yakınına ulaşan alevlerin yayılması durduruldu.

Antalya-Mersin kara yolunda ulaşım kontrollü olarak sağlanıyor.

Yangının tamamen kontrol altına alınması için çalışmalar sürüyor. 

Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, Esenyurt’ta kameralar karşısına geçerek "800 kilo uyuşturucu yakaladık, devlet burada" mesajı verdi

08.08.2026 23:00:00
Haber Merkezi
 
Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar
Bataklığı büyütüp sivrisinekle övünüyorlar
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, Esenyurt'ta kameralar karşısına geçerek "800 kilo uyuşturucu yakaladık, devlet burada" mesajı verdi.

Ancak iktidarın gururla sunduğu bu rakamlar, aslında Türkiye'nin neden küresel uyuşturucu ticaretinin ana rotası haline geldiği sorusunu ve derin bir yönetim krizini gizlemeye yetmiyor.

Bugün Esenyurt'ta Adalet Bakanı Akın Gürlek ile birlikte basına açıklamalarda bulunan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Esenyurt'ta emniyet güçlerince 800 kilogram uyuşturucu madde ele geçirildiğini duyurdu.



Bakan Çiftçi konuşmasında ayrıca bu yıl 7 bin 500 aranan şahsın yakalandığını ve sokak hayvanlarının %96,5'inin toplandığını iddia ederek bir başarı tablosu çizmeye çalıştı. Adalet Bakanı Akın Gürlek ise "Meydanı boş sanmayın, devlet tepenize binecek" diyerek sokak çetelerine ve uyuşturucu baronlarına gözdağı verdi.



Ancak her gün ülkenin dört bir yanından gelen tonluk uyuşturucu yakalama haberleri, kamuoyunda bir başarı hikayesi olarak değil; "Bu kadar uyuşturucu ülkeye nasıl giriyor ve Türkiye nasıl bir uyuşturucu lojistik üssü oldu?" sorusuyla, iktidarın güvenlik ve dış politika zafiyetinin bir kanıtı olarak okunuyor.

Türkiye Neden Uyuşturucu Üssü Haline Geldi? İşte İktidarın Yol Açtığı 4 Temel Neden:



Kara Para Aklama ve "Varlık Barışları"

Hükümetin bütçe açıklarını kapatabilmek amacıyla arka arkaya çıkardığı "Varlık Barışı" yasaları, yurt dışından getirilen paraların kaynağının sorgulanmasını tamamen engelledi. Kaynağı sorulmayan milyarlarca dolar, dünyadaki uluslararası uyuşturucu baronlarının ve organize suç örgütlerinin paralarını Türkiye'de rahatça aklamasına kapı araladı. Türkiye'nin uzun süre Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından "Gri Liste"de tutulması da bu denetimsizliğin küresel bir tesciliydi.

Coğrafi Rotaların Değişmesi ve Limanlardaki Denetim Zafiyeti

Geleneksel olarak "Balkan Rotası" üzerinde köprü görevi gören Türkiye, son yıllarda Latin Amerika'dan gelen kokain ve Asya'dan gelen sentetik uyuşturucular (metamfetamin) için doğrudan bir merkez ve varış noktası haline dönüştü. Büyük limanlara konteynerlerle giren uyuşturucuların zamanında engellenememesi, iç piyasada Esenyurt gibi metropol çeperlerinde tonlarca uyuşturucunun depolanmasına ve imal edilmesine zemin hazırladı.

Kurumsal Çürüme ve Yargı/Emniyet Üzerindeki Siyasi Baskılar

Liyakat ilkelerinin terk edilmesi, yargı ve emniyet teşkilatlarında yaşanan kadrolaşmalar, suç örgütleriyle mücadelede kurumsal sürekliliği ve istihbarat ağlarını zayıflattı. Birçok uluslararası suç örgütü liderinin ve uyuşturucu baronunun Türkiye'de lüks rezidanslarda ellerini kollarını sallayarak yaşadığı, hatta kolayca vatandaşlık alabildiği ortaya çıktı. Güvenlik bürokrasisinin ve siyasetin suç dünyasıyla anılan fotoğrafları hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Derinleşen Ekonomik Kriz ve Toplumsal Çöküş

İktidarın yanlış ekonomi politikaları sonucu halkın içine itildiği derin yoksulluk ve geleceksizlik hissi, gençleri uyuşturucu ağlarının en alt basamağı olan "torbacılık" sistemine itiyor. Ekonomik çöküş, uyuşturucuya hem talebi artırıyor hem de suç şebekelerine ucuz insani kaynak sağlıyor. Bugün Esenyurt gibi göçün ve yoksulluğun yoğun olduğu ilçelerin adeta birer suç laboratuvarına dönmesi tesadüf değildir.

Sonuç: "Tepelerine Binmek" İçin Önce Kapıları Kapatmak Gerekir

Bakan Gürlek'in "Suç örgütlerinin büyüklüğü bizi yolumuzdan çeviremez" sözleri kulağa hoş gelse de, bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle mücadele etme stratejisi Türkiye'yi bir narko-devlet tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Sınır güvenliğini sağlayamayan, limanları etkin denetlemeyen ve en önemlisi uyuşturucu parasının ülkeye girişine göz yuman bir siyasi iradenin, sokak aralarında yapılan operasyonlarla övünmesi sadece bir illüzyondan ibarettir. Kameralar önünde sergilenen 800 kiloluk paketler, devletin gücünü değil; ülkenin sınırlarının ne kadar geçirgen, suç ağlarının ise ne denli kurumsallaşmış olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.

Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor

Türkiye'nin dört bir yanından gelen er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin, "eşit özlük hakları" talebiyle Ankara Güvenpark'ta başlattığı oturma eylemi 25. gününü geride bırakırken açlık greviyle kritik bir aşamaya ulaştı

08.08.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor
Ankara'da ‘Gazilerin’ çığlığı büyüyor
Türkiye'nin dört bir yanından gelen er şehit yakınları ile er ve erbaş statüsündeki gazilerin, "eşit özlük hakları" talebiyle Ankara Güvenpark'ta başlattığı oturma eylemi 25. gününü geride bırakırken açlık greviyle kritik bir aşamaya ulaştı.

13 Temmuz 2026'da başlayan süreçte seslerini siyasi iradeye duyuramayan gaziler ve şehit aileleri, 4 Ağustos 2026 itibarıyla talepleri karşılanana kadar yemek yemeyi reddetme kararı aldı.

"Mermi Rütbe Seçmedi, Bürokrasideki Ayrımcılık Son Bulsun"



Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği öncülüğünde toplanan eylemciler, rütbeli personel ile er/erbaş statüsü arasındaki derin uçuruma isyan ediyor. "Gaziliğin rütbesi olmaz" sloganı altında birleşen kitle; maaş, evde bakım desteği, sağlık hizmetleri ve protez/ortez tedarikindeki kısıtlamaların Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savunuyor.

Dernek Başkanı Erdem Çerçioğlu, Milli Savunma Bakanlığı'nın kendilerini cepheye gönderirken ayrım yapmadığını, ancak hak teslimine gelince yok sayıldıklarını belirterek, hükümet yetkililerine "Ya bizi öldüreceksiniz ya hakkımızı vereceksiniz" sözleriyle sert tepki gösterdi.

Meclis'te "Barikat" Gerginliği ve Yeni Yasa Tasarısı



Cumhur İttifakı ortakları AKP ve MHP'nin imzasıyla 3 Ağustos 2026'da TBMM'ye sunulan ve ardından Milli Savunma Komisyonu'nda kabul edilen 9 maddelik kanun teklifi, Güvenpark'taki gazileri tatmin etmedi. Şehit anne-babalarına asgari ücret güvencesi, faizsiz konut kredisi ve malul sayılmayanlara gazilik unvanı gibi düzenlemeler içeren paket, sahadaki gaziler tarafından "gerçek sorunları örtbas eden yetersiz bir adım" olarak nitelendirildi.

Öte yandan, 5 Ağustos 2026'da TBMM Milli Savunma Komisyonu önünde büyük bir gerilim yaşandı. Kendileriyle ilgili yasa görüşmelerine izleyici olarak katılmak isteyen gazilerin salona girişine ilk etapta izin verilmedi. Muhalefet milletvekillerinin araya girmesi ve yoğun tepkiler üzerine komisyona yalnızca bir temsilci kabul edildi.

Kardeniz'in en güzel kalesi


 
 
Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde sarp kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim doğa ve tarih tutkunlarının ilgisini çekiyor.

08.08.2026 14:32:00
Haber Merkezi
 
Kardeniz'in en güzel kalesi
Kardeniz'in en güzel kalesi

Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde 1. derece arkeolojik sit alanında sarp bir kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.


Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü


 
 
Afyonkarahisar'da Kütahyalılar firmasına ait yolcu otobüsü kamyonete çarptı, 1 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

08.08.2026 13:09:00 / Güncelleme: 08.08.2026 13:21:20
AA
 
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü

Afyonkarahisar'da yolcu otobüsünün kamyonete çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı. Kütahyalılar firmasına ait, Z.Y. yönetimindeki 43 KP 338 plakalı yolcu otobüsü, Afyonkarahisar-Antalya kara yolu Sinanpaşa ilçesine bağlı Akören beldesi yakınlarında, H.S. idaresindeki 06 BFV 460 plakalı kamyonete arkadan çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi.



Kamyoneti bariyerlerin ötesine fırlattı

Bariyerlere çarpan kamyonetin sürücüsü H.S'nin olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kamyonette bulunan 1 kişi ile otobüsteki 14 kişi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan şüpheli hakkında "konutunu terk etmemek" şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulandı

07.08.2026 17:02:00 / Güncelleme: 07.08.2026 17:07:18
Anadolu Ajansı
 
Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi
Aziz Yıldırım'ın kızına yönelik paylaşımlar yapan kişiye ev hapsi

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, 5 Ağustos'ta avukatı aracılığıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu şikayet dilekçesinde, X sosyal medya platformunda "2007 Hakan Safi" isimli, 20 üyeden oluşan bir sohbet grubu kurulduğunu, gruba üye hesap kullanıcılarının kendisi ve 18 yaşından küçük kızına yönelik sistematik bir şekilde "kişisel verileri hukuka aykırı olarak yayma", "tehdit" ve "hakaret" içerikli paylaşımlarda bulunduğunu iddia etti.

Şikayet üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, söz konusu sosyal medya hesaplarının tespiti için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan çalışma kapsamında şüpheli Cengiz Y. gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan zanlı, Bakırköy Adliyesine sevk edildi.

Sevk yazısında "mağdurun ismi ve fotoğrafının kişisel veri kapsamında olduğu" değerlendirmesi

Burada savcılığa çıkarılan zanlı, "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak" suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderildi.

Savcılığın sevk yazısında, somut olayda mağdurun ismi ve fotoğrafının kişisel veri kapsamında olduğu, eylemin hukuka aykırı olarak ve mağdurun rızası dışında gerçekleştirildiği belirtildi.

Yazıda, şüphelinin, mağdura yönelik "kişisel verileri hukuka aykırı olarak yaymak" suçunu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen ceza miktarı ile olayın oluş şekli de dikkate alınarak tutuklanmasına karar verilmesi talep edildi.

Sulh ceza hakimliği, şüpheli Cengiz Y. hakkında "konutunu terk etmemek" şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verdi.

Anlaşmanın detayları belli oldu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu

07.08.2026 16:20:00
AA
 
Anlaşmanın detayları belli oldu
Anlaşmanın detayları belli oldu
Konuyla ilgili yetkililerden alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan Mekke Anlaşması, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.

Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Mekke Anlaşması, artan bölgesel ve uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak mücadele zemini oluşturmak amacıyla bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların somut sonucu olarak görülüyor.

Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.

Herhangi bir ittifak veya anlaşmadan kopuş anlamına gelmeyen Mekke Anlaşması, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlayarak bölgesel güvenliği güçlendiriyor ve diğer bölge ülkelerinin katılımına açık bir işbirliği zemini oluşturuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarını pekiştiren, kendi savunmalarının yanı sıra bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sağlayacak bir anlaşma niteliği taşıyor.

Anlaşma, "bölgede barışın, huzurun ve güvenliğin destekleyici unsuru" olarak değerlendiriliyor.

"Türkiye'nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıklarının birbirinin alternatifi olmadığını, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılar" olduğunu belirten yetkililer, "Bu anlaşma saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" değerlendirmesinde bulundu.

"Mekke Anlaşması'nın, hiçbir ülkeyi hedeflemediğini, mevcut diyalog kanallarını kapatmadığını" vurgulayan yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi.

Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Türkiye açısından bakıldığında, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölge ve İslam dünyası için her anlamda tarihi nitelikte olduğu yorumunu yapan yetkililer, "bölgedeki güvenlik mimarisinin Mekke Anlaşması ile yeniden dizayn edildiği" değerlendirmesini yaptı.

Anlaşmayla Türkiye'nin başka çatışmalara sürüklenmediğini, bölgesel etkisini ve tecrübesini bölgenin güçlü aktörleriyle birleştirdiğini belirten yetkililer, "Türkiye değişen ve karmaşıklaşan uluslararası güvenlik ortamında işbirliği seçeneklerini çeşitlendiren bir düzenlemeye imza atmıştır. Türkiye'nin Mekke Anlaşması'na imza atması, küresel deniz ticaret yollarının güvenliğini güçlendirerek ihracata, enerji tedarikine ve ekonomik istikrara katkı sağlayacaktır. Anlaşmaya katılım, Türk askerinin her bölgesel krize gönderileceği anlamına gelmemektedir. Kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları anayasal düzen ile ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınacaktır." ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerine zarar vermediğini vurgulayan yetkililer, şunları kaydetti:

"Anadolu'dan Hicaz'a, İslamabad'dan Riyad'a uzanan kardeşlik hattı, ortak değerlerin ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran milletlerin iradesini temsil etmektedir. Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tarihi bir sorumluluğun günümüzdeki stratejik karşılığıdır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yalnızca devletler arası çıkarlara değil, ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına dayanmaktadır."

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.