İYİ Parti’den AKP’ye, 3 yılda 3 farklı rota
Geçtiğimiz hafta CHP’den istifa eden İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, beklendiği gibi AKP’ye katıldı. Özdemir'e parti rozetini bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan taktı. İYİ Parti'de başlayan, CHP ile devam eden ve AKP'de noktalanan bu üç yıllık serüven, Türk siyasetindeki "milletvekili transferleri" ve siyasi etik tartışmalarını bir kez daha alevlendirdi
Haber Merkezi





Kısa bir bağımsızlık döneminin ardından 8 Ekim 2024'te CHP saflarına katılan Özdemir'e rozetini CHP Genel Başkanı Özgür Özel takmıştı. CHP çatısı altında yaklaşık iki yıl görev yapan ve yakın geçmişte "Cumhuriyet kadınıyım, AKP'ye geçmem" yönündeki ifadeleriyle kulislerde konuşulan Özdemir, 17 Haziran 2026 tarihinde TBMM Başkanlığına sadece "Gördüğüm lüzum üzerine" ibaresini içeren kısa bir dilekçe sunarak ana muhalefet partisinden de istifa etti. Bir haftalık sessizliğin ardından Özdemir'in yeni adresi, iktidar partisi oldu.
Katılma kararının gerekçesi
AKP Meclis Grup Toplantısı'na Grup Başkanvekili Özlem Zengin eşlik ederken katılan Nimet Özdemir, geçiş süreciyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Basın mensuplarının "Geçiş nedeniniz nedir?" sorusuna oldukça bürokratik ve profesyonel bir savunma getiren Özdemir, şu ifadeleri kullandı:
"Sokaktaki canlılarımıza daha çok hizmet edip, refahlarını ve mutluluklarını sağlamak için daha çok çalışacağıma emin olabilirsiniz. Aynı Nimet'im, değişen bir şey yok. Aynı misyonuma devam edeceğim."
Özdemir'in bu açıklaması, iktidar partisinin imkanlarını kullanarak çevre ve sokak hayvanları konusundaki projelerini daha rahat hayata geçirme motivasyonu taşıdığı şeklinde yorumlandı. Ancak bu pragmatik gerekçe, kamuoyundaki eleştiri oklarını dindirmeye yetmedi.
Seçmen iradesi ve siyasi etik nerede?
Nimet Özdemir'in transferi, son dönemde muhalefetten iktidar blokuna kayan tekil bir örnek değil. Sadece günler önce Ankara Haymana Belediye Başkanı Levent Koç'un CHP'den AKP'ye geçmesi ve yerel seçimlerden bu yana 17 belediye başkanının benzer bir rota izlemesi iktidarın genişleme stratejisini gösteriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde ciddi bir "temsiliyet krizi" bulunuyor.
Bir milletvekili, sadece kendi ismiyle değil, arkasındaki partinin ideolojisi, vaatleri ve seçmen kitlesinin oylarıyla TBMM'ye girmektedir. İYİ Parti veya CHP'ye "iktidara muhalefet etsin" diye oy veren İstanbullu seçmenlerin iradesi, Özdemir'in bireysel kararıyla doğrudan iktidar sıralarına taşınmış oldu.
Merkez sağ (İYİ Parti), sosyal demokrasi (CHP) ve muhafazakar sağ (AKP) gibi taban tabana zıt ekolleri üç yıl gibi kısa bir sürede gezen bir siyasi çizginin, "Aynı misyonla devam ediyorum" açıklaması rasyonel ve felsefi bir tabana oturtulmakta zorlanıyor.
Siyasetçilerin halka karşı şeffaf olma zorunluluğu vardır. İstifa ederken "gördüğüm lüzum üzerine" deyip sosyal medya hesaplarını kapatmak ve gerekçeleri halkla net bir şekilde paylaşmamak, Türk siyasetindeki kurumsallaşma sorununu gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak, AKP'nin Meclis'teki sandalye sayısını 277'ye yükselten bu katılım, teknik açıdan iktidarın elini güçlendirse de toplumsal vicdanda "Parti transferleri etik midir, yoksa seçmen iradesine bir müdahale midir?" sorusunu bir kez daha derinleştiriyor.





































































