‘İman için sabır, vücut için baş gibidir’
Günümüzde kulluk şuurundan uzaklaşan insanımızın yaşama tutunması gittikçe zorlaşıyor. Cenab-ı Hak buyuruyor: “Ey iman edenler! Sabır sebat gösterin
22.05.2026 00:32:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





'Günümüzde kulluk şuurundan uzaklaşan insanımızın yaşama tutunması gittikçe zorlaşıyor. Cenab-ı Hak buyuruyor: "Ey iman edenler! Sabır sebat gösterin."
Hz. Peygamber'in hadisinde buyurduğu şekli ile aslında sabrı azaldıkça imandan uzaklaşıyor: "İman için sabır, vücut için baş gibidir."
Tersini düşünürsek, sabır imanı kuvvetlendirir, Hakk'a yakınlaştırır. Yine Allah Resulü sabır için, "Allah sevdiği kuluna bela verir" buyurur.
Diyelim ki, siz hastasınız, siz çiledesiniz, mesela yokluktasınız. Her şeyi yapıyorsunuz ancak Cenab-ı Hak, öyle dilemiş, sizi fakir bırakıyor.
Öğrenci olsanız, sınavda bana şu soruyu sor diye öğretmene talepte bulunabiliyor musunuz?

İşte, mademki bu âlemin sahibi Yüce Rabb'imizdir; bizi de böyle deniyor. Bazı kullarını bollukla, sıhhatle denediği gibi; bazılarını da eziyetle, meşakkatle, çileyle deniyor.
Tamamı hayrımıza olan bu iyi ve kötü hallere karşı, isyan etmeden "Sen Rabb'imsin, istediğini yaparsın" diyebilmek sabırdır.
Allah'tan dünyayı isteme. Belânın gitmesini, ihtiyaç halinin geçmesini, zenginliğin gelmesini isteme. Sana gereken sabırlı olmaktır.
Elinde bulunana iyi bakarak yetinmek gerekir. Bulunduğun hal içinde bulunan manevi değerlerin elinden gitmemesini iste. Aksi, belki senin için iyi olmaz.
Bilemezsin, hayır hangi yandadır. Acaba sana zenginlik mi yarar, yoksa fakirlik mi? Belâ mi senin için uğur getirir, yoksa dünya rahatlığı mı? İşlerin iç yüzünü bilmek sana saklıdır. Onları yalnız Allah bilir.

Her şeyin iyisini ve kötüsünü O bilir. Allah kulunu imanı nispetinde dener. Bu böyledir, imanı yükseldikçe denenme nispeti o derece artar. Büyür, çoğalır. Resulün imtihanı nebininkinden büyüktür. Çünkü imanı üstündür.
Nebinin başına gelen de bedelin başına gelenden ağırdır. Bedelin iptilası da velininkinden daha zordur. Çünkü iman bakımından veliden ileridir.
Velhasıl herkes imanı nispetinde denenir. Şu hadis-i şerif bu durumu çok güzel anlatır: "Biz peygamberler zümresiyiz. Belanın en çoğu bize verilmiştir. Sonra sıra ile…"
Bu hallerinde o büyük insanların kötülüğe karşı meyilleri kalmaz; nefisleri kırılır. Hak batıldan böylelikle ayrılır. Şehvet ve şahsi arzu hisleri bertaraf olur. Onlar imtihan yoluyla gelen belalara sabreder, böylelikle halkın şerrini görmezler. Her şeyden emin olarak yaşarlar. Onlar bu hallerinde nefislerini kırar…

Hikmet sahibi olan Allah'ın hakkınızda verdiği hükümlere sabredin. O zaman bilgiye engel olan perdeniz kaldırılır. Hak, size sabretmeyi emretmiştir, sabredin!
Sabır ve sebat sahibi peygamberler gibi Sen de Allah yolunda karşılaştığın sıkıntı ve zorluklara göğüs ger" buyurarak özelde Peygamber'ine ve genelde hepinize sabretmeyi emretmiştir.
Bu ayet şu anlamdadır: "Ey Muhammed! Senden önceki peygamberler kendi aileleri, çocukları, malları ve insanların kendilerine eziyeti konusundaki yazgılarına nasıl sabredip tahammül gösterdi iseler sen de öyle yap ve onlar gibi metanetli ol!"

Büyük insanlara gelince; onlara belâ yükselme sebebi olsa gerektir. Çünkü her belanın sonunda yüksek makam ve ulu dereceler vardır.
Zaman aşımıyla, belâ gibi görünen şeyler aslında bir lütuf olduğu anlaşılır. Her hareket ve adımda yükselme kaydedilir.
Çünkü büyüklerin darlığı perişanlık için olmaz; bilakis daha yüksek makamlara ermeleri için, bir imtihan sayılır. İmanın hakikatine ve güzelliğine erip ermedikleri; darlık zamanında çeşitli sebeplere başvurmamalarıyla meydana çıkar. Böylece Allah onların sağlam iman sahibi olduklarını kullara anlatmak ister.
Herhangi bir darlığı kötü görmemek, sabırlı kişinin işidir. Ve onun hemen gitmesini beklemek sabrı olmayanın kârıdır. Sabırlı iman sahibi ne belayı kötü görür, ne de hemen darlığın kalkmasını ister. O her şeyin bir vakti ve zamanı olduğuna inanır.

Sana, sana, yine sana! Allah'ı, Allah'ı, yine Allah'ı tavsiye ederim. Hakiki necat bu, kurtuluş budur.
Aman ha aman! Âdemoğullarının başına gelen her türlü bela, Rabb'inden şikayet etmesi yüzündendir. O Rahman ve Rahim'den nasıl şikayet edilebilir ki?
Merhametlilerin en merhametlisi O'dur. Hükmedenlerin en isabetlisi O! Hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. Şefkati ve acıması çoktur. Pek lütufkârdır. Kullarına asla zulmedici değildir. Hikmet ehli, sevgi dolu, müşfik, mülayim ve candan bir doktor misali…
Merhametli bir anne suçlanabilir mi? Zira Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Allah kullarına karşı bir annenin evladına duyduğundan daha çok merhamet duyar." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Hz. Peygamber'in hadisinde buyurduğu şekli ile aslında sabrı azaldıkça imandan uzaklaşıyor: "İman için sabır, vücut için baş gibidir."
Tersini düşünürsek, sabır imanı kuvvetlendirir, Hakk'a yakınlaştırır. Yine Allah Resulü sabır için, "Allah sevdiği kuluna bela verir" buyurur.
Diyelim ki, siz hastasınız, siz çiledesiniz, mesela yokluktasınız. Her şeyi yapıyorsunuz ancak Cenab-ı Hak, öyle dilemiş, sizi fakir bırakıyor.
Öğrenci olsanız, sınavda bana şu soruyu sor diye öğretmene talepte bulunabiliyor musunuz?

İşte, mademki bu âlemin sahibi Yüce Rabb'imizdir; bizi de böyle deniyor. Bazı kullarını bollukla, sıhhatle denediği gibi; bazılarını da eziyetle, meşakkatle, çileyle deniyor.
Tamamı hayrımıza olan bu iyi ve kötü hallere karşı, isyan etmeden "Sen Rabb'imsin, istediğini yaparsın" diyebilmek sabırdır.
Allah'tan dünyayı isteme. Belânın gitmesini, ihtiyaç halinin geçmesini, zenginliğin gelmesini isteme. Sana gereken sabırlı olmaktır.
Elinde bulunana iyi bakarak yetinmek gerekir. Bulunduğun hal içinde bulunan manevi değerlerin elinden gitmemesini iste. Aksi, belki senin için iyi olmaz.
Bilemezsin, hayır hangi yandadır. Acaba sana zenginlik mi yarar, yoksa fakirlik mi? Belâ mi senin için uğur getirir, yoksa dünya rahatlığı mı? İşlerin iç yüzünü bilmek sana saklıdır. Onları yalnız Allah bilir.

Her şeyin iyisini ve kötüsünü O bilir. Allah kulunu imanı nispetinde dener. Bu böyledir, imanı yükseldikçe denenme nispeti o derece artar. Büyür, çoğalır. Resulün imtihanı nebininkinden büyüktür. Çünkü imanı üstündür.
Nebinin başına gelen de bedelin başına gelenden ağırdır. Bedelin iptilası da velininkinden daha zordur. Çünkü iman bakımından veliden ileridir.
Velhasıl herkes imanı nispetinde denenir. Şu hadis-i şerif bu durumu çok güzel anlatır: "Biz peygamberler zümresiyiz. Belanın en çoğu bize verilmiştir. Sonra sıra ile…"
Bu hallerinde o büyük insanların kötülüğe karşı meyilleri kalmaz; nefisleri kırılır. Hak batıldan böylelikle ayrılır. Şehvet ve şahsi arzu hisleri bertaraf olur. Onlar imtihan yoluyla gelen belalara sabreder, böylelikle halkın şerrini görmezler. Her şeyden emin olarak yaşarlar. Onlar bu hallerinde nefislerini kırar…

Hikmet sahibi olan Allah'ın hakkınızda verdiği hükümlere sabredin. O zaman bilgiye engel olan perdeniz kaldırılır. Hak, size sabretmeyi emretmiştir, sabredin!
Sabır ve sebat sahibi peygamberler gibi Sen de Allah yolunda karşılaştığın sıkıntı ve zorluklara göğüs ger" buyurarak özelde Peygamber'ine ve genelde hepinize sabretmeyi emretmiştir.
Bu ayet şu anlamdadır: "Ey Muhammed! Senden önceki peygamberler kendi aileleri, çocukları, malları ve insanların kendilerine eziyeti konusundaki yazgılarına nasıl sabredip tahammül gösterdi iseler sen de öyle yap ve onlar gibi metanetli ol!"

Büyük insanlara gelince; onlara belâ yükselme sebebi olsa gerektir. Çünkü her belanın sonunda yüksek makam ve ulu dereceler vardır.
Zaman aşımıyla, belâ gibi görünen şeyler aslında bir lütuf olduğu anlaşılır. Her hareket ve adımda yükselme kaydedilir.
Çünkü büyüklerin darlığı perişanlık için olmaz; bilakis daha yüksek makamlara ermeleri için, bir imtihan sayılır. İmanın hakikatine ve güzelliğine erip ermedikleri; darlık zamanında çeşitli sebeplere başvurmamalarıyla meydana çıkar. Böylece Allah onların sağlam iman sahibi olduklarını kullara anlatmak ister.
Herhangi bir darlığı kötü görmemek, sabırlı kişinin işidir. Ve onun hemen gitmesini beklemek sabrı olmayanın kârıdır. Sabırlı iman sahibi ne belayı kötü görür, ne de hemen darlığın kalkmasını ister. O her şeyin bir vakti ve zamanı olduğuna inanır.

Sana, sana, yine sana! Allah'ı, Allah'ı, yine Allah'ı tavsiye ederim. Hakiki necat bu, kurtuluş budur.
Aman ha aman! Âdemoğullarının başına gelen her türlü bela, Rabb'inden şikayet etmesi yüzündendir. O Rahman ve Rahim'den nasıl şikayet edilebilir ki?
Merhametlilerin en merhametlisi O'dur. Hükmedenlerin en isabetlisi O! Hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. Şefkati ve acıması çoktur. Pek lütufkârdır. Kullarına asla zulmedici değildir. Hikmet ehli, sevgi dolu, müşfik, mülayim ve candan bir doktor misali…
Merhametli bir anne suçlanabilir mi? Zira Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Allah kullarına karşı bir annenin evladına duyduğundan daha çok merhamet duyar." (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)


























































































