Resulullah ve Ehl-i Beyt’ini sevmek -4-
Suyûti, Ebubekir’den şöyle nakleder: “Hz. Resulullah’a (s.a.v.) bu ayet nâzil olunca, hepimiz mesciddeydik. Adamın biri kalkarak, “O evler kimlerindir?” diye sordu
Haber Merkezi





O Hazret, "Onlar peygamberlerin evleridir" buyurdu. Bunun üzerine ben kalkarak, "Acaba Ali ve Zehrâ'nın evleri de bu evlerden midir?" diye sordum.
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v.) soruma, "Evet; onların en üstünüdür" cevabını verdi."

Şimdi, yukarıdaki ayette geçen "buyût=evler" kelimesinden maksadın ne olduğu anlaşıldıktan sonra, "evlerin yükseltilmesi"nden neyin kastedildiğine bakalım. Bu konuda iki ihtimal vardır:
1- Yükseltme: Evleri yapmak ve yükseltmek. Nitekim başka bir ayette de yükseltme bu anlamda kullanılmıştır: "İbrahim, İsmail'le beraber Ev'in temellerini yükseltirken..."

2- Yükseltme: Saygı gösterme ve koruma. Birinci anlama göre, peygamberlerin evleri daha önce yapılmış olduğu için, burada maksat evler değil, onları yıkılmaktan ve tahrip olmaktan korumaktır.
Ama ikinci anlama göre maksat, tahrip olmaktan korumak dışında, onları saygınlıklarıyla çelişen her türlü çirkinlikten de korumaktır.

Dolayısıyla, Müslümanların, Hz. Resulullah'a (s.a.v.) isnat edilen evleri korumaları, onlara saygı duymaları ve onları Allah'a yaklaşmak için bir vesile olarak kabul etmeleri gerekir.
Ashâb-ı Kehf'le ilgili ayetten, Ashâb-ı Kehf'in saklandığı yer keşfedildikten sonra, onlara karşı nasıl saygı gösterilmesi konusunda iki grubun ihtilafa düştükleri anlaşılmaktadır.
Bir grup, onlara saygı göstermek için mezarlarının üzerine anıt yapılmalı diyor, diğer bir grup ise mezarlarının üzerine bir mescid yapılması gerektiğin vurguluyordu.

Kur'an-ı Kerim her iki görüşü de kabul ediyormuşçasına nakletmektedir; eğer bu iki görüş İslam inancına aykırı olsaydı, daha farklı bir şeklide nakleder veya onu eleştirirdi.
Nitekim şöyle buyuruyor: "(Ashâb-ı Kehf'in defnedildiği yeri bulanlar) o sırada kendi aralarında onların durumlarını (onlara nasıl saygı gösterilmesini) tartışıyorlardı: "Onların üstüne bir bina yapın!" dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onların işine gâlip gelenler (putperestlere gâlip gelen Hıristiyanlar), "Mutlaka onların üstüne bir mescid yapacağız" dediler..."
Mü'minlerin, özellikle akrabaların ve yakınların mezarlarını ziyaret etmek, yapıcı etkisi olan İslami inançlardan biridir.

Çünkü insanların hayat lambalarının söndüğü ıssız mezarlık vadisini görmek, insanın kalbini ve ruhunu sarsmakta, ibret alan kişilere ders vermektedir.
O sahneyi görenler içlerinden, "Sonu yığınlarca toprağın altına gömülmek olan bu geçici hayat, yakışmaz işlere girişmeye değmez" der ve nihayet hayat programlarını yeniden gözden geçirmeleri sonucu ruhlarında bir değişim meydana gelir. Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v.) bir hadiste bu noktaya değinerek şöyle buyuruyor:
"Mezarları ziyaret edin; çünkü mezarları ziyaret etmek insanlara ahiret yurdunu hatırlatır."

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v.), hayatının son günlerinde Bâki Mezarlığı'na gidip mezarlıktaki ölüler hakkında bağışlanma talebinde bulunarak şöyle buyurdu:
"Allah Teâlâ, Bâki Mezarlığı'na gelerek onlar için bağışlanma dilememi emretti" ve daha sonra, "Onları ziyarete gelince şöyle söyleyin: Selam olsun bu vadideki (kabir evindeki) mü'minlere ve Müslümanlara! Allah bizden önce gelip geçenlere ve bizden sonra geleceklere rahmet etsin; biz de Allah'ın izniyle size kavuşacağız."

Hadis kitaplarında, Allah velilerinin ve din önderlerinin mezarlarını ziyaret etmek müekked bir müstehab olarak geçmiştir.
Ehl-i Beyt İmamları, sürekli Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) ve kendilerinden önceki diğer imamların ziyaretlerine gider ve izleyicilerine de böyle yapmalarını tavsiye ederlerdi." ." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Cafer eserinden)























































































