logo
28 EYLÜL 2026

'Kanal İstanbul cinayet projesi'

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’a katmerli ihanet projesi” olarak nitelediği Kanal İstanbul’a İBB olarak neden karşı olduklarını 15 maddede açıkladı. Saraçhane’deki İBB binasında basın toplantısı düzenleyen İmamoğlu, “Bilim insanlarıyla konuştukça ortaya çıkıyor ki; Kanal İstanbul bir ihanet projesi değil, bir cinayet projesidir” dedi

25.12.2019 13:24:00
 
'Kanal İstanbul cinayet projesi'
'Kanal İstanbul cinayet projesi'

RECEP BAHAR/DETAY HABER
 
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, son dönemin en tartışmalı konularından "Kanal İstanbul" ile ilgili basın toplantısı düzenledi.
 
Toplantıya, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu ve İBB üst yönetimi tam kadro olarak katıldı.
 
İBB'nin Saraçhane'deki merkez binasında gerçekleştirilen toplantıyı, yerli ve yabancı basını temsilen çok sayıda gazeteci izledi. İmamoğlu, kanal ile ilgili kuşkularını, neden karşı olduklarına dair gerekçelerini ve itirazlarını, "16 milyonun temsilcisi olarak seçilmiş tek kamu otoritesi" sıfatıyla dile getirmek istediğini belirtti. "Bu basın toplantısında ortaya koyacağım nedenler, asla benim şahsi nedenlerim değildir" diyen İmamoğlu, toplantının siyasi amaçla düzenlenmediğini kaydetti. İmamoğlu, "Çünkü, sadece bugün hayatta olan 82 milyon için değil, çocuklarımız, torunlarımız ve bu ülkenin tüm geleceğini tehlikeye atan büyük bir risk ile karşı karşıyayız" dedi.
 
Derhal vazgeçilmeli
 
"Geçtiğimiz pazartesi günü, İBB olarak Kanal İstanbul protokolünden çekildiğimizi ilan ettim" diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü bilim insanlarıyla konuştukça ortaya çıkıyor ki, Kanal İstanbul bir ihanet projesi değil, ne yazık ki bir cinayet projesidir. 16 milyonun varlığına, 82 milyonun güvenliğine yönelik bir felaket projesidir. Kimlere ne söz verilmiş olursa olsun. Kimlere ne rant vaat edilmiş olursa olsun, derhal vazgeçilmelidir. Şimdi asla polemik yapmadan. Asla siyasi retorik yapmadan, yüzlerce güvenilir bilim insanının ortaya koyduğu bilimsel gerçekleri ve önemli kamu kurumların ortaya koyduğu dayanakları tek tek sıralayacağım. İBB'nin farklı daire başkanlıklarından Devlet Hava Meydanları İşletmesi'ne (DHMİ), İSKİ'den Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü'ne kadar uzmanlığı, görev alanı ve sorumluluğu bu konuyla ilişkili olan kurumlarımızın, devletimize sunduğu raporlar üzerinden, tümüyle resmi raporlar üzerinden Kanal İstanbul projesinden çekilmemizin dayanağı olan ve projenin ülkemiz için barındırdığı en önemli 15 tehdidi, 15 madde halinde sizlere anlatmaya çalışacağım."
 
İmamoğlu, bu 15 tehdidi şöyle sıraladı:
 
Madde 1: Kanal İstanbul demek, susuzluğa mahkumiyet demek
 
• Projedeki kanal; yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20,75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. Kanal İstanbul projesi yapıldığı takdirde, 8 bin 500 yıldır var olan İstanbul, sonsuza kadar yer altı ve yer üstü su kaynaklarını kaybedecek. Bundan sonra sıralayacağım 14 maddeyi bir kenara koyun; sadece bu madde bile bu projenin derhal rafa kaldırılmasını emrediyor. Akıllı, mantıklı, gerçeklerden uzaklaşmamış hiçbir kamu yöneticisi, hiçbir siyasetçi, böyle bir riskin varlığını bile bile bu projenin inşaatını destekleyemez. Kendi ülkesine, kendi şehrine, kendi insanına bu ihaneti düşünemez.
 
• Belediyemizin çeşitli daire başkanlıklarının, DSİ'nin ve İSKİ'nin raporları, projenin inşa edilmesi halinde karşılaşacağımız felaketin boyutlarını tek tek anlatıyor. Bunlara göre projenin getirdiği en büyük tehlike, Terkos Gölü'ne karışacak tuzlu su ile gölün, ebediyen su kaynağı sıfatını yitirecek olması önemli bir ihtimalidir. Terkos Gölü havzası, İstanbul ve çevresi için bir depolama alanıdır. Binlerce yıldır Avrupa yakasındaki en hayati, en büyük su deposudur. Kanal İstanbul inşa edilirse, her şeyden önce bu muazzam su kaynağı yok olacak. Bir milli yatırım olarak, değeri 2 milyar liranın üzerinde olan Sazlıdere Barajı, aynen apar topar kapatılan Atatürk Havalimanı gibi, tümüyle işlevsiz kalacak. Kanal İstanbul projesiyle, Terkos Gölü'nün doğusundaki 20 kilometrelik su toplama havzası da devre dışı kalıyor. Şu anda Sazlıdere - İkitelli sistemi ile Terkos, ikisi birlikte İstanbul'un tüm su ihtiyacının yüzde 29'a yakınını karşılıyor. 15 yıl sonra ise 7,5 milyon insanın su ihtiyacını karşılayacak. Kanal İstanbul inşa edilince, mevcut bu sistem tamamen devre dışı kalacak.
 
• Sadece yer üstü su kaynaklarımız değil, yer altı su kaynaklarımız da yok olacak. Bu işe kendini adamış bilim insanları bakın DSİ'nin raporunda bu konuda ne söylüyor: 'Zemin etüdü ve sondajlar yapılsa da her zaman beklenmedik durumlar ortaya çıkar. Ayrıca kayalardaki çatlak ve kırıklar sondajla tespit edilemez. Bu çatlaklardan Kanal İstanbul'un tuzlu suyu Terkos'a girer ve Terkos, su kaynağı olmaktan çıkar. İstanbul'un büyük bölümü susuz kalır. 427 milyon metreküp içme suyu rezervi elden çıkar. Kaybedilecek su kaynağının alternatifi de yakın bölgede bulunmamaktadır.' DSİ'nin belirttiği gibi bölge zeminindeki kayalarda var olan kırık ve çatlaklar, felakete kapı açacak durumda. Susuzluktan daha büyük felaket, iklim değişikliğinden daha büyük felaket dünyada konuşulmuyor. Çünkü inşa edilecek kanalın 5.2 kilometrelik zemini, tamamıyla kireç taşı. Bu durumda tüm yer altı sularına ve Terkos Gölü'ne tuzlu suyun karışacağı aşikar.
 
• Buradaki tek tehlike susuzluk değil. Strateji ve güvenlik çerçevesinden de durum felaket. DSİ diyor ki; 'İnşa edilecek olan kanal güzergahı, acil eylem planı çerçevesinde saklı-stratejik rezerv alanıdır', 'Yeraltı sularına tuzlu su karışma ihtimali ile savaş ve doğal afetlerde yüzey suları kullanılamayacak durumda olabilir'. Bu durumda stratejik rezerv olan yeraltı sularını kaybetme riski ile karşı karşıyayız. En zor koşullarda bize yaratacağı problem. Su kaynaklarımızı besleyen Istıranca Dağları'ndan gelen yer altı suyunun da yolunu kesiyor ve kaybediyoruz. Peki, stratejik su kaynaklarımızı kaybedeceğiz de karşılığında ne kazanacağız? Su gitt, ne alacağız? Sükse yapacağız. Koca bir hiç alacağız.
 
Madde 2: Kanal İstanbul demek, deprem riskini tetiklemek demek
 
• İstanbul var oldukça, var olmaya devam edecek önemli sorunlardan biri de deprem. Bilindiği gibi Küçükçekmece Gölü'nden 3 sığ fay hattı geçiyor. Ne diyeyim? Öyle raporlara, öyle değişiklikler geliyor ki bir gecede; 'Fay hattını değiştirdik' de diyebilir hükümet. Tarihsel dönem ve 120 yıllık veri incelendiğinde, kanal güzergahı boyunca yapılacak yapılaşma, insan yaşamı için büyük risk yaratıyor. Çünkü deprem, bu bölgenin değiştirilemez bir gerçeği. Zemin yapısı heyelanlara müsait. Bu bölgede büyük mühendislik projeleri için pek çok geoteknik sorun söz konusu. Proje 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. Bilim insanları, Kanal İstanbul Projesi'nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını söylüyor. İnşaat ile ortaya çıkacak aşırı yüklemelerin, yeni depremleri davet edeceğini, depremlerin şiddetini artıracağını söylüyor. Plana göre; kanalın Marmara girişi olan Avcılar Denizköşkler'de 631 bin metrekarelik denize dolgu ile konteynır limanı yapılacak. Bu liman da risk altında. Neden? Olası büyük İstanbul depreminin, 6 metre yükseklikte dalgalar yaratacağı konusu bilim adamlarınca ortaya konuluyor. Tsunamiyle o liman da sular altında kalacak. Bilim insanları hepimizi ikaz ediyor. Akıldan ve bilimden uzaklaşan herkese, Allah akıl fikir versin. Göz göre göre, kendi elimizle, kendi bütçemizle felakete niye davetiye çıkarıyoruz diye. Ben de soruyorum: Niye yapıyoruz bunu?
 
Madde 3: Kanal İstanbul demek, İstanbul'un doğasını sonsuza kadar katletmek demek
 
• Katrilyonlar harcayarak milli ve stratejik su kaynaklarımızı kurutacaksınız. Milyonlarca İstanbulluyu susuz bırakacaksınız. Peki çevreye ve eko sisteme nasıl bir zarar vereceksiniz? Sayın Cumhurbaşkanı'nın animasyon filmle millete izlettiğine göre; 'Görmüyor musunuz? Çok güzel' diye tariflediğini de gördüm. Kanalın etrafında 50-60 katlı dev gökdelenler, dizi dizi dizilmişler. Kim tarafından tasarlanmış? Burada Meclis'te, 'Etrafında tek bir konut yok' diyenler oldu. Kendi raporlarında, 1 milyon 150 bin nüfus dedikleri rakamı, Bakan, '500 bin kişilik bir akıllı şehir' olarak açıkladı. Şu an 16 milyon, akılsız bir şehirde yaşıyor. 500 bin kişilik bir akıllı şehri, projenin bir parçası olarak anlatıyor. O 60-70 katlı binaları, 'Bakın, ne kadar güzel' diye anlatıyor. Güzellik kavramı, insana göre değişir. İnsanların bunu değerlendirmesini istiyorum. Kimisi o güzelim coğrafyaya, tarım alanlarına bakar ve 'Güzel' der, kimisi de 60-70-80 katlı binalara, 'Güzel' der. Ticaret alanları, lojistik alanlar ve donatılar gelecekmiş. Yine beton, yine rant, yine çevre katliamı. Bakın, '1 milyon 200 bin kişi diyor ya, siz onun altını 2 milyon olarak çizin. Bu işin sonu yok, onu söyleyeyim. Pazartesi günü yayınlanan sözüm ona ÇED raporunu hazırlayanlar ya da hazırlatanlar, bölgedeki yapılaşmadan bahsetmiyorlar. Yani çevre etki değerlendirme raporunda bu yapıların ne tür çevresel sorunlara mal olacağı sorusuna cevap verilmiyor. Bir aldanma geleneğiniz olabilir ama bizi aldatamazsınız. Rapor, sanki bölge imara açılmayacakmış gibi, sanki bölgede yapılaşma olmayacakmış gibi hazırlanmış. İnşa edilecek kanal çevresindeki yapılaşma, kısa zamanda sıcaklık-nem-rüzgar rejimini değiştirerek, İstanbul'u bir ısı adasına çevirecek. Felaket üstüne felaket gelecek. Bu, benim sözlerim değil, bilim insanları söylüyor. Oysa ki, Çevre Düzeni Planı kapsamında, İstanbul'un plansal gelişiminde şuna dikkat etmek zorundasınız: Büyüklük ve büyümenin yönetilebilirliği. Bu kapsamda, İstanbul'daki her arazi kullanımının, özünde kentin doğal ve ekolojik yapısına katkı vermesi gerekir. Zaten 'Bu kente ihanet ettik' diyenler, bu hayati yasaya hiç dikkat etmedikleri için, bugün İstanbul'un başı doğa ile dertte.
 
• Kanal projesi ile, projenin inşaatıyla, 23 milyon metrekare orman alanı, 45 kilometre uzunluğunda ve ortalama 150 metre genişliğinde 136 milyon metrekarelik çok verimli tarım ve orman alanı, sonsuza kadar ortadan kaldırılmış olacak. Allah aşkına, ömür gelip geçiyor değil mi? Biz, İstanbul'un son 50-60-70 senesini yaşıyoruz. Bitecek. Geleceğe ne bıraktığımız konuşulacak. İşte herkesin hayali başka. Biri 60-70-80 kat bina hayal edebilir, ben de orada, İstanbul'a, o 136 milyon metrekare alanda daha fazla sağlıklı gıdayı nasıl oluşturabiliriz, orada insanlar hayata daha fazla umutla bağlanabilir, ben de onu hayal ediyorum. Yok edeceğiniz su, tarım ve orman alanları, bu şehrin yaşam destek sistemi. Kanalın inşa edilmesiyle; Küçükçekmece Lagünü'nden Sazlıdere Barajı'na kadar olan sulak ve bataklık alan, yok edilecek. İstanbul'daki manda popülasyonu kalmadı. Bunu arttırmak zorundasınız ama yok ediyorsunuz. Bölge kuşların göç yolu, üreme ve dinlenme bölgesi. Küçükçekmece Lagünü, yarı tuzlu suya sahip olduğu için, deniz canlılarının üreme noktası. Deniz canlıları, lagün boğazından dereye ulaşıp, yumurtalarını bırakıyorlar. Yok olacak ormanlık ve sulak alanlar yaban hayvanlarının yuvası. Bu kentin balığından kuşuna, yaban hayvanlarından bitkisine sahip çıkmazsak, nasıl hayatta kalabiliriz? Hayatta kalamayız. Bu şehirde nefes almadan, su içmeden, beslenmeden milyonlarca insan nasıl yaşayacak? Onun için feryat ediyoruz.
 
Madde 4: Kanal İstanbul demek, İstanbul'un tarihini talan etmek demek
 
• O denli komik ki; Boğaz'ın tarihi dokusunun korunması, proje için gerekçe olarak gösteriliyor. Kanalın bitmesiyle Boğaziçi trafiği azaltılacakmış. O da Boğaz'daki tarihi dokunun korunmasını sağlayacakmış. Boğaz trafiği ile ilgili olarak da dikkatinizi çekmek isterim. ÇED Başvuru Dosyası'nda, Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22,46'lık bir azalış gözlenmektedir. Oysa ki, projeyle birlikte 17 milyon metrekarelik SİT alanı etkilenmektedir. Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti olsun, İstanbul'daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları olsun, daha bilmediğimiz toprak altındaki nice antik hazineler olsun, muazzam bir tarihi zenginlik proje tarafından yutulacak. Tarihe ve tarihi değerlere neden zulmediyorsunuz? İhanete fırsat tanımayacağız.
 
Madde 5: Kanal İstanbul demek, 82 milyonun sırtına en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü bindirmek demek
 
• Bakın DSİ durumu nasıl anlatıyor: 'Kanaldaki taşınmazların bulunduğu rezerv alan imara açılırsa, DSİ olarak 1.450 kamulaştırmasız el atma davası ile karşı karşıya kalırım. Buradan çıkacak mali yük, DSİ tarafından karşılanamayacak büyüklüktedir'. Yani bırakın inşaat maliyetini, özel şahıslara ait mülklerin kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtına yüklenecek. Oradaki arsa manipülasyonları da ayrı boyut. Ülke ekonomisi bunca dardayken, ülke nüfusunun yarısı yoksulluk sınırında yaşarken, işsizlik almış başını gitmişken, üniversiteli gençlerimiz her yerde iş arıyorken siz, devlet olarak ayakta durabilmek için varlık vergisi benzeri değerli konut vergilerine bel bağlayacak noktaya gelmişken, kimi kandırıyorsunuz? Bakanlığın ilk tahminlerine göre 75 milyar maliyet ve bunun yanı sıra İBB'ye yüklediğiniz 23-35 milyarlık maliyetle bu gereksiz işe kalkıyorsunuz.
• Şimdi diyecekler ki 'Kanalın millete maliyeti yok. Proje, kendi kendini finanse ediyor'. Biz, bu masalı iyi biliyoruz. Hatırlayın; bize köprülerin, şehir hastanelerinin de kendi kendini finanse edeceği söylenmişti. 'Gerekirse öderiz' edebiyatını görüyoruz. Ne oldu gördük. Deli Dumrul hesabı gibi, kullansın kullanmasın 82 milyon hep birlikte ödüyoruz o projeleri. Bal gibi ödüyoruz. Hem de kat kat fazlasıyla 4-5 şirkete milyarlar ödüyoruz. Bu da öyle olacak, en ufak bir şüpheniz olmasın. Milletin sırtına ne için yeni yükler yüklüyorsunuz?
 
Madde 6: Kanal İstanbul demek, İBB'nin sırtına 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet yüklemek demek
 
• Kanal İstanbul inşaatı ile İSKİ'nin 3 isale hattı da devre dışı kalacak. Şimdiye kadar yapılmış arıtma sistemlerinin de bazıları yok olacak. İSKİ verilerine göre; bu üç ishale hattının yerine en az 11 milyar lirayla yeni arıtma tesisinin inşa edilmesi gerekecek. Kanal inşaatı, ayrıca 3 farklı lokasyonda da tümüyle İGDAŞ hatlarını ortadan kaldıracak. İGDAŞ raporuna göre; bu hatların yerine de yine milyarlarca liralık ek maliyet yükü gelecek. Böylelikle İBB'nin sadece 2 kurumuna bile milyarlarca liralık maliyet çıkıyor. Tahsisler ve yol yapımları yüzünden, Kanal İstanbul projesinin sadece İBB'ye maliyeti milyarlarla, eski parayla katrilyonlarla ifade ettiğimiz rakamlar. Bu rakam, İBB'nin 2020 yıllık bütçesinden neredeyse yüzde 50 fazladır. Pazartesi itibariyle Kanal İstanbul protokolünden çekilerek, kundaktaki bebekten, 90 yaşındaki Ayşe Teyzeye kadar; her bir İstanbulluyu 2 bin 200 liralık yeni borçtan kurtardık. Yani her bir İstanbulluyu asgari ücret kadar bir ödemeden, 4 kişilik her bir aileyi, yaklaşık olarak 5.000 liranın üzerinde gereksiz bir vergi yükünden korumuş oluyoruz.
 
Madde 7: Kanal İstanbul demek, gelir rüyası görmek demek
 
• Diyebilirler ki; 'Orta Amerika'da Panama Kanalı, Mısır'da Süveyş kanalı yapıldı. O ülkeler buradan büyük para kazandı. Türkiye'nin kazanmasını istemiyorsunuz.' En büyük kandırmacalardan biri bu. Panama Kanalı, gemilerin yolunu 13 bin kilometre kısaltıyor. Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu'nu birbirine bağlıyor ve gemilerin yolunu 6000 kilometre yolunu kısaltıyor. Gemiler, o yüzden iki kanala para ödeyerek o kanallardan geçiyorlar Peki Kanal İstanbul? Kanal İstanbul'da gemiler için yoldan tasarruf söz konusu değil ki? Kanal İstanbul'dan geçmek ile İstanbul Boğazından geçmek aynı şey. Aynı mesafe. Hatta yukarıdan aşağı gelen 6 knot gücündeki akıntı nedeniyle, Marmara'dan Karadeniz'e gidiş en az üç - dört saat sürecek. Gemiler, İstanbul Boğazı'ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul'dan geçsin? Hangi akıllı kaptan, karını düşünen hangi şirket buna evet diyecek?" Kanal İstanbul, gemilerin yolunu kısaltmıyor ama İstanbulluların hayatını kısaltıyor.
 
Madde 8: Kanal İstanbul demek, İstanbulluları trafikte iki kat perişan etmek demek
 
• İstanbul Ana Ulaşım ve İstanbul Lojistik planlarında henüz Kanal İstanbul yer almıyor. Planlarda yer almadığı için, Kanal İstanbul'un, İstanbul ulaşımına olacak etkisini kestirmek mümkün değil. Ama kanal çevresinde planlanan konut alanları, kanal nedeniyle kopacak ve sonra köprülerle tadil edilmeye çalışılacak ulaşım hatları, yeni ulaşım talepleri demektir. İstanbul yarımadası, Trakya'dan ayrılacağı için yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyulacak. İnşaatın başlamasıyla TEM ve E5, sık sık trafiğe kapatılacak. 6-7 yıllık inşaat sürecinden bahsediyorlar. İstanbul trafiğinde yaşanacak problemlerin boyutu belirsiz. Ayrıca Kanal İstanbul projesi ile halen planlanmış olan Mahmutbey-Esenyurt ve Sefaköy – TÜYAP - Beylikdüzü metro hatlarını de etkileniyor. Bu bölgelere hızla metro getirmemiz gerekirken, milyonlarca insanın ulaşımını kolaylaştıracak 2 hatta daha fazla metro hattını inşa etmek varken, neden milyonlara trafikte zulmü reva görüyorsunuz?
 
• Yalnızca karayolu değil, havayolu için de hiç bir hayrı yok. Her ne kadar "sehven" denilerek değiştirilse bile; DHMİ Genel Müdürlüğü'nün 15 Mart 2018 tarihli Kanal İstanbul Projesi ÇED başvuru dosyası hakkında bakanlığa yazdığı yazıya bakalım. Aynen şöyle: 'Bu proje ile İstanbul yeni havalimanının uçuşa açılması imkansız olacaktır.' Raporun sonundaysa aynen şöyle diyor: 'Tüm pistler kullanıma açıldığında, günde 3 bin 500 uçak trafiği olacağı öngörülen Asrın Projesi'ne gölge düşürmemesi açısından, projedeki koordinatlarda Kanal İstanbul projesi yapımı uygun görülmemektedir.' Ama gelin görün ki, yalnızca 1 hafta sonra, yani 22 Mart 2018 tarihinden aynı kurum, ÇED başvuru dosyası hakkında bakın neler söylüyor: 'ÇED başvuru dosyası hakkındaki ilgi (a) yazınıza cevaben yazılmış olan ilgi (b) yazımız, sehven yazılmış olup, söz konusu proje ve projeye ait ÇED başvuru dosyasına ilişkin çalışmalarımız devam etmektedir.' Yuvarlak. Kişiye göre rapor. Çalışmaya devam etmişler! Yalnızca 5 gün sonra, yani 27 Mart 2018 tarihinde de şöyle demişler: '... mania planlarını ihlal etmemeleri halinde Atatürk Havalimanı ve İstanbul Yeni Havaalanı için sağlanan/sağlanacak hava trafik hizmetleri üzerinde olumsuz bir etkinin oluşmayacağı tespit edilmiştir.' Dedim ya; 'Fay hattını da değiştirirler'. Fay hattı değişti bak! Artık ne olmuşsa olmuş, başta Kanal İstanbul'un olumsuz etkisi olacağına ilişkin görüş bildiren DHMİ, sonra bir anda fikrinden dönmüş. Yine de aynı raporun sonuna kendilerini kurtaracak bir cümle eklemeyi ihmal etmemişler: 'Yapılaşma kriterine uyulması, kanal aydınlatmasında uçakları yanılgıya düşürecek herhangi bir sistemin kullanılmaması gerektiği …' Soruyorum sizlere; kimler kimlere neleri dikte ediyor? Nelerle uğraşıyorlar? Ben, anlamış değilim. 16 milyonun canının söz konusu olduğu bir meselede bile resmi raporlar bir anda kökten değişiveriyor? Onun için 'Allah akıl fikir versin' diyorum.
 
Madde 9: Kanal İstanbul demek, 50 yıllık hafriyat demek
 
• Kanal İstanbul projesini yapmak için ortaya çıkacak hafriyat ise tam bir muamma. Ulaştırma uzmanları, bunun simülasyonunu yapamazlar. Simülasyon da bile kamyonlar birbirine çarpar. Kamyonlar için yapılacak yeni yollardan, 38 kilometrelik Karadeniz sahil dolgusuna kadar, insan aklını dehşete düşürecek nitelikte işler var. Marmara gibi Karadeniz girişinde de liman kurulacak ve liman yanına 17.5 milyon metrekarelik dolgu alana da lojistik merkez yapılacakmış. Yani hafriyatın çoğunu Karadeniz'e taşıyacaklar ve dökecekler. Yalnız tüm bunları yapacağını yazanlar, dip tarama malzemesi nasıl susuzlaştırılacak, hafriyat mevzuatlara uygun olarak nasıl bertaraf edilecek, rapora bunu yazmamışlar. Muamma. Bakarız.
 
• Kanal İnşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul'un yıllık hafriyat hazmetme kapasitesi 40 milyon metreküp. 2 milyar nere, 40 milyon nere? İstanbul'da 50 yılda çıkabilecek hafriyat toplamı sadece Kanal İstanbul'dan çıkıyor. Bu hafriyatı denize dökmekten başka çare yok. Yine TMMOB raporuna göre 2.1 milyar metreküp hafriyat çıkacak. Çıkan hafriyat; örneğin Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse, bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek. Bu üç semtin bir anda 10 katlı bina kadar yükseldiğini düşünün. Bu kadar büyük bir faciadan bahsediyoruz. Bunun yaratacağı doğal sorun ise muazzam. Bu hafriyat, 10 bini aşkın hafriyat kamyonu ile taşınacak. Yani İstanbul trafiğine günlük, 10 bin hafriyat kamyonu daha katılacak. Şu an İstanbul'da 7 bin 200 ruhsatlı hafriyat kamyonu var. En az 5-6 yıl boyunca 10.000 kamyonun daha ilave edildiğini düşünün. Bu kamyonların doğaya vereceği zarardan bahsetmiyoruz bile. Allah aşkına biz, bunu niye yapıyoruz?
 
Madde 10: Kanal İstanbul demek, İstanbul'a 1,2 milyonluk yeni nüfus demek
• Kanal İstanbul inşa edildiğinde, yapılacak olan yeni yerleşim birimlerine 1.2 milyon yeni nüfus gelecek. Bu, 1.2 milyonla kalmaz. Ben, "2 milyon olur bu' dedim ama beni dinlemediler. Onlar, bilimi ve aklı dinlerler. Beni dinlamasinler zaten. 6 tane Beşiktaş ilçesi nüfusu büyüklüğünde yeni bir nüfus İstanbul nüfusuna eklenecek. Sadece proje yüzünden İstanbul trafiği içinde 3.4 milyon yeni yolculuk oluşacak. Bu da İstanbul trafiğinin en az yüzde 10 artması demek. Bu şehirde, 1 milyonun üzerinde de konut stoku var. Kaynaklarımızla bu şehrin kangren olmuş trafiğini çözmek varken, neden trafiği tümden durduracak yeni sorunları bu kente sağlama çabası içerisindesiniz? Neden bu kaynağın daha akılcı kullanımıyla, İstanbulluların hayat kalitesini yükseltmiyoruz? Neden bu şehrin yaratıcılığını ve enerjisini doğru kullanmıyoruz?
 
Madde 11: Kanal İstanbul demek, 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek demek
 
• Konuşulduğu kadarıyla proje, İstanbul'un hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içermekle kalmıyor, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya, 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Bu akıldışı projeyle, akıl tutulmasıyla dayatılan bu projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon insanı hapsetmiş oluyorsunuz. Deprem anında bu nüfusun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Tam bir can pazarına dönecek o kritik anda milyonlarca İstanbulluyu başka bir coğrafyaya nasıl nakledeceksiniz? Vazgeçtim mal güvenliğini; vatandaşlarınızın canını nasıl koruyacaksınız? Bu proje hem İstanbul'un güvenliği için hem de Trakya'nın savunması için stratejik bir ihanet projesidir. Hakikaten bizden bu projeye 'Evet' dememizi nasıl bekliyorsunuz?
 
Madde 12: Kanal İstanbul demek, Montrö rüyası görmek demek
 
• Gelelim meşhur Montrö Antlaşması'na. Öncelikle Anayasa'mızın 90. maddesine göre, uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde. Bu arada Kanal İstanbul'un yaratacağı denizsel ve karasal etkiler, bizi Montrö dışında 7 tane daha uluslararası sözleşmeyle de bağlıyor. Montrö sözleşmesi, gemi geçişi ile ilgiliyken, diğer 7 uluslararası sözleşme de doğal alanları koruma, çevre, iklim, Karadeniz ve Akdeniz'in korunması ile ilgili. Montrö hariç diğer sözleşmeleri de ihlal ediyoruz. Biz, dünyanın barışa dönük teminatıyız. Böylece ihlal ediyoruz bunu. Ama madem hep Montrö üzerinden gidiyoruz o zaman anlatalım: Montrö sözleşmesi anlatıldığı gibi olumsuz değil, Türkiye'yi ve Karadeniz'e kayısı olan ülkeleri koruyan bir sözleşmedir. Unutmayın; iki Alman zırhlısı Boğaz'dan girip Sivastopol'u bombaladığı için Osmanlı 1. Dünya Savaşı'na girdi. Bakın bu anlaşma sayesinde, neredeyse 90 yıldır Karadeniz, bir barış denizi.
 
• Montrö Anlaşması'na göre, Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin gemileri, Karadeniz'de en fazla 21 gün kalabilir. Ayrıca uçak gemisi, denizaltı ve farklı büyüklüklerde gemilerin de geçişi, sözleşmeyle yasaklanmıştır. Koruyucudur. Yani savaş çıkarmak için ihtiyaç duyulan bir askeri filo, Montrö sayesinde, Karadeniz'e giremez. Kanal İstanbul açıldığı takdirde, bu koruma kalkanı ortadan kalkacak. Ayrıca Montrö Sözleşmesi'nin 2. maddesi ve diğer uluslararası kurallara göre; gemiler, Kanal İstanbul'dan geçişe zorlanamaz. Montrö fesih edilse dahi, Türkiye, boğazlarından ticari gemi geçişini yasaklayamazsınız. Yani, kanalla Türkiye para kazanacak savı, uluslararası hukuk karşısında geçersiz. Hayaldir. Uydurmadır. Aldatmacadır. Siz rüya görüyor olabilirsiniz, ama bizim işimiz gerçeklerle. Bizim sükse yapmak gibi bir derdimiz yok. Bizim, bu ülke insanlarına mutluluk getirmek gibi derdimiz var.
 
Madde 13: Kanal İstanbul demek, Karadeniz balıklarını ve balıkçılığını yok etmek demek
 
• Karadeniz - Marmara su geçişinde, Marmara Denizi'ndeki ilk 25 metrelik su, az tuzlu Karadeniz suyu. Yani bol oksijenli, balıkların çok sevdiği su. Boğaz lüferinin yakalandığı Galata Köprüsü'nden, kuyulardan istavrit tutulan su bu. Geri kalan 1.400 metrelik çukurda, bol tuzlu Akdeniz suyu var. Bu derin kısımda oksijen çok daha az olduğu için verimli değildir. Kanalın inşa edilmesiyle binlerce yıldır var olan doğal denge bozulacak. Bunu su bilimcileri söylüyor. Karadeniz'de tuzlu su miktarı artacak ve doğal dengesi bozulacak. Hem Marmara'da hem de Karadeniz'de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek. Az oksijenli su Marmara'yı kaplayacak ve tüm Marmara, bir zaman Haliç'in koktuğu gibi kokacak. Çok da hızlı olacak bu süreç. Çünkü kanaldaki akıntı nedeniyle, Küçükçekmece Lagünü'nün dip çamuru da olduğu gibi Marmara denizine akacak. Lagünle ilgili bir ÇED raporu da yok henüz. Silivri'de, Tekirdağ'da yazlığı olanlar, Yeşilköy'den Menekşe'den deniz sefası yapanlar, Yalova'dan Armutlu'dan Erdek'ten yani tüm Marmara'dan yararlanan milyonlarca insan bundan etkilenecek. Tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Allah İstanbul'umuzu bu kadar güzel ve dengeli donatmışken, onun kurduğu bu düzeni yok etmeye çalışmanın vebali o kadar büyük ki. Allah esirgesin. İstanbul'umuzun suyuna, ormanına, balığına, kuşuna, bitkisine, buradan geçim sağlayan yüzbinlerce insanın helalini yok etmeye çalışmak, doğaya bu denli zarar vermek haramdır. Bu, inancımızın tarifidir.
 
Madde 14: Kanal İstanbul demek, maneviyatı yok etmek demek
 
• Mezarlıklar Müdürlüğü'müzün verdiği rapora göre; kanal projesiyle Arnavutköy'deki Baklalı, Roman ve Yeniköy Mezarlıkları çok net proje alanında kalıyor. Bunlarla ilgili yazı yazıldı ama yanıt bile verilmedi. Yani burada yakınları yatan insanlar, bu mezarları başka bir yere nakletmek zorunda kalacaklar. Ölüye bile rahat yok. Bitmedi. Tehlikede olan sadece 3 mezarlık değil. Arnavutköy ilçesinde bunlar dışında 8 mezarlık daha, Küçükçekmece'de Altınşehir mezarlığı ve Başakşehir'de Kayabaşı mezarlığı ÇED inceleme alanında kalıyor. Yani birinin içinden yol geçme, öbürünün altında isale hattı geçme riski var. Özetle Arnavutköy, Küçükçekmece ve Başakşehir ilçelerinde pek çok mezarın taşınmak zorunda kalması vicdanlarda da yara açacaktır. Hiçbir millet, ecdadına böyle davranamaz. Yapmayın bu zulmü.
 
MADDE 15: Kanal İstanbul demek, bu milleti sevmemek demek
 
• Milleti sevmemektir. Kendini sevmektir. Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını malını, geleceğini korumaktır. Öyle olmalıdır. Kamu adına iş yapanlar, siyasetçiler, bürokratlar çevreyi, tabiatı, denizleri, sahilleri, tarihi, kültür ve tabiat varlıklarını korumak zorundadır. Milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Bunca genç işsizlikten inlerken, bunca insan yoksulken, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir istihdam ve sürdürülebilir refah için bunca fabrika kurma ihtiyacı varken, 16 milyonluk bu şehrin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken, bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz.
 
Ya Kanal ya İstanbul
 
• Akıldan ve vicdandan tamamıyla uzak olan bu projeyle, dünyanın gözbebeği biricik İstanbul'umuz yaşanamaz bir kent olacak. Temiz hava, su, altyapı ve trafik açısından çözülemez sorunlarla baş başa kalacak. Ne boğaz geçişi ne deniz trafiği geçişi ne de ekonomik olarak böyle bir ihtiyaç söz konusu değildir. Birileri para kazanacak diye, bu kadim şehrin doğal çevresinin, yaşam alanlarının ve su havzalarının yok edilmesine tüm hukuki mücadelemizi vererek izin veremeyiz, vermeyeceğiz. İstanbul'un güvenliğini, 16 milyonun canını ve Türkiye'nin stratejik güvenliğini riske eden Kanal İstanbul projesine kimse, 16 milyon insanı ikna edemez. Bizi hiç ikna edemez. Bu proje her yönüyle felaket, ihanet ve cinayet projesidir. Özetle diyoruz ki; ya Kanal ya İstanbul.
 
Bu bütçeyle İstanbul'daki tüm okullar sıfırdan inşa edilebilir
 
• Kanal için sadece merkezi hükümetin harcayacağı para, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın kentsel dönüşüme ayırdığı paranın tam 7 katıdır. Sayın Bakan bunu biliyor mu, bilmem. Bu bütçe ile en az 9 Marmaray inşa edilebilir. İstanbul'daki bütün ilk okullar, orta okullar ve liseler sıfırdan yeniden inşa edilebilir. İstanbul'daki deprem sorunu olan ne kadar riskli yapı varsa, tümden yeniden yapılabilir. 150 yataklı tam 1.650 tane hastane veya yüzbinlerce gencimizin istihdam edileceği yüzlerce fabrika inşa edilebilir. Bu proje nereden bakılırsa bakılsın, bir israf projesidir. Haramdır. Ülke kaynaklarını har vurup harman savurma projesidir. İstanbul'a katmerli ihanet projesidir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve 3 çocuğu olan vatandaş Ekrem İmamoğlu olarak, ülkemize büyük zararlar getirecek olan bu proje sevdasından derhal vazgeçmenizi öneriyorum.
 
Yanlışın neresinden dönülse kardır
 
• Yanlışın neresinden dönülürse kardır. İşte biz, bu 15 gerekçeyle, daha önce İBB ve ilgili bakanlıklar arasında hazırlanmış ve imza altına alınmış olan hukuksuz protokolden onun için çekildik. Protokol hukuksuzdu, çünkü, atanmış İBB Başkanı tarafından, yetkisiz şekilde imzalanmıştır. 1 Ağustos 2018 tarihinde yangından mal kaçırırcasına ve meclis kararı alınmadan imzalanan protokol, 5393 sayılı Kanun'un 75. maddesinin (a) bendi uyarınca, yetkili organ kararı olmadan imzalandığı için, zaten hukuken geçersizdir. Sakattır. Sonradan şekli, şartı tamamlamak için, 12.10.2018 tarihinde meclis kararı alma yoluna gidilmiştir. Ama bu durum, hukuksuzluğu ve yetkisizliği ortadan kaldırmaz. Geçersiz bir protokolün Meclis tarafından onaylanmış olması, o protokolü geçerli kılmaz. Dolayısıyla hukuka aykırı bu işlemi geri almak, benim yetkim dahilindedir. Ben de bunun için meclis kararı gerekmeyeceğini iyi biliyorum. Bir derse dönüyor konuşmalarımız ama Sayın Bakan'ın dünkü demeci tümüyle bilgisizlik ürünüdür. Ayrıca protokolde çok sayıda hukuksuzluklar ve İBB adına çok sayıda maliyet üstlenmeleri de söz konusudur. Çekilme gerekçemizin hukuksal dayanaklarını sizlere dağıttık. Oradan görebilirsiniz. 23 Haziran'da, millet bize demiş ki; 'Tüm yanlışlara, eksikliklere bir göz at. Bu şehirde yapılan birtakım yanlış hareketleri analiz et.' Bu bakımdan hem hukuksuzluğu giderdik hem de 16 milyon insanın bize emanetine ihanet etmedik.
 
İstanbul sahipsiz değildir
 
• Ocak başında yapacağımız iki çalıştaya, 'Su Çalıştayı' ve 'Kanal İstanbul Çalıştayı'na ile bu konularda sözü olan tüm uzmanları, 'Bu konuda benim de sözüm var' diyen herkesi şimdiden davet ediyorum. Ben, kimsenin titrine saygısızlık yapmam ama ÇED raporunda bir profesör olmaz mı akademisyenler arasında? Bu ülkenin profesörlerine, bilim insanlarına bir şey mi oldu? Devletin kurumlarını da davet edeceğiz. Her kurumu. Bakanlıklar da dahil. Buyursun gelsinler, İstanbul halkına anlatsınlar. Anlatmak zorundasınız. Halkı bilgilendirmek zorundasınız. Nokta. Ey atanmış Bakanlar, bir kişiyi değil, halkı bilgilendirmek zorundasınız. Tüm İstanbulluları ve tüm İstanbul Gönüllülerini bu konuda inisiyatif almaya, açıklanan ÇED raporlarını okumaya, iyi anlamaya, etraflarıyla paylaşmaya davet ediyorum. Bu rapora ve raporun içindeki pek çok sorunlu detaya karşı çıkmaya, yasal yollardan haklarını savunmaya herkesi davet ediyorum. Bu rapora, hukuki haklarını kullanarak karşı çıkmaya davet ediyorum. Yasal yollardan hakkımızı, en sakin, en vakur, en haklı biçimde sonuna kadar aramaya herkesi davet ediyorum. Bu şehirde hiçbir güç, bu şehrin ortak aklının önüne geçemez. Bu ülkenin geleceğini riske edecek işlere, 'Ben yaptım, oldu. Benim dediğim doğru' diyemez. Bu kadim şehir, sahipsiz değildir. Bu milletin kaynaklarının hesapsız kitapsız, sorgusuz sualsiz harcanmasına seyirci kalınmayacaktır. İstanbul, hiç kimsenin tek başına babasının çiftliği değildir. İstanbul, 16 milyon insanındır, 82 milyon vatansever yurttaşındır. Hatta dünyanın bile gıptayla baktığı, dünyanın bile hakkının olduğu göz bebeği bir coğrafyadır. 1453'ten beri bize emanet olan bu topraklara sahip çıkacağız ve asla ihanet ettirmeyeceğiz.
 
Sorulara net cevaplar
 
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Saraçhane Yerleşkesi Toplantı Salonunda, Kanal İstanbul'a neden karşı olduğunu, düzenlediği basın toplantısı ile açıkladı. 15 maddede Kanal İstanbul'un İstanbul'a vereceği zararları bilimsel raporlarla açıklayan İmamoğlu, daha sonra da basın mensuplarının Kanal İstanbul çerçevesinde gündeme dair sorularını cevapladı. Yerli ve yabancı basın mensuplarının soruları ve İmamoğlu'nun cevapları şöyle:
 
Soru: Kanal İstanbul işbirliği protokolünden İBB'nin çekilmesi projeyi nasıl etkileyecek?
 
Cevap: Projeyi nasıl etkileyeceği benim zihnimde bile yok; çünkü proje olmayacak. Yani proje yapılmayacak. Dolayısıyla bizim projeden çekilmemiz demek, projeyi uzaktan seyredeceğimiz anlamına gelmiyor. Tümüyle olmaması yönünde hukuki mücadelemizi vermemiz anlamına geliyor. O bakımdan İstanbul halkının, İBB'nin olmadığı bir proje bu kentte olamaz, yürüyemez. Dünyanın hiçbir yerinde, bir şehir halkının iradesinin olmadığı proje yapılmaz, yapılamaz bunun adı başka bir şeydir. Türkiye böyle bir hamleyi kabul etmez, etmeyecektir.
 
Soru: Bu protokol ile İstanbul'a ne kadar yük biniyordu, bu protokolün içeriğinden tam olarak neler vardı? Kanal etrafından Katar emirinin annesinin arazi satın aldığı gündeme geldiğinde, "Arazi hareketlerini inceliyoruz" demiştiniz. Çevre Bakanı da öyle bir hareketlilik olmadığını söyledi. İlk incelemenizde imar ve arazi hareketliliğine dair neler tespit ettiniz?
 
Cevap: İBB'nin hızla yaptığı, ÇED raporunda da üzerinde durulan analizler ya da 75 milyarlık maliyet gibi Büyükşehir'e de 23 milyar lira civarında bir maliyetten bahsediyoruz. Ama şunun altını çizelim, göreceli maliyetlerdir bunlar. Sıkı analizler yoktur bunda. Kesin maliyetlere dönük süreçler arasındaki farkı analiz edebilecek kapasitedeyim. 23 milyar çok göreceli bir kavram. Yani bunu bugün ifade edebiliyoruz; ama ikiyle çarpsanız çok büyük yanlış yapmış olmazsınız. Onun için maliyeti büyüktür. Bu işleri söylerken öylesine söylemiyoruz. Rakamların ciddi alınması şart. Arsa alımı konusunda şunu söyleyeyim; sayın bakan, çok yanlış cümleler kuruyor, üzülüyorum. Çevre ve Şehircilik Bakanı, çevre ve şehircilik adına konuşmuyor. Söylediği sözler ne yazık ki çelişkili. 1 milyon 150 bin nüfuslu şehiri, 500 bin nüfuslu akıllı kent olarak açıklayıp insanların gözünü boyamaya çalışıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı böyle konuşmamalı. Emin bir şekilde 'arsa hareketi yoktur' diyor. Bir örnek vereyim; 2011'den bu yana arsa harekete tam 30 milyon metrekareyi bulmuştur. Tüm değişim hareketlerini Sayın Bakan isterse yazılı da isteyebilir, telefonla da isteyebilir, biz telefonun ucundayız. Bakanlık makamına saygımız sonsuz, kendisi ile paylaşırım. 30 milyon.. Ne oluyoruz? Ben bu konulara girmedim farkında mısınız? Önemli ama detay bunlar. Daha önemli konular var. Tarım alanı olan bu alanlara bu ilgi niye? Daha acı bir şey söyleyeyim mi size? En büyük kökten aileden gelen birkaç alan hariç yüzlerce yıllık arazileri olan aileler var onlar hariç. En büyük arazisi olan ilk 3 şirket de Arap şirketi. Bizden detay isterlerse bizde bütün detaylar var. Paylaşırız. 30 milyon metrekare ne demek biliyor musunuz? Onu da söyleyeyim. Beyoğlu yetmez artı Bayrampaşa o da yetmez bir de üzerine Gaziosmanpaşa'yı ekleyin o kadar yapıyor. Daha iyi anlar benim Gaziosmanpaşalı, Bayrampaşalı, Beyoğlulu hemşerilerim ne demek istediğimi daha iyi anlar.
 
Soru: ÇED raporu açıklandıktan sonra 10 günlük askı süresi var. İBB bu itiraz süresine dahil olacak mı?
 
Cevap: Tabii ki dahil olacağız. Hem itiraz süresine dahil olacağız az önce yaptığım çağrı gibi İstanbul'u ben dert ediyorum. Yarın ben çocuğuma ya da benim üyelerime hesap veremem diyen kişiler, sivil toplum kuruluşları herkes Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na çok basit şekilde abartmadan, 'İstanbul'da yaşayan bir vatandaş olarak sağlıklı bir ortamda yaşamak istiyorum. Kanal İstanbul projesine İstanbul'un su kaynakları Sazlıdere'yi Terkos'u yok etme riskini karşı ÇED raporuna itiraz ediyorum' demesi bile yeterlidir. Yazacak dilekçesini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na gönderecek. Ya da gidecek İstanbul'daki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şubesine teslim edecek. Herkesin hakkı var. Hukuken hakkımız arayacağız. Milyonlarla insan buna itiraz edebilir. Kurumlar etmelidir, sorumlulukları gereği. Etmiyorsa da beyan versin 'ben etmiyorum' desin. Bu şehrin kurumları var, sivil toplum kuruluşları var. Yüzbinlerce üyesi olan oy vermiş kurulları var. Baksınlar düşünsünler analiz etsinler bize sormak istedikleri varsa sorsunlar sürece dahil olsunlar. Susmak, dilsiz şeytanlığı oynamaktır. Hiç sevmediğim karakter.
 
Soru: İki secim kazandıktan sonra, 16 milyon İstanbullunun belediye başkanı olduğunuzu söylüyorsunuz. 16 milyon içinde Kanal İstanbul'u savunan insanlar var. Onları da temsil eden bir belediye başkanısınız. Aynı zamanda Kanal İstanbul bir erken seçim projesi olduğu gözüküyor ve siz de muhalefet lideri gibi konuşuyorsunuz…
 
Cevap: Söylediğiniz hiç bir tanımla benim alakam yok. Ben İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyım. Kaliforniya'daki bir projeyi eleştirmiyorum. İstanbul'daki bir projeyi eleştiriyorum. Dolayısıyla Türkiye'nin genel siyaset atmosferiyle alakası olmayan bilimsel verilerle açıklamamı yaptım. Akılla ve bilimle yaptım. İstanbul'da benim gibi her fert düşünmek zorunda değil. Dediğiniz gibi bu şehirde 'Kanal İstanbul'u istiyorum' diyen de çıkabilir. Ama bir tek şeyle ayrışıyorum; siyaseten 'istiyorum' diyenlerle ayrışıyorum. Biri istiyor diye 'istiyorum' diyenle ayrışırım. Ekrem 'istemiyor' diye 'istemiyorum' diyenle de ayrışırım. Bana değil bilime inansınlar; akıl ve bilime. Erken seçim vs benimle ilgisi yok. Merkezi hükümet karar alıyor. Bence bu soruyu onlara sorun. Bunun için ortaya atmışlarsa bilemem. Ama biz İstanbul'u, halkını, hakkını korumak için mücadele ediyoruz.
 
Soru: Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'ın bir açıklaması oldu. "Kanal İstanbul Belediye değil devlet projesidir. Türkiye için yapılabilir bir projedir. Bunu yaptırmayız gibi yaklaşımlarla engellemeye çalışmak çok mantıklı gelmiyor" dedi. Ayrıca projenin Montrö'yü ortadan kaldıran bir proje olmadığını söyledi. Bu sözlere nasıl bir yanıtınız var?
 
Cevap: Orada zaten Montrö konusunda çelişki var. Birisi 'Montrö' diyor birisi 'Montrö değil' diyor. Birisi 'Montrö bizim gururumuzdur' diyor. Birisi 'beka' diyor. Yani herkesin bir fikri var. Ben anlamış değilim. Orada karar birliği yok. Bir başka husus bir devlet projesidir. Yani her proje bir devlet projesidir. İstanbul'da bizim yaptığımız park da devlet projesidir. Ne demek ben devlet değil miyim? Yani bu anlayıştan vazgeçsinler. Bir proje parti projesi değildir. İstanbul'daki her proje bu şehrin projesidir. Ben başladığım ilk gün söylediğim şeydir; 'Hiç kimse yaptığımız hiçbir projeyi, CHP projesi diye tanıtamaz' dedim. İstanbul halkının İstanbul şehrinin projesidir. Bir başkasının tanıttığı anlattığı gibi değil. Kimse cebinden vermiyor. Kamunun kaynaklarını en iyi şekilde kullanıp verimli proje üretme çabasıdır. Yapacağınız projeyi, soracağını bir heyet vardır. Analizler, fizibiliteler. Allah aşkına ÇED raporu ortada. Büyükşehir Belediyesi'ni dikkate almıyorsun. Devlet Hava Meydanları'nın raporunu değiştiriyorsun. İSKİ'yi dikkate almıyorsun, DSİ'yi dikkate almıyorsun. Kimi dikkate alıyorsun? Bu açıklamayı yapanlar da dahil, kabinedekiler dahil, ben biliyorum ve hissediyorum –bu benim hissiyatım, yanılabilirim- bunu savunan kabinedekilerin çoğu, geçmişte kabinede bulunanlar dahil kalplerinden, vicdanen, 'Şu Ekrem var ya vallahi doğru söylüyor' diyorlar ama bunu söyleyemiyorlar. Ben onların yerine konuşacağım.
 
Soru: Cumhurbaşkanı'nın Kanal İstanbul konusunda çok kararlı olduğu açık. MHP Genel Başkanı'nın da bir açıklaması oldu. Bundan da anlıyoruz ki iktidar bloğu da bu konuda aynı fikirde. Dolayısıyla bu iş gündemde olacak ve sürekli önünüze gelecek. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? Brexit bir seçenek olacak mı?
 
Cevap: Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde bu konuyu elli yerde gündeme getirdim. Kimse bizi duymadı. Şimdi ise herkes duydu. Yani hiç olmadığı kadar İstanbullular Kanal İstanbul'un farkında. Birinci şey bu. Böyle bir dönem yaşamadı İstanbul.
 
Soru: Bu zamana kadar 75 milyar lira maliyet gösterildi. Acaba Büyükşehir Belediyesi'nin farklı bir hesabı var mı? Büyükşehir Belediyesi kendi payına 35 milyar diyor; ama toplamda projenin sizin hesabınıza göre maliyeti?
 
Cevap: Proje yaptık deniyor, fizibilite yaptık deniyor. Farkında mısınız bilmiyorum; yedi dakikalık bir 3D geziyor. 3D'de bize milyon dolarlık yatlar gösteriyorlar, yat limanlarını gösteriyorlar, yetmiş katlı binaları gösteriyorlar. Daha ileri gideyim mi? Dolmabahçe Sarayı'nın bir tane replikasını gösteriyorlar. Bir tane Çin sarayı, Japon sarayı gösteriyorlar. Ben anlamış değilim. Yahu bu nasıl projedir? Ne yapıyorsunuz siz? Oradan bir tane de Hollywood filmi gibi bir tanker geçiyor. İstanbul'u gezerek gösteriyor falan.. Şimdi ben bu proje üzerinden neyi tahmin edeyim? Ben tahmin yürütüyorum. Doğa ile yaygıları ortaya koyan tahmin yürütüyorum. Ama çizilen proje bu ise ben niye.. Sayın Cumhurbaşkanı gösterdi. Sosyal medyada yedi dakikalık. Çocuklarımız elinde görüyoruz bazen, Playstation oyunları, onlardan daha yaratıcı vallahi. Bildiğiniz oyun yani. Yazık günah. Ben projeyi bilirim, gerçekten bilirim. Bu insanları aldatmayalım, gözünü boyamayalım. Yapmayacaksanız zaten yapamayacaksınız, başka bir niyetiniz varsa onu söyleyin. Az önce gazeteci bir arkadaşımız söyledi. 'Başka bir niyetimiz yok bunu yapacağız' diyorsanız da 82 milyonun vicdanı, 16 milyonunu vicdanı sizin karşınızda. O yüzden maliyet hesabına girilemez. Ama ben diyorum, dediklerini iki ile çarpın, üç ile çarpın vallahi yanılmazsınız. Onun için Allah hem cebimizi, hem kamunun kaynağını, hem bu şehrin maneviyatını, tarihini, doğasını, 16 milyon insanımızı korusun.
 
Soru: Hukuken İBB'yi devreden çıkararak bu projeyi yapmak hukuken söz konusu mu?
 
Cevap: Hukuku çiğnerseniz söz konusu ama biz çiğnetmeyeceğiz. İnsanlarımız, hukuku çok ciddiye alıp hukuku korur. Hukuki haklarını kullanır. Bunu göreceksiniz. Kaygı duymayın. Bu soruları bana sordular: 'Seçilirseniz sizi İstanbul'u verecekler mi?'. Yahu kimin malını kime vermiyorsunuz? Babanın malı mı burası burayı vermeyeceksiniz. İstanbul halkından emanet aldık. Belli bir dönem bitecek, 5 yıl sonra seçim olacak, biri kazanacak. Ben de emanet edeceğim. Korkmayın. Milyonlarca insanın sağduyusu var bu şehirde.
 
Soru: ÇED Raporunu hazırlayanlar ile ilgili yorumunuz…
 
Cevap: ÇED raporunu hazırlayan şirket, projeyi hazırlayan şirket, her şey ellerimizin altında. Herkes sorumlu. Ya bakın dikkatinizi çekeyim; ÇED raporunun arkasındaki teknik insanlara bir bakın. Bir tane onay veren insan, Hz. Nuh'un telefon kullandığını anlatan birisi var. Hz. Nuh, cep telefonu ile haber vermiş. Şimdi ben ciddiyeti elbet sorgularım. Daha ötesine gideyim, niçin bu güzel ülkenin tek bir titri profesör olan akademisyen imza atmamış. Bir sorun. Diğerlerine cevap vermeyi bile gerek duymuyorum.

AŞAĞIDAKİ VİDEOLAR İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:




Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.

İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle su basan Zincirlikuyu'daki alt geçit, araç trafiğine kapatıldı

28.09.2026 00:10:00
AA
 
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezinin (AKOM) uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde sağanak etkisini gösterdi.

Yağış nedeniyle caddelerde su birikintileri oluştu, sürücüler ve yayalar zor anlar yaşadı.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı. Alt geçidin araç trafiğine kapatılması nedeniyle bazı otobüsler seferlerini yapamadı.

Kağıthane'de de Güzeldere Caddesi'nde su birikintisi oluştu. Caddede ilerleyen araçlar güçlük çekti.

Beylikdüzü, Esenyurt ve Sultangazi'de de yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor.

 

Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi

27.09.2026 21:00:00
Haber Merkezi
 
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında "rüşvet" suçundan resen soruşturma başlattı. Başsavcılık açıklamasında, soruşturmanın TCK'nin 252. maddesi uyarınca yürütüldüğü belirtildi.

Soruşturmayı ekonomik suçlar bürosu yürütüyor
Açıklamaya göre dosya, Başsavcılığın Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülüyor. Soruşturma kapsamında elde edilen deliller üzerine resen işlem başlatıldığı bildirildi.

Başsavcılık ayrıntı paylaşmadı
Başsavcılığın kamuoyuna duyurduğu açıklamada, iddianın dayanağına, soruşturmanın kapsamına veya izlenecek adımlara ilişkin ek bilgi verilmedi.

Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak

Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak

27.09.2026 19:57:00
Haber Merkezi
 
  Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak
  Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak
Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık edeceği toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak. Konunun mali ve adli boyutlarına ilişkin son durum hakkında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Adalet Bakanı Akın Gürlek'in kurul üyelerine bilgi vermesi bekleniyor.

Toplantıda fon krizi nedeniyle mağdur olanlar için atılacak adımlarla, benzer sorunların yaşanmaması için alınacak idari ve finansal tedbirler değerlendirilecek.

Toplantıda terörsüz Türkiye sürecinde terör örgütünün silah bırakma süreci de değerlendirilecek. Sincar dahil Irak'ın kuzeyindeki PKK unsurlarının silah bırakma süreci ile Suriye'de YPG'nin entegrasyonuna ilişkin süreçteki son durum istihbarat raporları eşliğinde masada olacak.

Kabine toplantısında dış politika başlıkları da konuşulacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Zirvesi'nde gerçekleştirdiği görüşmeler konusunda kurul üyelerini bilgilendirmesi bekleniyor.

Ukrayna-Rusya savaşı ve Karadeniz'deki seyir güvenliği, ABD-İran gerilimi ve ateşkes çabaları, Husilerin Suudi Arabistan'a dönük saldırıları, ve Gazze gibi başlıkların da kabinede değerlendirileceği belirtiliyor.

Toplantıda 1 Ekim'de başlayacak yeni yasama yılı öncesinde meclis gündemine getirilecek öncelikli yasa teklifleri de masada olacak.

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

27.09.2026 19:06:00 / Güncelleme: 27.09.2026 19:08:31
Haber Merkezi
 
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin olarak başlatılan soruşturmada daha önce gözaltına alınıp 4 gün önce serbest bırakılan cezaevi doktoru Turgay Tamer, Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu. Tamer'in kesin ölüm nedeni, otopsinin ardından belirlenecek.

Kozinoğlu'nun 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde ölümüne ilişkin olarak yeniden başlatılan soruşturmada cezaevi ve sağlık kayıtlarında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıkmış, Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısının ardından cezaevi görevlilerinin koğuş kapısını yaklaşık 10 dakika sonra açtığı, 112'ye ise olaydan yaklaşık 17 dakika sonra haber verildiği tespit edilmişti. Ayrıca Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısından sağlık ekibinin kendisine ulaşmasına kadar 29 dakika 36 saniye geçtiği belirlenirken, kampüste bulunması gereken ambulans ekibinin yemek için Silivri merkeze gittiği, nöbetçi doktorun ise olaydan haberdar edilmediğini söylediği belirtilmişti.

Başsavcılık tarafından yapılan bilgilendirmede, Tamer'in Kozinoğluna herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını belirtildi.

Serbest bırakıldı, 4 gün sonra öldü
Soruşturmada ikinci dalga operasyon düzenlenmiş, operasyonda cezaevi doktoru Tamer de gözaltına alınmıştı. Tamer, serbest bırakılmasından 4 gün sonra Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.

Tamer'in hâlihazırda el ayak iltihabı rahatsızlığının bulunduğu ve iltihap şişliklerinden dolayı yürümekte dahi zorlandığı; bu sebeple bir süredir doktorluk mesleğini de yapamadığı belirtildi.

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

27.09.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, belediye meclisinde belediye başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanması sonrası yapılacak başkanvekilliği seçimi öncesinde gözaltına alınarak 5 Eylül'de tutuklanmış, daha sonra ev hapsi şartıyla tahliye edilmişti.

Çelik, yaşadığı sürecin ardından CHP üyeliğinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu.

"BEKLENTİMİN KARŞILANMADIĞINI GÖSTERDİ"
Amine Cansu Çelik'in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeler yer aldı:

"2024 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden gelen teklifi, siyasi aidiyet tartışmalarının ötesinde, Üsküdar'a ve Üsküdarlılara hizmet etme imkânı bulabileceğim düşüncesiyle kabul ettim. Benim için temel ölçü, hangi makamda bulunduğumdan ziyade Üsküdarlılara ne ölçüde hizmet edebildiğimdi. Ancak zaman içerisinde karşılaştığım yönetim anlayışı, bu beklentimin karşılığını bulmadığını açık biçimde gösterdi.

"MARUZ KALDIĞIM SİSTEMATİK DIŞLANMA"
Görev sürem boyunca liyakat konusunda ciddi tereddütler yaşamama neden olan görevlendirmelere ve kurumsal yetki ve sorumlulukların dışında şekillendiğini düşündüğüm yönetim süreçlerine şahit oldum. Belediye Başkan Yardımcısı olarak yetki ve çalışma alanımın dönem dönem sınırlandırılması, görevimi sağlıklı biçimde yerine getirmemi güçleştiren uygulamalar ve maruz kaldığımı düşündüğüm sistematik dışlanma, zaman içerisinde benim açımdan kabul edilemez bir duruma ulaştı.

Bunun yanında; siyasi geçmişimin, duruşumun ve toplumdaki karşılığımın, şahsıma gerçek bir yönetim alanı açılmaksızın kamuoyuna yönelik bir görüntünün parçası hâline getirildiğini ve zaman zaman suistimal edildiğini gördüm.

"İSTİFA BASKISIYLA KARŞI KARŞIYA BIRAKILDIM"
Bugün yürütülmekte olan hukuki süreç ise bütün bu yaşananları benim açımdan çok daha ağır bir boyuta taşımıştır. Gözaltında bulunduğum süre içerisinde, Belediye Başkan Vekilliği seçimi öncesinde, belediye meclis üyeliğinden istifa etmem yönünde CHP ve Yeni Parti ilçe ve il örgütünden hem şahsıma hem de eşime baskı yapıldığına üzülerek şahit oldum.

İçinde bulunduğum şartlara ve ailemin yaşadığı ağır sürece rağmen böyle bir talep ve baskıyla karşı karşıya bırakılmam yerine öncelikle siyasi öngörü ve süreç yönetiminin başarısızlıklarından sorumlu olan kişilerin göz ardı edilmesi yaşadığım hayal kırıklığını daha da derinleştirmiştir.

"ÜSKÜDAR DIŞINDAN GELEN KADROLAR..."
Üsküdar'a hizmet edebilmek düşüncesiyle içerisinde yer aldığım bu yönetim yapısında, zaman içerisinde Üsküdar dışından gelen kadrolar belediyenin kurumsal işleyişinde etkin hale gelmiştir. Dönem dönem uyarılarda bulunduğum ve itiraz ettiğim benim iradem ve sorumluluğum dışında gerçekleşen birtakım yönetim, iş ve ilişkilerin sonuçları şahsıma ve aileme kadar ulaştı. Bu süreçte özgürlüğümden mahrum kaldım ve her şeyden önemlisi, dört yaşındaki evladımdan ayrı düştüm.

Yaşadığım bu ağır süreç, uzun süredir taşıdığım tereddütleri benim açımdan artık geri dönülemez bir noktaya taşımıştır.

Siyaseti; kurumsal iradenin dışında, kişisel hesapların veya makam mücadelelerinin değil, millete hizmet etmenin vasıtası olarak gördüm. Bugün de aynı anlayışı muhafaza ediyorum.

"CHP ÜYELİĞİMDEN İSTİFA EDİYORUM"
Bu sebeplerle, siyasi ve vicdani sorumluluğumun gereği olarak Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ettiğimi kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Bundan sonraki süreçte de bugüne kadar olduğu gibi Üsküdar'ın, Üsküdarlının ve milletimizin menfaatini her türlü siyasi hesabın üzerinde tutmaya devam edeceğim.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Amine Cansu Çelik"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu. Hatimoğulları, ekim ayının silahların sustuğu yeni bir dönemin başlangıcı olmasını istediklerini söyledi

27.09.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu
 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu
Erzurum'daki bir otelde düzenlenen DEM Parti 2. Olağan İl Kongresi'ne katılan Hatimoğulları, Türkiye'deki sürecin toplumun tüm kesimleri tarafından yakından takip edildiğini belirtti.

Süreç kapsamında bir çerçeve yasanın ortaya çıktığını ifade eden Hatimoğulları, yasanın ne zaman uygulanacağı ve sonuçlarının nasıl hayata geçirileceği konusunda toplumda beklenti bulunduğunu söyledi.

Hatimoğulları, yasanın Türkiye açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, demokratik, adil ve eşit bir yaşamın önünün açılabileceğini dile getirdi.

Sürecin başarıya ulaşması için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, "Ekim ayı silahların sonsuza dek sustuğu, gençlerin çatışmalar yaşamadığı bir dönemin miladı olsun istiyoruz" dedi.

Sürecin yalnızca Türkiye açısından değil, bölge açısından da önemli olduğunu ifade eden Hatimoğulları, DEM Parti tabanının süreci izlemekle yetinmemesi gerektiğini söyledi.

Barış sürecinin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini belirten Hatimoğulları, geçmişte yürütülen mücadelelere ve ödenen bedellere dikkat çekerek daha güçlü bir örgütlenme ve çalışma yürütülmesi gerektiğini kaydetti.

Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı

Sermaye piyasalarını sarsan dev operasyonda çember daralıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı

27.09.2026 16:08:00
Haber Merkezi
 
Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı
Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı
Finans çevrelerinde geniş yankı uyandıran dev soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi. Yürütülen çok yönlü mali takip ve analizler neticesinde savcılık düğmeye bastı.
Daha önce şüpheli sıfatıyla hakkında adli kontrol hükümleri kapsamında yurt dışına çıkış yasağı tedbiri uygulanan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener, kolluk kuvvetlerinin düzenlediği operasyonla yakalanarak emniyete götürüldü. Gözaltı kararıyla birlikte piyasalardaki dikkatler dosyadaki gizemli para akışına çevrildi.

Şüpheli fon hareketleri ve para trafiği masada
Aklama Suçları Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen operasyonda, kurulan fon mekanizmaları üzerinden gerçekleşen devasa finansal transferler ile şüpheli işlem trafiği titizlikle taranıyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları, dijital incelemeler ve hesap hareketlerinin dosyanın seyrinde kilit rol oynadığı ifade ediliyor.
Gözaltındaki Sarpyener'in emniyetteki sorgu ve ifade işlemlerinin devam ettiği öğrenilirken, soruşturmanın aracı kurumlar ve portföy şirketleri ayağında yeni adımların atılabileceği belirtiliyor.

Vücudunuz kışa hazır mı?

Mevsim geçişlerinde ani sıcaklık dalgalanmaları bağışıklık sistemini zorluyor. Yapay takviyelere sarılmadan önce, bilimin ışığında vücudunuzu bir kalkana dönüştürecek en etkili doğal yöntemleri ve uzman tavsiyelerini bir araya getirdik

27.09.2026 11:40:00
Eyüp Kabil
 
Vücudunuz kışa hazır mı?
Vücudunuz kışa hazır mı?
Mevsim geçişleri, hava sıcaklıklarındaki dalgalanmalar ve azalan güneş ışığı nedeniyle bağışıklık sistemimizin en çok zorlandığı dönemlerin başında geliyor.

Uzmanlar, enfeksiyon riskine karşı hazır olmak için bağışıklık sistemini destekleyecek doğal yöntemlerin hayati önem taşıdığını belirtiyor. Yapay takviyeler yerine doğru beslenme, kaliteli uyku ve stres yönetimi gibi temel yaşam alışkanlıklarını değiştirmek, vücudun savunma mekanizmasını kalıcı olarak güçlendiriyor.

İşte son bilimsel araştırmalar ve uzman tavsiyeleri ışığında, mevsim değişikliklerinde hastalıklardan korunmanızı sağlayacak en etkili ve doğal formüller:

Renkli beslenin: Tabaklarınızı antioksidanlarla doldurun

Bağışıklık sisteminin hücresel düzeyde savaşabilmesi için antioksidanlara ve vitaminlere ihtiyacı vardır. Tek bir mucizevi besine odaklanmak yerine, beslenmenizde çeşitlilik yaratmak en doğru yaklaşımdır.

• C Vitamini Depoları: Portakal ve mandalina gibi klasik narenciyelerin yanı sıra kivi, kuşburnu, kırmızı kapya biber ve brokoli gibi yüksek oranda C vitamini içeren besinleri günlük diyetinize ekleyin.

• Mor ve Kırmızı Meyveler: Yaban mersini, böğürtlen ve mürdüm eriği gibi koyu renkli meyveler, hücre hasarını önleyen güçlü bileşenler (antosiyaninler) içerir.

• Doğal Antibiyotikler: Sarımsak, soğan ve zencefil içerdikleri kükürtlü bileşikler ve aktif maddeler sayesinde antimikrobiyal özellik gösterir.

Bağırsak sağlığı: Savunma hattı burada başlıyor

İnsan bağışıklık sisteminin yaklaşık yüzde 70'i bağırsaklarda yer alır. Güçlü bir mikrobiyota, virüs ve bakterilere karşı en büyük kalkanınızdır.

• Fermente Gıdalar: Ev yapımı yoğurt, kefir, lahana turşusu (sauerkraut) ve tarhana gibi probiyotik zengini besinler bağırsaktaki dost bakterileri artırır.

• Prebiyotik Desteği: Dost bakterileri beslemek için pırasa, enginar, kereviz, muz ve yulaf gibi lifli gıdalara sofranızda daha fazla yer açın.

Uyku ve stres yönetimi: Görünmez kahramanlar

Yetersiz uyku ve kronik stres, bağışıklık sistemini doğrudan baskılayarak vücudu enfeksiyonlara açık hale getirir.

• Kaliteli Melatonin Salgısı: Vücudun kendini yenilediği ve bağışıklık hücrelerinin üretildiği 23.00 ile 03.00 saatleri arasında derin uykuda olmaya özen gösterin.

• Kortizol Seviyesini Düşürün: Kronik stres, kortizol hormonunu artırarak bağışıklık yanıtını zayıflatır. Gün içinde yapacağınız 15-20 dakikalık yürüyüşler veya nefes egzersizleri bu yükü hafifletir.

Bitki çaylarının gücünden faydalanın

Doğru demlenen bitki çayları, üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir duvar örebilir.

• Ekinezya ve Adaçayı: Ekinezya bitkisinin bağışıklık hücrelerini aktive ettiği bilinmektedir. Adaçayı ise ağız ve boğaz mukozasını koruyan antiviral bileşenler içerir.

• Ihlamur ve Karanfil: Göğsü yumuşatan ıhlamuru, karanfil ve bir çay kaşığı ham bal ile tatlandırarak tüketebilirsiniz.

Mevsim dönümlerinde vücudunuzun sesine kulak vermek ve bu basit ama etkili alışkanlıkları hayatınıza dahil etmek, sizi kış aylarındaki salgınlardan korumanın en güvenli yoludur.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.