İslam dünyasının utanç vesikası!
İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü ve Filistin halkını topyekûn yok etmeyi amaçlayan sistematik soykırım, Ağustos 2026 itibarıyla tüm dünyanın gözü önünde en kanlı evrelerinden birini yaşamaktadır
08.08.2026 21:16:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü ve Filistin halkını topyekûn yok etmeyi amaçlayan sistematik soykırım, Ağustos 2026 itibarıyla tüm dünyanın gözü önünde en kanlı evrelerinden birini yaşamaktadır.
Filistin Sağlık Bakanlığı'nın güncel verilerine göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'deki toplam can kaybı 73 bin 377'ye fırlamış durumdadır.
Her gün en az 3 kanser hastasının ilaçsızlıktan can verdiği, bebeklerin açlıktan öldüğü bu açık hava hapishanesinde insanlık dramı zirve yaparken, yaklaşık 2 milyarlık nüfusa ve devasa ekonomik güce sahip İslam dünyası, bu barbarlığı sadece "izlemekle" ve kağıt üstünde "kınamakla" yetinmektedir.
Kınama Bildirileriyle Geçen 3 Yıl: Eylemsizliğin Teşkilatı "İİT"

İslam dünyasının en büyük çatısı konumundaki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), son olarak 4 Agustus 2026'da yayımladığı bildiride İsrail'in yerinden edilmiş sivillerin çadırlarını vurmasını yine "en sert ifadelerle kınadı".
Ancak Gazze halkının bombayla, açlıkla ve salgın hastalıkla yok edildiği 3 yıllık süreçte bu kınamaların sahada hiçbir karşılık bulmadığı tescillendi.
25 Ağustos 2026'da Cidde'de düzenlenecek olan olağanüstü İİT toplantısı da, somut bir askeri, siyasi veya ekonomik ambargo kararı çıkmayacağı inancıyla İslam kamuoyunda hiçbir heyecan uyandırmıyor. Müslüman liderlerin "diplomatik protokol" ve "kürsü siyaseti" yapmaktan öteye geçememesi, İsrail'in pervasızlığını besleyen en büyük faktör olarak öne çıkıyor.
İnisiyatif Batı'da ve Afrika'da: İslam Ülkeleri Trump'ın Ağzına Bakıyor

Gazze'deki soykırıma karşı en radikal diplomatik ve hukuki adımlar Uluslararası Adalet Divanı'nda dava açan Güney Afrika gibi ülkelerden gelirken, İslam devletlerinin tam anlamıyla bir "irade felci" yaşadığı görülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve ekibinin bölgede kontrolü ele alarak hazırladığı 20 maddelik barış planı ve "Uluslararası İstikrar Gücü" projesine karşı, İsrail Başbakanı Netanyahu "Gazze'den çekilmeyeceğiz" diyerek meydan okumaktadır. Acı olan ise, Müslümanların ilk kıblesi ve kardeşleri korumasızca katledilirken, bölgeye asker gönderme inisiyatifinin bile İslam ülkelerinden değil, ABD'den onay alan Uganda gibi Afrika ülkelerinden gelmesidir.
Perde Arkasındaki Ticaret ve "Normalleşme" İhaneti

Müslüman ülkelerin İsrail karşısındaki bu teslimiyetçi tutumunun arkasında ise emperyalist çıkarlar ve perde arkası ekonomik ilişkiler yatıyor. Bölgenin zengin Körfez sermayesi, Washington ve Tel Aviv ile kurduğu göbek bağı sebebiyle İsrail'e yönelik petrol akışını kesmek, limanlarını kapatmak veya diplomatik ilişkileri tamamen koparmak gibi caydırıcı adımları atmaktan imtina ediyor.
Suudi Arabistan gibi aktörler sahada bebekler katledilirken hala "normalleşme" ve iki düzlemli dış politika stratejileri peşinde koşuyor.
Sonuç olarak; Gazze'de 73 binden fazla insan, Batı'nın silah desteğiyle değil; İslam dünyasının derin şaşkınlığı, vurdumduymazlığı, korkaklığı ve ekonomik çıkar hesapları yüzünden can vermiştir. Tarih, kendi dindaşları canlı yayında soykırıma uğrarken saraylarında lüks içinde yaşayan ve Batı'dan icazet bekleyen Müslüman liderlerin bu utancını asla unutmayacaktır.
Filistin Sağlık Bakanlığı'nın güncel verilerine göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'deki toplam can kaybı 73 bin 377'ye fırlamış durumdadır.
Her gün en az 3 kanser hastasının ilaçsızlıktan can verdiği, bebeklerin açlıktan öldüğü bu açık hava hapishanesinde insanlık dramı zirve yaparken, yaklaşık 2 milyarlık nüfusa ve devasa ekonomik güce sahip İslam dünyası, bu barbarlığı sadece "izlemekle" ve kağıt üstünde "kınamakla" yetinmektedir.
Kınama Bildirileriyle Geçen 3 Yıl: Eylemsizliğin Teşkilatı "İİT"

İslam dünyasının en büyük çatısı konumundaki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), son olarak 4 Agustus 2026'da yayımladığı bildiride İsrail'in yerinden edilmiş sivillerin çadırlarını vurmasını yine "en sert ifadelerle kınadı".
Ancak Gazze halkının bombayla, açlıkla ve salgın hastalıkla yok edildiği 3 yıllık süreçte bu kınamaların sahada hiçbir karşılık bulmadığı tescillendi.
25 Ağustos 2026'da Cidde'de düzenlenecek olan olağanüstü İİT toplantısı da, somut bir askeri, siyasi veya ekonomik ambargo kararı çıkmayacağı inancıyla İslam kamuoyunda hiçbir heyecan uyandırmıyor. Müslüman liderlerin "diplomatik protokol" ve "kürsü siyaseti" yapmaktan öteye geçememesi, İsrail'in pervasızlığını besleyen en büyük faktör olarak öne çıkıyor.
İnisiyatif Batı'da ve Afrika'da: İslam Ülkeleri Trump'ın Ağzına Bakıyor

Gazze'deki soykırıma karşı en radikal diplomatik ve hukuki adımlar Uluslararası Adalet Divanı'nda dava açan Güney Afrika gibi ülkelerden gelirken, İslam devletlerinin tam anlamıyla bir "irade felci" yaşadığı görülüyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve ekibinin bölgede kontrolü ele alarak hazırladığı 20 maddelik barış planı ve "Uluslararası İstikrar Gücü" projesine karşı, İsrail Başbakanı Netanyahu "Gazze'den çekilmeyeceğiz" diyerek meydan okumaktadır. Acı olan ise, Müslümanların ilk kıblesi ve kardeşleri korumasızca katledilirken, bölgeye asker gönderme inisiyatifinin bile İslam ülkelerinden değil, ABD'den onay alan Uganda gibi Afrika ülkelerinden gelmesidir.
Perde Arkasındaki Ticaret ve "Normalleşme" İhaneti

Müslüman ülkelerin İsrail karşısındaki bu teslimiyetçi tutumunun arkasında ise emperyalist çıkarlar ve perde arkası ekonomik ilişkiler yatıyor. Bölgenin zengin Körfez sermayesi, Washington ve Tel Aviv ile kurduğu göbek bağı sebebiyle İsrail'e yönelik petrol akışını kesmek, limanlarını kapatmak veya diplomatik ilişkileri tamamen koparmak gibi caydırıcı adımları atmaktan imtina ediyor.
Suudi Arabistan gibi aktörler sahada bebekler katledilirken hala "normalleşme" ve iki düzlemli dış politika stratejileri peşinde koşuyor.
Sonuç olarak; Gazze'de 73 binden fazla insan, Batı'nın silah desteğiyle değil; İslam dünyasının derin şaşkınlığı, vurdumduymazlığı, korkaklığı ve ekonomik çıkar hesapları yüzünden can vermiştir. Tarih, kendi dindaşları canlı yayında soykırıma uğrarken saraylarında lüks içinde yaşayan ve Batı'dan icazet bekleyen Müslüman liderlerin bu utancını asla unutmayacaktır.















































































