logo
18 NİSAN 2026

IRAK'TA BİLİNMESİ İSTENMEYEN GERÇEKLER -5- "Türkiye'ye verilen mesaj"

04.01.2003 00:00:00
Kamil BAYRAKTAR e-mail: kamilbayraktar@yenimesaj.com.tr

Irak'a savaş açan sistemin içinden gelenler bu savaşın bir petrol, Bush'un politik kariyer savaşı olduğunu söylüyorlar. Uzmanlar, ilim, fikir ve siyaset adamları içinde arz-ı mev'ud da bulunan bir haçlı savaşı, hedefte Türkiye'nin bulunduğu bir büyük oyun olduğunu belirtiyorlar. İçinde Haçlılara göğüs germe misyon ve birikimi de bulunan Türk milletinin şanlı tarihinin bir kırılma, dönüm noktasında bulunduğu mesajını veriyorlar.

Buraya kadar, Irak'a saldırmak için en büyük gerekçe olarak sunulan, Irak'ın ne kimyasal, ne biyolojik, ne de nükleer kitle imha silahlarına sahip bulunmadığını, "Irak'a demokrasi götüreceğiz" sözlerinin gülünç ve bir masaldan ibaret olduğunu, ortaya koyduk. Kısacası Irak'a karşı savaş tamtamları çalanların gerekçelerinin temelsizliğini, BM eski Denetçisi William Scott Ritter'in dilinden gözler önüne serdik. Gerekçelerin bu temelsizliğine rağmen ABD'nin dediğini yapması halinde, içinde nükleer silahların, atom bombalarının da yer alacağı bir kıyamet senaryosunun gerçeğe dönüşeceğini belirttik. Gerçek bu iken ABD, niçin hâlâ, savaş da savaş deyip duruyor. ABD'nin amacı sanallığı ortaya çıkan kitle imha silahlarını yok etmek, Irak'a demokrasi götürmek midir? Yoksa başka niyetleri mi var ABD'nin? ABD, ne yapmak istemektedir?

Batı'nın "Kan ve Petrol" felsefesi müfredatta

Mesela şu sıkça söz edildiği şekliyle ABD, Saddam yönetiminde olduğu sürece dünyanın ikinci büyük petrol üreticisi ülke Irak'tan ihtiyaç duyduğu petrolü alamama endişesi mi taşımaktadır? Irak'la savaş isteği gerçeğinde petrolün rolünü gözardı etmek mümkün değil elbette. Şüphesiz, petrol, bu savaşın önemli argümanlarından biridir. Bu argümanın bir açılımını ABD'nin ihtiyaç duyduğu enerjinin hammaddesi petrolün ABD'ye sorunsuz akması isteğinin oluşturduğunu da söylemek mümkün olabilir. Irak için savaş tamtamları çalmaya kaynak teşkil eden sebeplerden biri bu endişe ve istek oladursun, petrolün başındaki Irak, akıntıya ket vurmama konusunda bugün itildiği vahim konjonktürde bile garanti vermektedir. Irak'ın bu tavrını Ritter, ABD'nin endişelerini de geçersiz kılacak şekliyle şu sözlerle dile getirmektedir:

"Dünyanın bu bölgesi petrol dolu. Irak'tan istediğimiz kadar petrol alabiliriz. Irak petrol bakanı gayet açık bir şekilde, yaptırımlar kalktığı anda Irak'ın ABD'nin stratejik enerji ihtiyaçlarını karşılaması için elinden geleni yapacağını söyledi. Irak bize petrol satmayacak diye bir şey yok yani."

Bu sözler şunu ortaya koyuyor. Irak özelinde ABD'nin istediklerinden biri, petrolün bizzat kendisidir. Suyun başını bizzat elinde tutmaktır. Kaldı ki bu istek kapalı kapılar ardında olup bilinmeyen bir istek de değildir. Dahası ABD, uluslararası hukuktan ne anladığını ortaya koyan ve başka bir devletin ulusal egemenliğini hiçe sayan bir kanun bile çıkartmış, ABD Kongresi mahreçli, 1998 tarihli, "Irak'ın özgürleştirilmesi" adlı bu kanunda, "ABD'nin bu konudaki angajmanının amacı, Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde belirtildiği gibi, ABD'nin bölgedeki hayati çıkarlarını, ABD ve müttefiklerinin Körfez petrolüne kesintisiz, güvenli erişimini korumaktır" şeklinde amacını ortaya koymuştur. 2001'e gelindiğinde de ABD'nin derin devleti, Başkan Yardımcısı Dick Cheney, "Ulusal Enerji Politikası Raporu"nda, "Körfez petrolüne ABD'nin erişimini kolaylaştırmak"tan bahsediyordu. Kaldı ki ABD, bugün Irak için yapmak istediğini dün de yapmış, İran'da, başbakan Musaddık petrolü devletleştirince, ABD ve İngiliz ortak yapımı bir müthiş örtülü savaş ile devrilmiş, yerine Humeyni tarafından devrilinceye kadar ABD'nin Ortadoğu'daki jandarmalığını üstlenecek olan Şah Rıza Pehlevi getirilmişti.

Gün ışığına çıkan başka söylemler ise, ABD'nin, ihtiyacı olan petrolün akışını en kolay temin etmenin yolunun suyun başını denetimine almaktan öte hedefleri olduğunu da ortaya koyuyor. ABD Başkanı Bush'un ekonomi danışmanı Lawrence Lindsey'in, "Irak'ta rejim değişince, dünya petrol arzına günde 3-5 milyon varil ekleyebilirsiniz. Savaşın başarıya ulaşması, ekonomi için hayırlıdır" sözleri ile, CIA'nın eski başkanı James Woolsey'in, "Irak günde 1 milyon varil petrol ihraç edebiliyor. ABD işgali altında bu, 3-4 milyon varile çıkabilir ve dünya fiyatlarının kontrol edilmesini sağlar" şeklindeki değerlendirmesi bu hedefin ne olduğunu ortaya koyuyor.

"A?LAMA DUVARI" DEVREDE-

Patrick Buchanan, "Washington'da Irak'a karşı bir savaş açmamızı savunan yegane güç, İsrail ve onun buradaki 'Ağlama duvarı' (yani lobisi)dir" tespitini yapıyor. Ritter de bu "Ağlama duvarı"nın temel taşlarını, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve "Karanlıkla Prensi" Richard Perle olarak belirtiyor. Beyazsaray'daki sözcülerinin ise Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice olduğunu ifade ediyor. Ritter, "Bunlar İsrail'le son derece sıkı bağları olan, Irak'ın İsrail ve ABD için tehdit oluşturduğuna inanan yeni muhafazakâr bir düşünce ikliminden geliyorlar" diyor.

ABD'deki "Ağlama Duvarı"nın rolü

Belkemiğini, BM Denetçisi W. Scott Ritter'le yapılan söyleşinin oluşturduğu kitapta, Bush'u savaşa sürükleyen şahinlerin isimleri ve kimlikleri hakkında yapılan açıklamalar, bu savaş tamtamını çalan maşaların arkasında bulunanların da olduğu gerçeğine götürüyor. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve Richard Perle, bu isimler. Üçünün de ortak özelliği İsrail'i, İsrail'den daha çok sevdiklerini göstermeleri olan bu isimlerin kimlikleri hakkında şunları söylüyor Ritter: "Bunlar İsrail'le son derece sıkı bağları olan, Irak'ın İsrail ve ABD için tehdit oluşturduğuna inanan yeni muhafazakâr bir düşünce ikliminden geliyorlar... İsrail bu meseleyi yönlendirmiyor. Bunlar, çok güçlü bir İsrail taraftarlığı olan yeni muhafazakârlardır diyorum."

Patrick Buchanan'ın, "Washington'da Irak'a karşı bir savaş açmamızı savunan yegane güç, İsrail ve onun buradaki 'Ağlama duvarı' (yani lobisi)dir" şeklindeki tespiti, bu "ağlama duvarı"nın ileri karakolluğunu yapanların başında bu üç ismin geldiğini göstermektedir. Bu üç ismin Beyaz Saray'daki sözcüsü ise Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice'dan başkası değildir. Bu savaşın arkasındaki gücün veya en azından güçlerden birinin İsrail olduğunu, Mossad eski ajanlarından Victor Ostrovsky de şu sözleri ile dikkatlere sunmaktadır: "Mossad'ın LAP-LohAma Psicologit Bölümü çeşitli dezenformasyonlarla Saddam'ı canavar olarak gösterme çabası içindeydi. Savaşı ABD'ye yaptırmak ve de savaşın tümüyle dışında kalmak çok avantajlıydı."

İsrail'in neden bu savaşın itici güçlerinden biri olabileceği hususunda, bilmeyenler için şu küçük bilgi ve değerlendirmeyi aktarmakta fayda vardır: 2000 yıllık rüyanın gerçekleşmesi olarak telakki edilebilecek İsrail, bu rüyanın sadece bir parçasıdır. Rüyanın tamamı "Arz-ı Mev'ud (Vadedilmiş topraklar)"dur. "Nil'den Fırat'a" şeklinde sınırları çizilen Arz-ı Mev'ud'un gerçekleşmesinin önündeki ülkelerden biridir Irak. Ve bu engelin ortadan kaldırılması, engel olmayacak konuma getirilmesi gerekmektedir. Bunun için mevcut dünya konjonktürünün bulunmaz bir fırsat olduğunun bilincindedir İsrail. Öyle ki İsrail, bu işe halloldu gözü ile bile bakmakta, daha başka engellere yüzünü çevirmiş bulunmaktadır. İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un, geçen hafta ortaya attığı, "Irak, elindeki bazı kimyasal ve biyolojik silahları Suriye'ye gönderdi" şeklindeki sözleri boş yere söylenmiş sözler değildir. Tam da zamanında söylenmiş sözlerdir. Şaron'un ardından İsrail Devlet Bakanı Dan Meridor'un bir adım daha ileri giderek Suriye'nin kimyasal silah üretmekte olduğunu ve elinde kimyasal başlıklı 100 füze bulunduğunu ileri sürmesi, hedefin Irak'la sınırlı olmadığını göstermektedir. Cezayir'in Fransızlara karşı verdiği istiklal savaşının önderlerinden ve ilk devlet başkanı Ahmet bin Bella'nın, "Irak'tan sonra sıra İran, Suriye ve Mısır'a bile gelecek" açıklaması ise hedefin sınırları hakkında bilgi vermekte, Irak'a atılacak taşın oluşturduğu dalganın hangi ülkelere yayılacağını dikkatlere sunmaktadır. Arz-ı Mev'ud'da Türkiye'ye ait toprakların da yer aldığını Ahmet bin Bella'nın dikkatlere sunduğu gerçeğe eklediğimizde, Irak olayının, "petrole erişim", "petrolde suyun başını tutma", "Başkan Bush'un politik kariyeri"nden daha da ötelere uzanan bir hareketin başlangıç noktasını teşkil ettiği görülecektir.

Son Haçlı Savaşı

BM eski Denetçisi W. Scott Ritter, kendisi ile yapılan söyleşinin bir yerinde ilginç bir tespitte bulunmakta, "ABD bunu Batı ile İslam arasında bir savaşa dönüştürmekte" demektedir. Bu tespiti ile sistemin içinden gelen Ritter, yine sistemin içinden biri olan Huntington'un "Medeniyetler Çatışması"nı satırlara dökerken hiç de işkembeden atmadığını ortaya koymaktadır. 11 Eylül'den hemen sonra Başkan Bush'un yeni bir Haçlı seferi başlattığını açıklamasının da tesadüfi olmadığını göstermektedir. Bu seferin uzun süreceğini de belirten Başkan Bush'un ABD'si, gerçekten de bir Haçlı seferi başlatmıştır. Irak'a savaş olayı bal gibi bir Haçlı seferidir. Yukarıda adından bahsettiğimiz Cezayir İstiklal Hareketinin liderlerinden ve bağımsızlıktan sonraki ilk devlet başkanı Ahmet Bin Bella'nın, 400 aydının katılımıyla Kahire'de gerçekleşen, "ABD'nin Irak'a Saldırısına Karşı Uluslararası Kampanya" toplantısında açıkladığı gibi bu bir "Son Haçlı Savaşı" özelliği taşımaktadır. Yeni bir Haçlı seferinin düğmesine basan ABD, belirlenen yeni "Kudüs"lere (Petrol, Arz-ı Mev'ud, Bush'un politik kariyeri vs.) ulaşmak için, Irak basamağının, İslam ülkeleri tarafından bir Haçlı seferi olarak algılanmasını istemiyor. Afganistan örneğinde olduğu gibi Türkiye'yi de bu sefere dahil etmenin peşinde koşuyor. Mustafa Hilmi Yıldırım'ın deyişiyle, "Şu hale bakınız ki Haçlı seferlerine karşı göğüs geren şanlı Türk milletini, şimdi bu kirli savaşın bir unsuru yapmaya çalışıyorlar." (Yeni Mesaj; 30.12.2002). İşte bu tespit gerçekleşirse, tarih, müthiş bir kırılma örneğine daha tanıklık edecektir. Haçlılara karşı koymak, misyonu olan, varoluş gerekçesi sayılan, mazlum milletler nezdindeki itibarında büyük bir birikim kabul edilen bir milletin evlatları, bu tarihi mirası bir tarafa iterek, hiçe sayarak, Haçlıların yanında, bir taraftan Selahaddin Eyyubi'nin torunlarını, diğer taraftan da kendi "hayat suyu"nu, köklerini kesecektir. Hem de bunu AB üyeliği sonucunda gelecek Macarlaşmanın beraberinde getireceği, Hıristiyan şövalyeler kimliğine bürünmeyi beklemeden, Müslüman kimliğiyle yapmış olacaktır.

Türkiye, gerçekten de kırılırsa müthiş bir yıkımın yaşanacağı fay hattının üzerinde bulunmaktadır. Kırılırsa geri dönüşü mümkün olmayacak yıkımlara yol açacak fayın kırılıp kırılmaması elindedir. Türkiye, bu fayın kırılmaması için Haçlıların yanında savaşa girmekten, kardeşleri ile birlikte kendini var eden değerleri de keserek gelecek nesillerin lanetini celbedecek, kahrına mazhar olacak bir zilletle tarihe geçmekten kaçınmalıdır. ABD'nin yanında, İsrail'in, kendi topraklarına kadar uzanan Arz-ı Mev'ud hedefinin yoluna taş döşemekten kaçınmalıdır. İlk Körfez Krizi çıkar çıkmaz, 2. Kuvay-ı Milliyenin önderi, BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın olayın arka planını görerek, sağır sultanın bile duyabileceği şekilde kamuoyuna duyurduğu şekliyle büyük bir oyunun sahneye konduğunu, asıl hedefin Türkiye olduğunu, ABD 'nin yanında savaşa "evet" demenin ilmeği, kendi eliyle boynuna geçirmek demek olduğunu bilmelidir. Bu kadar büyük düşünmeyi göze almaya cesaret edemeyenler ise, en azından, "dosya"mıza konu ettiğimiz ve BM Denetçisi W. Scott Ritter'in açıklamalarının belkemiğini oluşturduğu kitapçığa önsöz yazan, Roni Margulies'in, "Türkiye hükümetine savaşa katıldığı takdirde iç sorunlar yaşayacağı mesajını vermek bize kalmış" şeklindeki mesajına kulak vermeyi bari bilmelidir. Bu kulak vermeyi 30 bin can, 100 milyar doları aşkın para ve 15 yıl gibi koca bir zaman kaybına yol açan Güneydoğu gerçeğini hatırlayarak yapmalıdır.

Prof. Dr. Haydar Baş: "Asıl Hedef Türkiye"

1990'da, Körfez krizi ilk çıktığında, bir isim, bugünün BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş, Irak'ın bahane olup asıl hedefin Türkiye olduğu büyük bir oyunun sahneye konduğunu söyledi. İlk savaş olayının sadece ekonomik alanda, Türkiye'yi IMF kapısında dilenciliğe, AB kapısında köleliğe sürükleyen etkenlerden biri olarak zarar hanemize yazılan 100 milyar doları aşkın rakamın oluştuğu zaman onu doğruladı. Prof. Dr. Haydar Baş, şimdi de aynı şeyleri söylüyor. Irak'la savaşın sonuçlarından birinin Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti olacağını belirterek, "Kürt unsurlar, İran'da, Suriye'de, Türkiye'de de var. Bileşik kaplar kanunu gereği bu sonuç, Türkiye dahil bu ülkeleri de etkileyecek" diyor. Bu tehlikeyi, televizyonlarda söyleyen, makalelerinde yazan, Kuvay-ı milliye toplantılarında dikkatlere sunan, 3 Kasım seçimleri öncesinde de karış karış dolaştığı Anadolu insanına anlatan Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin, ABD yanında savaşa girerek bu "büyük oyun"a gelmemesi gerektiğinin altını çiziyor.

Venezuella'ya bak Irak'ı anla

ABD'nin, kitle imha silahlarını yok etmek veya demokrasi götürmek için mi, yoksa petrol için mi Saddam'la savaşmak istediğini anlamak için Venezuella güzel bir örnek teşkil ediyor. Bir diktatör olarak nitelediği Saddam'ı devirmek için girmedik kılık bırakmayan ABD, Venezuella'da, demokratik yollarla başa gelen Chavez'e darbe yaptırdı. 11 Nisan 2002'deki bu darbe pek işe yaramadı. Yapılan ilk seçimde Chavez bu kez, % 57 gibi bir çoğunlukla işbaşına geldi. Geldi ama kendisinin de, ülkesinin de başı bir türlü dertten kurtulmadı. Başta grev olmak üzere ülke ABD destekli iç kargaşalar içinde kendini buldu. Çünkü, Venezuella dünyanın beşinci büyük petrol üreticisi ve yeni petrol yasası ile uluslararası petrol şirketlerinin % 80'ine hakim olduğu petrol devi PDVSA'nın devletleştirilmesi gündemde. Irak'a başlattığı Haçlı seferinde meydana gelebilecek bir petrol krizinde, Venezuella petrollerini garantiye almak istiyor. Kısacası, esas olan ABD'nin, petrole olan iştiyakını gidermesi olup, bu iştiyakı gidermeye engel ülkenin diktatörlük ya da demokrasi olması önem taşımıyor.

Saddam'ı iktidarda bırakan kim?

Bugün Saddam'ı devirmek ve totaliter rejimin yerine güya demokrasi getirmek için Irak'a karşı savaş çığlıkları atan ABD'nin bu hareketinin ne kadar geçerli olduğunu veya perde arkasında ne niyetler taşıdığını gösteren bir olay da Saddam Hüseyin'in, ilk Körfez Savaşında yerinde bırakılmasıdır. ABD, yapabileceği halde Saddam'ı devirmemiştir. Kitapta bu olaya da yer verilirken, ABD'nin nasıl ikiyüzlü bir tavır sergilediği şöyle ortaya konuluyor: "Saddam'a karşı ABD teşvikli isyanlar sonuç vermedi. Birliklere komuta eden General Norman Schwartzkopf, Irak helikopterlerinin ülkenin kuzeyinde ve güneyinde başkaldıran Şiilere ve Kürtlere saldırmaları için ABD hatlarının üzerinden geçmelerine göz yumdu ama Saddam'a başkaldıran Cumhuriyet Muhafızlarının silah depolarına ulaşmalarına izin vermedi. Saddam ayaklanmacıları şiddetle ezerek hakimiyetini güçlendirdi. ABD Saddam'ı Kuveyt'ten çıkarmak için savaşa girmişti ama savaşın ertesinde Saddam'ın iktidarda kalmasını sağladı."

BİTTİ.

Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı

Kahramanmaraş'ta silahlı saldırının düzenlendiği okulda saldırganın karşı sınıfında okuyan N.S.O. (15), "Farklı bir görünüşü olduğunu herkes biliyordu. Otururken bir anda koşmaya başlayan veya değişik ses çıkartmaya başlayan bir çocuktu. Biraz farklıydı diğer insanlara göre. Dikkat çekiyordu ama onun yapacağını hiç düşünmemiştim" dedi

18.04.2026 12:42:00 / Güncelleme: 18.04.2026 12:46:59
İHA
Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı
Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı
Çarşamba günü merkez Onikişubat ilçesinin Haydarbey Mahallesi'ndeki Ayser Çalık Ortaokulu'nda meydana gelen silahlı saldırıda 1'i öğretmen 8'i öğrenci olmak üzere 9 kişi hayatını kaybederken yaralanan 8 öğrencinin tedavileri sürüyor.

Saldırının yaşandığı okulda okuyan 8. sınıf öğrencisi N.S.O., saldırgan İsa Aras Mersinli ile karşılıklı sınıflarda okuduğunu belirterek, yaşadıklarını anlattı.



"Dikkat çekiyordu ama onun yapacağını hiç düşünmemiştim"

Saldırgan İsa Aras Mersinli'nin dış görünüş ve karakter olarak farklı birisi olduğunu söyleyen N.S.O., "Saldırgan ile hiçbir konuşmuşluğum yok ama bahçede, koridorda görmüşlüğüm var. Saçma sapan hareketleri yapıyordu. Farklı bir görünüşü olduğunu herkes biliyordu. Otururken bir anda koşmaya başlayan veya değişik ses çıkartmaya başlayan bir çocuktu. Biraz farklıydı diğer insanlara göre. Kimse ondan şüphelenmemişti. Kimse, böyle bir olay olacağını düşünmemişti. Dikkat çekiyordu ama onun yapacağını hiç düşünmemiştim. Bu olaydan önce çocuğu hiç tanımıyordum sadece adını duyup görünüşünü biliyordum. Dış görünüşü veya hareketleri farklıydı ama böyle bir şey yapacağı hiç aklıma gelmemişti" ifadelerini kullandı.



"Okulumu seviyordum"

Aynı okulda okuyan ve saldırı anında okulda bulunan 6. sınıf öğrencisi B.P. (13), "Ben olay olduğunda bir üst kattaydım. Nöbetçi öğretmen geldi bütün sınıflara 'yere yatın' dedi. Çok panik yapmaya çalışmadım ama yine de korktum. Okulumu seviyordum, hocaları seviyordum ama şimdi ne olacak bilmiyorum. Ben saldırganı tanımıyordum, hiç görmedim" diye konuştu.



Vatandaşlar da tepkili

Saldırıdan sonra okulun önüne gelip dua eden vatandaşlardan Nazife Daş, İsa Aras Mersinli'nin tutuklanan babası emniyet mensubu babası Uğur Mersinli'ye tepki göstererek, şunları söyledi:



"Bu çocuklara içim parçalandı. Emniyet müdürü böyle olmaz. İnsan çocuğuna eğitim verir, atışa götürür mü' Emniyeti temsil eden adam çocuğunu atışa götürmez. Bu masumların ne suçu vardı. Analar, babalar ağlamasın. Benim 5 yaşındaki torunum okula gitmem diyor, ne yapacağım. Allah'tan korksunlar. Vicdan istiyorum millete, bütün pislikleri Cumhurbaşkanımız temizlesin."

Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi

18.04.2026 10:22:00
İhlas Haber Ajansı
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi
Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında tutuklu sayısı 8'e yükseldi.

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kayıp olan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyonlar düzenlenmiş ve 13 şüpheli gözaltına alınmıştı.



İl Jandarma Komutanlığı'nda ifade işlemleri tamamlanan şüphelilerden 2'si geçtiğimiz gün tutuklanarak cezaevine sevk edilmişti. Adliyeye ifadeleri alınan şüphelilerden C.Y., F.G. N.A. ve C.A. da tutuklanmış ve tutuklu sayısı 6'ya yükselmişti.

Gülistan Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, Uğurcan A. ve Zeinal'ın eski polis olan üvey babası Engin Yücer'in savcılıktaki sorgusu tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen Abakarov ve Yücer tutuklandı, Uğurcan A. yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Böylece soruşturmada tutuklu sayısı 8'e çıktı.

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile o dönem korumalığını yapan Şükrü E.'nin savcılıktaki sorgusu sürüyor.

Gülistan Doku soruşturmasında adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmada adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı

18.04.2026 05:24:00 / Güncelleme: 18.04.2026 05:29:32
AA
Gülistan Doku soruşturmasında adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı
Gülistan Doku soruşturmasında adliyeye sevk edilen zanlılardan 4'ü tutuklandı

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen 9 zanlıdan Gülistan Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal A'nın annesi Cemile Yücer, Celal Altaş, Nurşen Arıkan ve Ferhat Hanedan Güven'in savcılıktaki sorgusu tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilen Yücer, Güven, Altaş ve Arıkan tutuklandı.

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile Vali Sonel'in o dönem korumalığını yapan Şükrü E, Zeinal A. ile üvey babası Engin Y. ve Uğurcan A'nın savcılıktaki sorgusu sürüyor.

2 zanlı tutuklanmıştı

Doku'nun kaybolmasına ilişkin 13 şüphelinin gözaltına alındığı soruşturma kapsamında, Gülistan Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok ile eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı tutuklanmış, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. ise haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. 

Sağlıklı kalp için çok mühim öneriler


 
Kalp vücudun en önemli parçası…Doğduğumuz andan itibaren bir saniye bile mola vermeyen bu muazzam motor, aslında sandığımızdan çok daha hassas. Genelde o 'tekleyene' kadar varlığını unutuyoruz ancak kalbimiz bize her gün, her öğünde ve attığımız her adımda bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
 

18.04.2026 02:24:00
MURAT ÇORBACI
 Sağlıklı kalp için çok mühim öneriler
 Sağlıklı kalp için çok mühim öneriler

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rifat Eralp Ulusoy, kalp sağlığına dikkat etmek için devamlılık gerektiğini vurguluyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kalbimizi korumanın yolunun mutfağımızdan, ayakkabı dolabımızdan ve zihnimizdeki huzurdan geçtiğini gösteriyor. Kalp sağlığı sadece yaşlılıkta düşünülecek bir konu değil; bugün attığımız küçük bir adım, yarınki 'en büyük hayat sigortamız' haline geliyor. Hastalık kapıyı çalmadan önlem almak, işin en önemli sırrı.  "Benim kalbim sağlam" deyip geçmemek gerekiyor. Hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle kalbinizi yormadan, daha enerjik bir ömür sürebilirsiniz.

Kalbin kuralları

Prof. Dr. Rifat Eralp Ulusoy'a göre 10 altın kurala dikkat etmek gerekiyor. İşte o kurallar...

1. Sofradan renk eksik olmasın: Paketli gıdalar yerine pazar tezgahından beslenin. Zeytinyağı baş tacınız olsun, yeşilliği sofranızdan eksik etmeyin.
2. Üşenmeyin, hareket edin: İlla spor salonuna gitmek şart değil. Her gün yarım saat tempolu bir yürüyüş yapmak, kalbin pasını siler.

3. Tuzluğu masadan kaldırın: Yemeğin tadına bakmadan tuz atmak en büyük düşmanımız. Tansiyonu zıplatmamak için tuzu hayatınızdan yavaş yavaş çıkarın.
4. Kilonuz yük olmasın: Fazla kilolar sadece dış görünüşü değil, en çok kalbinizi yorar. Kalbiniz o yükü taşırken çok zorlanıyor, ona acıyın.

5. Sigarayla vedalaşın: Kalbe en büyük ihanet sigaradır. Damarları tıkayıp kalbi nefessiz bırakır. Kendiniz ve sevdikleriniz için bu zehri bırakın.
6. Kafaya takmamaya çalışın: Biliyoruz hayat zor ama stres kalbi doğrudan vuruyor. "Can boğazdan gelir" derler ama "can huzurdan gider." Biraz sakin kalmak kalbe ilaç gibidir.

7. Uykunuzu alın: Vücudun dinlendiği tek yer uyku. Günde 7-8 saat uyumaya çalışın ki kalbiniz bir sonraki güne zinde başlasın.
8. Şekerden kaçın, tatlıyı meyveden alın: Şekerli içecekler ve ağır tatlılar damarların en büyük düşmanı. Canınız tatlı çektiğinde bir meyveyle geçiştirmeye alışın.

9. "Bir şeyim yok" demeyin: Doktora gitmek için illa ağrınızın olması gerekmez. Arada bir gidip kalbinizin sesini dinletin, 'makine' ne durumda bir bakın.
10. Rakamlarınızı bilin: Tansiyonunuz kaç, şekeriniz ne durumda? Kendi değerlerinizi bilirseniz, vücudunuzun verdiği sinyalleri daha iyi anlarsınız. RECEP BAHAR

Kayıp olarak aranan 16 yaşındaki Feyza, ölü olarak bulundu

Isparta'da sabah saatlerinden itibaren kayıp olarak aranan lise öğrencisi 16 yaşındaki Feyza Keskin, akşam saatlerinde boş bir binanın önünde hareketsiz halde bulundu. Yapılan incelemede genç kızın hayatını kaybettiği belirlendi

18.04.2026 01:34:00 / Güncelleme: 18.04.2026 06:38:03
İHA
Kayıp olarak aranan 16 yaşındaki Feyza, ölü olarak bulundu
Kayıp olarak aranan 16 yaşındaki Feyza, ölü olarak bulundu
Olay, Deregümü mevkii Muzaffer Türkeş Mahallesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, sabah saatlerinden itibaren kayıp olarak aranan 16 yaşındaki Feyza Keskin, en son saat 11.30 sıralarında Gölcük Yolu üzerinde bulunan Asri Mezarlık ile Mahrukatçılar Sitesi civarında elektrikli bisikletiyle ilerlerken görüldü. Bu saatten sonra kendisinden haber alınamadı.

Ekipler tarafından yürütülen arama çalışmaları sonucunda Keskin, akşam saatlerinde boş bir binanın önünde hareketsiz halde bulundu. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Sağlık ekiplerince yapılan kontrolde Feyza Keskin'in hayatını kaybettiği belirlendi.

Keskin'in cenazesi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için otopsi yapılmak üzere Isparta Şehir Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.



Başımız sağ olsun



Konu ile ilişkin Isparta Milli Eğitim Müdürü Recai Ocak taziye mesajı yayınladı. Sosyal medya üzerinden yapılan açıklamada, '' Isparta Süleyman Demirel Fen Lisesi 10. sınıf öğrencimiz Feyza Keskin'in ölümü haberini üzüntüyle öğrendim. Öğrencimize Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve eğitim camiamıza sabır diliyorum. Başımız sağ olsun'' ifadeleri yer aldı.

İstinaf cezayı bozdu, Seçil Erzan yeniden yargılanacak

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, tutuklu sanık Seçil Erzan hakkında verilen 102 yıl 4 ay hapis cezasını bozdu

18.04.2026 00:12:00
İhlas Haber Ajansı
İstinaf cezayı bozdu, Seçil Erzan yeniden yargılanacak
İstinaf cezayı bozdu, Seçil Erzan yeniden yargılanacak
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, tutuklu sanık Seçil Erzan hakkında verilen 102 yıl 4 ay hapis cezasını bozdu.

Yüksek karlı güvenilir bir fon olduğunu ve Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunu söyleyerek aralarında tanınmış futbolculardan Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan'ın da bulunduğu 30'dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddiasıyla 102 yıl 4 ay hapis ile 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırılan Seçil Erzan'ın davasında istinaf mahkemesi kararını açıkladı.



İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanık Erzan'a "nitelikli dolandırıcılık" ve "özel belgede sahtecilik" suçlarından verilen hapis cezasına ilişkin incelemesini tamamladı. Yapılan değerlendirmede, ilk derece mahkemesinin hüküm kurarken birleşen dosyalara ilişkin bilgilere kararda yer vermediği, bu durumun da denetimi zorlaştırdığı belirtildi.



Daire, istinaf başvurularını yerinde bularak, yargılama sürecinde bazı usul kurallarının uygulanmadığına dikkat çekti. Bu kapsamda mahkeme kararının bozulmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere yerel mahkemeye gönderilmesine karar verildi.

Gülistan Doku soruşturmasında dönemin başhekimi gözaltına alındı

Tunceli'de kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında dönemin Devlet Hastanesi'nin Başhekimi olan Kadın Doğum Uzmanı Doktor Çağdaş Özdemir Bursa'da gözaltına alındı. Özdemir Tunceli'de İl Sağlık Müdürlüğü görevinde de bulunmuştu

17.04.2026 23:12:00
İHA
Gülistan Doku soruşturmasında dönemin başhekimi gözaltına alındı
Gülistan Doku soruşturmasında dönemin başhekimi gözaltına alındı
Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişim Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında cinayet şüphesiyle 7 ilde operasyonlar düzenlenmiş ve 13 şüpheli gözaltına alınmıştı. İl Jandarma Komutanlığı'nda ifade işlemleri tamamlanan şüphelilerden E.E., G.E., S.G., S.Ö. dün adliyeye sevk edilmiş, G.E. ile E.E. tutuklanırken S.G. ile S.Ö. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. İl Jandarma Komutanlığında işlemleri tamamlanan 9 şüpheliden 7'si bugün adliyeye sevk edildi.

Soruşturma kapsamında oğlu gözaltında bulunan dönemin Tunceli Valisi Mülkiye Başmüfettişi Tuncay Sonel hakkında, iddialarla ilgili olarak İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin talimatıyla soruşturma başlatılmış ardından açığa alınmıştı. Elazığ'da bulunan Tuncay Sonel, Elazığ İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı.

Son olarak dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi kadın doğum uzmanı Doktor Çağdaş Özdemir savcılığın talimatıyla Bursa Emniyet Müdürlüğü Kom şube müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. Özdemir'in Tunceli'ye gönderileceği öğrenildi.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Çağdaş Özdemir, 2018 ve 2021 yılları arasında Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi, 2022 yılına kadar ise Tunceli İl Sağlık Müdürü olarak görev yapmıştı.

Gülistan Doku soruşturmasında 7 şüpheli adliyeye sevk edildi

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmada gözaltına alınan şüphelilerden 7'si daha adliyeye sevk edildi

17.04.2026 10:51:00
Anadolu Ajansı
Gülistan Doku soruşturmasında 7 şüpheli adliyeye sevk edildi
Gülistan Doku soruşturmasında 7 şüpheli adliyeye sevk edildi

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden 7'sinin jandarmadaki sorguları tamamlandı.

Gülistan Doku'nun erkek arkadaşı Zeinal A, Zeinal'ın annesi Cemile Y. ve üvey babası Engin Y. ile Uğurcan A, Celal A, Nurşen A. ve Ferhat Hanedan G, yoğun güvenlik önlemi altında adliyeye getirildi.

Adliye önünde bekleyen Doku'nun bazı yakınları, zanlılara tepki gösterdi. Bu sırada fenalık geçiren Doku'nun annesi Bedriye Doku, ambulansla hastaneye kaldırıldı.

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile Vali Sonel'in o dönem korumalığını yapan Şükrü E'nin ise jandarmadaki işlemleri sürüyor.

2 zanlı tutuklanmıştı

Doku'nun kaybolmasına ilişkin 13 şüphelinin gözaltına alındığı soruşturma kapsamında, Gülistan Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok ile eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı tutuklanmış, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. ise haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. 

Gülistan Doku soruşturmasında eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı tutuklandı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili soruşturmada gözaltına alınan 13 şüpheliden adliyeye sevk edilen eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı tutuklandı. 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Adliye önünde bekleyen Gülistan Doku'nun annesi Bedriye Doku, "Ben kızımın kemiğini almadan ölene kadar burada oturacağım. Ben bir anneyim. Kendinizi benim yerime koyun" dedi.

17.04.2026 00:10:00 / Güncelleme: 17.04.2026 06:49:44
Haber Merkezi
Gülistan Doku soruşturmasında eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı tutuklandı
Gülistan Doku soruşturmasında eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı tutuklandı

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen şüphelilerden Erdoğan Elaldı'nın savcılık sorgusu tamamlandı.

Elaldı, sevk edildiği nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı.

Gülistan Doku'nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok da bugün tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen Savaş G. ve Süleyman Ö'nün savcılıktaki sorgusunun devam ettiği öğrenildi.

Savcılığın Erdoğan Elaldı'nın tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine gönderdiği sevk yazısında, şunlar kaydedildi:

"Şüphelinin dosya arasında yer alan HTS kayıtları, daraltılmış baz bilgileri, diğer bilgi ve belgelere göre, her ne kadar şüpheli alınan savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiş ise de, maktülenin son sinyal baz bilgisinin bulunduğu yer olan Sarısaltuk Viyadüğü ve civarında, aynı zaman diliminde ve yaklaşık 1 saat süre ile şüpheliye ait cep telefonunun sinyal verdiği, akabinde yine daraltılmış baz bilgilerine göre Gülistan Doku'nun o dönem erkek arkadaşı olan şüpheli Zeinal A'nın ikameti ve civarında baz verdiği, sonrasında yine şüpheli Zeinal A'nın çalışmakta olduğu kafe civarından baz verdiği saatte Zeinal A'nın da aynı kafe civarından baz verdiği, şüpheli ile diğer şüpheli Şükrü E'nin maktülenin son sinyal verdiği saatten 5 dakika önce telefon görüşmesi gerçekleştirdiği anlaşılmıştır.

Şüphelinin Şükrü E. ile görüşme yaptığı saatten sonra baz verdiği bölgeden ayrılıncaya kadar başka hiç kimse ile görüşmesinin olmadığı, şüphelinin savunmasında tüm bu tespiti yapılan hususlar ile ilgili inkara dönük beyanlar dışında başkaca bir beyanının bulunmadığı, bu haliyle şüphelinin üzerine atılı 'kasten öldürme' eylemini gerçekleştirdiğine dair, mevcut deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesine ulaşıldığı, şüphelinin üzerine atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 100/3 maddesinde sayılı katalog suçlardan olduğu ve bu haliyle tutuklama nedeninin var olduğu, soruşturmanın kısıtlı olarak yürütülmesi, delillerin toplanma aşamasında olması karşısında delillerin karartılma ya da yönlendirilme ihtimalinin bulunması hususları hep birlikte nazara alındığında, şüpheli hakkında adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı, tutuklama tedbirinin ölçülü ve uygun olacağı anlaşılmakla, şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın 100. ve devamındaki maddeleri uyarınca tutuklanmasına, karar verilmesi kamu adına talep olunur." 

Soruşturmada 2 zanlı da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den itibaren kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili soruşturmada gözaltına alınan 13 şüpheliden adliyeye sevk edilen 2 zanlı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen şüphelilerden Savaş G. ve Süleyman Ö'nün savcılık sorgusu tamamlandı.

Nöbetçi sulh ceza hakimliği, Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu iki zanlının, "yurt dışına çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verdi.

Gülistan Doku'nun annesi Bedriye Doku: "Kızımın kemiklerini ve mezarını istiyorum"

Kızının kemiklerini ve mezarını istediğini dile getiren Gülistan Doku'nun annesi Bedriye Doku, "Ben kızımın kemiğini almadan ölene kadar burada oturacağım. Ben bir anneyim. Kendinizi benim yerime koyun" dedi.

Adliye önünde bekleyen anne Bedriye Doku açıklamalarda bulundu. Bedriye Doku, "Ben bir anneyim, sizin de çocuklarınız var. Yarım saat kendinizi benim yerime koyun. Çocuklarınızı okula gönderin ve geri gelmezse siz ne yaparsınız'" dedi. "Kızımın kemiklerini ve mezarını istiyorum" diye devam eden Doku, "Ben kızımın kemiğini almadan ölene kadar burada oturacağım. Ben bir anneyim. Kendinizi benim yerime koyun" ifadelerini kullandı.

Konuşmasının sonunda Bedriye Doku fenalık geçirdi. Doku, çevredekiler tarafından başka bir noktaya götürülerek sakinleştirildi.

Silahlı suçların yüzde 85'i 'kayıtsız' silahlarla işleniyor

Kayseri'de silah satışı yapan işletme sahibi Taha Tayfun Bağcı, silahla işlenen suçların yüzde 85'inin kayıtsız silahlarla yapıldığını söyleyerek, "Yüzde 85'lik kayıt dışı kitle ile mücadele verilmesi lazım" dedi

16.04.2026 13:45:00 / Güncelleme: 16.04.2026 13:48:35
İHA
Silahlı suçların yüzde 85'i 'kayıtsız' silahlarla işleniyor
Silahlı suçların yüzde 85'i 'kayıtsız' silahlarla işleniyor
İçişleri Bakanlığı'nca yayınlanan raporda silahlı suçların yüzde 15'lik kısmının ruhsatlı olduğunu ve bunun da yüzde 90'ının ruhsat sahibi dışında işlendiğini söyleyen Taha Tayfun Bağcı, "Ülkemizde son günlerde üzücü olaylar ve hadiseler meydana gelmeye başladı. Öncelikle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah rahmet eylesin diyorum. Yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Burada asıl sıkıntı silaha erişimden ziyade kayıtsız silaha erişim konusu. Silahları kayıtlı ve kayıtsız olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Çünkü İçişleri Bakanlığı'nın bizlere 2021 yılında sunmuş olduğu raporda bu durum bariz bir şekilde ortada. İşlenen silahlı suçların yüzde 85'i kayıtsız silahlarla ve geri kalanı da kayıtlı silahlarla işleniyor. Bu yüzde 15'lik kesimin yüzde 90'ının da silah sahibi dışında işlendiği açıklanmıştı. Aslında yaşadığımız son 2 olay da bunu doğrular nitelikte. Olaylara baktığımızda kullanılan pompalı tüfek Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında yasaklanmış bir model. Yani yüzde 100 kayıtsız bir model. Emniyet yetkililerimiz zaten gerekli incelemeleri yapacaktır. Diğer kullanılan tabancalar da ruhsat sahibi dışında bir şahsın kullanmış olduğu öğrendiğimiz kadarıyla da babasına ait silahların kullanıldığı görünüyor. Bu da bakanlığın raporunu doğrular nitelikte aslında" dedi.



Bağcı, yüzde 85 olan kayıt dışı kitle ile mücadele edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Burada yapılması gereken yüzde 85'lik ruhsatsız kitle ile önce mücadele verilmesi lazım. Bununla ilgili devletimizin çalışmaları illa ki vardır lakin sahadaki yansımalarını da analiz edip sektör temsilcileri, sivil toplum örgütleri ile bir araya gelip ciddi bir yönetmelik düzenlemesi yapılması da aşikardır. Çünkü baktığınız zaman silahlı suçlarla mücadele anlamında kaçak ve kayıtsız silah birçok operasyonda ele geçiriliyor. Yani bu yüzde 85'lik raporun her geçen gün artma riski ile karşı karşıya olma durumumuz var. Öncelikle kayıtsız silahla mücadelemiz daha sonra da sahadan kopuk olmayan kararlarla devam etmeliyiz. Daha sonra da kayıtlı silah sahiplerinin silahlarını muhafaza ile ilgili evlerinde yapması gereken önlemlerle ilgili de çalışma yapılması lazım. Bununla ilgili de kasa olabilir, sorumluluk sahibi olabilmesi için cezai yaptırımlar olabilir çeşitli çalışmalar ve görüşmeler yapılarak yönetmelikleştirilmesi lazım. Bunların ciddi bir etkisi olacaktır" ifadelerini kullandı.



Çocukların oyunlarda istedikleri silahları almaktan da etkilendiğini söyleyen Bağcı, "Bir evlat babası olarak ailelere de buradan seslenmek istiyorum. Sosyal medyada açıp baktığınız zaman herkesin dizilerden, filmlerden gördüğü birbirine zarar veren videolar mevcut. Oyunlara girdiğiniz zaman birbirlerini öldüren oyunlar mevcut. Akademik çalışmalara bakıldığında özellikle yurtdışında bireysel silahlanma alanında o yaş grubundaki çocukların ölümsüzlük duygusunu tattığını iddia eden akademisyenler var. Yani çocuk 10 defa bir oyunda ölüyor. İstediği silahı gidip alıyor ve burada tekrardan yaşama geri dönüyor. Bu da çocuklarda bir zaman sonra farklı bir psikolojiye yok açıyor ve sanki hayatın gerçek manası buymuş gibi oluyor. Yaşanan 2 okul saldırısı da bunu gösteriyor. Aslında bir oyunu yaşıyor çocuk orada" dedi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.