logo
08 AĞUSTOS 2026

'Kanal İstanbul cinayet projesi'

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul’a katmerli ihanet projesi” olarak nitelediği Kanal İstanbul’a İBB olarak neden karşı olduklarını 15 maddede açıkladı. Saraçhane’deki İBB binasında basın toplantısı düzenleyen İmamoğlu, “Bilim insanlarıyla konuştukça ortaya çıkıyor ki; Kanal İstanbul bir ihanet projesi değil, bir cinayet projesidir” dedi

25.12.2019 13:24:00
 
'Kanal İstanbul cinayet projesi'
'Kanal İstanbul cinayet projesi'

RECEP BAHAR/DETAY HABER
 
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, son dönemin en tartışmalı konularından "Kanal İstanbul" ile ilgili basın toplantısı düzenledi.
 
Toplantıya, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu ve İBB üst yönetimi tam kadro olarak katıldı.
 
İBB'nin Saraçhane'deki merkez binasında gerçekleştirilen toplantıyı, yerli ve yabancı basını temsilen çok sayıda gazeteci izledi. İmamoğlu, kanal ile ilgili kuşkularını, neden karşı olduklarına dair gerekçelerini ve itirazlarını, "16 milyonun temsilcisi olarak seçilmiş tek kamu otoritesi" sıfatıyla dile getirmek istediğini belirtti. "Bu basın toplantısında ortaya koyacağım nedenler, asla benim şahsi nedenlerim değildir" diyen İmamoğlu, toplantının siyasi amaçla düzenlenmediğini kaydetti. İmamoğlu, "Çünkü, sadece bugün hayatta olan 82 milyon için değil, çocuklarımız, torunlarımız ve bu ülkenin tüm geleceğini tehlikeye atan büyük bir risk ile karşı karşıyayız" dedi.
 
Derhal vazgeçilmeli
 
"Geçtiğimiz pazartesi günü, İBB olarak Kanal İstanbul protokolünden çekildiğimizi ilan ettim" diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü bilim insanlarıyla konuştukça ortaya çıkıyor ki, Kanal İstanbul bir ihanet projesi değil, ne yazık ki bir cinayet projesidir. 16 milyonun varlığına, 82 milyonun güvenliğine yönelik bir felaket projesidir. Kimlere ne söz verilmiş olursa olsun. Kimlere ne rant vaat edilmiş olursa olsun, derhal vazgeçilmelidir. Şimdi asla polemik yapmadan. Asla siyasi retorik yapmadan, yüzlerce güvenilir bilim insanının ortaya koyduğu bilimsel gerçekleri ve önemli kamu kurumların ortaya koyduğu dayanakları tek tek sıralayacağım. İBB'nin farklı daire başkanlıklarından Devlet Hava Meydanları İşletmesi'ne (DHMİ), İSKİ'den Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü'ne kadar uzmanlığı, görev alanı ve sorumluluğu bu konuyla ilişkili olan kurumlarımızın, devletimize sunduğu raporlar üzerinden, tümüyle resmi raporlar üzerinden Kanal İstanbul projesinden çekilmemizin dayanağı olan ve projenin ülkemiz için barındırdığı en önemli 15 tehdidi, 15 madde halinde sizlere anlatmaya çalışacağım."
 
İmamoğlu, bu 15 tehdidi şöyle sıraladı:
 
Madde 1: Kanal İstanbul demek, susuzluğa mahkumiyet demek
 
• Projedeki kanal; yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20,75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. Kanal İstanbul projesi yapıldığı takdirde, 8 bin 500 yıldır var olan İstanbul, sonsuza kadar yer altı ve yer üstü su kaynaklarını kaybedecek. Bundan sonra sıralayacağım 14 maddeyi bir kenara koyun; sadece bu madde bile bu projenin derhal rafa kaldırılmasını emrediyor. Akıllı, mantıklı, gerçeklerden uzaklaşmamış hiçbir kamu yöneticisi, hiçbir siyasetçi, böyle bir riskin varlığını bile bile bu projenin inşaatını destekleyemez. Kendi ülkesine, kendi şehrine, kendi insanına bu ihaneti düşünemez.
 
• Belediyemizin çeşitli daire başkanlıklarının, DSİ'nin ve İSKİ'nin raporları, projenin inşa edilmesi halinde karşılaşacağımız felaketin boyutlarını tek tek anlatıyor. Bunlara göre projenin getirdiği en büyük tehlike, Terkos Gölü'ne karışacak tuzlu su ile gölün, ebediyen su kaynağı sıfatını yitirecek olması önemli bir ihtimalidir. Terkos Gölü havzası, İstanbul ve çevresi için bir depolama alanıdır. Binlerce yıldır Avrupa yakasındaki en hayati, en büyük su deposudur. Kanal İstanbul inşa edilirse, her şeyden önce bu muazzam su kaynağı yok olacak. Bir milli yatırım olarak, değeri 2 milyar liranın üzerinde olan Sazlıdere Barajı, aynen apar topar kapatılan Atatürk Havalimanı gibi, tümüyle işlevsiz kalacak. Kanal İstanbul projesiyle, Terkos Gölü'nün doğusundaki 20 kilometrelik su toplama havzası da devre dışı kalıyor. Şu anda Sazlıdere - İkitelli sistemi ile Terkos, ikisi birlikte İstanbul'un tüm su ihtiyacının yüzde 29'a yakınını karşılıyor. 15 yıl sonra ise 7,5 milyon insanın su ihtiyacını karşılayacak. Kanal İstanbul inşa edilince, mevcut bu sistem tamamen devre dışı kalacak.
 
• Sadece yer üstü su kaynaklarımız değil, yer altı su kaynaklarımız da yok olacak. Bu işe kendini adamış bilim insanları bakın DSİ'nin raporunda bu konuda ne söylüyor: 'Zemin etüdü ve sondajlar yapılsa da her zaman beklenmedik durumlar ortaya çıkar. Ayrıca kayalardaki çatlak ve kırıklar sondajla tespit edilemez. Bu çatlaklardan Kanal İstanbul'un tuzlu suyu Terkos'a girer ve Terkos, su kaynağı olmaktan çıkar. İstanbul'un büyük bölümü susuz kalır. 427 milyon metreküp içme suyu rezervi elden çıkar. Kaybedilecek su kaynağının alternatifi de yakın bölgede bulunmamaktadır.' DSİ'nin belirttiği gibi bölge zeminindeki kayalarda var olan kırık ve çatlaklar, felakete kapı açacak durumda. Susuzluktan daha büyük felaket, iklim değişikliğinden daha büyük felaket dünyada konuşulmuyor. Çünkü inşa edilecek kanalın 5.2 kilometrelik zemini, tamamıyla kireç taşı. Bu durumda tüm yer altı sularına ve Terkos Gölü'ne tuzlu suyun karışacağı aşikar.
 
• Buradaki tek tehlike susuzluk değil. Strateji ve güvenlik çerçevesinden de durum felaket. DSİ diyor ki; 'İnşa edilecek olan kanal güzergahı, acil eylem planı çerçevesinde saklı-stratejik rezerv alanıdır', 'Yeraltı sularına tuzlu su karışma ihtimali ile savaş ve doğal afetlerde yüzey suları kullanılamayacak durumda olabilir'. Bu durumda stratejik rezerv olan yeraltı sularını kaybetme riski ile karşı karşıyayız. En zor koşullarda bize yaratacağı problem. Su kaynaklarımızı besleyen Istıranca Dağları'ndan gelen yer altı suyunun da yolunu kesiyor ve kaybediyoruz. Peki, stratejik su kaynaklarımızı kaybedeceğiz de karşılığında ne kazanacağız? Su gitt, ne alacağız? Sükse yapacağız. Koca bir hiç alacağız.
 
Madde 2: Kanal İstanbul demek, deprem riskini tetiklemek demek
 
• İstanbul var oldukça, var olmaya devam edecek önemli sorunlardan biri de deprem. Bilindiği gibi Küçükçekmece Gölü'nden 3 sığ fay hattı geçiyor. Ne diyeyim? Öyle raporlara, öyle değişiklikler geliyor ki bir gecede; 'Fay hattını değiştirdik' de diyebilir hükümet. Tarihsel dönem ve 120 yıllık veri incelendiğinde, kanal güzergahı boyunca yapılacak yapılaşma, insan yaşamı için büyük risk yaratıyor. Çünkü deprem, bu bölgenin değiştirilemez bir gerçeği. Zemin yapısı heyelanlara müsait. Bu bölgede büyük mühendislik projeleri için pek çok geoteknik sorun söz konusu. Proje 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. Bilim insanları, Kanal İstanbul Projesi'nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını söylüyor. İnşaat ile ortaya çıkacak aşırı yüklemelerin, yeni depremleri davet edeceğini, depremlerin şiddetini artıracağını söylüyor. Plana göre; kanalın Marmara girişi olan Avcılar Denizköşkler'de 631 bin metrekarelik denize dolgu ile konteynır limanı yapılacak. Bu liman da risk altında. Neden? Olası büyük İstanbul depreminin, 6 metre yükseklikte dalgalar yaratacağı konusu bilim adamlarınca ortaya konuluyor. Tsunamiyle o liman da sular altında kalacak. Bilim insanları hepimizi ikaz ediyor. Akıldan ve bilimden uzaklaşan herkese, Allah akıl fikir versin. Göz göre göre, kendi elimizle, kendi bütçemizle felakete niye davetiye çıkarıyoruz diye. Ben de soruyorum: Niye yapıyoruz bunu?
 
Madde 3: Kanal İstanbul demek, İstanbul'un doğasını sonsuza kadar katletmek demek
 
• Katrilyonlar harcayarak milli ve stratejik su kaynaklarımızı kurutacaksınız. Milyonlarca İstanbulluyu susuz bırakacaksınız. Peki çevreye ve eko sisteme nasıl bir zarar vereceksiniz? Sayın Cumhurbaşkanı'nın animasyon filmle millete izlettiğine göre; 'Görmüyor musunuz? Çok güzel' diye tariflediğini de gördüm. Kanalın etrafında 50-60 katlı dev gökdelenler, dizi dizi dizilmişler. Kim tarafından tasarlanmış? Burada Meclis'te, 'Etrafında tek bir konut yok' diyenler oldu. Kendi raporlarında, 1 milyon 150 bin nüfus dedikleri rakamı, Bakan, '500 bin kişilik bir akıllı şehir' olarak açıkladı. Şu an 16 milyon, akılsız bir şehirde yaşıyor. 500 bin kişilik bir akıllı şehri, projenin bir parçası olarak anlatıyor. O 60-70 katlı binaları, 'Bakın, ne kadar güzel' diye anlatıyor. Güzellik kavramı, insana göre değişir. İnsanların bunu değerlendirmesini istiyorum. Kimisi o güzelim coğrafyaya, tarım alanlarına bakar ve 'Güzel' der, kimisi de 60-70-80 katlı binalara, 'Güzel' der. Ticaret alanları, lojistik alanlar ve donatılar gelecekmiş. Yine beton, yine rant, yine çevre katliamı. Bakın, '1 milyon 200 bin kişi diyor ya, siz onun altını 2 milyon olarak çizin. Bu işin sonu yok, onu söyleyeyim. Pazartesi günü yayınlanan sözüm ona ÇED raporunu hazırlayanlar ya da hazırlatanlar, bölgedeki yapılaşmadan bahsetmiyorlar. Yani çevre etki değerlendirme raporunda bu yapıların ne tür çevresel sorunlara mal olacağı sorusuna cevap verilmiyor. Bir aldanma geleneğiniz olabilir ama bizi aldatamazsınız. Rapor, sanki bölge imara açılmayacakmış gibi, sanki bölgede yapılaşma olmayacakmış gibi hazırlanmış. İnşa edilecek kanal çevresindeki yapılaşma, kısa zamanda sıcaklık-nem-rüzgar rejimini değiştirerek, İstanbul'u bir ısı adasına çevirecek. Felaket üstüne felaket gelecek. Bu, benim sözlerim değil, bilim insanları söylüyor. Oysa ki, Çevre Düzeni Planı kapsamında, İstanbul'un plansal gelişiminde şuna dikkat etmek zorundasınız: Büyüklük ve büyümenin yönetilebilirliği. Bu kapsamda, İstanbul'daki her arazi kullanımının, özünde kentin doğal ve ekolojik yapısına katkı vermesi gerekir. Zaten 'Bu kente ihanet ettik' diyenler, bu hayati yasaya hiç dikkat etmedikleri için, bugün İstanbul'un başı doğa ile dertte.
 
• Kanal projesi ile, projenin inşaatıyla, 23 milyon metrekare orman alanı, 45 kilometre uzunluğunda ve ortalama 150 metre genişliğinde 136 milyon metrekarelik çok verimli tarım ve orman alanı, sonsuza kadar ortadan kaldırılmış olacak. Allah aşkına, ömür gelip geçiyor değil mi? Biz, İstanbul'un son 50-60-70 senesini yaşıyoruz. Bitecek. Geleceğe ne bıraktığımız konuşulacak. İşte herkesin hayali başka. Biri 60-70-80 kat bina hayal edebilir, ben de orada, İstanbul'a, o 136 milyon metrekare alanda daha fazla sağlıklı gıdayı nasıl oluşturabiliriz, orada insanlar hayata daha fazla umutla bağlanabilir, ben de onu hayal ediyorum. Yok edeceğiniz su, tarım ve orman alanları, bu şehrin yaşam destek sistemi. Kanalın inşa edilmesiyle; Küçükçekmece Lagünü'nden Sazlıdere Barajı'na kadar olan sulak ve bataklık alan, yok edilecek. İstanbul'daki manda popülasyonu kalmadı. Bunu arttırmak zorundasınız ama yok ediyorsunuz. Bölge kuşların göç yolu, üreme ve dinlenme bölgesi. Küçükçekmece Lagünü, yarı tuzlu suya sahip olduğu için, deniz canlılarının üreme noktası. Deniz canlıları, lagün boğazından dereye ulaşıp, yumurtalarını bırakıyorlar. Yok olacak ormanlık ve sulak alanlar yaban hayvanlarının yuvası. Bu kentin balığından kuşuna, yaban hayvanlarından bitkisine sahip çıkmazsak, nasıl hayatta kalabiliriz? Hayatta kalamayız. Bu şehirde nefes almadan, su içmeden, beslenmeden milyonlarca insan nasıl yaşayacak? Onun için feryat ediyoruz.
 
Madde 4: Kanal İstanbul demek, İstanbul'un tarihini talan etmek demek
 
• O denli komik ki; Boğaz'ın tarihi dokusunun korunması, proje için gerekçe olarak gösteriliyor. Kanalın bitmesiyle Boğaziçi trafiği azaltılacakmış. O da Boğaz'daki tarihi dokunun korunmasını sağlayacakmış. Boğaz trafiği ile ilgili olarak da dikkatinizi çekmek isterim. ÇED Başvuru Dosyası'nda, Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22,46'lık bir azalış gözlenmektedir. Oysa ki, projeyle birlikte 17 milyon metrekarelik SİT alanı etkilenmektedir. Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti olsun, İstanbul'daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları olsun, daha bilmediğimiz toprak altındaki nice antik hazineler olsun, muazzam bir tarihi zenginlik proje tarafından yutulacak. Tarihe ve tarihi değerlere neden zulmediyorsunuz? İhanete fırsat tanımayacağız.
 
Madde 5: Kanal İstanbul demek, 82 milyonun sırtına en az 110 milyar liralık yeni vergi yükü bindirmek demek
 
• Bakın DSİ durumu nasıl anlatıyor: 'Kanaldaki taşınmazların bulunduğu rezerv alan imara açılırsa, DSİ olarak 1.450 kamulaştırmasız el atma davası ile karşı karşıya kalırım. Buradan çıkacak mali yük, DSİ tarafından karşılanamayacak büyüklüktedir'. Yani bırakın inşaat maliyetini, özel şahıslara ait mülklerin kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtına yüklenecek. Oradaki arsa manipülasyonları da ayrı boyut. Ülke ekonomisi bunca dardayken, ülke nüfusunun yarısı yoksulluk sınırında yaşarken, işsizlik almış başını gitmişken, üniversiteli gençlerimiz her yerde iş arıyorken siz, devlet olarak ayakta durabilmek için varlık vergisi benzeri değerli konut vergilerine bel bağlayacak noktaya gelmişken, kimi kandırıyorsunuz? Bakanlığın ilk tahminlerine göre 75 milyar maliyet ve bunun yanı sıra İBB'ye yüklediğiniz 23-35 milyarlık maliyetle bu gereksiz işe kalkıyorsunuz.
• Şimdi diyecekler ki 'Kanalın millete maliyeti yok. Proje, kendi kendini finanse ediyor'. Biz, bu masalı iyi biliyoruz. Hatırlayın; bize köprülerin, şehir hastanelerinin de kendi kendini finanse edeceği söylenmişti. 'Gerekirse öderiz' edebiyatını görüyoruz. Ne oldu gördük. Deli Dumrul hesabı gibi, kullansın kullanmasın 82 milyon hep birlikte ödüyoruz o projeleri. Bal gibi ödüyoruz. Hem de kat kat fazlasıyla 4-5 şirkete milyarlar ödüyoruz. Bu da öyle olacak, en ufak bir şüpheniz olmasın. Milletin sırtına ne için yeni yükler yüklüyorsunuz?
 
Madde 6: Kanal İstanbul demek, İBB'nin sırtına 23-35 milyarlık lüzumsuz maliyet yüklemek demek
 
• Kanal İstanbul inşaatı ile İSKİ'nin 3 isale hattı da devre dışı kalacak. Şimdiye kadar yapılmış arıtma sistemlerinin de bazıları yok olacak. İSKİ verilerine göre; bu üç ishale hattının yerine en az 11 milyar lirayla yeni arıtma tesisinin inşa edilmesi gerekecek. Kanal inşaatı, ayrıca 3 farklı lokasyonda da tümüyle İGDAŞ hatlarını ortadan kaldıracak. İGDAŞ raporuna göre; bu hatların yerine de yine milyarlarca liralık ek maliyet yükü gelecek. Böylelikle İBB'nin sadece 2 kurumuna bile milyarlarca liralık maliyet çıkıyor. Tahsisler ve yol yapımları yüzünden, Kanal İstanbul projesinin sadece İBB'ye maliyeti milyarlarla, eski parayla katrilyonlarla ifade ettiğimiz rakamlar. Bu rakam, İBB'nin 2020 yıllık bütçesinden neredeyse yüzde 50 fazladır. Pazartesi itibariyle Kanal İstanbul protokolünden çekilerek, kundaktaki bebekten, 90 yaşındaki Ayşe Teyzeye kadar; her bir İstanbulluyu 2 bin 200 liralık yeni borçtan kurtardık. Yani her bir İstanbulluyu asgari ücret kadar bir ödemeden, 4 kişilik her bir aileyi, yaklaşık olarak 5.000 liranın üzerinde gereksiz bir vergi yükünden korumuş oluyoruz.
 
Madde 7: Kanal İstanbul demek, gelir rüyası görmek demek
 
• Diyebilirler ki; 'Orta Amerika'da Panama Kanalı, Mısır'da Süveyş kanalı yapıldı. O ülkeler buradan büyük para kazandı. Türkiye'nin kazanmasını istemiyorsunuz.' En büyük kandırmacalardan biri bu. Panama Kanalı, gemilerin yolunu 13 bin kilometre kısaltıyor. Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu'nu birbirine bağlıyor ve gemilerin yolunu 6000 kilometre yolunu kısaltıyor. Gemiler, o yüzden iki kanala para ödeyerek o kanallardan geçiyorlar Peki Kanal İstanbul? Kanal İstanbul'da gemiler için yoldan tasarruf söz konusu değil ki? Kanal İstanbul'dan geçmek ile İstanbul Boğazından geçmek aynı şey. Aynı mesafe. Hatta yukarıdan aşağı gelen 6 knot gücündeki akıntı nedeniyle, Marmara'dan Karadeniz'e gidiş en az üç - dört saat sürecek. Gemiler, İstanbul Boğazı'ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul'dan geçsin? Hangi akıllı kaptan, karını düşünen hangi şirket buna evet diyecek?" Kanal İstanbul, gemilerin yolunu kısaltmıyor ama İstanbulluların hayatını kısaltıyor.
 
Madde 8: Kanal İstanbul demek, İstanbulluları trafikte iki kat perişan etmek demek
 
• İstanbul Ana Ulaşım ve İstanbul Lojistik planlarında henüz Kanal İstanbul yer almıyor. Planlarda yer almadığı için, Kanal İstanbul'un, İstanbul ulaşımına olacak etkisini kestirmek mümkün değil. Ama kanal çevresinde planlanan konut alanları, kanal nedeniyle kopacak ve sonra köprülerle tadil edilmeye çalışılacak ulaşım hatları, yeni ulaşım talepleri demektir. İstanbul yarımadası, Trakya'dan ayrılacağı için yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyulacak. İnşaatın başlamasıyla TEM ve E5, sık sık trafiğe kapatılacak. 6-7 yıllık inşaat sürecinden bahsediyorlar. İstanbul trafiğinde yaşanacak problemlerin boyutu belirsiz. Ayrıca Kanal İstanbul projesi ile halen planlanmış olan Mahmutbey-Esenyurt ve Sefaköy – TÜYAP - Beylikdüzü metro hatlarını de etkileniyor. Bu bölgelere hızla metro getirmemiz gerekirken, milyonlarca insanın ulaşımını kolaylaştıracak 2 hatta daha fazla metro hattını inşa etmek varken, neden milyonlara trafikte zulmü reva görüyorsunuz?
 
• Yalnızca karayolu değil, havayolu için de hiç bir hayrı yok. Her ne kadar "sehven" denilerek değiştirilse bile; DHMİ Genel Müdürlüğü'nün 15 Mart 2018 tarihli Kanal İstanbul Projesi ÇED başvuru dosyası hakkında bakanlığa yazdığı yazıya bakalım. Aynen şöyle: 'Bu proje ile İstanbul yeni havalimanının uçuşa açılması imkansız olacaktır.' Raporun sonundaysa aynen şöyle diyor: 'Tüm pistler kullanıma açıldığında, günde 3 bin 500 uçak trafiği olacağı öngörülen Asrın Projesi'ne gölge düşürmemesi açısından, projedeki koordinatlarda Kanal İstanbul projesi yapımı uygun görülmemektedir.' Ama gelin görün ki, yalnızca 1 hafta sonra, yani 22 Mart 2018 tarihinden aynı kurum, ÇED başvuru dosyası hakkında bakın neler söylüyor: 'ÇED başvuru dosyası hakkındaki ilgi (a) yazınıza cevaben yazılmış olan ilgi (b) yazımız, sehven yazılmış olup, söz konusu proje ve projeye ait ÇED başvuru dosyasına ilişkin çalışmalarımız devam etmektedir.' Yuvarlak. Kişiye göre rapor. Çalışmaya devam etmişler! Yalnızca 5 gün sonra, yani 27 Mart 2018 tarihinde de şöyle demişler: '... mania planlarını ihlal etmemeleri halinde Atatürk Havalimanı ve İstanbul Yeni Havaalanı için sağlanan/sağlanacak hava trafik hizmetleri üzerinde olumsuz bir etkinin oluşmayacağı tespit edilmiştir.' Dedim ya; 'Fay hattını da değiştirirler'. Fay hattı değişti bak! Artık ne olmuşsa olmuş, başta Kanal İstanbul'un olumsuz etkisi olacağına ilişkin görüş bildiren DHMİ, sonra bir anda fikrinden dönmüş. Yine de aynı raporun sonuna kendilerini kurtaracak bir cümle eklemeyi ihmal etmemişler: 'Yapılaşma kriterine uyulması, kanal aydınlatmasında uçakları yanılgıya düşürecek herhangi bir sistemin kullanılmaması gerektiği …' Soruyorum sizlere; kimler kimlere neleri dikte ediyor? Nelerle uğraşıyorlar? Ben, anlamış değilim. 16 milyonun canının söz konusu olduğu bir meselede bile resmi raporlar bir anda kökten değişiveriyor? Onun için 'Allah akıl fikir versin' diyorum.
 
Madde 9: Kanal İstanbul demek, 50 yıllık hafriyat demek
 
• Kanal İstanbul projesini yapmak için ortaya çıkacak hafriyat ise tam bir muamma. Ulaştırma uzmanları, bunun simülasyonunu yapamazlar. Simülasyon da bile kamyonlar birbirine çarpar. Kamyonlar için yapılacak yeni yollardan, 38 kilometrelik Karadeniz sahil dolgusuna kadar, insan aklını dehşete düşürecek nitelikte işler var. Marmara gibi Karadeniz girişinde de liman kurulacak ve liman yanına 17.5 milyon metrekarelik dolgu alana da lojistik merkez yapılacakmış. Yani hafriyatın çoğunu Karadeniz'e taşıyacaklar ve dökecekler. Yalnız tüm bunları yapacağını yazanlar, dip tarama malzemesi nasıl susuzlaştırılacak, hafriyat mevzuatlara uygun olarak nasıl bertaraf edilecek, rapora bunu yazmamışlar. Muamma. Bakarız.
 
• Kanal İnşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul'un yıllık hafriyat hazmetme kapasitesi 40 milyon metreküp. 2 milyar nere, 40 milyon nere? İstanbul'da 50 yılda çıkabilecek hafriyat toplamı sadece Kanal İstanbul'dan çıkıyor. Bu hafriyatı denize dökmekten başka çare yok. Yine TMMOB raporuna göre 2.1 milyar metreküp hafriyat çıkacak. Çıkan hafriyat; örneğin Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse, bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek. Bu üç semtin bir anda 10 katlı bina kadar yükseldiğini düşünün. Bu kadar büyük bir faciadan bahsediyoruz. Bunun yaratacağı doğal sorun ise muazzam. Bu hafriyat, 10 bini aşkın hafriyat kamyonu ile taşınacak. Yani İstanbul trafiğine günlük, 10 bin hafriyat kamyonu daha katılacak. Şu an İstanbul'da 7 bin 200 ruhsatlı hafriyat kamyonu var. En az 5-6 yıl boyunca 10.000 kamyonun daha ilave edildiğini düşünün. Bu kamyonların doğaya vereceği zarardan bahsetmiyoruz bile. Allah aşkına biz, bunu niye yapıyoruz?
 
Madde 10: Kanal İstanbul demek, İstanbul'a 1,2 milyonluk yeni nüfus demek
• Kanal İstanbul inşa edildiğinde, yapılacak olan yeni yerleşim birimlerine 1.2 milyon yeni nüfus gelecek. Bu, 1.2 milyonla kalmaz. Ben, "2 milyon olur bu' dedim ama beni dinlemediler. Onlar, bilimi ve aklı dinlerler. Beni dinlamasinler zaten. 6 tane Beşiktaş ilçesi nüfusu büyüklüğünde yeni bir nüfus İstanbul nüfusuna eklenecek. Sadece proje yüzünden İstanbul trafiği içinde 3.4 milyon yeni yolculuk oluşacak. Bu da İstanbul trafiğinin en az yüzde 10 artması demek. Bu şehirde, 1 milyonun üzerinde de konut stoku var. Kaynaklarımızla bu şehrin kangren olmuş trafiğini çözmek varken, neden trafiği tümden durduracak yeni sorunları bu kente sağlama çabası içerisindesiniz? Neden bu kaynağın daha akılcı kullanımıyla, İstanbulluların hayat kalitesini yükseltmiyoruz? Neden bu şehrin yaratıcılığını ve enerjisini doğru kullanmıyoruz?
 
Madde 11: Kanal İstanbul demek, 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek demek
 
• Konuşulduğu kadarıyla proje, İstanbul'un hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içermekle kalmıyor, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya, 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Bu akıldışı projeyle, akıl tutulmasıyla dayatılan bu projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon insanı hapsetmiş oluyorsunuz. Deprem anında bu nüfusun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Tam bir can pazarına dönecek o kritik anda milyonlarca İstanbulluyu başka bir coğrafyaya nasıl nakledeceksiniz? Vazgeçtim mal güvenliğini; vatandaşlarınızın canını nasıl koruyacaksınız? Bu proje hem İstanbul'un güvenliği için hem de Trakya'nın savunması için stratejik bir ihanet projesidir. Hakikaten bizden bu projeye 'Evet' dememizi nasıl bekliyorsunuz?
 
Madde 12: Kanal İstanbul demek, Montrö rüyası görmek demek
 
• Gelelim meşhur Montrö Antlaşması'na. Öncelikle Anayasa'mızın 90. maddesine göre, uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde. Bu arada Kanal İstanbul'un yaratacağı denizsel ve karasal etkiler, bizi Montrö dışında 7 tane daha uluslararası sözleşmeyle de bağlıyor. Montrö sözleşmesi, gemi geçişi ile ilgiliyken, diğer 7 uluslararası sözleşme de doğal alanları koruma, çevre, iklim, Karadeniz ve Akdeniz'in korunması ile ilgili. Montrö hariç diğer sözleşmeleri de ihlal ediyoruz. Biz, dünyanın barışa dönük teminatıyız. Böylece ihlal ediyoruz bunu. Ama madem hep Montrö üzerinden gidiyoruz o zaman anlatalım: Montrö sözleşmesi anlatıldığı gibi olumsuz değil, Türkiye'yi ve Karadeniz'e kayısı olan ülkeleri koruyan bir sözleşmedir. Unutmayın; iki Alman zırhlısı Boğaz'dan girip Sivastopol'u bombaladığı için Osmanlı 1. Dünya Savaşı'na girdi. Bakın bu anlaşma sayesinde, neredeyse 90 yıldır Karadeniz, bir barış denizi.
 
• Montrö Anlaşması'na göre, Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin gemileri, Karadeniz'de en fazla 21 gün kalabilir. Ayrıca uçak gemisi, denizaltı ve farklı büyüklüklerde gemilerin de geçişi, sözleşmeyle yasaklanmıştır. Koruyucudur. Yani savaş çıkarmak için ihtiyaç duyulan bir askeri filo, Montrö sayesinde, Karadeniz'e giremez. Kanal İstanbul açıldığı takdirde, bu koruma kalkanı ortadan kalkacak. Ayrıca Montrö Sözleşmesi'nin 2. maddesi ve diğer uluslararası kurallara göre; gemiler, Kanal İstanbul'dan geçişe zorlanamaz. Montrö fesih edilse dahi, Türkiye, boğazlarından ticari gemi geçişini yasaklayamazsınız. Yani, kanalla Türkiye para kazanacak savı, uluslararası hukuk karşısında geçersiz. Hayaldir. Uydurmadır. Aldatmacadır. Siz rüya görüyor olabilirsiniz, ama bizim işimiz gerçeklerle. Bizim sükse yapmak gibi bir derdimiz yok. Bizim, bu ülke insanlarına mutluluk getirmek gibi derdimiz var.
 
Madde 13: Kanal İstanbul demek, Karadeniz balıklarını ve balıkçılığını yok etmek demek
 
• Karadeniz - Marmara su geçişinde, Marmara Denizi'ndeki ilk 25 metrelik su, az tuzlu Karadeniz suyu. Yani bol oksijenli, balıkların çok sevdiği su. Boğaz lüferinin yakalandığı Galata Köprüsü'nden, kuyulardan istavrit tutulan su bu. Geri kalan 1.400 metrelik çukurda, bol tuzlu Akdeniz suyu var. Bu derin kısımda oksijen çok daha az olduğu için verimli değildir. Kanalın inşa edilmesiyle binlerce yıldır var olan doğal denge bozulacak. Bunu su bilimcileri söylüyor. Karadeniz'de tuzlu su miktarı artacak ve doğal dengesi bozulacak. Hem Marmara'da hem de Karadeniz'de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek. Az oksijenli su Marmara'yı kaplayacak ve tüm Marmara, bir zaman Haliç'in koktuğu gibi kokacak. Çok da hızlı olacak bu süreç. Çünkü kanaldaki akıntı nedeniyle, Küçükçekmece Lagünü'nün dip çamuru da olduğu gibi Marmara denizine akacak. Lagünle ilgili bir ÇED raporu da yok henüz. Silivri'de, Tekirdağ'da yazlığı olanlar, Yeşilköy'den Menekşe'den deniz sefası yapanlar, Yalova'dan Armutlu'dan Erdek'ten yani tüm Marmara'dan yararlanan milyonlarca insan bundan etkilenecek. Tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Allah İstanbul'umuzu bu kadar güzel ve dengeli donatmışken, onun kurduğu bu düzeni yok etmeye çalışmanın vebali o kadar büyük ki. Allah esirgesin. İstanbul'umuzun suyuna, ormanına, balığına, kuşuna, bitkisine, buradan geçim sağlayan yüzbinlerce insanın helalini yok etmeye çalışmak, doğaya bu denli zarar vermek haramdır. Bu, inancımızın tarifidir.
 
Madde 14: Kanal İstanbul demek, maneviyatı yok etmek demek
 
• Mezarlıklar Müdürlüğü'müzün verdiği rapora göre; kanal projesiyle Arnavutköy'deki Baklalı, Roman ve Yeniköy Mezarlıkları çok net proje alanında kalıyor. Bunlarla ilgili yazı yazıldı ama yanıt bile verilmedi. Yani burada yakınları yatan insanlar, bu mezarları başka bir yere nakletmek zorunda kalacaklar. Ölüye bile rahat yok. Bitmedi. Tehlikede olan sadece 3 mezarlık değil. Arnavutköy ilçesinde bunlar dışında 8 mezarlık daha, Küçükçekmece'de Altınşehir mezarlığı ve Başakşehir'de Kayabaşı mezarlığı ÇED inceleme alanında kalıyor. Yani birinin içinden yol geçme, öbürünün altında isale hattı geçme riski var. Özetle Arnavutköy, Küçükçekmece ve Başakşehir ilçelerinde pek çok mezarın taşınmak zorunda kalması vicdanlarda da yara açacaktır. Hiçbir millet, ecdadına böyle davranamaz. Yapmayın bu zulmü.
 
MADDE 15: Kanal İstanbul demek, bu milleti sevmemek demek
 
• Milleti sevmemektir. Kendini sevmektir. Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını malını, geleceğini korumaktır. Öyle olmalıdır. Kamu adına iş yapanlar, siyasetçiler, bürokratlar çevreyi, tabiatı, denizleri, sahilleri, tarihi, kültür ve tabiat varlıklarını korumak zorundadır. Milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Bunca genç işsizlikten inlerken, bunca insan yoksulken, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir istihdam ve sürdürülebilir refah için bunca fabrika kurma ihtiyacı varken, 16 milyonluk bu şehrin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken, bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz.
 
Ya Kanal ya İstanbul
 
• Akıldan ve vicdandan tamamıyla uzak olan bu projeyle, dünyanın gözbebeği biricik İstanbul'umuz yaşanamaz bir kent olacak. Temiz hava, su, altyapı ve trafik açısından çözülemez sorunlarla baş başa kalacak. Ne boğaz geçişi ne deniz trafiği geçişi ne de ekonomik olarak böyle bir ihtiyaç söz konusu değildir. Birileri para kazanacak diye, bu kadim şehrin doğal çevresinin, yaşam alanlarının ve su havzalarının yok edilmesine tüm hukuki mücadelemizi vererek izin veremeyiz, vermeyeceğiz. İstanbul'un güvenliğini, 16 milyonun canını ve Türkiye'nin stratejik güvenliğini riske eden Kanal İstanbul projesine kimse, 16 milyon insanı ikna edemez. Bizi hiç ikna edemez. Bu proje her yönüyle felaket, ihanet ve cinayet projesidir. Özetle diyoruz ki; ya Kanal ya İstanbul.
 
Bu bütçeyle İstanbul'daki tüm okullar sıfırdan inşa edilebilir
 
• Kanal için sadece merkezi hükümetin harcayacağı para, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın kentsel dönüşüme ayırdığı paranın tam 7 katıdır. Sayın Bakan bunu biliyor mu, bilmem. Bu bütçe ile en az 9 Marmaray inşa edilebilir. İstanbul'daki bütün ilk okullar, orta okullar ve liseler sıfırdan yeniden inşa edilebilir. İstanbul'daki deprem sorunu olan ne kadar riskli yapı varsa, tümden yeniden yapılabilir. 150 yataklı tam 1.650 tane hastane veya yüzbinlerce gencimizin istihdam edileceği yüzlerce fabrika inşa edilebilir. Bu proje nereden bakılırsa bakılsın, bir israf projesidir. Haramdır. Ülke kaynaklarını har vurup harman savurma projesidir. İstanbul'a katmerli ihanet projesidir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve 3 çocuğu olan vatandaş Ekrem İmamoğlu olarak, ülkemize büyük zararlar getirecek olan bu proje sevdasından derhal vazgeçmenizi öneriyorum.
 
Yanlışın neresinden dönülse kardır
 
• Yanlışın neresinden dönülürse kardır. İşte biz, bu 15 gerekçeyle, daha önce İBB ve ilgili bakanlıklar arasında hazırlanmış ve imza altına alınmış olan hukuksuz protokolden onun için çekildik. Protokol hukuksuzdu, çünkü, atanmış İBB Başkanı tarafından, yetkisiz şekilde imzalanmıştır. 1 Ağustos 2018 tarihinde yangından mal kaçırırcasına ve meclis kararı alınmadan imzalanan protokol, 5393 sayılı Kanun'un 75. maddesinin (a) bendi uyarınca, yetkili organ kararı olmadan imzalandığı için, zaten hukuken geçersizdir. Sakattır. Sonradan şekli, şartı tamamlamak için, 12.10.2018 tarihinde meclis kararı alma yoluna gidilmiştir. Ama bu durum, hukuksuzluğu ve yetkisizliği ortadan kaldırmaz. Geçersiz bir protokolün Meclis tarafından onaylanmış olması, o protokolü geçerli kılmaz. Dolayısıyla hukuka aykırı bu işlemi geri almak, benim yetkim dahilindedir. Ben de bunun için meclis kararı gerekmeyeceğini iyi biliyorum. Bir derse dönüyor konuşmalarımız ama Sayın Bakan'ın dünkü demeci tümüyle bilgisizlik ürünüdür. Ayrıca protokolde çok sayıda hukuksuzluklar ve İBB adına çok sayıda maliyet üstlenmeleri de söz konusudur. Çekilme gerekçemizin hukuksal dayanaklarını sizlere dağıttık. Oradan görebilirsiniz. 23 Haziran'da, millet bize demiş ki; 'Tüm yanlışlara, eksikliklere bir göz at. Bu şehirde yapılan birtakım yanlış hareketleri analiz et.' Bu bakımdan hem hukuksuzluğu giderdik hem de 16 milyon insanın bize emanetine ihanet etmedik.
 
İstanbul sahipsiz değildir
 
• Ocak başında yapacağımız iki çalıştaya, 'Su Çalıştayı' ve 'Kanal İstanbul Çalıştayı'na ile bu konularda sözü olan tüm uzmanları, 'Bu konuda benim de sözüm var' diyen herkesi şimdiden davet ediyorum. Ben, kimsenin titrine saygısızlık yapmam ama ÇED raporunda bir profesör olmaz mı akademisyenler arasında? Bu ülkenin profesörlerine, bilim insanlarına bir şey mi oldu? Devletin kurumlarını da davet edeceğiz. Her kurumu. Bakanlıklar da dahil. Buyursun gelsinler, İstanbul halkına anlatsınlar. Anlatmak zorundasınız. Halkı bilgilendirmek zorundasınız. Nokta. Ey atanmış Bakanlar, bir kişiyi değil, halkı bilgilendirmek zorundasınız. Tüm İstanbulluları ve tüm İstanbul Gönüllülerini bu konuda inisiyatif almaya, açıklanan ÇED raporlarını okumaya, iyi anlamaya, etraflarıyla paylaşmaya davet ediyorum. Bu rapora ve raporun içindeki pek çok sorunlu detaya karşı çıkmaya, yasal yollardan haklarını savunmaya herkesi davet ediyorum. Bu rapora, hukuki haklarını kullanarak karşı çıkmaya davet ediyorum. Yasal yollardan hakkımızı, en sakin, en vakur, en haklı biçimde sonuna kadar aramaya herkesi davet ediyorum. Bu şehirde hiçbir güç, bu şehrin ortak aklının önüne geçemez. Bu ülkenin geleceğini riske edecek işlere, 'Ben yaptım, oldu. Benim dediğim doğru' diyemez. Bu kadim şehir, sahipsiz değildir. Bu milletin kaynaklarının hesapsız kitapsız, sorgusuz sualsiz harcanmasına seyirci kalınmayacaktır. İstanbul, hiç kimsenin tek başına babasının çiftliği değildir. İstanbul, 16 milyon insanındır, 82 milyon vatansever yurttaşındır. Hatta dünyanın bile gıptayla baktığı, dünyanın bile hakkının olduğu göz bebeği bir coğrafyadır. 1453'ten beri bize emanet olan bu topraklara sahip çıkacağız ve asla ihanet ettirmeyeceğiz.
 
Sorulara net cevaplar
 
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Saraçhane Yerleşkesi Toplantı Salonunda, Kanal İstanbul'a neden karşı olduğunu, düzenlediği basın toplantısı ile açıkladı. 15 maddede Kanal İstanbul'un İstanbul'a vereceği zararları bilimsel raporlarla açıklayan İmamoğlu, daha sonra da basın mensuplarının Kanal İstanbul çerçevesinde gündeme dair sorularını cevapladı. Yerli ve yabancı basın mensuplarının soruları ve İmamoğlu'nun cevapları şöyle:
 
Soru: Kanal İstanbul işbirliği protokolünden İBB'nin çekilmesi projeyi nasıl etkileyecek?
 
Cevap: Projeyi nasıl etkileyeceği benim zihnimde bile yok; çünkü proje olmayacak. Yani proje yapılmayacak. Dolayısıyla bizim projeden çekilmemiz demek, projeyi uzaktan seyredeceğimiz anlamına gelmiyor. Tümüyle olmaması yönünde hukuki mücadelemizi vermemiz anlamına geliyor. O bakımdan İstanbul halkının, İBB'nin olmadığı bir proje bu kentte olamaz, yürüyemez. Dünyanın hiçbir yerinde, bir şehir halkının iradesinin olmadığı proje yapılmaz, yapılamaz bunun adı başka bir şeydir. Türkiye böyle bir hamleyi kabul etmez, etmeyecektir.
 
Soru: Bu protokol ile İstanbul'a ne kadar yük biniyordu, bu protokolün içeriğinden tam olarak neler vardı? Kanal etrafından Katar emirinin annesinin arazi satın aldığı gündeme geldiğinde, "Arazi hareketlerini inceliyoruz" demiştiniz. Çevre Bakanı da öyle bir hareketlilik olmadığını söyledi. İlk incelemenizde imar ve arazi hareketliliğine dair neler tespit ettiniz?
 
Cevap: İBB'nin hızla yaptığı, ÇED raporunda da üzerinde durulan analizler ya da 75 milyarlık maliyet gibi Büyükşehir'e de 23 milyar lira civarında bir maliyetten bahsediyoruz. Ama şunun altını çizelim, göreceli maliyetlerdir bunlar. Sıkı analizler yoktur bunda. Kesin maliyetlere dönük süreçler arasındaki farkı analiz edebilecek kapasitedeyim. 23 milyar çok göreceli bir kavram. Yani bunu bugün ifade edebiliyoruz; ama ikiyle çarpsanız çok büyük yanlış yapmış olmazsınız. Onun için maliyeti büyüktür. Bu işleri söylerken öylesine söylemiyoruz. Rakamların ciddi alınması şart. Arsa alımı konusunda şunu söyleyeyim; sayın bakan, çok yanlış cümleler kuruyor, üzülüyorum. Çevre ve Şehircilik Bakanı, çevre ve şehircilik adına konuşmuyor. Söylediği sözler ne yazık ki çelişkili. 1 milyon 150 bin nüfuslu şehiri, 500 bin nüfuslu akıllı kent olarak açıklayıp insanların gözünü boyamaya çalışıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı böyle konuşmamalı. Emin bir şekilde 'arsa hareketi yoktur' diyor. Bir örnek vereyim; 2011'den bu yana arsa harekete tam 30 milyon metrekareyi bulmuştur. Tüm değişim hareketlerini Sayın Bakan isterse yazılı da isteyebilir, telefonla da isteyebilir, biz telefonun ucundayız. Bakanlık makamına saygımız sonsuz, kendisi ile paylaşırım. 30 milyon.. Ne oluyoruz? Ben bu konulara girmedim farkında mısınız? Önemli ama detay bunlar. Daha önemli konular var. Tarım alanı olan bu alanlara bu ilgi niye? Daha acı bir şey söyleyeyim mi size? En büyük kökten aileden gelen birkaç alan hariç yüzlerce yıllık arazileri olan aileler var onlar hariç. En büyük arazisi olan ilk 3 şirket de Arap şirketi. Bizden detay isterlerse bizde bütün detaylar var. Paylaşırız. 30 milyon metrekare ne demek biliyor musunuz? Onu da söyleyeyim. Beyoğlu yetmez artı Bayrampaşa o da yetmez bir de üzerine Gaziosmanpaşa'yı ekleyin o kadar yapıyor. Daha iyi anlar benim Gaziosmanpaşalı, Bayrampaşalı, Beyoğlulu hemşerilerim ne demek istediğimi daha iyi anlar.
 
Soru: ÇED raporu açıklandıktan sonra 10 günlük askı süresi var. İBB bu itiraz süresine dahil olacak mı?
 
Cevap: Tabii ki dahil olacağız. Hem itiraz süresine dahil olacağız az önce yaptığım çağrı gibi İstanbul'u ben dert ediyorum. Yarın ben çocuğuma ya da benim üyelerime hesap veremem diyen kişiler, sivil toplum kuruluşları herkes Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na çok basit şekilde abartmadan, 'İstanbul'da yaşayan bir vatandaş olarak sağlıklı bir ortamda yaşamak istiyorum. Kanal İstanbul projesine İstanbul'un su kaynakları Sazlıdere'yi Terkos'u yok etme riskini karşı ÇED raporuna itiraz ediyorum' demesi bile yeterlidir. Yazacak dilekçesini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na gönderecek. Ya da gidecek İstanbul'daki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şubesine teslim edecek. Herkesin hakkı var. Hukuken hakkımız arayacağız. Milyonlarla insan buna itiraz edebilir. Kurumlar etmelidir, sorumlulukları gereği. Etmiyorsa da beyan versin 'ben etmiyorum' desin. Bu şehrin kurumları var, sivil toplum kuruluşları var. Yüzbinlerce üyesi olan oy vermiş kurulları var. Baksınlar düşünsünler analiz etsinler bize sormak istedikleri varsa sorsunlar sürece dahil olsunlar. Susmak, dilsiz şeytanlığı oynamaktır. Hiç sevmediğim karakter.
 
Soru: İki secim kazandıktan sonra, 16 milyon İstanbullunun belediye başkanı olduğunuzu söylüyorsunuz. 16 milyon içinde Kanal İstanbul'u savunan insanlar var. Onları da temsil eden bir belediye başkanısınız. Aynı zamanda Kanal İstanbul bir erken seçim projesi olduğu gözüküyor ve siz de muhalefet lideri gibi konuşuyorsunuz…
 
Cevap: Söylediğiniz hiç bir tanımla benim alakam yok. Ben İstanbul Büyükşehir Belediye başkanıyım. Kaliforniya'daki bir projeyi eleştirmiyorum. İstanbul'daki bir projeyi eleştiriyorum. Dolayısıyla Türkiye'nin genel siyaset atmosferiyle alakası olmayan bilimsel verilerle açıklamamı yaptım. Akılla ve bilimle yaptım. İstanbul'da benim gibi her fert düşünmek zorunda değil. Dediğiniz gibi bu şehirde 'Kanal İstanbul'u istiyorum' diyen de çıkabilir. Ama bir tek şeyle ayrışıyorum; siyaseten 'istiyorum' diyenlerle ayrışıyorum. Biri istiyor diye 'istiyorum' diyenle ayrışırım. Ekrem 'istemiyor' diye 'istemiyorum' diyenle de ayrışırım. Bana değil bilime inansınlar; akıl ve bilime. Erken seçim vs benimle ilgisi yok. Merkezi hükümet karar alıyor. Bence bu soruyu onlara sorun. Bunun için ortaya atmışlarsa bilemem. Ama biz İstanbul'u, halkını, hakkını korumak için mücadele ediyoruz.
 
Soru: Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'ın bir açıklaması oldu. "Kanal İstanbul Belediye değil devlet projesidir. Türkiye için yapılabilir bir projedir. Bunu yaptırmayız gibi yaklaşımlarla engellemeye çalışmak çok mantıklı gelmiyor" dedi. Ayrıca projenin Montrö'yü ortadan kaldıran bir proje olmadığını söyledi. Bu sözlere nasıl bir yanıtınız var?
 
Cevap: Orada zaten Montrö konusunda çelişki var. Birisi 'Montrö' diyor birisi 'Montrö değil' diyor. Birisi 'Montrö bizim gururumuzdur' diyor. Birisi 'beka' diyor. Yani herkesin bir fikri var. Ben anlamış değilim. Orada karar birliği yok. Bir başka husus bir devlet projesidir. Yani her proje bir devlet projesidir. İstanbul'da bizim yaptığımız park da devlet projesidir. Ne demek ben devlet değil miyim? Yani bu anlayıştan vazgeçsinler. Bir proje parti projesi değildir. İstanbul'daki her proje bu şehrin projesidir. Ben başladığım ilk gün söylediğim şeydir; 'Hiç kimse yaptığımız hiçbir projeyi, CHP projesi diye tanıtamaz' dedim. İstanbul halkının İstanbul şehrinin projesidir. Bir başkasının tanıttığı anlattığı gibi değil. Kimse cebinden vermiyor. Kamunun kaynaklarını en iyi şekilde kullanıp verimli proje üretme çabasıdır. Yapacağınız projeyi, soracağını bir heyet vardır. Analizler, fizibiliteler. Allah aşkına ÇED raporu ortada. Büyükşehir Belediyesi'ni dikkate almıyorsun. Devlet Hava Meydanları'nın raporunu değiştiriyorsun. İSKİ'yi dikkate almıyorsun, DSİ'yi dikkate almıyorsun. Kimi dikkate alıyorsun? Bu açıklamayı yapanlar da dahil, kabinedekiler dahil, ben biliyorum ve hissediyorum –bu benim hissiyatım, yanılabilirim- bunu savunan kabinedekilerin çoğu, geçmişte kabinede bulunanlar dahil kalplerinden, vicdanen, 'Şu Ekrem var ya vallahi doğru söylüyor' diyorlar ama bunu söyleyemiyorlar. Ben onların yerine konuşacağım.
 
Soru: Cumhurbaşkanı'nın Kanal İstanbul konusunda çok kararlı olduğu açık. MHP Genel Başkanı'nın da bir açıklaması oldu. Bundan da anlıyoruz ki iktidar bloğu da bu konuda aynı fikirde. Dolayısıyla bu iş gündemde olacak ve sürekli önünüze gelecek. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? Brexit bir seçenek olacak mı?
 
Cevap: Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde bu konuyu elli yerde gündeme getirdim. Kimse bizi duymadı. Şimdi ise herkes duydu. Yani hiç olmadığı kadar İstanbullular Kanal İstanbul'un farkında. Birinci şey bu. Böyle bir dönem yaşamadı İstanbul.
 
Soru: Bu zamana kadar 75 milyar lira maliyet gösterildi. Acaba Büyükşehir Belediyesi'nin farklı bir hesabı var mı? Büyükşehir Belediyesi kendi payına 35 milyar diyor; ama toplamda projenin sizin hesabınıza göre maliyeti?
 
Cevap: Proje yaptık deniyor, fizibilite yaptık deniyor. Farkında mısınız bilmiyorum; yedi dakikalık bir 3D geziyor. 3D'de bize milyon dolarlık yatlar gösteriyorlar, yat limanlarını gösteriyorlar, yetmiş katlı binaları gösteriyorlar. Daha ileri gideyim mi? Dolmabahçe Sarayı'nın bir tane replikasını gösteriyorlar. Bir tane Çin sarayı, Japon sarayı gösteriyorlar. Ben anlamış değilim. Yahu bu nasıl projedir? Ne yapıyorsunuz siz? Oradan bir tane de Hollywood filmi gibi bir tanker geçiyor. İstanbul'u gezerek gösteriyor falan.. Şimdi ben bu proje üzerinden neyi tahmin edeyim? Ben tahmin yürütüyorum. Doğa ile yaygıları ortaya koyan tahmin yürütüyorum. Ama çizilen proje bu ise ben niye.. Sayın Cumhurbaşkanı gösterdi. Sosyal medyada yedi dakikalık. Çocuklarımız elinde görüyoruz bazen, Playstation oyunları, onlardan daha yaratıcı vallahi. Bildiğiniz oyun yani. Yazık günah. Ben projeyi bilirim, gerçekten bilirim. Bu insanları aldatmayalım, gözünü boyamayalım. Yapmayacaksanız zaten yapamayacaksınız, başka bir niyetiniz varsa onu söyleyin. Az önce gazeteci bir arkadaşımız söyledi. 'Başka bir niyetimiz yok bunu yapacağız' diyorsanız da 82 milyonun vicdanı, 16 milyonunu vicdanı sizin karşınızda. O yüzden maliyet hesabına girilemez. Ama ben diyorum, dediklerini iki ile çarpın, üç ile çarpın vallahi yanılmazsınız. Onun için Allah hem cebimizi, hem kamunun kaynağını, hem bu şehrin maneviyatını, tarihini, doğasını, 16 milyon insanımızı korusun.
 
Soru: Hukuken İBB'yi devreden çıkararak bu projeyi yapmak hukuken söz konusu mu?
 
Cevap: Hukuku çiğnerseniz söz konusu ama biz çiğnetmeyeceğiz. İnsanlarımız, hukuku çok ciddiye alıp hukuku korur. Hukuki haklarını kullanır. Bunu göreceksiniz. Kaygı duymayın. Bu soruları bana sordular: 'Seçilirseniz sizi İstanbul'u verecekler mi?'. Yahu kimin malını kime vermiyorsunuz? Babanın malı mı burası burayı vermeyeceksiniz. İstanbul halkından emanet aldık. Belli bir dönem bitecek, 5 yıl sonra seçim olacak, biri kazanacak. Ben de emanet edeceğim. Korkmayın. Milyonlarca insanın sağduyusu var bu şehirde.
 
Soru: ÇED Raporunu hazırlayanlar ile ilgili yorumunuz…
 
Cevap: ÇED raporunu hazırlayan şirket, projeyi hazırlayan şirket, her şey ellerimizin altında. Herkes sorumlu. Ya bakın dikkatinizi çekeyim; ÇED raporunun arkasındaki teknik insanlara bir bakın. Bir tane onay veren insan, Hz. Nuh'un telefon kullandığını anlatan birisi var. Hz. Nuh, cep telefonu ile haber vermiş. Şimdi ben ciddiyeti elbet sorgularım. Daha ötesine gideyim, niçin bu güzel ülkenin tek bir titri profesör olan akademisyen imza atmamış. Bir sorun. Diğerlerine cevap vermeyi bile gerek duymuyorum.

AŞAĞIDAKİ VİDEOLAR İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:




8 Ağustos onların günü


 
2002 yılında Uluslararası Hayvan Refahı Fonu (IFAW) tarafından başlatılan ve her yıl 8 Ağustos'ta kutlanan Uluslararası Kedi Günü'nde, kedilerle ilgili farkındalık oluşturmak ve korunma sorununa dikkati çekmek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Marketten ya da bakkaldan alacağınz yaş mamayla özellikle sokak kedilerini ödüllendirelim.

08.08.2026 13:02:00
HABER MERKEZİ/AA
 
8 Ağustos onların günü
8 Ağustos onların günü

2002 yılında Uluslararası Hayvan Refahı Fonu (IFAW) tarafından başlatılan ve her yıl 8 Ağustos'ta kutlanan Uluslararası Kedi Günü'nde, kedilerle ilgili farkındalık oluşturmak ve korunma sorununa dikkati çekmek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Marketten ya da bakkaldan alacağınz yaş mamayla özellikle sokak kedilerini ödüllendirelim.

Bu kapsamda, nesli tükenme tehlikesi altındaki kedi türlerinin korunması için çeşitli bilimsel ve kurumsal çalışmalar yürütülüyor. Vahşi türler için doğal yaşam alanları korunurken; evcil ırklarda genetik saflığın devamı için kontrollü üretim programları uygulanıyor. Türkiye'nin simgelerinden biri olan Ankara kedisi de nesli tükenme tehlikesi altında olması nedeniyle koruma altında bulunan türler arasında yer alıyor. En eski uzun tüylü kedi ırklarından biri olarak tanımlanan ve Avrupa'da "Angora" kedisi olarak bilinen Ankara kedisi, kendine has uzun ve parlak tüyleri ve farklı renkte gözleriyle dikkati çekiyor.

Kandil bu işe çok kızacak!

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı

08.08.2026 09:57:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kandil bu işe çok kızacak!
Kandil bu işe çok kızacak!
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı.

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, 7'nci Hudut Alay Komutanlığı ve Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde uyuşturucu ticareti yapanlara yönelik çalışma başlatıldı.



Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği titiz istihbari çalışmalar sonucunda belirlenen adrese operasyon düzenlendi. Havadan JİHA'ların da destek verdiği operasyonda, 253 kilogram esrar ele geçirildi, uyuşturucu ticareti yaptığı değerlendirilen 1 şüpheli yakalandı.

Açıklamada, uyuşturucuyla mücadeleye yönelik operasyonların kararlılıkla ve kesintisiz bir şekilde devam edeceği vurgulanarak, operasyonu başarıyla yürüten ve emeği geçen tüm güvenlik güçleri ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tebrik edildi.

Narko-terör



PKK terör örgütü, uluslararası raporlarda ve güvenlik kaynaklarında uyuşturucu ticaretini en birincil finansman kaynağı olarak kullanan tipik bir "Narko-Terör" örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde devlet sponsorluklarının azalmasıyla birlikte PKK, silah temini, lojistik altyapı ve militan iaşesini sürdürebilmek için uyuşturucu kaçakçılığı ağlarına doğrudan entegre olmuştur

Dev finansal hacim



Europol ve uluslararası istihbarat raporlarına göre, PKK'nın uyuşturucu ticaretinden elde ettiği yıllık gelirin 1.5 milyar ile 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Bu devasa nakit akışı; silah alımlarında, kampların idamesinde ve kara para aklama faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

Mekke Anlaşması ana gündem


 
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Ortak Savunma Anlaşması imzaladı. Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor. Anlaşmanın İsrail saldırganlığına karşı işleyip işlemeyeceği merak ediliyor. Anlaşmanın özellikle İsrail ve Yunanistan'da menfi karşılanması dikkat çekti. 

08.08.2026 06:53:00
Haber Merkezi
 
Mekke Anlaşması ana gündem
Mekke Anlaşması ana gündem

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından, imzalanan üçlü anlaşmaya ilişkin ortak açıklama paylaşıldı. Açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in, Suudi Arabistan Krallığı'na ziyarette bulunduğu hatırlatıldı.

Görüşmeler Mekke'de yapıldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şerif ile Mekke'deki Safa Sarayı'nda bir araya geldiği, burada resmi görüşmelerin gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, bu görüşmeler esnasında Suudi Arabistan Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti arasındaki müstesna ilişkiler ile karşılıklı çıkar alanına giren konuların ele alındığı kaydedildi.

Anlaşmanın içeriği

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, üç devlet arasındaki derin tarihi ilişkiler, köklü kardeşlik ve İslami dayanışma bağları, müşterek stratejik çıkarları ve köklü savunma işbirlikleri temelinde, kolektif güvenliklerini daha da güçlendirmek, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmek, güvenli ve müreffeh bir geleceği birlikte inşa etmek yönündeki ortak iradelerini yansıtan Ortak Savunma Anlaşması'nı imzalamışlardır. Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma işbirliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir."

Peki, İsrail; Türkiye'ye ya da Suudi Arabistan'a saldırırsa anlaşma işleyecek mi?

Güncel gelişmelere bakıldığında şu anda Pakistan; Hindistan tehdidi altında bulunuyor. İki nükleer güç zaman zaman askeri olarak da karşı karşıya geliyor. Nitekim Mayıs 2025'te Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir bölgesindeki artan gerilim nedeniyle kısa süreli ama şiddetli sınır ötesi hava çatışmaları yaşanmıştı. Günler süren bu askeri kriz, tarafların ateşkes sağlamasıyla sona ermişti.

Suudi Arabistan ise halen ABD üslerinden ötürü İran'ın ve Yemen'deki Husilerin baskısı altında bulunuyor. Anlaşmanın düşük yoğunluklu savaşlarda devreye girip girmeyeceği net değil.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, yakın gelecekte İsrail tehdidi altında bulunuyor. İsrail'in Pakistan'ın ebedi düşmanı Hindistan ile yakın askeri ilişkileri var! İsrail sık sık Türkiye'yi de tehdit ediyor. Yahudi devletinin Suudi Arabistan'a saldırması ise bir kıvılcımla mümkün... Pakistan dün anlaşma imzalayan üç ülke içinde tek nükleer güç olarak öne çıkıyor. Peki Pakistan, Türkiye'ye ya da Suudi Arabistan'a özellikle İsrail'e karşı nükleer şemsiye olur mu?

Anlaşmanın içeriği detaylarda yumuşatıldı

Öte yandan "Müslüman NATO' olarak adlandırılan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu. Anlaşma, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir işbirliği niteliği taşıyor.
Yetkililer, anlaşmanın yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayisi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliği taşıdığını vurguluyor.
Türk yetkililer, "anlaşmanın saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" olduğunu ifade ediyor.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.

KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı aşısının çalışmalarında ilk fazın tamamlanmak üzere olduğunu söyleyerek, "Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz" dedi

07.08.2026 14:20:00
İhlas Haber Ajansı
 
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
KKKA'da önemli gelişme; aşının ilk fazı tamamlanmak üzere
ERÜ bünyesinde çalışmalarına devam eden ve Turkovac'ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. KKKA aşısı için çalışmalarını sürdüren ekip, aşıda ilk faz çalışmalarını tamamlamak üzere. Çalışmalar hakkında bilgiler veren ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, çalışmaların sürdüğü laboratuvarın daha kapsamlı bir hale geleceğini söyleyerek, "Çok büyük bir laboratuvara kavuşuyoruz.

Bu alanda stratejik araştırmalar yapabileceğimiz kapsamlı bir laboratuvar imkanının olması bizim için önemli. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu laboratuvar imkanına sahip olabilmemiz sadece Kayseri için değil, ülkemiz ve tüm insanlık için de stratejik bir öneme sahip. Laboratuvarımızın da yıl sonu itibarıyla hazırlıklarımız bitmek üzere. İnşaatımız tamamlandı. Laboratuvarın teknik cihazlar anlamında son bağlantıları devam etmekte" dedi.

"Birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisindeyiz"

Çalışmalarına devam edilen KKKA aşısı hakkında bilgiler veren Altun, "Aykut Özdarendeli hocamız çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle çalışmalarına Kırım Kongo Kanamalı Virüslü ateşli hastalığı dediğimiz kene ısırmasının sebep olduğu rahatsızlıkla ilgili aşı çalışmalarına devam ediyor. Birinci fazla ilgili ciddi mesafe almış durumdayız. Burada biz elimizden geldiği kadar bu aşı süreçlerini yönetirken de ulusal ve uluslararası boyutta bunun kabul edilmesi bizim için esastır.

Biz hocamıza o süreçlerini de kolaylaştırmak için destek oluyoruz. Yaz aylarına başladığımızda hep gündemimize gelen bir rahatsızlık süreci olarak durmakta ama biz bu konularda Sağlık Bakanlığımızla ve Sağlık Müdürlüğümüzle koordineli bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Benim tahminim birinci fazla birlikte ikinci ve üçüncü faz sürecini de tamamlayıp aşının hazır olması süreçlerine doğru düzenli istikrarlı bir ilerleme içerisinde olduğumuzu söylemek istiyorum" diye konuştu.

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

07.08.2026 12:40:00
Haber Merkezi
 
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
İstanbul 29. Asliye Hukuk Mahkemesi, AHBAP Derneği'nin yönetimi için kayyum atanmasına karar verdi. Daha önce alınan tedbir kararları kapsamında derneğin mal varlıklarının yönetimi için kayyum heyeti tayin edilmiş, ayrıca iştirak şirketleri olan Ahbap Lojistik ve Ahbap İktisadi İşletmesi'ne Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanmıştı. Mahkemenin son kararıyla birlikte bu kez bizzat derneğin sevk ve idaresi kayyuma devredildi. Böylece ile derneğin hukuki varlığının sona erdirilmesi (fesih) süreci resmen başlatılmış oldu.

Kararda, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği'nin 27 Temmuz 2026 tarihli kararıyla kayyım olarak belirlenen 3 kişinin AHBAP Derneği'ne yönetim kayyımı olarak atanmasına hükmedildi. Kayyım heyetinin dernek iş ve işlemlerini yürütmesi, mal varlığını koruması ve resmi süreçleri takip etmesi kararlaştırıldı.

Mahkeme, faaliyetlerin durdurulması kararının uygulanması kapsamında dernek binası ve eklentilerinin mühürlenmesine, fiziki faaliyetlerin engellenmesine ve kayyım heyetinin yönetime fiilen teslim edilmesine karar verdi. Bu kapsamda İstanbul İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen soruşturmanın odak noktasını; özellikle 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında AHBAP Derneği adına toplanan milyarlarca liralık yardım ve bağışların usulsüz kullanımı, haksız kazanç ve kara para aklama şüpheleri oluşturuyor. İlk olarak dernek kurucusu Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil'in mali hareketlerini inceleyen başsavcılık, Şile Belediyesi'nde düzenlenen festival rüşvet soruşturması belgeleriyle çapraz inceleme yaptı. İncelemelerde Haluk Levent, Berkant Acil ve Yeliz Kaya arasında hem mali transferler hem de organik çalışma birlikteliği tespit edildi.

İstanbul Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, MASAK ve Mülkiye Müfettişliği raporlarının birleştirilmesiyle derinleştirilen soruşturmada mali bulgulara ulaşıldı. Sadece 2023 yılında milyarlarca lira bağış toplayan derneğin banka hesaplarında yapılan incelemelerde, hesap bakiyelerinin neredeyse tamamen boşaltıldığı saptandı. Banka detaylarına göre dernek hesaplarında yalnızca 266 bin TL, 786 bin TL, 8 bin 598 Dolar ve 19 bin Euro civarında bir meblağ kaldığı görüldü. Hatta pazar günleri de dahil olmak üzere dernek hesaplarından yüksek miktarlı finansal işlemler yapıldığı ve bu hesaplarda tek işlem yetkilisinin Haluk Levent olduğu banka kayıtlarıyla doğrulandı.

Davaname metninde yer alan Mali Müfettişlik ve MASAK verilerine göre, dernek bütçesinden Haluk Levent'in asistanı Yeliz Kaya'nın kişisel hesaplarına tespit edilebilen ilk etapta 122 milyon TL doğrudan para çıkışı yapıldı. Ayrıca Dernek Haluk Levent'in derneği usulsüz şekilde borçlandırarak kambiyo senetleri düzenlediği, bu senetler karşılığında alınan yüksek değerli taşınmazların ve dernek iştiraki Ahbap Lojistik'e ait gayrimenkullerin Yeliz Kaya adına tescil ettirildiği belirlendi. Yeliz Kaya'nın sadece 2025 ve 2026 yıllarında dernekle bağlantılı 100 adet taşınmaz işlemi yaptığı, bunların 58 adedini şüpheli Esin Önder Çağlayan'a devrettiği tespit edildi. Soruşturma dosyasında ayrıca Haluk Levent tarafından kullanılan hesaplardan yüksek hacimli yasal bahis oyunlarının oynandığı bilgisi yer aldı.

Teknik ve fiziki takip altında tutulan Haluk Levent'in, 12 Temmuz 2026 günü telefonlarını kapatıp sinyal kesici kullanarak kaçma izlenimi veren eylemlerde bulunduğu ve İzmir yolunda seyir halindeyken güvenlik güçlerince yakalandığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında 12, 14, 17 ve 27 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen 4 ayrı operasyon sonucunda tutuklamalar ve adli kontroller peş peşe geldi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
 

07.08.2026 11:06:00
AA
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 17 Eylül'de "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması" imzalamıştı.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi

07.08.2026 11:01:00
Haber Merkezi
 
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi.

BTP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Albay Selim Oktay, Ankara İl Başkanı Emekli Yarbay Hüseyin Kuloğlu, Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi Aydın İlik, Çankaya İlçe Başkanı Mehmet Yalçın Vona, Altındağ İlçe Başkanı Bayram Güzel ve Ankara teşkilatından Ayhan Kuru'nun yer aldığı heyet, Güvenpark'ta bir araya geldiği şehit yakınları ve gazilerle görüş alışverişinde bulundu.

Ziyarette, BTP Genel Başkanı Avukat Hüseyin Baş'ın selamı, eylemcilerin sözcüsü Gazi Erdem Çerçioğlu aracılığıyla tüm şehit yakınları ve gazilere iletildi.

Görüşmede, şehit yakınları ve gazilerin dile getirdiği talepler ile "Terörsüz Türkiye" adıyla yürütülen sürece ilişkin endişeleri dinlendi. BTP heyeti, şehit aileleri ve gazilerin haklı mücadelelerinin yanında olduklarını belirterek, partinin konuya ilişkin değerlendirmelerini ve çözüm önerilerini paylaştı.



Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan BTP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Albay Selim Oktay, şehit aileleri ve gazilerin haklı mücadelelerini desteklediklerini vurguladı.

Oktay, tüm şehit aileleri ve gazilere, yaşamlarının geri kalanında kimseye muhtaç olmadan onurlu bir hayat sürdürebilecekleri düzeyde maaş bağlanması gerektiğini belirterek, devletin mevcut imkânlarının bunu karşılayabilecek güçte olduğunu ifade etti.

Selim Oktay ayrıca, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin şehit aileleri ve gazilerin dile getirdiği endişeleri dikkatle dinlediklerini, Bağımsız Türkiye Partisi'nin bu konudaki duruşunu ve kararlılığını kendileriyle paylaştıklarını söyledi.

BTP heyeti, şehit yakınları ve gazilerin taleplerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek ziyaretini tamamladı.

Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede

Avcılar Belediyesine yönelik "ihaleye fesat karıştırma" soruşturması kapsamında İstanbul merkezli 4 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 12 zanlı Küçükçekmece Adliyesi'ne sevk edildi

07.08.2026 09:04:00
AA
 
Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede
Avcılar Belediyesine yönelik soruşturmada 12 kişi adliyede

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca, Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün 2022 yılında "Avcılar İlçesi Asfalt İmalatları" ihalesinde kamu kurumlarından yaklaşık maliyet araştırması yapmaksızın yüksek teklif alarak ihalenin maliyetini yükselttiğinin belirlenmesi üzerine "ihaleye fesat karıştırma" suçundan başlatılan soruşturma devam ediyor.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 12 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından Küçükçekmece Adliyesi'ne sevk edildi.

Ne olmuştu?

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "ihaleye fesat karıştırma" suçundan yürütülen soruşturma kapsamında Avcılar Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün 2022 yılında "Avcılar İlçesi Asfalt İmalatları" ihalesinde kamu kurumlarından yaklaşık maliyet araştırması yapmaksızın yüksek teklif alarak ihalenin maliyetini yükselttiği belirlenmişti.

Kamu zararının oluşmasına yol açtıkları gerekçesiyle 14 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.

İstanbul, Ankara, Balıkesir ve Bitlis'te düzenlenen eş zamanlı operasyonda 12 şüpheli yakalanmıştı.

Hakkında gözaltı kararı verilen bir şüphelinin sağlık sorunları sebebiyle hastanede tedavi gördüğü, bir zanlının ise başka bir suçtan cezaevinde olduğu öğrenilmişti.

Hakkında gözaltı kararı verilen 14 isim şu şekilde:

"Yaklaşık Maliyet Komisyonu ve İhale Komisyonu Başkanı Seçkin Özcan, Yaklaşık Maliyet Komisyonu üyesi İsmail Kurtuluş, Yaklaşık Maliyet Komisyonu ve İhale Komisyonu üyesi Salman Kalmaz, Fen İşleri Müdürü ve ihale yetkilisi Nevzat Yalçın, İhale Komisyonu üyeleri Dursun Yavuz, Kemal Baki, Kemal Kenar, bazı inşaat ve asfalt firması yetkilileri Gülay Güneş, Burak Güneş, Furkan Karaca, Behçet Hırdar, Celal Hırdar, Mustafa Timur ve Yüksel Kırıcı."
 

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.