logo
28 EYLÜL 2026

Koronavirüs 'süper güç' balonunu patlattı

Koronavirüs salgınıyla ‘süper güç’ rolü yapan ülkeler açığa çıktı. ‘Herkes cebindekini çıkarıp masaya koysun’ dendiğinde kimin cebinde ne var ortaya çıktı. Bu ortamda en acınası durumda olan ülke ise maalesef Türkiye

04.04.2020 12:40:00
 
 Koronavirüs 'süper güç' balonunu patlattı
 Koronavirüs 'süper güç' balonunu patlattı
AVUKAT LÜTFULLAH ÖNDER / EKONOMİ - ANALİZ

Hazinelerinin anahtarlarını develerle taşıyan Hz. Musa'nın amcazadesi Karun, ihtirasları nedeniyle bu serveti biriktirdi ve yine aynı ihtiras nedeniyle hazineleri ile birlikte yerin dibine gömüldü.

Ondan daha önce yaşayan Lidya Kralı Karun da, ihtirasları nedeniyle Pers kralı Kiros'a savaş açtı. Savaşı kaybedip hazinelerini kaptırdı. Yine kendilerini tanrı ilan edip halka kabul ettiren Mısır kralı firavunlar, hayatlarında altın biriktirmekle yetinmeyip mezarlara da altınla gömüldüler. Tüm bunlar yaşanırken aynı dönemde inanların çok büyük bölümü açlıktan ölmekte, ya da yarı aç, yarı tok yaşamaktaydı.

İnsanların yakalandığı amansız kalp hastalığı

Altın ve Gümüş'e değer vermeyen, parayı kullanmayan Astek ve İnka medeniyetleri, kendi çağının çok daha ilerisinde idi. Çünkü, tüm enerjilerini üretime ve ilerlemeye harcamışlardı. İspanyollar Amerika kıtasına ayak basınca her şey alt üst oldu. Yerli halk, yenilmeyen, içilmeyen, alet ve silah yapımı için çok yumuşak olan bu sarı metale duyulan olağanüstü ilgiye anlam veremeyip İspanyol Hernan Cortes'e bu ilginin sebebini sorunca Cortes; "Çünkü ben ve arkadaşlarım sadece Altının iyileştirdiği bir kalp hastalığına yakalandık" demişti.

Cortes İspanya'ya gemiler dolusu altın götürdü, ancak götürdüğü altının 10 katını götürse de yakalandığı kalp hastalığından kurtulamazdı. Çünkü insan ihtirasları doyumsuzdur. Peygamberimizin sözüyle; "bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister."  Oysa insan ihtiyaçları sınırlı ve basittir. Barınma, giyinme, yeme ve içme gibi…

Paylaşım savaşları sona erecek

Bu güne kadar ortaya atılan ekonomik sistemler, insan ihtiyaçlarını karşılamak yerine sınırsız insan ihtiraslarını doyurmak üzerine kurgulandı. Hâlbuki ekonomik sistemler; sınırsız olan insan ihtiraslarını doyurmak için değil, sınırlı olan insan ihtiyaçlarını karşılamak için kuramlarını oluşturmalıydı. Ekonomik sistemde ihtiras ve ihtiyaç ayrımı ilk kez Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde (MEM) yapıldı.

Sayın Baş, ekonominin tarifini tümüyle değiştirdi. Mevcut ekonomik sistemlerde ekonomi: "sınırsız insan ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılama bilimi" olarak tarif edilirken MEM'de ekonomi; "sınırlı insan ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklarla karşılama bilimi"  olarak tarif edilmektedir. Bu tanım değişikliği dünyada 9 bin yıldır devam eden paylaşım savaşlarının sonunu getirecek insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir.

Zincirleri olmayan modern kölelik

Ekonomi tanımının değişmesi kadar önemli Prof. Dr. Haydar Baş'ın yaptığı bir diğer devrim ise, paranın tanımını değiştirmesidir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde Para "emek ve üretimin karşılığıdır. Bu sitemde; paranın kendisi alınıp satılmaz, mal ve hizmetin alınıp satılmasında mübadele aracı olarak kullanılır.  Yani Para ile para kazanılmaz. Para sadece emek ve üretim ile kazanılır. 
 
Prof. Dr. Haydar Baş'ı ve Milli Ekonomi Modeli'ni iyi anlamak için mevcut sistemin nasıl işlediğine bakmak gerek. Öncelikle ifade etmek gerekir ki; mevcut ekonominin 3 temel ayağı vardır; faiz, döviz ve borsa…

Televizyonların ekonomi haberlerini dinlediğinizde ya da gazetelerin ekonomi sayfalarını açtığınızda; faiz oranlarından, döviz kurundan, borsa rakamlarından bahsedildiğini görürsünüz. Borsadan para kazananlar, emek ve üretim ortaya koymadan kazanır. Faiz ve döviz üzerinden para kazananlar da aynı şekilde emek ve üretim ortaya koymaz. Yani mevcut ekonomik sistemde para kazananlar, emek ve üretim ortaya koymadan kazanır.

Aslında emek ve üretim olmadan birileri kazanç elde ediyorsa, birileri de kaybediyor demektir. Çünkü kumar masasında birileri kaybettiği için başkaları kazanmaktadır. Yani kazanç el değiştirmektedir. Başka bir deyişle; emek ve üretim ortaya koyanlar katma değer üretir, kazanç ortaya çıkar. Ancak kurulan soygun sistemi ile kazancın az bir kısmı emek ve üretimi ortaya koyanların eline geçerken, büyük bir kısmı, para ile para kazananların eline geçer. Yaklaşık 500 yıldır dünya insanlığının çok büyük bölümü, para için çalışırken, servet sahipleri parayı çalıştırır. Para için çalışan herkes aslında parayı elinde tutanların kölesi durumundadır. Bu zincirleri olmayan modern köleliktir.

Sömürü sisteminin merkezinde dolar var

Peki, para nasıl basılıyor? Para sahipleri bu parayı nasıl ele geçirip tutuyor? Sömürü çarkları nasıl dönüyor? Para ile kurulan sömürü siteminin merkezinde ABD doları vardır. Konunun anlaşılabilmesi için ABD dolarının rezerv para olma serüvenini anlatacağız. Ancak konunun daha iyi anlaşılması için dolara gelinceye kadar, dünyadaki ve ABD'deki para sistemini özetlemekte fayda görüyoruz.

Kâğıt para çıkıncaya kadar binlerce yıl, sadece madeni para vardı. Para, gümüş ve altından basılırdı. Bozuk para olarak da bakırın kullanıldığı oldu. Kâğıt para, ilk kez Çin'de çıktı. Yüzyıllar sonra Avrupa'ya gitti. Ancak her dönem kâğıt paranın karşılığı altındı. Doğuda, her zaman parayı devlet bastı. Ancak ABD tarihinde parayı hep özel şirketler bastı.



Yaklaşık 400 yıl önce ABD'de bankacılık faaliyetleri başladı ve her bir banka değerli madene karşılık para basardı.

Örneğin ABD'de, bağımsızlık kazanılmadan hemen önce 1600 banka, 7000 değişik çeşit banknot piyasaya sürmüştü. Özel bankalar para basıyor, 15-20 yılda bir paranın karşılıksız olduğunun anlaşılması ile kriz yaşanıyor, sistem çöküyordu. Sistem çökünce; batanlar, dolandıranlar, dolandırılanlar ortaya çıkıyor.

Ardından her şey sıfırlanıp aynı sistem pansuman birkaç tedbir ile yeniden devreye sokuluyordu. Kısaca ABD'de özel şirketler, 300 yıl boyunca karşılıksız para basıp insanları dolandırdı. 1900'lü yılların başında ABD'de 15 bin banka vardı ve hepsinin para basma hakkı vardı. 1913'te başkan Wilson'un onayı ile ülkenin en büyük 12 bankası birleşip FED' i kurdu. 300 yıl boyunca birbirini dolandıran Amerikalılar, o tarihten sonra dünyayı dolandırmaya başladılar. Yani ABD, bankacılık ve karşılıksız para basıp insanların emek ve üretimini sömürmek konusunda çok deneyimlidir. 

ABD doları nasıl rezerv para oldu?

Başkan Wilson'un onayı ile ABD'nin en büyük 12 bankasının birleşip kurdukları FED dolar basmaya başladı, ancak eş zamanlı olarak ABD'de on binlerce banka vardı ve hepsinin para basama hakkı vardı. Birinci dünya savaşı öncesinde tüm dünyada olduğu gibi ABD'de de altına karşılık kâğıt para basılıyordu. O dönemde altının büyük bölümü ABD'de idi. 1913'te ABD altın karşılığını yüzde 40 a düşürdüğünü dünyaya duyurdu.

Dünya savaşı nedeniyle tüm dünya ülkeleri altın rezervini tüketmişti. ABD'nin bu uygulamasını hemen kabul etti. Savaş çok maliyetli bir iştir. II. Dünya Savaşı henüz bitmeden ülkeler kasalarını boşaltmışlardı. 1944'te, 44 ülkeden 730 temsilcinin katılımıyla 22 gün süren çalıştay yapıldı. Sonunda işletmeci Harry D. White ile iktisatçı john M. Keynes tarafından kurgulanan 'Bretton Woods'  anlaşması imzalandı. 
 
Bu anlaşma ile ABD doları altına karşılık, yerel paralar ise dolara karşılık basılacaktı. Dünyadaki altının büyük bölümü yine ABD'nin elindeydi. Bu nedenle dünya, ABD'nin bu teklifini de kabul etti. O günden sonra dolar rezerv para olmuştu. 1 dolar 0.88867 gram altına eşitlenmiş, ABD tarafından, ülkelerin talep etmesi halinde doları altın ile değiştirme garantisi verilmişti. O günden sonra ülkelerin merkez bankaları kasalarına koyduğu dolara karşılık para bastı. Örneğin siz TL basacaksınız, faizli dolar borç alıp kasanıza koyuyorsunuz, rezerv olarak tuttuğunuz dolara karşılık TL basıyorsunuz. Bu uygulama ile dünyadaki ülkelerin milli paraları buharlaştı.

Ülkelerin bastığı kendi paraları, Prof. Dr. Haydar Baş'ın deyimiyle milli para değil, doların tercümesi yani "tercüme para" oldu. 1961 yılına gelindiğinde; dünyadaki dolar miktarı ABD kasasındaki altının 12 katıydı. Dünya ülkeleri bundan rahatsızdı. Fransa'nın dolara karşılık ABD'den altın istemesiyle ABD kasasındaki altının yarısı eridi. Foyası ortaya çıkan ve bunu daha fazla gizleyemeyeceğini gören ABD, 1971 yılında; doları altın ile değiştirme sistemini kapattığını duyurdu. Doların karşılıksız olduğunun ortaya çıkması ile dolara karşılık basılan paralar da karşılıksız olmuş oldu. Birinci dünya savaşında, ittifak devletlerinin kaybetmesi ile aynı tarafta savaşa giren Osmanlı'nın da savaşı kaybetmiş sayılması gibi fatura herkese kesildi. Dönemin ABD Hazine Bakanı, "Dolar bizim paramız, ancak sizin sorununuz" dedi. 1971 yılından günümüze, doların satın alma gücü 100'den 1'e düştü. 
 
Altının satın alma gücü ise 1'den 80'e yükseldi. Son 50 yılda Altın ile dolar arasındaki denge 180 kat bozuldu. Yani ABD; karşılıksız para basarak dünyayı at edip bindi, eşek edip sürdü.

Devletler, şirketler ve insanlar borçlu

Gelinen noktada ülkeler borçlu, şirketler borçlu, halklar borçlu.
 
ABD 21.2 trilyon dolar, İngiltere 8.5 trilyon dolar, Fransa 5.7 trilyon dolar, Almanya 5.4 trilyon dolar, Hollanda 4.5 trilyon dolar borçlu durumda. Bu liste uzayıp gidiyor. Dünyadaki tüm devletler borçlu.  
 
Şirketler, yani özel sektör borçlu. Tüketici konumunda olan halklar borçlu. 
 
Ve bu borçlara her gün milyar dolar faiz ödeniyor. Peki, herkes borçlu ise bu borcun alacaklısı kim? Borçlu sayısı uzayıp gidiyor ancak alacaklı sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Alacaklı, ABD FED'inin ortağı olan aileler, küresel şirketler…

Foya ortaya çıktı yeni aldatmaca devrede

1971 yılında ABD dolarının altına karşılık basılmadığının ortaya çıkması ile yeni bir aldatmacaya ihtiyaç vardı. Bu aldatmaca bulundu ve yine dünyaya kabul ettirildi. Propaganda şu: "ABD'nin sanayisi, teknolojisi, dev firmaları var. Dünyanın birçok devletinin bütçelerinden daha büyük sermayeye sahip dev yazılım ve finans şirketleri var. ABD dolarının karşılığı bunlardır." 

ABD bu fikrileri, Hollywood aracılığı ile propaganda ve reklamlarla, Pentagon aracılığı ile; insanların kafasına vura vura tüm dünyaya kabul ettirildi. İnsanlık, "ABD doları hem yerli para, hem konvertibl para hem de rezerv para oluyor da bizim paramız niçin olamıyor" diye sormadı. "Doların karşılığı, ABD şirketleri ve varlığı oluyor da, bizim paramızın karşılığı neden bizim şirketlerimiz ve üretimimiz olmuyor" diye sormadı.

Sordu ise de cevabını bilemedi, bildi ise bu sömürüye son verecek bir çözüm üretemedi. Bu suskunluk ve sömürü, 2005 yılında Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli tezi, dünyaya deklere edinceye kadar devam etti.

Fransa'da devrimciler nasıl para bastı?

1789 Fransız İhtilali, 'yeniçağ'ı kapatıp 'yakınçağ'ı açan dünya tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir. Dünya ekonomik ve siyasi hayatındaki önemi malum. Bilindiği üzere; Fransız Devrimi, dönemin zenginlerine ve asillerine karşı yapılmıştır. Devrim başarılır, ancak zenginlik devrilen tarafın elindedir. Devrimi ayakta tutmak için paraya ihtiyaç vardır. Fransız ihtilali yapılmadan önce, Fransa topraklarının 5'te 1'i Kiliselere aitti.

Devrim ile birlikte kilisenin topraklarına el konulmuştu. Devrimden sonra çıkış arayan yeni yönetim işte bu topraklara karşılık para bastı. Basılan paranın üzerine, "Bu paranın karşılığı Fransa topraklarıdır" yazıldı. İnsanlar;"toprak sağlam bir karşılık kimse toprağı alıp bir yere de götüremez" dedi ve basılan paraya güven duyarak kullandı. Tüm dünyayı etkileyen Fransız devriminin kalıcı olması, devrimcilerin Fransa topraklarına karşılık para basması nedeniyledir. Dünya tüm bunları unutmuş, kendisine dayatılan sömürü düzenini sorgulamadan kabul etmişti. 



Para gerçek karşılığını buldu

Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli ile para ile para kazanmanın önüne geçecek yeni bir para tanımı yaptı. Para; "emek ve üretimin karşılığıdır." Uluslararası ticaret açısından paranın konvertibl olması gerekir.

Bunun için de paraya karşılık gösterilmesi gerek. Sayın Baş; ülkenin yeraltı kaynaklarının mahkeme kararı ile tespit edilmesi, mahkeme kararı ile tespit edilen yeraltı kaynaklarına karşılık para basılması fikri ile gerçek anlamda paraya bir karşılık oluşturmanın formülünü ortaya koydu. Sonra ilk kez Milli Para kavramını dile getirdi.

"ABD doları; hem ABD'nin yerli parası, hem konvertibl olup uluslararası ticarette kullanılan para, hem de rezerv para olabiliyor ise her ülkenin kendi parası da aynı haklara sahip olmalı" dedi. "Her ülke kendi emek ve üretimine karşılık para basmalı, dış ticarette de milli paralar kullanılmalı" dedi. 2009 yılında Önce Rusya ile Çin arasında milli paralarla ticaret anlaşması yapıldı. Sonra Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika bu anlaşmaya taraf oldu. BRICS ülkeleri kendi ekonomilerini Milli Paralar ile ticaret tezi üzerinden şekillendirdi.

Daha sonra bu ülkeler ile üçüncü ülkeler benzer anlaşmalar yapmaya başladı. Dünya ticaretinde ABD dolarının kullanımı her geçen gün azalmaya, yıllardan bu yana devam eden sömürünün faturası ABD'ye kesilmeye başlamıştı. Çünkü, ABD doları ülkesine dönerken karşılığında mal ve hizmet isteniyordu. ABD başta olmak üzere kapitalist batı ülkeleri her geçen gün batarken milli paralarını basıp kullanan ülkeler yükseliyordu. Ancak batı ülkeleri; kuyruğu dik tutmaya, tükendiği halde tüm dünyaya, "yıkılmadım ayaktayım" mesajı vermeye çalışıyordu. Bu göstermelik duruş da, koronavirüs ortaya çıkıncaya kadar sürdü.

En acınası durumda olan Türkiye

Çok hızlı yayılan koronavirüsünün yayılmasının önüne geçmenin tek yolu, insanların temas etmesini engellemektir. Bunu sağlamanın en kestirme yolu da, sokağa çıkma yasağı koymaktır. Sokağa çıkma yasağı koymak kolay, ancak milyonlarca vatandaşına evinde bakabilmek ekonomik güç gerektiriyor. ABD buna cesaret edemedi. Avrupa ülkeleri de sokağa çıkma yasağı koyamadı ve on binlerin ölümünü izliyor.

Çin 1.5 milyar nüfusa, Hindistan 1.4 milyar nüfusa, Rusya 150 milyon nüfusa bakmayı göze aldı. Hiç tereddüt etmediler. Hemen sokağa çıkma yasağı koydular. Ancak çok güçlü ekonomisi var denen Almanya 80 milyon nüfusa, İtalya 60 milyon Nüfusa, Fransa 70 milyon nüfusa bakmayı göze alamadı. ABD 330 milyon nüfusa bakmayı hiç göze alamadı. Çin ve Rusya kendi halkına bakmanın yanı sıra batı ülkelerine yardımlar yapıyorlar. Uçaklar dolusu tıbbi cihaz gönderiyorlar. Koronavirüs ile blöf yapan ülkeler açığa çıktı. Herkes cebindekini çıkarıp masaya koysun" dendiğinde kimin cebinde ne var ortaya çıktı. Bu ortamda en acınası durumda olan ülke maalesef Türkiye. 
 
Tüm ülkeler az çok cebinden bir şeyler çıkarıp masaya koydu. Vatandaşına destek olmak için paketler açıkladı. Türkiye hükümeti ise halka IBAN numarası verip yardım kampanyası başlattı. Ancak Türk devleti de Türk milleti de bu sonucu kendisi tercih etti. Çin'de, Rusya'da, Hindistan'da fikirleri uygulanan Haydar Baş Hocayı dinlemek yerine, 18 yıllık yönetimin sonucunda ülkeyi milletin SMS ile yapacağı 10 TL'lik yardımına muhtaç eden insanları seçti. Her seçimde aynı yanlışı yapmakta ısrar etti ve bu gün bu fatura ile karşı karşıya.

Millet doğruya sırt döndü

Milletin karşı karşıya olduğu bu ağır faturanın bir diğer sebebi de şudur. İnsanlar akılları ile düşünür, ancak kalpleri ile karar verir. O nedenle çoğu zaman akli olanı tercih etmez. Örneğin sigaranın sağlığa zararlı olduğunu herkes bilir. Bu konuda tartışma yoktur. Ancak milyonlarca insan gene sigara kullanmaya devam eder. Akli izahlar tiryakileri sigaradan vazgeçirmez.

Ancak herhangi bir kullanıcı, örneğin akciğer kanseri olduğunu ve 3 aylık ömrünün kaldığını öğrendiğinde bir anda sigaradan nefret eder. Yani insanların, alışkanlıklarından vazgeçmesi ve keskin dönüş yapabilmesi için çoğu zaman ciddi bir tramvaya ihtiyaçları vardır. Bir diğer ölçü de şudur: İnsan hata yapabilir. Hataya dinde günah, hukuk sisteminde taksir denir. Her ikisinde de kast yoksa yaptırım azdır.

Ancak hatada ısrar, kastın varlığını gösterir. Kastın yaptırımı ise ağırdır. Millet doğruya sırt döndü ve yanlışı tercih etti. Ve bu yanlışı defalarca tekrarlayarak yani yanlışta ısrar ederek kastını ortaya koydu. Yukarıda belirttiğimiz üzere, kastın yaptırımı ağırdır.



Buhrandan çıkışın anahtarı Baş'ta

Şimdilik dünya koronavirüsün insan sağlığına etkilerini konuşuyor ve bundan korkuyor. Ancak önümüzdeki aydan itibaren dünya; virüsün ekonomik etkilerini ve sonuçlarını yaşamaya başlayacak. Şirketler batacak, milyonlar, belki de milyarlarca insan işsiz kalacak.

Yani insanlık büyük bir ekonomik travma yaşayacak gibi gözüküyor. Bu travma insanların kötü alışkanlıklarından vazgeçmesine, kararlarını değiştirmelerine sebep olacaktır. Dünya kendi iradesi ile bu çarpık kapitalist sistemi değiştirmediği için sakat temeller üzerine kurulu bu çarpık sistem, şimdi kapitalist ülkelerin üzerine çöküyor. Prof. Dr. Haydar Baş'ı ve onun Milli Ekonomi Modeli'ni iyi okuyup anlamak lazım.

Çünkü, bu buhrandan çıkışın anahtarı ondadır. Hatta tekrar tekrar okumak lazım. Meşhur Rus iktisatçı Prof. Dr. Valery Lebedev'in dediği gibi; "Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli tezinin satır aralarında gizli kodlar var. Her okuduğunuzda yeni bir kodu çözersiniz."  

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

28.09.2026 06:00:00
AA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında 45 firma ve 19 fon üzerindeki mal varlığı tedbiri kaldırıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında Başsavcılığın ilgili kurumlara yazdığı müzekkerede kişi ve kurumların hesaplarında bulunan sermaye piyasası araçlarının dondurulmasının talep edildiği bildirildi.

Yazıda, ilgili kurumlar nezdinde mal varlığı ve para hareketlerine yönelik tedbir uygulanan firmalar ve fonlarla alakalı olarak, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve ilgili kurullar tarafından yeni değerlendirme ve bildirimlerin yapıldığı belirtildi.

Bu doğrultuda, söz konusu tedbirlerin ve mal varlığının dondurulması kararının kaldırılmasına karar verildiği kaydedildi.

Soruşturmada tedbir kararı kaldırılan 45 firma ile 19 fonun bulunduğu, gerçek kişiler üzerindeki tedbirin ise devam ettiği öğrenildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temini talep edilmişti.

Şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüpheli tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla salıverilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 zanlı daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 51'e ulaşmıştı.

Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener'le birlikte hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı. 

İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul'da etkili olan sağanak nedeniyle su basan Zincirlikuyu'daki alt geçit, araç trafiğine kapatıldı

28.09.2026 00:10:00
AA
 
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı
İstanbul'daki sağanak nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezinin (AKOM) uyarılarının ardından kentteki bazı bölgelerde sağanak etkisini gösterdi.

Yağış nedeniyle caddelerde su birikintileri oluştu, sürücüler ve yayalar zor anlar yaşadı.

Yoğun yağış nedeniyle Zincirlikuyu'daki alt geçidi su bastı. Alt geçidin araç trafiğine kapatılması nedeniyle bazı otobüsler seferlerini yapamadı.

Kağıthane'de de Güzeldere Caddesi'nde su birikintisi oluştu. Caddede ilerleyen araçlar güçlük çekti.

Beylikdüzü, Esenyurt ve Sultangazi'de de yağış aralıklarla etkisini sürdürüyor.

 

Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi

27.09.2026 21:00:00
Haber Merkezi
 
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında "rüşvet" suçundan resen soruşturma başlattı. Başsavcılık açıklamasında, soruşturmanın TCK'nin 252. maddesi uyarınca yürütüldüğü belirtildi.

Soruşturmayı ekonomik suçlar bürosu yürütüyor
Açıklamaya göre dosya, Başsavcılığın Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülüyor. Soruşturma kapsamında elde edilen deliller üzerine resen işlem başlatıldığı bildirildi.

Başsavcılık ayrıntı paylaşmadı
Başsavcılığın kamuoyuna duyurduğu açıklamada, iddianın dayanağına, soruşturmanın kapsamına veya izlenecek adımlara ilişkin ek bilgi verilmedi.

Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak

Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak

27.09.2026 19:57:00
Haber Merkezi
 
  Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak
  Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak
Kabine yarın Beştepe'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanacak. Toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık edeceği toplantıda öncelikli gündem başlığı fon soruşturmaları olacak. Konunun mali ve adli boyutlarına ilişkin son durum hakkında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Adalet Bakanı Akın Gürlek'in kurul üyelerine bilgi vermesi bekleniyor.

Toplantıda fon krizi nedeniyle mağdur olanlar için atılacak adımlarla, benzer sorunların yaşanmaması için alınacak idari ve finansal tedbirler değerlendirilecek.

Toplantıda terörsüz Türkiye sürecinde terör örgütünün silah bırakma süreci de değerlendirilecek. Sincar dahil Irak'ın kuzeyindeki PKK unsurlarının silah bırakma süreci ile Suriye'de YPG'nin entegrasyonuna ilişkin süreçteki son durum istihbarat raporları eşliğinde masada olacak.

Kabine toplantısında dış politika başlıkları da konuşulacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Zirvesi'nde gerçekleştirdiği görüşmeler konusunda kurul üyelerini bilgilendirmesi bekleniyor.

Ukrayna-Rusya savaşı ve Karadeniz'deki seyir güvenliği, ABD-İran gerilimi ve ateşkes çabaları, Husilerin Suudi Arabistan'a dönük saldırıları, ve Gazze gibi başlıkların da kabinede değerlendirileceği belirtiliyor.

Toplantıda 1 Ekim'de başlayacak yeni yasama yılı öncesinde meclis gündemine getirilecek öncelikli yasa teklifleri de masada olacak.

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

27.09.2026 19:06:00 / Güncelleme: 27.09.2026 19:08:31
Haber Merkezi
 
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin olarak başlatılan soruşturmada daha önce gözaltına alınıp 4 gün önce serbest bırakılan cezaevi doktoru Turgay Tamer, Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu. Tamer'in kesin ölüm nedeni, otopsinin ardından belirlenecek.

Kozinoğlu'nun 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde ölümüne ilişkin olarak yeniden başlatılan soruşturmada cezaevi ve sağlık kayıtlarında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıkmış, Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısının ardından cezaevi görevlilerinin koğuş kapısını yaklaşık 10 dakika sonra açtığı, 112'ye ise olaydan yaklaşık 17 dakika sonra haber verildiği tespit edilmişti. Ayrıca Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısından sağlık ekibinin kendisine ulaşmasına kadar 29 dakika 36 saniye geçtiği belirlenirken, kampüste bulunması gereken ambulans ekibinin yemek için Silivri merkeze gittiği, nöbetçi doktorun ise olaydan haberdar edilmediğini söylediği belirtilmişti.

Başsavcılık tarafından yapılan bilgilendirmede, Tamer'in Kozinoğluna herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını belirtildi.

Serbest bırakıldı, 4 gün sonra öldü
Soruşturmada ikinci dalga operasyon düzenlenmiş, operasyonda cezaevi doktoru Tamer de gözaltına alınmıştı. Tamer, serbest bırakılmasından 4 gün sonra Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.

Tamer'in hâlihazırda el ayak iltihabı rahatsızlığının bulunduğu ve iltihap şişliklerinden dolayı yürümekte dahi zorlandığı; bu sebeple bir süredir doktorluk mesleğini de yapamadığı belirtildi.

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

27.09.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, belediye meclisinde belediye başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanması sonrası yapılacak başkanvekilliği seçimi öncesinde gözaltına alınarak 5 Eylül'de tutuklanmış, daha sonra ev hapsi şartıyla tahliye edilmişti.

Çelik, yaşadığı sürecin ardından CHP üyeliğinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu.

"BEKLENTİMİN KARŞILANMADIĞINI GÖSTERDİ"
Amine Cansu Çelik'in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeler yer aldı:

"2024 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden gelen teklifi, siyasi aidiyet tartışmalarının ötesinde, Üsküdar'a ve Üsküdarlılara hizmet etme imkânı bulabileceğim düşüncesiyle kabul ettim. Benim için temel ölçü, hangi makamda bulunduğumdan ziyade Üsküdarlılara ne ölçüde hizmet edebildiğimdi. Ancak zaman içerisinde karşılaştığım yönetim anlayışı, bu beklentimin karşılığını bulmadığını açık biçimde gösterdi.

"MARUZ KALDIĞIM SİSTEMATİK DIŞLANMA"
Görev sürem boyunca liyakat konusunda ciddi tereddütler yaşamama neden olan görevlendirmelere ve kurumsal yetki ve sorumlulukların dışında şekillendiğini düşündüğüm yönetim süreçlerine şahit oldum. Belediye Başkan Yardımcısı olarak yetki ve çalışma alanımın dönem dönem sınırlandırılması, görevimi sağlıklı biçimde yerine getirmemi güçleştiren uygulamalar ve maruz kaldığımı düşündüğüm sistematik dışlanma, zaman içerisinde benim açımdan kabul edilemez bir duruma ulaştı.

Bunun yanında; siyasi geçmişimin, duruşumun ve toplumdaki karşılığımın, şahsıma gerçek bir yönetim alanı açılmaksızın kamuoyuna yönelik bir görüntünün parçası hâline getirildiğini ve zaman zaman suistimal edildiğini gördüm.

"İSTİFA BASKISIYLA KARŞI KARŞIYA BIRAKILDIM"
Bugün yürütülmekte olan hukuki süreç ise bütün bu yaşananları benim açımdan çok daha ağır bir boyuta taşımıştır. Gözaltında bulunduğum süre içerisinde, Belediye Başkan Vekilliği seçimi öncesinde, belediye meclis üyeliğinden istifa etmem yönünde CHP ve Yeni Parti ilçe ve il örgütünden hem şahsıma hem de eşime baskı yapıldığına üzülerek şahit oldum.

İçinde bulunduğum şartlara ve ailemin yaşadığı ağır sürece rağmen böyle bir talep ve baskıyla karşı karşıya bırakılmam yerine öncelikle siyasi öngörü ve süreç yönetiminin başarısızlıklarından sorumlu olan kişilerin göz ardı edilmesi yaşadığım hayal kırıklığını daha da derinleştirmiştir.

"ÜSKÜDAR DIŞINDAN GELEN KADROLAR..."
Üsküdar'a hizmet edebilmek düşüncesiyle içerisinde yer aldığım bu yönetim yapısında, zaman içerisinde Üsküdar dışından gelen kadrolar belediyenin kurumsal işleyişinde etkin hale gelmiştir. Dönem dönem uyarılarda bulunduğum ve itiraz ettiğim benim iradem ve sorumluluğum dışında gerçekleşen birtakım yönetim, iş ve ilişkilerin sonuçları şahsıma ve aileme kadar ulaştı. Bu süreçte özgürlüğümden mahrum kaldım ve her şeyden önemlisi, dört yaşındaki evladımdan ayrı düştüm.

Yaşadığım bu ağır süreç, uzun süredir taşıdığım tereddütleri benim açımdan artık geri dönülemez bir noktaya taşımıştır.

Siyaseti; kurumsal iradenin dışında, kişisel hesapların veya makam mücadelelerinin değil, millete hizmet etmenin vasıtası olarak gördüm. Bugün de aynı anlayışı muhafaza ediyorum.

"CHP ÜYELİĞİMDEN İSTİFA EDİYORUM"
Bu sebeplerle, siyasi ve vicdani sorumluluğumun gereği olarak Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ettiğimi kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Bundan sonraki süreçte de bugüne kadar olduğu gibi Üsküdar'ın, Üsküdarlının ve milletimizin menfaatini her türlü siyasi hesabın üzerinde tutmaya devam edeceğim.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Amine Cansu Çelik"

Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı

Sermaye piyasalarını sarsan dev operasyonda çember daralıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı

27.09.2026 16:08:00
Haber Merkezi
 
Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı
Fon soruşturmasında, hakkında yakalama kararı çıkarılan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener da gözaltına alındı
Finans çevrelerinde geniş yankı uyandıran dev soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi. Yürütülen çok yönlü mali takip ve analizler neticesinde savcılık düğmeye bastı.
Daha önce şüpheli sıfatıyla hakkında adli kontrol hükümleri kapsamında yurt dışına çıkış yasağı tedbiri uygulanan Tera Portföy CEO'su Emir Münir Sarpyener, kolluk kuvvetlerinin düzenlediği operasyonla yakalanarak emniyete götürüldü. Gözaltı kararıyla birlikte piyasalardaki dikkatler dosyadaki gizemli para akışına çevrildi.

Şüpheli fon hareketleri ve para trafiği masada
Aklama Suçları Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen operasyonda, kurulan fon mekanizmaları üzerinden gerçekleşen devasa finansal transferler ile şüpheli işlem trafiği titizlikle taranıyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları, dijital incelemeler ve hesap hareketlerinin dosyanın seyrinde kilit rol oynadığı ifade ediliyor.
Gözaltındaki Sarpyener'in emniyetteki sorgu ve ifade işlemlerinin devam ettiği öğrenilirken, soruşturmanın aracı kurumlar ve portföy şirketleri ayağında yeni adımların atılabileceği belirtiliyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.