Siyasetin kendine has bir takvimi vardır; bu takvimde zaman, halkın iradesine müracaat edileceği güne yaklaştıkça hızlanır. Ancak bu hızlanma sadece vaatlerde değil, uzun zamandır uykuda olan mekanizmaların aniden "canlanmasında" da kendini gösterir. Son günlerde tanık olduğumuz manzara tam olarak budur: Çözülemeyen cinayetlerin birer birer aydınlanması, illegal bahis baronlarına karşı başlatılan operasyonlar ve toplumun kanayan yarası haline gelen sosyal çöküntülere dair vaat edilen "yeni" önlemler...
Her şey ne kadar da tanıdık, değil mi?
Bir cinayetin aydınlatılması ya da bir suç şebekesinin çökertilmesi şüphesiz ki devletin asli görevidir. Ancak bu görevlerin yerine getirilmesi bir lütufmuş gibi sunulduğunda veya tam da seçim sath-ı mailine girildiğinde bir "başarı hikayesine" dönüştürüldüğünde, adaletin o kutsal terazisi zedelenir. Eğer bu suçlular bugün yakalanabiliyorsa, dün neredeydiler? Eğer deliller bugün konuşmaya başladıysa, onları susturan neydi?
Adalet, konjonktürel bir enstrüman değildir. Seçim yaklaşıyor diye tozlu raflardan indirilen dosyalar, aslında adaletin ne kadar "bekletilebilir" olduğunu göstermesi açısından düşündürücüdür. Bir annenin yıllardır beklediği katilin, tam da sandık ufukta göründüğünde kelepçelenmesi, o annenin yüreğine su serper ama hukuk devletinin vakarını zayıflatır.
Öte yandan, bahis ve kumar batağına karşı alınacağı söylenen o "yeni" önlemler meselesi var. Gençlerimiz bu bataklıkta boğulurken, gencecik hayatlar kumar borçları ve umutsuzluk yüzünden son bulurken sessiz kalanların; bugün, bir seçim stratejisi olarak "önlem alacağız" demesi samimiyet sınavından geçemez. Defalarca yaşanan intiharların sesi meclis koridorlarında yankılanmazken, şimdi bu feryatların duyuluyor olması, meselenin çözüme olan inançtan ziyade oya olan ihtiyaçtan kaynaklandığı hissini uyandırıyor.
Gerçek bir hukuk devletinde adalet, bir seçim vaadi değil, vatandaşın nefes aldığı havadır. Nefes ise seçime göre alınıp verilmez. Eğer suçla mücadele bir pazarlama unsuru haline gelirse, seçim bittiğinde o kılıçlar yeniden kınına girer ve biz yine aynı karanlık dehlizlerde baş başa kalırız.
Toplum artık "vitrin adaleti" değil, her mevsimde kararlı duran bir hukuk sistemi bekliyor. Çünkü biliyoruz ki; seçim için yapılan adalet, seçim bitince tatile çıkar. Bizim ise tatile çıkmayan, sandığa bakmayan, sadece hakka ve hakikate odaklanan bir adalete ihtiyacımız var.
- SAADET KARATEPE - Bir iz bırakan adam: Prof. Dr. Haydar Baş / 15.04.2026
- KUZEY EMİR DİNÇ - Fikirleriyle çağı kucaklamak: Prof. Dr. Haydar Baş'ın vizyonunu anlamak / 14.04.2026
- CELİL KOCATAŞ - Kazananı olmayan bir sınav / 29.03.2026
- AYŞE BEYZA ÇALIŞKAN - Milli Ekonomi Modeli ve kadın / 06.03.2026
- ATİLA GÖLCÜK - İmam Ali (a.s.)'ın ilmi / 28.02.2026
- AYHAN İŞİ: Seyreyle güzel kudreti Mevlam / 24.02.2026
- SAADET ALTUNBAŞ BİRİNCİ: Altın kafesteki kuş / 24.12.2025
- SEVDE MEYSA BAŞ: Yazıyor, yazıyor! / 10.12.2025
- Yasemin Köker - Hadis ikliminde Hz. Peygamber Efendimizin (as) nefesiyle bütünleşmek / 25.11.2025





























































