Kapitalizmde insan: Homo economicus
Kapitalist modelin üzerine inşa edildiği insan tarifi, kendi çıkarlarını en üst düzeye çıkarma amacı güden homo economicus (iktisadi insan)’dır.
22.07.2026 00:29:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Kapitalist modelin üzerine inşa edildiği insan tarifi, kendi çıkarlarını en üst düzeye çıkarma amacı güden homo economicus (iktisadi insan)'dır.
İnsanın çıkarlarını esas kabul eden kapitalizm zaman içerisinde mutlu azınlığın ihtiraslarına cevap veren bir ekonomi modeli olarak karşımıza çıkmıştır.
Kapitalizme göre ihtiyaçlar sınırsızdır. Kapitalist ekonominin kuramcıları, başta Malthus gibi karamsar ekonomistler olmak üzere "ihtiyaçları sınırsız, kaynakları sınırlı'' gördükleri için nüfusun belli bir oranda tutulmasına gayret göstermişler; böylece doğum kontrolleri, bu ekonomi modellerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmıştır.

Gerçek olan şudur ki; insanın yemek, içmek, ısınmak, giyinmek, barınmak vb. çok karmaşık olmayan sınırlı ihtiyaç kalıpları varken; bu ihtiyaçları karşılamak için dünya üzerinde bilinen ve bilinmeyen sayısız kaynak mevcuttur. İhtiraslar ile ihtiyaçları karıştıran kapitalizm, insana hizmet etmek yerine eziyet etmektedir.
Kapitalizmin insan hakkında bu kadar yanılmasının en temel sebebi insanı tanıyamamasıdır. İnsanı akıldan ibaret gören kapitalizm insan ile eşyayı birbirine karıştırarak, madde ile ilgili dengenin insanda da olduğunu zannetmiştir. Tabiattaki fizik kimya kurallarının aksine insanın iç dünyasında sürekli bir mücadele ve değişim söz konusudur.
Batı dünyasında yıllardır zihinsel kaliteden (intelligence quality) bahsedilirken, duygusal zekanın (emotion quality) varlığı daha yeni yeni dile getirilmektedir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliği onun irade sahibi olmasıdır.
İnsan gönüldür. İnsanın iç dünyasında gönül dünyasında biri birine zıt duygular bulunmaktadır. Bu duygular içerisinde tercih kullanabilme gücü de insana aittir. Yani insan, cömert olabileceği gibi cimri de olabilir. İnsan cani olabileceği gibi merhametli de olabilir. İnsan adil olabileceği gibi zalim de olabilir.

Asıl olan insanın tercihini müspet manadaki duygulardan yana kullanabilmesini sağlamaktır. Bir düşünürün dediği gibi; istediğimizi seçmekte serbestiz, ama istediğimizi istemekte serbest miyiz?
Serbestlik, özgürlük değildir. Özgürlük, insanın tercihini cömertlikten, merhametten, adaletten vb. duygulardan yana kullanacak seviyeye gelmesidir. Liberal–kapitalist düşünce insanı tanıyamadığı için serbestlikle özgürlüğü de birbirine karıştırmıştır.
Asıl özgürlük insana eğitimle kazandırılır. Eğitimle insan iç dünyasında doğru olan duyguları hakim kılarken, önce iç dünyasında özgürlüğünü elde eder; sonra da bu bireylerden oluşan toplum dünyada insan haklarında insanlığa örnek olur.
ABD, serbestliği özgürlük sayan düşüncenin insanlığa armağanıdır. Kan, gözyaşı, işgal, zulümden başka bir şeyi insanlığa sunamayan ABD, bu kültürün ve düşüncenin ürünüdür.

Oysa Müslüman Türk tarihinin altın sayfaları, eğitilerek özgürleştirilen insanlardan oluşan millet kavramına güzel bir örnektir. Serbestlik adına başıboş bırakılan insan, kendi menfi duygularının esiri olurken; hiçbir ölçü tanımayacağı için banka hortumlayabilir, devleti soyabilir, ülkeleri işgal edebilir. Hatta kendine bile zarar verebilir.
Kapitalizmin insan tarifi, "en az emekle en çok kâr sağlayan akıl sahibi varlıktır." Bu insan, sadece kendini düşünür, sadece kendisi için yaşar. İhtiyaçları sınırsızdır; kaynakları sınırlı kabul eden bu insanın gözü açtır. Sömürücüdür ve yalnızca güçlünün ayakta kalabildiğine inanır.
Liberal ahlaka sahip insan, sınırsız bir hürriyetin gerekliliğine inanır. Liberal felsefenin sloganı şudur; Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. (laissez faire, laissez passer.)
Sınırsız serbestlik, acımasız bir rekabet anlamına da gelmektedir. Amaca giden her yol mubahtır diyen makyavelist anlaşın sınırsız bir serbestlikle birleşmesi ile ortaya çıkan yaşam tarzı, darwinist görüşün doğal seleksi yon iddiasını ifade etmektedir. Yani şartlara ayak uyduran hayatta kalır uyduramayan yok olur gider.

Oysa Milli Devlet bir tek bireyin dahi burnunun kanamasına razı olmamaktadır. Kapitalist, liberal ve Batı kaynaklı bütün anlayışlarda insan, sistemi ayakta tutmak için vardır. Burada esas olan insanın kendisi değil, sistemin kendisidir. Başka bir deyişle insan sistem içindir. Fert hürriyetini de bu çerçevede ele almak lazımdır.
Sadece güçlünün ayakta kaldığı bu sistemde, bu sistemi kurumlarıyla birlikte ayakta tutan ve en az emekle en fazla kâr sağlamayı hedefleyen varlık, yani kapitalizmin insanı ciddi bir buhran içindedir. Ve sistem insanı mutlu edememiştir.
Kapitalizmdeki insan modeli yukarıdaki yalnız kahramanın bir yansımasıdır. Yani, kendi çıkarlarını en yüksek düzeye çıkarma amacını güden iktisadi insan (homo economicus). (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
İnsanın çıkarlarını esas kabul eden kapitalizm zaman içerisinde mutlu azınlığın ihtiraslarına cevap veren bir ekonomi modeli olarak karşımıza çıkmıştır.
Kapitalizme göre ihtiyaçlar sınırsızdır. Kapitalist ekonominin kuramcıları, başta Malthus gibi karamsar ekonomistler olmak üzere "ihtiyaçları sınırsız, kaynakları sınırlı'' gördükleri için nüfusun belli bir oranda tutulmasına gayret göstermişler; böylece doğum kontrolleri, bu ekonomi modellerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmıştır.

Gerçek olan şudur ki; insanın yemek, içmek, ısınmak, giyinmek, barınmak vb. çok karmaşık olmayan sınırlı ihtiyaç kalıpları varken; bu ihtiyaçları karşılamak için dünya üzerinde bilinen ve bilinmeyen sayısız kaynak mevcuttur. İhtiraslar ile ihtiyaçları karıştıran kapitalizm, insana hizmet etmek yerine eziyet etmektedir.
Kapitalizmin insan hakkında bu kadar yanılmasının en temel sebebi insanı tanıyamamasıdır. İnsanı akıldan ibaret gören kapitalizm insan ile eşyayı birbirine karıştırarak, madde ile ilgili dengenin insanda da olduğunu zannetmiştir. Tabiattaki fizik kimya kurallarının aksine insanın iç dünyasında sürekli bir mücadele ve değişim söz konusudur.
Batı dünyasında yıllardır zihinsel kaliteden (intelligence quality) bahsedilirken, duygusal zekanın (emotion quality) varlığı daha yeni yeni dile getirilmektedir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliği onun irade sahibi olmasıdır.
İnsan gönüldür. İnsanın iç dünyasında gönül dünyasında biri birine zıt duygular bulunmaktadır. Bu duygular içerisinde tercih kullanabilme gücü de insana aittir. Yani insan, cömert olabileceği gibi cimri de olabilir. İnsan cani olabileceği gibi merhametli de olabilir. İnsan adil olabileceği gibi zalim de olabilir.

Asıl olan insanın tercihini müspet manadaki duygulardan yana kullanabilmesini sağlamaktır. Bir düşünürün dediği gibi; istediğimizi seçmekte serbestiz, ama istediğimizi istemekte serbest miyiz?
Serbestlik, özgürlük değildir. Özgürlük, insanın tercihini cömertlikten, merhametten, adaletten vb. duygulardan yana kullanacak seviyeye gelmesidir. Liberal–kapitalist düşünce insanı tanıyamadığı için serbestlikle özgürlüğü de birbirine karıştırmıştır.
Asıl özgürlük insana eğitimle kazandırılır. Eğitimle insan iç dünyasında doğru olan duyguları hakim kılarken, önce iç dünyasında özgürlüğünü elde eder; sonra da bu bireylerden oluşan toplum dünyada insan haklarında insanlığa örnek olur.
ABD, serbestliği özgürlük sayan düşüncenin insanlığa armağanıdır. Kan, gözyaşı, işgal, zulümden başka bir şeyi insanlığa sunamayan ABD, bu kültürün ve düşüncenin ürünüdür.

Oysa Müslüman Türk tarihinin altın sayfaları, eğitilerek özgürleştirilen insanlardan oluşan millet kavramına güzel bir örnektir. Serbestlik adına başıboş bırakılan insan, kendi menfi duygularının esiri olurken; hiçbir ölçü tanımayacağı için banka hortumlayabilir, devleti soyabilir, ülkeleri işgal edebilir. Hatta kendine bile zarar verebilir.
Kapitalizmin insan tarifi, "en az emekle en çok kâr sağlayan akıl sahibi varlıktır." Bu insan, sadece kendini düşünür, sadece kendisi için yaşar. İhtiyaçları sınırsızdır; kaynakları sınırlı kabul eden bu insanın gözü açtır. Sömürücüdür ve yalnızca güçlünün ayakta kalabildiğine inanır.
Liberal ahlaka sahip insan, sınırsız bir hürriyetin gerekliliğine inanır. Liberal felsefenin sloganı şudur; Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. (laissez faire, laissez passer.)
Sınırsız serbestlik, acımasız bir rekabet anlamına da gelmektedir. Amaca giden her yol mubahtır diyen makyavelist anlaşın sınırsız bir serbestlikle birleşmesi ile ortaya çıkan yaşam tarzı, darwinist görüşün doğal seleksi yon iddiasını ifade etmektedir. Yani şartlara ayak uyduran hayatta kalır uyduramayan yok olur gider.

Oysa Milli Devlet bir tek bireyin dahi burnunun kanamasına razı olmamaktadır. Kapitalist, liberal ve Batı kaynaklı bütün anlayışlarda insan, sistemi ayakta tutmak için vardır. Burada esas olan insanın kendisi değil, sistemin kendisidir. Başka bir deyişle insan sistem içindir. Fert hürriyetini de bu çerçevede ele almak lazımdır.
Sadece güçlünün ayakta kaldığı bu sistemde, bu sistemi kurumlarıyla birlikte ayakta tutan ve en az emekle en fazla kâr sağlamayı hedefleyen varlık, yani kapitalizmin insanı ciddi bir buhran içindedir. Ve sistem insanı mutlu edememiştir.
Kapitalizmdeki insan modeli yukarıdaki yalnız kahramanın bir yansımasıdır. Yani, kendi çıkarlarını en yüksek düzeye çıkarma amacını güden iktisadi insan (homo economicus). (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)













































































