Dünyayı yönetmeye kalkan küresel gücün karşısında duran en büyük engel kabul etsek de etmesek de Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Millet olarak her ayağa kalkışımız dünyanın yeniden şekil almasını gerçekleştirmiştir. Milletimizdeki bu güçlü mana ve ruh yok edilmek istenmektedir. Ülke ekonomisini sarsarak milletin süründürülmesi, ekrandaki abuk, subuk konuların tartışılması, müstehcenliğin hayatın ayrılmaz parçası haline getirilişi ve lüzumsuz bir çok konunun ana gündem olmasının temel gayesi budur. Milletimiz içten çökertilerek, ondaki bu mana, ruh ve din ile olan güçlü bağlılığı yok edilmek istenmektedir. Dinler arası diyalog çalışmaları ile Müslüman ve Hristiyan olmayı eşitlendirilme hedefi güdülmektedir. Özellikle Müslümanlığı senaryo gereği oynayanlara devlet ve ordu düşmanı rolü verilmiştir. Devlet ve ordu oluşturulan bu Müslüman kimliğine doğal olarak karşı çıkmıştır. Bu senaryoyu yazan çevreler; devlet ve ordunun bu karşı çıkışını İslam'a ve Müslüman'a karşı gibi lanse ederek, arzu edilen devlet, ordu ve millet kavgasını gerçekleştirmiş oldular.
Ülke üzerinde hesabı olan küresel gücün bir başka hesabı da milletimizin güvendiği şahıs ve kurumları milletin gözünden düşürmektir. Milletin gözünde itibar kazanacak herhangi bir hareket ve fikrin sahtesi oluşturularak gerçek hareket ve fikri milletin gözünden düşürme planı yapılmaktadır. Medya gücü ile ülkemizde bu senaryo başarı ile oynanmaktadır. İktidara hangi fikir gelirse gelsin ülke rotasının değişmemesini başka türlü izah etmek mümkün değildir. Ülke batmaya gittiği halde rota asla değişmiyor. O halde turnusolümüz ülkenin rotası olmalıdır. Hele makyajla bu ülkenin kaybedecek hiç zamanı yoktur. Müslüman bir kimlikle Hristiyan dünyanın peşine takılan bir anlayış rol gereği kuşanan bir kimlik gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bu tip hareketlerin başarı şansı yoktur ve başarılı olma amacı da söz konusu değildir. Böyle bir anlayışın ana karakteri senaryoda yazan görevlerin millete nasıl kabul ettirileceğini planlamaktır. Senaryo gereği görevleri bittiğinde kenara çekilip oturan birçok örnek maalesef ülkemizde mevcuttur. Ülke ve milletin yok olmaya gittiği bu süreçte makyajla uğraşarak oyalanmak; uygulanacak bir projenin olmadığını ortaya koymaktadır.Çözemeyeceği meselelere talip olarak; ülkeye zaman kaybettirmeye hiç kimsenin hakkı olmamalıdır. Ülkenin gerçeklerini ve problemlerini bilmeden göreve talip olmaksa çok daha büyük bir hatadır.
Devleti kutsal kabul ederek bütün benliğini devlete adama anlayışı ile devleti menfaat ve şahsi ihtiras vasıtası gören anlayışı birbirinden ayıramayan milletlerin ayakta durması mümkün değildir..
Millet olarak olayları izlerken artık bütün gönlümüzü ortaya koyma zamanı gelmiştir, geçmek üzeredir. Ülkenin ayakta durmasını sağlayan unsurlar tamamen yok edilmektedir. Bu süreç tamamlandığında ülkeyi ayakta tutmak mümkün olmayacaktır. Gün devleti ayakta tutacak "Kainat Devleti" projesi olanlarla birlikte olma günüdür. Gerçek manada milletimizin kurtuluşu da buna bağlıdır.
Doğruların yanlışlara, yanlışların doğrulara karıştığı bu dönemde hiç kimsenin kenarda bekleme lüksü asla olmamalıdır...
Ülke üzerinde hesabı olan küresel gücün bir başka hesabı da milletimizin güvendiği şahıs ve kurumları milletin gözünden düşürmektir. Milletin gözünde itibar kazanacak herhangi bir hareket ve fikrin sahtesi oluşturularak gerçek hareket ve fikri milletin gözünden düşürme planı yapılmaktadır. Medya gücü ile ülkemizde bu senaryo başarı ile oynanmaktadır. İktidara hangi fikir gelirse gelsin ülke rotasının değişmemesini başka türlü izah etmek mümkün değildir. Ülke batmaya gittiği halde rota asla değişmiyor. O halde turnusolümüz ülkenin rotası olmalıdır. Hele makyajla bu ülkenin kaybedecek hiç zamanı yoktur. Müslüman bir kimlikle Hristiyan dünyanın peşine takılan bir anlayış rol gereği kuşanan bir kimlik gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bu tip hareketlerin başarı şansı yoktur ve başarılı olma amacı da söz konusu değildir. Böyle bir anlayışın ana karakteri senaryoda yazan görevlerin millete nasıl kabul ettirileceğini planlamaktır. Senaryo gereği görevleri bittiğinde kenara çekilip oturan birçok örnek maalesef ülkemizde mevcuttur. Ülke ve milletin yok olmaya gittiği bu süreçte makyajla uğraşarak oyalanmak; uygulanacak bir projenin olmadığını ortaya koymaktadır.Çözemeyeceği meselelere talip olarak; ülkeye zaman kaybettirmeye hiç kimsenin hakkı olmamalıdır. Ülkenin gerçeklerini ve problemlerini bilmeden göreve talip olmaksa çok daha büyük bir hatadır.
Devleti kutsal kabul ederek bütün benliğini devlete adama anlayışı ile devleti menfaat ve şahsi ihtiras vasıtası gören anlayışı birbirinden ayıramayan milletlerin ayakta durması mümkün değildir..
Millet olarak olayları izlerken artık bütün gönlümüzü ortaya koyma zamanı gelmiştir, geçmek üzeredir. Ülkenin ayakta durmasını sağlayan unsurlar tamamen yok edilmektedir. Bu süreç tamamlandığında ülkeyi ayakta tutmak mümkün olmayacaktır. Gün devleti ayakta tutacak "Kainat Devleti" projesi olanlarla birlikte olma günüdür. Gerçek manada milletimizin kurtuluşu da buna bağlıdır.
Doğruların yanlışlara, yanlışların doğrulara karıştığı bu dönemde hiç kimsenin kenarda bekleme lüksü asla olmamalıdır...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Zeki Garaçoğlu / diğer yazıları
- Gelin hep beraber bağımsız Türkiye’yi inşa edelim / 23.02.2021
- Büyük oyunu görmek / 07.08.2019
- Nasipsiz siyaset ve milletin sorumluluğu / 10.01.2016
- Çare aramayan siyasiler / 16.11.2013
- Mısır'daki olaylar ABD ve İsrail projesidir / 24.08.2013
- Çözüm istemeyen iradeler / 29.05.2012
- Bağımsız Türkiye düşüncesi, devlet ve milletin kurtuluş reçetesidir / 19.12.2011
- Ülke ve millet bütünlüğümüz tehlike altındadır / 29.11.2011
- Sözün bittiği yere doğru / 26.11.2011
- Ey büyük millet, artık uyan! / 30.10.2007
- Büyük oyunu görmek / 07.08.2019
- Nasipsiz siyaset ve milletin sorumluluğu / 10.01.2016
- Çare aramayan siyasiler / 16.11.2013
- Mısır'daki olaylar ABD ve İsrail projesidir / 24.08.2013
- Çözüm istemeyen iradeler / 29.05.2012
- Bağımsız Türkiye düşüncesi, devlet ve milletin kurtuluş reçetesidir / 19.12.2011
- Ülke ve millet bütünlüğümüz tehlike altındadır / 29.11.2011
- Sözün bittiği yere doğru / 26.11.2011
- Ey büyük millet, artık uyan! / 30.10.2007






























































































