logo
08 AĞUSTOS 2026

Koronavirüs 'süper güç' balonunu patlattı

Koronavirüs salgınıyla ‘süper güç’ rolü yapan ülkeler açığa çıktı. ‘Herkes cebindekini çıkarıp masaya koysun’ dendiğinde kimin cebinde ne var ortaya çıktı. Bu ortamda en acınası durumda olan ülke ise maalesef Türkiye

04.04.2020 12:40:00
 
 Koronavirüs 'süper güç' balonunu patlattı
 Koronavirüs 'süper güç' balonunu patlattı
AVUKAT LÜTFULLAH ÖNDER / EKONOMİ - ANALİZ

Hazinelerinin anahtarlarını develerle taşıyan Hz. Musa'nın amcazadesi Karun, ihtirasları nedeniyle bu serveti biriktirdi ve yine aynı ihtiras nedeniyle hazineleri ile birlikte yerin dibine gömüldü.

Ondan daha önce yaşayan Lidya Kralı Karun da, ihtirasları nedeniyle Pers kralı Kiros'a savaş açtı. Savaşı kaybedip hazinelerini kaptırdı. Yine kendilerini tanrı ilan edip halka kabul ettiren Mısır kralı firavunlar, hayatlarında altın biriktirmekle yetinmeyip mezarlara da altınla gömüldüler. Tüm bunlar yaşanırken aynı dönemde inanların çok büyük bölümü açlıktan ölmekte, ya da yarı aç, yarı tok yaşamaktaydı.

İnsanların yakalandığı amansız kalp hastalığı

Altın ve Gümüş'e değer vermeyen, parayı kullanmayan Astek ve İnka medeniyetleri, kendi çağının çok daha ilerisinde idi. Çünkü, tüm enerjilerini üretime ve ilerlemeye harcamışlardı. İspanyollar Amerika kıtasına ayak basınca her şey alt üst oldu. Yerli halk, yenilmeyen, içilmeyen, alet ve silah yapımı için çok yumuşak olan bu sarı metale duyulan olağanüstü ilgiye anlam veremeyip İspanyol Hernan Cortes'e bu ilginin sebebini sorunca Cortes; "Çünkü ben ve arkadaşlarım sadece Altının iyileştirdiği bir kalp hastalığına yakalandık" demişti.

Cortes İspanya'ya gemiler dolusu altın götürdü, ancak götürdüğü altının 10 katını götürse de yakalandığı kalp hastalığından kurtulamazdı. Çünkü insan ihtirasları doyumsuzdur. Peygamberimizin sözüyle; "bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister."  Oysa insan ihtiyaçları sınırlı ve basittir. Barınma, giyinme, yeme ve içme gibi…

Paylaşım savaşları sona erecek

Bu güne kadar ortaya atılan ekonomik sistemler, insan ihtiyaçlarını karşılamak yerine sınırsız insan ihtiraslarını doyurmak üzerine kurgulandı. Hâlbuki ekonomik sistemler; sınırsız olan insan ihtiraslarını doyurmak için değil, sınırlı olan insan ihtiyaçlarını karşılamak için kuramlarını oluşturmalıydı. Ekonomik sistemde ihtiras ve ihtiyaç ayrımı ilk kez Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde (MEM) yapıldı.

Sayın Baş, ekonominin tarifini tümüyle değiştirdi. Mevcut ekonomik sistemlerde ekonomi: "sınırsız insan ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılama bilimi" olarak tarif edilirken MEM'de ekonomi; "sınırlı insan ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklarla karşılama bilimi"  olarak tarif edilmektedir. Bu tanım değişikliği dünyada 9 bin yıldır devam eden paylaşım savaşlarının sonunu getirecek insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir.

Zincirleri olmayan modern kölelik

Ekonomi tanımının değişmesi kadar önemli Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaptığı bir diğer devrim ise, paranın tanımını değiştirmesidir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde Para "emek ve üretimin karşılığıdır. Bu sitemde; paranın kendisi alınıp satılmaz, mal ve hizmetin alınıp satılmasında mübadele aracı olarak kullanılır.  Yani Para ile para kazanılmaz. Para sadece emek ve üretim ile kazanılır. 
 
Prof. Dr. Haydar Baş'ı ve Milli Ekonomi Modeli'ni iyi anlamak için mevcut sistemin nasıl işlediğine bakmak gerek. Öncelikle ifade etmek gerekir ki; mevcut ekonominin 3 temel ayağı vardır; faiz, döviz ve borsa…

Televizyonların ekonomi haberlerini dinlediğinizde ya da gazetelerin ekonomi sayfalarını açtığınızda; faiz oranlarından, döviz kurundan, borsa rakamlarından bahsedildiğini görürsünüz. Borsadan para kazananlar, emek ve üretim ortaya koymadan kazanır. Faiz ve döviz üzerinden para kazananlar da aynı şekilde emek ve üretim ortaya koymaz. Yani mevcut ekonomik sistemde para kazananlar, emek ve üretim ortaya koymadan kazanır.

Aslında emek ve üretim olmadan birileri kazanç elde ediyorsa, birileri de kaybediyor demektir. Çünkü kumar masasında birileri kaybettiği için başkaları kazanmaktadır. Yani kazanç el değiştirmektedir. Başka bir deyişle; emek ve üretim ortaya koyanlar katma değer üretir, kazanç ortaya çıkar. Ancak kurulan soygun sistemi ile kazancın az bir kısmı emek ve üretimi ortaya koyanların eline geçerken, büyük bir kısmı, para ile para kazananların eline geçer. Yaklaşık 500 yıldır dünya insanlığının çok büyük bölümü, para için çalışırken, servet sahipleri parayı çalıştırır. Para için çalışan herkes aslında parayı elinde tutanların kölesi durumundadır. Bu zincirleri olmayan modern köleliktir.

Sömürü sisteminin merkezinde dolar var

Peki, para nasıl basılıyor? Para sahipleri bu parayı nasıl ele geçirip tutuyor? Sömürü çarkları nasıl dönüyor? Para ile kurulan sömürü siteminin merkezinde ABD doları vardır. Konunun anlaşılabilmesi için ABD dolarının rezerv para olma serüvenini anlatacağız. Ancak konunun daha iyi anlaşılması için dolara gelinceye kadar, dünyadaki ve ABD'deki para sistemini özetlemekte fayda görüyoruz.

Kâğıt para çıkıncaya kadar binlerce yıl, sadece madeni para vardı. Para, gümüş ve altından basılırdı. Bozuk para olarak da bakırın kullanıldığı oldu. Kâğıt para, ilk kez Çin'de çıktı. Yüzyıllar sonra Avrupa'ya gitti. Ancak her dönem kâğıt paranın karşılığı altındı. Doğuda, her zaman parayı devlet bastı. Ancak ABD tarihinde parayı hep özel şirketler bastı.



Yaklaşık 400 yıl önce ABD'de bankacılık faaliyetleri başladı ve her bir banka değerli madene karşılık para basardı.

Örneğin ABD'de, bağımsızlık kazanılmadan hemen önce 1600 banka, 7000 değişik çeşit banknot piyasaya sürmüştü. Özel bankalar para basıyor, 15-20 yılda bir paranın karşılıksız olduğunun anlaşılması ile kriz yaşanıyor, sistem çöküyordu. Sistem çökünce; batanlar, dolandıranlar, dolandırılanlar ortaya çıkıyor.

Ardından her şey sıfırlanıp aynı sistem pansuman birkaç tedbir ile yeniden devreye sokuluyordu. Kısaca ABD'de özel şirketler, 300 yıl boyunca karşılıksız para basıp insanları dolandırdı. 1900'lü yılların başında ABD'de 15 bin banka vardı ve hepsinin para basma hakkı vardı. 1913'te başkan Wilson'un onayı ile ülkenin en büyük 12 bankası birleşip FED' i kurdu. 300 yıl boyunca birbirini dolandıran Amerikalılar, o tarihten sonra dünyayı dolandırmaya başladılar. Yani ABD, bankacılık ve karşılıksız para basıp insanların emek ve üretimini sömürmek konusunda çok deneyimlidir. 

ABD doları nasıl rezerv para oldu?

Başkan Wilson'un onayı ile ABD'nin en büyük 12 bankasının birleşip kurdukları FED dolar basmaya başladı, ancak eş zamanlı olarak ABD'de on binlerce banka vardı ve hepsinin para basama hakkı vardı. Birinci dünya savaşı öncesinde tüm dünyada olduğu gibi ABD'de de altına karşılık kâğıt para basılıyordu. O dönemde altının büyük bölümü ABD'de idi. 1913'te ABD altın karşılığını yüzde 40 a düşürdüğünü dünyaya duyurdu.

Dünya savaşı nedeniyle tüm dünya ülkeleri altın rezervini tüketmişti. ABD'nin bu uygulamasını hemen kabul etti. Savaş çok maliyetli bir iştir. II. Dünya Savaşı henüz bitmeden ülkeler kasalarını boşaltmışlardı. 1944'te, 44 ülkeden 730 temsilcinin katılımıyla 22 gün süren çalıştay yapıldı. Sonunda işletmeci Harry D. White ile iktisatçı john M. Keynes tarafından kurgulanan 'Bretton Woods'  anlaşması imzalandı. 
 
Bu anlaşma ile ABD doları altına karşılık, yerel paralar ise dolara karşılık basılacaktı. Dünyadaki altının büyük bölümü yine ABD'nin elindeydi. Bu nedenle dünya, ABD'nin bu teklifini de kabul etti. O günden sonra dolar rezerv para olmuştu. 1 dolar 0.88867 gram altına eşitlenmiş, ABD tarafından, ülkelerin talep etmesi halinde doları altın ile değiştirme garantisi verilmişti. O günden sonra ülkelerin merkez bankaları kasalarına koyduğu dolara karşılık para bastı. Örneğin siz TL basacaksınız, faizli dolar borç alıp kasanıza koyuyorsunuz, rezerv olarak tuttuğunuz dolara karşılık TL basıyorsunuz. Bu uygulama ile dünyadaki ülkelerin milli paraları buharlaştı.

Ülkelerin bastığı kendi paraları, Prof. Dr. Haydar Baş'ın deyimiyle milli para değil, doların tercümesi yani "tercüme para" oldu. 1961 yılına gelindiğinde; dünyadaki dolar miktarı ABD kasasındaki altının 12 katıydı. Dünya ülkeleri bundan rahatsızdı. Fransa'nın dolara karşılık ABD'den altın istemesiyle ABD kasasındaki altının yarısı eridi. Foyası ortaya çıkan ve bunu daha fazla gizleyemeyeceğini gören ABD, 1971 yılında; doları altın ile değiştirme sistemini kapattığını duyurdu. Doların karşılıksız olduğunun ortaya çıkması ile dolara karşılık basılan paralar da karşılıksız olmuş oldu. Birinci dünya savaşında, ittifak devletlerinin kaybetmesi ile aynı tarafta savaşa giren Osmanlı'nın da savaşı kaybetmiş sayılması gibi fatura herkese kesildi. Dönemin ABD Hazine Bakanı, "Dolar bizim paramız, ancak sizin sorununuz" dedi. 1971 yılından günümüze, doların satın alma gücü 100'den 1'e düştü. 
 
Altının satın alma gücü ise 1'den 80'e yükseldi. Son 50 yılda Altın ile dolar arasındaki denge 180 kat bozuldu. Yani ABD; karşılıksız para basarak dünyayı at edip bindi, eşek edip sürdü.

Devletler, şirketler ve insanlar borçlu

Gelinen noktada ülkeler borçlu, şirketler borçlu, halklar borçlu.
 
ABD 21.2 trilyon dolar, İngiltere 8.5 trilyon dolar, Fransa 5.7 trilyon dolar, Almanya 5.4 trilyon dolar, Hollanda 4.5 trilyon dolar borçlu durumda. Bu liste uzayıp gidiyor. Dünyadaki tüm devletler borçlu.  
 
Şirketler, yani özel sektör borçlu. Tüketici konumunda olan halklar borçlu. 
 
Ve bu borçlara her gün milyar dolar faiz ödeniyor. Peki, herkes borçlu ise bu borcun alacaklısı kim? Borçlu sayısı uzayıp gidiyor ancak alacaklı sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Alacaklı, ABD FED'inin ortağı olan aileler, küresel şirketler…

Foya ortaya çıktı yeni aldatmaca devrede

1971 yılında ABD dolarının altına karşılık basılmadığının ortaya çıkması ile yeni bir aldatmacaya ihtiyaç vardı. Bu aldatmaca bulundu ve yine dünyaya kabul ettirildi. Propaganda şu: "ABD'nin sanayisi, teknolojisi, dev firmaları var. Dünyanın birçok devletinin bütçelerinden daha büyük sermayeye sahip dev yazılım ve finans şirketleri var. ABD dolarının karşılığı bunlardır." 

ABD bu fikrileri, Hollywood aracılığı ile propaganda ve reklamlarla, Pentagon aracılığı ile; insanların kafasına vura vura tüm dünyaya kabul ettirildi. İnsanlık, "ABD doları hem yerli para, hem konvertibl para hem de rezerv para oluyor da bizim paramız niçin olamıyor" diye sormadı. "Doların karşılığı, ABD şirketleri ve varlığı oluyor da, bizim paramızın karşılığı neden bizim şirketlerimiz ve üretimimiz olmuyor" diye sormadı.

Sordu ise de cevabını bilemedi, bildi ise bu sömürüye son verecek bir çözüm üretemedi. Bu suskunluk ve sömürü, 2005 yılında Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli tezi, dünyaya deklere edinceye kadar devam etti.

Fransa'da devrimciler nasıl para bastı?

1789 Fransız İhtilali, 'yeniçağ'ı kapatıp 'yakınçağ'ı açan dünya tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir. Dünya ekonomik ve siyasi hayatındaki önemi malum. Bilindiği üzere; Fransız Devrimi, dönemin zenginlerine ve asillerine karşı yapılmıştır. Devrim başarılır, ancak zenginlik devrilen tarafın elindedir. Devrimi ayakta tutmak için paraya ihtiyaç vardır. Fransız ihtilali yapılmadan önce, Fransa topraklarının 5'te 1'i Kiliselere aitti.

Devrim ile birlikte kilisenin topraklarına el konulmuştu. Devrimden sonra çıkış arayan yeni yönetim işte bu topraklara karşılık para bastı. Basılan paranın üzerine, "Bu paranın karşılığı Fransa topraklarıdır" yazıldı. İnsanlar;"toprak sağlam bir karşılık kimse toprağı alıp bir yere de götüremez" dedi ve basılan paraya güven duyarak kullandı. Tüm dünyayı etkileyen Fransız devriminin kalıcı olması, devrimcilerin Fransa topraklarına karşılık para basması nedeniyledir. Dünya tüm bunları unutmuş, kendisine dayatılan sömürü düzenini sorgulamadan kabul etmişti. 



Para gerçek karşılığını buldu

Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli ile para ile para kazanmanın önüne geçecek yeni bir para tanımı yaptı. Para; "emek ve üretimin karşılığıdır." Uluslararası ticaret açısından paranın konvertibl olması gerekir.

Bunun için de paraya karşılık gösterilmesi gerek. Sayın Baş; ülkenin yeraltı kaynaklarının mahkeme kararı ile tespit edilmesi, mahkeme kararı ile tespit edilen yeraltı kaynaklarına karşılık para basılması fikri ile gerçek anlamda paraya bir karşılık oluşturmanın formülünü ortaya koydu. Sonra ilk kez Milli Para kavramını dile getirdi.

"ABD doları; hem ABD'nin yerli parası, hem konvertibl olup uluslararası ticarette kullanılan para, hem de rezerv para olabiliyor ise her ülkenin kendi parası da aynı haklara sahip olmalı" dedi. "Her ülke kendi emek ve üretimine karşılık para basmalı, dış ticarette de milli paralar kullanılmalı" dedi. 2009 yılında Önce Rusya ile Çin arasında milli paralarla ticaret anlaşması yapıldı. Sonra Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika bu anlaşmaya taraf oldu. BRICS ülkeleri kendi ekonomilerini Milli Paralar ile ticaret tezi üzerinden şekillendirdi.

Daha sonra bu ülkeler ile üçüncü ülkeler benzer anlaşmalar yapmaya başladı. Dünya ticaretinde ABD dolarının kullanımı her geçen gün azalmaya, yıllardan bu yana devam eden sömürünün faturası ABD'ye kesilmeye başlamıştı. Çünkü, ABD doları ülkesine dönerken karşılığında mal ve hizmet isteniyordu. ABD başta olmak üzere kapitalist batı ülkeleri her geçen gün batarken milli paralarını basıp kullanan ülkeler yükseliyordu. Ancak batı ülkeleri; kuyruğu dik tutmaya, tükendiği halde tüm dünyaya, "yıkılmadım ayaktayım" mesajı vermeye çalışıyordu. Bu göstermelik duruş da, koronavirüs ortaya çıkıncaya kadar sürdü.

En acınası durumda olan Türkiye

Çok hızlı yayılan koronavirüsünün yayılmasının önüne geçmenin tek yolu, insanların temas etmesini engellemektir. Bunu sağlamanın en kestirme yolu da, sokağa çıkma yasağı koymaktır. Sokağa çıkma yasağı koymak kolay, ancak milyonlarca vatandaşına evinde bakabilmek ekonomik güç gerektiriyor. ABD buna cesaret edemedi. Avrupa ülkeleri de sokağa çıkma yasağı koyamadı ve on binlerin ölümünü izliyor.

Çin 1.5 milyar nüfusa, Hindistan 1.4 milyar nüfusa, Rusya 150 milyon nüfusa bakmayı göze aldı. Hiç tereddüt etmediler. Hemen sokağa çıkma yasağı koydular. Ancak çok güçlü ekonomisi var denen Almanya 80 milyon nüfusa, İtalya 60 milyon Nüfusa, Fransa 70 milyon nüfusa bakmayı göze alamadı. ABD 330 milyon nüfusa bakmayı hiç göze alamadı. Çin ve Rusya kendi halkına bakmanın yanı sıra batı ülkelerine yardımlar yapıyorlar. Uçaklar dolusu tıbbi cihaz gönderiyorlar. Koronavirüs ile blöf yapan ülkeler açığa çıktı. Herkes cebindekini çıkarıp masaya koysun" dendiğinde kimin cebinde ne var ortaya çıktı. Bu ortamda en acınası durumda olan ülke maalesef Türkiye. 
 
Tüm ülkeler az çok cebinden bir şeyler çıkarıp masaya koydu. Vatandaşına destek olmak için paketler açıkladı. Türkiye hükümeti ise halka IBAN numarası verip yardım kampanyası başlattı. Ancak Türk devleti de Türk milleti de bu sonucu kendisi tercih etti. Çin'de, Rusya'da, Hindistan'da fikirleri uygulanan Haydar Baş Hocayı dinlemek yerine, 18 yıllık yönetimin sonucunda ülkeyi milletin SMS ile yapacağı 10 TL'lik yardımına muhtaç eden insanları seçti. Her seçimde aynı yanlışı yapmakta ısrar etti ve bu gün bu fatura ile karşı karşıya.

Millet doğruya sırt döndü

Milletin karşı karşıya olduğu bu ağır faturanın bir diğer sebebi de şudur. İnsanlar akılları ile düşünür, ancak kalpleri ile karar verir. O nedenle çoğu zaman akli olanı tercih etmez. Örneğin sigaranın sağlığa zararlı olduğunu herkes bilir. Bu konuda tartışma yoktur. Ancak milyonlarca insan gene sigara kullanmaya devam eder. Akli izahlar tiryakileri sigaradan vazgeçirmez.

Ancak herhangi bir kullanıcı, örneğin akciğer kanseri olduğunu ve 3 aylık ömrünün kaldığını öğrendiğinde bir anda sigaradan nefret eder. Yani insanların, alışkanlıklarından vazgeçmesi ve keskin dönüş yapabilmesi için çoğu zaman ciddi bir tramvaya ihtiyaçları vardır. Bir diğer ölçü de şudur: İnsan hata yapabilir. Hataya dinde günah, hukuk sisteminde taksir denir. Her ikisinde de kast yoksa yaptırım azdır.

Ancak hatada ısrar, kastın varlığını gösterir. Kastın yaptırımı ise ağırdır. Millet doğruya sırt döndü ve yanlışı tercih etti. Ve bu yanlışı defalarca tekrarlayarak yani yanlışta ısrar ederek kastını ortaya koydu. Yukarıda belirttiğimiz üzere, kastın yaptırımı ağırdır.



Buhrandan çıkışın anahtarı Baş'ta

Şimdilik dünya koronavirüsün insan sağlığına etkilerini konuşuyor ve bundan korkuyor. Ancak önümüzdeki aydan itibaren dünya; virüsün ekonomik etkilerini ve sonuçlarını yaşamaya başlayacak. Şirketler batacak, milyonlar, belki de milyarlarca insan işsiz kalacak.

Yani insanlık büyük bir ekonomik travma yaşayacak gibi gözüküyor. Bu travma insanların kötü alışkanlıklarından vazgeçmesine, kararlarını değiştirmelerine sebep olacaktır. Dünya kendi iradesi ile bu çarpık kapitalist sistemi değiştirmediği için sakat temeller üzerine kurulu bu çarpık sistem, şimdi kapitalist ülkelerin üzerine çöküyor. Prof. Dr. Haydar Baş'ı ve onun Milli Ekonomi Modeli'ni iyi okuyup anlamak lazım.

Çünkü, bu buhrandan çıkışın anahtarı ondadır. Hatta tekrar tekrar okumak lazım. Meşhur Rus iktisatçı Prof. Dr. Valery Lebedev'in dediği gibi; "Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli tezinin satır aralarında gizli kodlar var. Her okuduğunuzda yeni bir kodu çözersiniz."  

Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü


 
 
Afyonkarahisar'da Kütahyalılar firmasına ait yolcu otobüsü kamyonete çarptı, 1 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

08.08.2026 13:09:00 / Güncelleme: 08.08.2026 13:21:20
AA
 
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü

Afyonkarahisar'da yolcu otobüsünün kamyonete çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı. Kütahyalılar firmasına ait, Z.Y. yönetimindeki 43 KP 338 plakalı yolcu otobüsü, Afyonkarahisar-Antalya kara yolu Sinanpaşa ilçesine bağlı Akören beldesi yakınlarında, H.S. idaresindeki 06 BFV 460 plakalı kamyonete arkadan çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi.



Kamyoneti bariyerlerin ötesine fırlattı

Bariyerlere çarpan kamyonetin sürücüsü H.S'nin olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kamyonette bulunan 1 kişi ile otobüsteki 14 kişi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

8 Ağustos onların günü


 
2002 yılında Uluslararası Hayvan Refahı Fonu (IFAW) tarafından başlatılan ve her yıl 8 Ağustos'ta kutlanan Uluslararası Kedi Günü'nde, kedilerle ilgili farkındalık oluşturmak ve korunma sorununa dikkati çekmek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Marketten ya da bakkaldan alacağınz yaş mamayla özellikle sokak kedilerini ödüllendirelim.

08.08.2026 13:02:00
HABER MERKEZİ/AA
 
8 Ağustos onların günü
8 Ağustos onların günü

2002 yılında Uluslararası Hayvan Refahı Fonu (IFAW) tarafından başlatılan ve her yıl 8 Ağustos'ta kutlanan Uluslararası Kedi Günü'nde, kedilerle ilgili farkındalık oluşturmak ve korunma sorununa dikkati çekmek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Marketten ya da bakkaldan alacağınz yaş mamayla özellikle sokak kedilerini ödüllendirelim.

Bu kapsamda, nesli tükenme tehlikesi altındaki kedi türlerinin korunması için çeşitli bilimsel ve kurumsal çalışmalar yürütülüyor. Vahşi türler için doğal yaşam alanları korunurken; evcil ırklarda genetik saflığın devamı için kontrollü üretim programları uygulanıyor. Türkiye'nin simgelerinden biri olan Ankara kedisi de nesli tükenme tehlikesi altında olması nedeniyle koruma altında bulunan türler arasında yer alıyor. En eski uzun tüylü kedi ırklarından biri olarak tanımlanan ve Avrupa'da "Angora" kedisi olarak bilinen Ankara kedisi, kendine has uzun ve parlak tüyleri ve farklı renkte gözleriyle dikkati çekiyor.

Kandil bu işe çok kızacak!

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı

08.08.2026 09:57:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kandil bu işe çok kızacak!
Kandil bu işe çok kızacak!
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı.

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, 7'nci Hudut Alay Komutanlığı ve Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde uyuşturucu ticareti yapanlara yönelik çalışma başlatıldı.



Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği titiz istihbari çalışmalar sonucunda belirlenen adrese operasyon düzenlendi. Havadan JİHA'ların da destek verdiği operasyonda, 253 kilogram esrar ele geçirildi, uyuşturucu ticareti yaptığı değerlendirilen 1 şüpheli yakalandı.

Açıklamada, uyuşturucuyla mücadeleye yönelik operasyonların kararlılıkla ve kesintisiz bir şekilde devam edeceği vurgulanarak, operasyonu başarıyla yürüten ve emeği geçen tüm güvenlik güçleri ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tebrik edildi.

Narko-terör



PKK terör örgütü, uluslararası raporlarda ve güvenlik kaynaklarında uyuşturucu ticaretini en birincil finansman kaynağı olarak kullanan tipik bir "Narko-Terör" örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde devlet sponsorluklarının azalmasıyla birlikte PKK, silah temini, lojistik altyapı ve militan iaşesini sürdürebilmek için uyuşturucu kaçakçılığı ağlarına doğrudan entegre olmuştur

Dev finansal hacim



Europol ve uluslararası istihbarat raporlarına göre, PKK'nın uyuşturucu ticaretinden elde ettiği yıllık gelirin 1.5 milyar ile 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Bu devasa nakit akışı; silah alımlarında, kampların idamesinde ve kara para aklama faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

232 belediye başkanı CHP’den istifa etti

YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Tüzün, ana muhalefet partisinde büyük bir kırılma yaşandığını belirterek, 232 belediye başkanının CHP'den istifa ettiğini ve büyük bölümünün yeni partiye katıldığını açıkladı. Tüzün, ağustos ayı sonuna kadar bu sayının 300'ü aşacağını öngördüklerini ifade etti

07.08.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
232 belediye başkanı CHP’den istifa etti
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, yerel yönetimler bazında Türk siyasi tarihinin en büyük kitlesel geçiş dalgalarından birinin yaşandığını iddia etti. Özgür Özel liderliğinde CHP'den ayrılan 91 milletvekilinin kurduğu YENİ Parti saflarına, belediye başkanlarının da hızla eklenmeye başladığı belirtildi.

İstifaların kurumsal dağılımı ve 28 il detayı

Toplantıda istifa eden belediye başkanlarının kırılımını net rakamlarla paylaşan Tüzün, yerel yönetim temsilcilerinin resmi kayıt işlemlerine başladığını dile getirdi. Paylaşılan verilere göre istifa eden 232 belediye başkanının kurumsal dağılımı şu şekilde:

• Büyükşehir ilçelerine bağlı 109 ilçe belediye başkanı

• İllere bağlı 54 ilçe belediye başkanı

• Beldelere bağlı 50 belde belediye başkanı

• İl belediye başkanlığı düzeyinde başvuran 17 isim

Tüzün, yaşanan bu istifa dalgasının ardından Türkiye genelindeki 28 ilde hiç CHP'li belediye başkanı kalmadığını ileri sürdü. Bu iller arasında Aydın, Bursa, Balıkesir, Hatay, Bolu, Bilecik, Çanakkale, Kocaeli, Manisa, Samsun ve Trabzon gibi kritik büyükşehir ve merkez iller yer alıyor.

"Ay sonunda sayı 300'ü geçecek"

Büyükşehir belediye başkanlarının geçiş takvimine de değinen Tüzün, ağustos ve eylül aylarında yapılacak belediye meclis toplantılarındaki aritmetik dengelerin korunmasının önemine dikkat çekti. Meclis dengeleri gözetildiği için birçok başkanın istifasını beklettiğini söyleyen Tüzün, "Belediye başkanlarımızın bizzat tarafımı arayarak ilettikleri beyanlar doğrultusunda, ağustos ayı sonu itibarıyla istifa edenlerin sayısının 300'ü geçeceğini tahmin ediyoruz" dedi.

Büyükşehirlerde son durum ne?

Gazetecilerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollere yönelik sorularını yanıtlayan Yaşar Tüzün, güncel durumu şu sözlerle özetledi: "İstanbul ve Ankara ile ilgili şu an için herhangi bir resmi görüşme ya da geçiş açıklaması söz konusu değil. Eskişehir, Muğla ve Tekirdağ gibi iller süreci kendi içlerinde değerlendirecek."

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçeceği iddialarını yalanlayan Tüzün, kendisinin geçmişteki başarılı çalışmalarını hatırlatarak "Biz kendisiyle YENİ Partimizde buluşmayı umut ediyoruz" açıklamasında bulundu.

CHP'li 19 il belediye başkanından 17'sinin partiye başvurduğunu belirten Tüzün, Bartın Belediye Başkanı'nın kararını haftaya açıklayacağını, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin ise CHP'de kalmayı tercih ettiğini ve bu karara saygı duyduklarını vurguladı.

YENİ Parti'nin yerel yönetimlere dair temel ilkelerini ve vizyon belgesini ise önümüzdeki günlerde kapsamlı bir lansmanla kamuoyuna duyuracağı bildirildi.

Adalet Komisyonu önünde gerginlik

Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" düzenlemesi olarak bilinen 12 maddelik kanun teklifinin görüşmeleri olaylı başladı. Toplantı salonunun kapısında İYİ Partili vekiller ile AK Partili üyeler arasında salonun küçüklüğü ve kapıların açılmaması nedeniyle sert tartışmalar yaşandı

07.08.2026 17:20:00
Haber Merkezi
 
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), tarihi adımlardan biri olarak nitelendirilen "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki çerçevesini belirleyecek yasa teklifi için kritik bir viraja girdi.

Resmi adı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" olan 12 maddelik düzenleme, bugün saat 15.30 itibarıyla TBMM Adalet Komisyonu'nda masaya yatırıldı. Ancak görüşmeler öncesinde komisyon salonunun girişinde tansiyon yükseldi.

Kapıda "salon" kavgası: İYİ Partili vekiller tepki gösterdi

Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanacak kurul öncesinde, salon kapısının geç açılması ve toplantının fiziki olarak yetersiz, küçük bir salonda yapılması muhalefetin tepkisini çekti.

TBMM Adalet Komisyonu salonu önünde bekleyen İYİ Parti milletvekilleri ile AK Parti milletvekilleri arasında sert sözlü tartışmalar yaşandı. İYİ Partili vekiller, böylesine kritik bir kanun teklifinin kamuoyundan ve milletvekillerinden kaçırılarak dar alanlarda müzakere edilmek istendiğini öne sürdü. Gerginliğin ardından komisyon, tartışmaların gölgesinde ilk oturumuna başladı.

Komisyon başkanı yüksel: "Bir af düzenlemesi değil"

Gergin başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel, düzenlemenin içeriğine dair net mesajlar verdi. Söz konusu teklifin kesinlikle bir genel af niteliği taşımadığını vurgulayan Yüksel, "Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın sürelik kanayan yarasını sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Tarihi bir sorumluluğu yerine getiriyoruz" ifadelerini kullandı.

12 maddelik teklif neleri içeriyor?

Meclis Başkanlığına sunulan ve önümüzdeki hafta Genel Kurul'dan geçmesi planlanan teklifin öne çıkan hukuki detayları şunlar:

MGK Şartı ve 6 Aylık Süre: Düzenlemenin hayata geçmesi için Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) terör örgütünün fiilen lağvedildiğini ve silah bıraktığını Resmi Gazete'de ilan etmesi gerekiyor. Bu ilanın ardından örgüt mensuplarına adli makamlara başvurmaları için 6 aylık süre tanınacak.

Ceza Ertelemeleri: Silah bırakma şartına uyanların; örgüt üyeliği, yardım ve propaganda gibi suçlardan aldıkları cezalar belirli sürelerle ertelenecek. 15 yıl altı hapis cezaları için 5 yıl, 15 yıl üzeri cezalar için 10 yıl infaz erteleme uygulanacak.

Hak Yoksunluğu Kontrolü: Cezası ertelenen kişilere erteleme süresine göre 2 ya da 3 yıl boyunca seçme ve seçilme gibi hak yoksunlukları uygulanacak. Süreç içinde yeni bir terör suçu işlenirse erteleme kararı düşecek ve infaz kaldığı yerden devam edecek.

Öcalan ve Yönetim Kadrosu Kapsam Dışı: Düzenlemede 1 Haziran 2005 öncesindeki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları ile kasten adam öldürme gibi ağır suçlar tamamen kapsam dışı bırakıldı. Böylece teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Kandil'deki tepe yöneticilerin yasadan yararlanmasının hukuken önüne geçildi.

Komisyondaki görüşmelerin hızla tamamlanarak kanun teklifinin önümüzdeki hafta Genel Kurul'a indirilmesi ve yasalaşması bekleniyor.

"Terörsüz Türkiye" sürecinde bugüne nasıl gelindi?

1 Ekim 2025 – İlk Sinyal: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşarak yeni bir sürecin kapısını araladı.

22 Ekim 2025 – Tarihi Çağrı: Devlet Bahçeli, parti grup toplantısında teröristbaşı Abdullah Öcalan'a hitaben, örgütü tasfiye ettiğini ve silah bıraktığını haykırması şartıyla "Umut Hakkı" kullanımı dahil yasal düzenlemelerin yapılabileceği tarihi çağrısını gerçekleştirdi.

Ekim - Aralık 2025 – Siyasi Trafik: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli'nin çağrısına tam destek verdiğini açıkladı. AK Parti, MHP ve DEM Parti hukukçuları arkada yasal zemin oluşturmak için teknik çalışmalara başladı.

Bahar 2026 – Bölgesel Görüşmeler: Sınır ötesindeki gelişmeler ve Türkiye'nin diplomatik adımları doğrultusunda terör örgütünün tasfiye sürecine yönelik uluslararası ve bölgesel istişareler yürütüldü.

5 Ağustos 2026 – Teklif Meclis'te: AK Parti, MHP ve DEM Parti gruplarından 360 milletvekilinin ortak imzasıyla hazırlanan 12 maddelik yasa teklifi resmi olarak TBMM Başkanlığına sunuldu.

7 Ağustos 2026 (Bugün) – Komisyonda İlk Oturum: Teklif, TBMM Adalet Komisyonu'nda muhalefet partilerinin fiziki alan yetersizliği protestoları ve sert tartışmalar eşliğinde ilk kez görüşülmeye başlandı.

Anlaşmanın detayları belli oldu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu

07.08.2026 16:20:00
AA
 
Anlaşmanın detayları belli oldu
Anlaşmanın detayları belli oldu
Konuyla ilgili yetkililerden alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan Mekke Anlaşması, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.

Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Mekke Anlaşması, artan bölgesel ve uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak mücadele zemini oluşturmak amacıyla bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların somut sonucu olarak görülüyor.

Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.

Herhangi bir ittifak veya anlaşmadan kopuş anlamına gelmeyen Mekke Anlaşması, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlayarak bölgesel güvenliği güçlendiriyor ve diğer bölge ülkelerinin katılımına açık bir işbirliği zemini oluşturuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarını pekiştiren, kendi savunmalarının yanı sıra bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sağlayacak bir anlaşma niteliği taşıyor.

Anlaşma, "bölgede barışın, huzurun ve güvenliğin destekleyici unsuru" olarak değerlendiriliyor.

"Türkiye'nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıklarının birbirinin alternatifi olmadığını, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılar" olduğunu belirten yetkililer, "Bu anlaşma saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" değerlendirmesinde bulundu.

"Mekke Anlaşması'nın, hiçbir ülkeyi hedeflemediğini, mevcut diyalog kanallarını kapatmadığını" vurgulayan yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi.

Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Türkiye açısından bakıldığında, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölge ve İslam dünyası için her anlamda tarihi nitelikte olduğu yorumunu yapan yetkililer, "bölgedeki güvenlik mimarisinin Mekke Anlaşması ile yeniden dizayn edildiği" değerlendirmesini yaptı.

Anlaşmayla Türkiye'nin başka çatışmalara sürüklenmediğini, bölgesel etkisini ve tecrübesini bölgenin güçlü aktörleriyle birleştirdiğini belirten yetkililer, "Türkiye değişen ve karmaşıklaşan uluslararası güvenlik ortamında işbirliği seçeneklerini çeşitlendiren bir düzenlemeye imza atmıştır. Türkiye'nin Mekke Anlaşması'na imza atması, küresel deniz ticaret yollarının güvenliğini güçlendirerek ihracata, enerji tedarikine ve ekonomik istikrara katkı sağlayacaktır. Anlaşmaya katılım, Türk askerinin her bölgesel krize gönderileceği anlamına gelmemektedir. Kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları anayasal düzen ile ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınacaktır." ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerine zarar vermediğini vurgulayan yetkililer, şunları kaydetti:

"Anadolu'dan Hicaz'a, İslamabad'dan Riyad'a uzanan kardeşlik hattı, ortak değerlerin ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran milletlerin iradesini temsil etmektedir. Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tarihi bir sorumluluğun günümüzdeki stratejik karşılığıdır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yalnızca devletler arası çıkarlara değil, ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına dayanmaktadır."

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
 

07.08.2026 11:06:00
AA
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın, üçlü ortak savunma anlaşması imzalayacağı bildirildi.

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Suudi Arabistan'da ortak savunma anlaşması imzalayacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günübirlik çalışma ziyareti için bu sabah Suudi Arabistan'a hareket etmişti.

Pakistan, ABD-İran savaşını sona erdirmek için arabuluculuk çalışmalarında bulunurken, Türkiye Gazze'de ateşkesin sağlanması yönünde diplomatik alanda aktif rol oynadı.

Pakistan ve Suudi Arabistan, 2025'te ortak bir savunma anlaşması imzalayacaklarını duyurmuştu.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 17 Eylül'de "Ortak Stratejik Savunma Anlaşması" imzalamıştı.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi

07.08.2026 11:01:00
Haber Merkezi
 
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi
 Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) heyeti, Ankara Güvenpark'ta eylemlerini sürdüren er şehit yakınları ve er gazilerini ziyaret ederek taleplerine destek verdi.

BTP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Albay Selim Oktay, Ankara İl Başkanı Emekli Yarbay Hüseyin Kuloğlu, Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi Aydın İlik, Çankaya İlçe Başkanı Mehmet Yalçın Vona, Altındağ İlçe Başkanı Bayram Güzel ve Ankara teşkilatından Ayhan Kuru'nun yer aldığı heyet, Güvenpark'ta bir araya geldiği şehit yakınları ve gazilerle görüş alışverişinde bulundu.

Ziyarette, BTP Genel Başkanı Avukat Hüseyin Baş'ın selamı, eylemcilerin sözcüsü Gazi Erdem Çerçioğlu aracılığıyla tüm şehit yakınları ve gazilere iletildi.

Görüşmede, şehit yakınları ve gazilerin dile getirdiği talepler ile "Terörsüz Türkiye" adıyla yürütülen sürece ilişkin endişeleri dinlendi. BTP heyeti, şehit aileleri ve gazilerin haklı mücadelelerinin yanında olduklarını belirterek, partinin konuya ilişkin değerlendirmelerini ve çözüm önerilerini paylaştı.



Ziyaretin ardından açıklamalarda bulunan BTP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Albay Selim Oktay, şehit aileleri ve gazilerin haklı mücadelelerini desteklediklerini vurguladı.

Oktay, tüm şehit aileleri ve gazilere, yaşamlarının geri kalanında kimseye muhtaç olmadan onurlu bir hayat sürdürebilecekleri düzeyde maaş bağlanması gerektiğini belirterek, devletin mevcut imkânlarının bunu karşılayabilecek güçte olduğunu ifade etti.

Selim Oktay ayrıca, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin şehit aileleri ve gazilerin dile getirdiği endişeleri dikkatle dinlediklerini, Bağımsız Türkiye Partisi'nin bu konudaki duruşunu ve kararlılığını kendileriyle paylaştıklarını söyledi.

BTP heyeti, şehit yakınları ve gazilerin taleplerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek ziyaretini tamamladı.

Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı

Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı

07.08.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
 
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Ezine'de 14 kaçak göçmen yakalandı
Çanakkale'nin Ezine ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerince Ezine açıklarında bir grup kaçak göçmen olduğu tespit edildi. Bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik botu 'KB-57' tarafından hareket halinde durdurulan fiber karinalı lastik bot içinde 14 kaçak göçmen yakalandı.

Kaçak göçmenler işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine (GÖKSEM) teslim edildi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.