logo
15 TEMMUZ 2026

Kreşte fare zehiri ile oynayan çocuk hastanelik oldu

Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde eğitim gördüğü özel anaokulunun oyun alanında fare zehiriyle temas ettiği öne sürülen 5 yaşındaki çocuk, zehirlenme şüphesiyle 2 gün hastanede gözetim altında tutuldu. Test sonuçları temiz çıkan çocuğun ailesi, okul yönetimi hakkında şikayette bulundu. Baba Gürcan Yılmaz, yaptığı açıklamada, "Çocuğum öğretmenlerine elini ağzına sürdüğünü ve acı bir tat hissettiğini söyleyince, onlar da özel bir hastanenin hemen dibinde olmalarına rağmen çocuğa yoğurt yedirmişler. Çocuk oyun alanında zehirin ne işi var" dedi

15.07.2026 14:00:00
İHA
 
Kreşte fare zehiri ile oynayan çocuk hastanelik oldu
Kreşte fare zehiri ile oynayan çocuk hastanelik oldu
Olay, 29 Haziran günü öğle saatlerinde Gölcük'teki bir özel anaokulunda meydana geldi. İddiaya göre, çocukların oyun oynadığı alanda bulunan fare zehiri istasyonu, başka bir çocuk tarafından yerinden alınarak yerde oturan L.'nin (5) yanına getirildi. Kutunun içerisindeki maddeyle yaklaşık 2 dakika oynadığı öne sürülen L. elini ağzına götürmesinin ardından acı bir tat hissettiğini öğretmenlerine söylediği belirtildi.






2 gün hastanede gözetim tutuldu

Durumu fark eden görevlilerin çocuğun elini ve ağzını yıkadığı, ardından tedbir amacıyla yoğurt yedirdiği iddia edildi. Olaydan yaklaşık 40 dakika sonra bilgilendirilen aile, L.'yi okuldan alarak yakındaki özel hastaneye götürdü. Zehir Danışma Hattı ile yapılan görüşmenin ardından hastaneye yatırılan küçük çocuk, 2 gün boyunca gözetim altında tutuldu.
Ayrıca, iddialarla ilgili telefonla ulaşılan okul yetkilileri, konunun yargıya taşınması sebebiyle şimdilik herhangi bir açıklama yapılmayacağını kaydetti.

"Özel bir hastanenin hemen dibinde olmalarına rağmen çocuğa yoğurt yedirmişler"

Minik L.'nin babası Gürcan Yılmaz konuyla ilgili yasal işlem başlattıklarını bildirdi. Yaşananları anlatan Gürcan Yılmaz, "29 Haziran'da öğle saatlerinde kreşten eşime bir telefon geldi. 'Çocuğunuz okul bahçesinde oynarken, içerisinde zehirli madde bulunan ve haşereyle mücadele amacıyla kullanılan fare istasyonlarını tekmeleyerek açtı. İçindeki zehiri parçaladı ve bir süre oynadı. Bu zehre maruz kaldı. Daha sonra kreşteki öğretmenlerin bunu görmesiyle eli ve ağzı lavaboda yıkandı. Tedbir amacıyla da maalesef yoğurt yedirildi' diye eşime bildirildi. Biz bu durumu olaydan yaklaşık 40 dakika sonra haber aldık. Bizim de oraya gitmemiz yaklaşık bir saati buldu. Bu süre zarfında çocuğum öğretmenlerine elini ağzına sürdüğünü ve acı bir tat hissettiğini söyleyince, onlar da özel bir hastanenin hemen dibinde olmalarına rağmen çocuğa yoğurt yedirmişler. Tabii bu zehir, içerisinde bulunan kimyasallar sebebiyle insan bünyesinde çok ciddi sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Bunu öğrenince hemen kreşe gidip çocuğumu alarak hastaneye götürmek istedim. 'Bir şey olmaz' şeklinde cevaplar aldık. Zehir firmasına danıştıklarını, bünyesi kadar zehre maruz kalmadıkça, yani yemedikçe hayati tehlikesinin olmayacağını söylediler. Biz tabii bu teselli içeren şeyleri çok dinleyemedik. Burada hayati bir durum söz konusu" dedi.








"O gün hemen hastaneye yatışımız yapıldı"

L.'yi kreşten alarak hastaneye götürdüklerini aktaran Yılmaz, "Hastaneye gittiğimizde acilden giriş yaptık. Acildeki doktorlar durumun ciddiyetini anlayınca hemen bizi üst kattaki polikliniğe sevk ettiler. Burada sağ olsun bizimle ilgilenen doktor, hemen Sağlık Bakanlığı'nın Zehir Danışma Hattı'nı aradı. Böyle durumlarda bu şekilde reaksiyon verilmesi gerektiğini bize söyledi. Tabii okuldan, yani kreşten böyle bir reaksiyon olmamış. Görüşmenin ardından Zehir Danışma Hattı'ndan bize, çocuğun 72 saat süren bir karantinaya alınması gerektiği, izole bir ortamda tutulması, kimsenin temas etmemesi, hemşirelerin ve doktorların bile maske ve eldivenle müdahalelerini yapması gerektiği iletildi. O gün hemen hastaneye yatışımız yapıldı" şeklinde konuştu.

"Çocuk bu süreçten etkilendi ve korktu"

Yılmaz, kızının iki gün hastanede gözetim altında tutulduğunu ifade ederek, "Burada ağır önleyici tedaviler aldık. Çocuğun bünyesinde, psikolojik ve bedensel olarak çok ağır izler bırakan test ve tedavi süreçleri geçirdik. Burada ağır dediğim, çocuk bu süreçten etkilendi ve korktu. Zehir olduğunu öğrenince tabii ki korktu. Dolayısıyla biz de korktuk. İki gün hastanede yattıktan ve testlerimiz Allah'a çok şükür temiz çıktıktan sonra taburcu edildik. Doktorumuz bize bir gün de evde izlememiz gerektiğini söyledi. O bir günü de geçirdikten sonra tekrar hastaneye geldik ve yeniden kan testi yapıldı. Bu 3 günlük kan testlerinin sonucu Allah'tan temiz çıktı" diye konuştu.








"Bir arkadaşı, zehiri oyun alanının ortasından alıyor ve kızıma getiriyor"

Güvenlik kamerası görüntülerini izlediğini anlatan Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:

"Okulda alınması gereken tedbirlerin alınmaması, böyle ciddi kimyasal ve zehir içeren maddelerin çocukların oyun alanının ortasında bulunması kabul edilebilir değil. Bakın, bunun altını çizerek söylüyorum, beden eğitimi alanının ortasında. Çocukların oyuncak zannedip alabileceği bir şekilde duruyor. Burası 2 metrekare, 3 metrekarelik bir alan bile değil. Ben görüntüleri izledim. Bir arkadaşı, zehiri oyun alanının ortasından alıyor ve kızıma getiriyor. Kızım yerde otururken kutuyu alıyor. Bize söylenen, çocuğun tekmeleyerek zehir kutusunu açtığıydı. Ben görüntülerde böyle bir şey göremedim. Bu zehir istasyonlarını kullanan yetkililere de sorduğumda, bunun kilitli mekanizma altında olması gerektiğini söylediler. Müdahaleyle bile açılmaması gerektiğini ilettiler. İnsan olarak biz de şunu düşünüyoruz; çocuk oyun alanında zehirin ne işi var. Ben bunu okul yetkililerine de ilettim. 'Madem koyuyorsunuz, üzerine neden önleyici bir tedbir almıyorsunuz' Çocuklar buna nasıl erişebiliyor' Bunu nasıl alıp içini açarak zehirli maddeyle temas edebiliyor'' diye sordum. Bu 2-3 dakika sürüyor. Çocuk yaklaşık 2-2,5 dakika o zehirle oynuyor. Öğretmeni oyun alanının başında başka bir çocukla ilgileniyor. Daha sonra başka bir öğretmen bunun farkına varınca alıp elini yıkamaya götürüyorlar. Elini yıkamaya götüren yetkili kişi, artık o kurumda görevi ne bilmiyorum, çocuğu lavaboya bırakıyor. Çocuk lavaboda 5-10 saniye yalnız kalıyor. O süre zarfında elini ağzına sürüyor ve acı bir tat aldığını söylüyor öğretmenine. Daha sonra yoğurt yediriyorlar."

"Böyle bir uygulama bizi şoka uğrattı"

Anaokulunda uygulanan müdahaleyi de eleştiren Yılmaz, "Böyle kara düzen tedbirlerin alınması, çocuklarımızı emanet ettiğimiz, savunmasız çocuklarımızı emanet ettiğimiz böyle bir kurumda bu kadar ciddiyetsiz davranılması bizi gerçekten şoka uğrattı. Buna tedbir bile diyemeyeceğim. Böyle bir uygulamanın yapılması kabul edilebilir değil. Bu olayda öğretmeni suçlu ilan ettiler. 'Öğretmen oranın sorumluluğundaydı' şeklinde bize cevap verdiler. Zehir firmasının onlara o zehirin orada olması gerektiğini söylediğini, onların da müdahale etmediğini belirttiler. Bir eğitimci gözüyle o zehirin orada olamayacağını düşünmemişler. Eğitimciyi de geçtik, bir anne-baba gözüyle o zehirin orada olmaması gerektiğini düşünememişler. Bizim için çok zorlu bir süreçti. Çocuğumuza her dakika bir şey olacak mı korkusuyla yaşadık açıkçası. Bu süreçte bir iki defa bizimle görüştüler. Çok pişman olduklarını, çok üzgün olduklarını ve böyle bir olayın yaşanmaması gerektiğini söylediler. Ancak burada yaşanan tedbirsizlik ve ciddiyetsizlik, böyle bir eğitim kurumunda bizi çok üzdü" ifadelerini kullandı.

"Çocuğumuzun doğum gününe 2-3 gün kala bu olayın yaşanması bizi derinden üzdü"

Yaşanan olayın ardından ilgili ekiplerce anaokulundan incelenmek üzere numune alındığını anlatan Gürcan Yılmaz, adli sürecin yakından takipçisi olacaklarını bildirdi. Söz konusu okul hakkında CİMER'e ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne de şikayette bulunduklarını söyleyen Yılmaz, kızının doğum gününe günler kala büyük bir korku yaşadıklarını dile getirdi.
Yılmaz, sözlerini şöyle noktaladı:

"Çocuğumuzun doğum gününe 2-3 gün kala, biz doğum günü hazırlıkları yaparken böyle bir şeyin yaşanması bizi gerçekten derinden üzdü. Çocuğumuzu da çok üzdü. Bütün planlarımız iptal oldu. Çocuğumuzun okul süreci iptal oldu. Bizim işimiz sekteye uğradı. Çocuğumuz küçük yaşına rağmen o zorlu test süreçlerinden geçti. Aldığı ilaçları görünce biraz korku yaşadı. Tabii biz de korktuk. Test sonucunu, daha doğrusu adli sonucu bekleyeceğiz. İnşallah süreç iki taraf için de hayırlı olur. Bize büyük bir ders oldu. Bundan sonra çocuğumuzu yazdıracağımız okulda bu gibi tedbirleri daha iyi araştırmaya karar verdik. Buradan bütün velilere de bunu öneriyorum. Öğretmenlerin eğitim durumlarını, meslek lisesi mi yoksa akademik mezun mu olduklarını, okulun iş güvenliği şartlarını, aldığı önlemleri ve sağlık tedbirlerinin ciddiyetini gerçekten çok iyi araştırsınlar."

Denizli'de korkutan yangın kontrol altına alındı

Denizli'nin Pamukkale ilçesinde dünyaca ünlü travertenlerin yakınındaki ormanlık alanda çıkan yangın, ekiplerin havadan ve karadan yürüttüğü yoğun çalışmaların ardından kontrol altına alındı. Yangının çevredeki yeşil alanlarda yol açtığı hasar, helikopterden çekilen görüntülerle gözler önüne serildi

13.07.2026 11:05:00
İHA
 
Denizli'de korkutan yangın kontrol altına alındı
Denizli'de korkutan yangın kontrol altına alındı
Edinilen bilgiye göre, Pamukkale ilçesine bağlı Pamukkale Mahallesi'ndeki ormanlık alanda dün başlayan ve rüzgarın etkisiyle sarp araziye yayılan yangına müdahale kararlılıkla sürdürüldü.






Denizli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı, Orman Bölge Müdürlüğü ve sarp bölgelerde hortum taşıyarak destek veren atlı jandarma timlerinin koordineli çalışmasıyla alevlerin önü kesildi. Büyük korkuya neden olan yangının kontrol altına alınmasının ardından, helikopterle havadan yapılan incelemelerde alevlerin etkilediği geniş ormanlık alan görüntülendi. 






Kaydedilen görüntülerde, yangının boyutu ve yeşil alanların küle döndüğü anlar net bir şekilde yer aldı. Bölgede yeni bir parlamanın önüne geçilmesi amacıyla ekiplerin karadan yürüttüğü soğutma çalışmaları aralıksız şekilde devam ediyor.








Jandarma ekiplerinin yangının çıkış nedenine ilişkin başlattığı geniş çaplı soruşturma ise sürüyor.

Kaza sonrası olay yerinden kaçmak isteyen şahıs, minibüsü vatandaşların ve polisin üzerine sürdü: 1 ölü, 1'i polis 2 yaralı

Kayseri'nin Tomarza ilçesinde otomobilin ve minibüsün çarpıştığı kaza sonrası olay yerinden kaçmaya çalışan sürücü, minibüsü polis memuru ve olay yerinde bulunan vatandaşın üzerine sürdü. Olayda 1 kişi hayatını kaybetti, 1'i polis 2 kişi yaralandı

13.07.2026 05:33:00 / Güncelleme: 13.07.2026 05:42:30
İHA
 
Kaza sonrası olay yerinden kaçmak isteyen şahıs, minibüsü vatandaşların ve polisin üzerine sürdü: 1 ölü, 1'i polis 2 yaralı
Kaza sonrası olay yerinden kaçmak isteyen şahıs, minibüsü vatandaşların ve polisin üzerine sürdü: 1 ölü, 1'i polis 2 yaralı
Edinilen bilgiye göre, ilçeye bağlı Cumhuriyet Mahallesi'nde meydana gelen olayda, R.O. yönetimindeki 42 ASC 593 plakalı minibüsle R.M. yönetimindeki 38 APT 597 plakalı otomobil çarpıştı. Kaza sonrası iki sürücü ve yakınları arasında kavga çıktı. İhbar üzerine bölgeye polis ekipleri sevk edildi.





Polis ekiplerinin müdahalesiyle kavga son bulurken, kaza sonrası aracını kenara çekmek için direksiyon başına geçen R.O., minibüsü görevli polis memuru M.M.Ç. ve vatandaşların üzerine sürdü. Ekiplerin ikaz ateşi üzerine de durmayarak, ilerlemeye devam eden R.O.'nun kullandığı minibüs ekipler tarafından lastiklere ateş edilerek, durduruldu. R.O.'nun çarpması sonucu polis memuru M.M.Ç. ve vatandaşlardan İ.K. ile Faruk Utgan yaralandı.


 
Olay yerine çağrılan sağlık ekipleri tarafından yapılan ilk müdahalede Faruk Utgan'ın hayatını kaybettiğini belirlendi. Yaralı polis memuru M.M.Ç. ve İ.K.'de olay yerindeki ilk müdahalenin ardından Tomarza Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
 
Olay yerinde ekipler tarafından yakalanan R.O. gözaltına alınırken, Faruk Utgan'ın cansız bedeni otopsi yapılmak üzere hastane morguna kaldırıldı.
 
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

 

Gazeteciliğin tarihi ve toplumsal önemi

İnsanoğlunun çevresinde olup biteni öğrenme ve bunu başkalarına aktarma arzusu, insanlık tarihi kadar eskidir

13.07.2026 00:16:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Gazeteciliğin tarihi ve toplumsal önemi
Gazeteciliğin tarihi ve toplumsal önemi
İnsanoğlunun çevresinde olup biteni öğrenme ve bunu başkalarına aktarma arzusu, insanlık tarihi kadar eskidir.

Ancak bu arzunun kurumsal, etik ve profesyonel bir mesleğe dönüşmesi, yüzyıllar süren bir mücadelenin ve teknolojik devrimin sonucudur.

Günümüzde "Dördüncü Kuvvet" olarak adlandırılan gazetecilik, demokrasilerin işlemesi ve toplumların doğru bilgiye ulaşması için hayati bir organ vazifesi görüyor.







Antik Çağ'dan Matbaaya: İlk Adımlar

Gazeteciliğin kökleri, Antik Roma'ya kadar uzanır. M.Ö. 59 yılında Julius Caesar'ın emriyle taş veya metal levhalara kazınarak forumlara asılan Acta Diurna (Günlük İşler), tarihin ilk düzenli haber bülteni kabul edilir.

Bu levhalarda siyasi gelişmeler, askeri zaferler, gladyatör dövüşlerinin sonuçları ve hatta önemli ölüm ilanları yer alırdı. Çin'de ise Tang Hanedanlığı döneminde (M.S. 618-907) saray haberlerini bürokratlara iletmek amacıyla Kaiyuan Za Bao adlı el yazması bültenler saray tarafından dağıtılıyordu.

Ancak haberciliğin kaderi, 1450'lerin ortasında Johannes Gutenberg'in hareketli parçalı matbaayı icat etmesiyle kökten değişti. Bilginin çoğaltılabilir ve ucuz hale gelmesi, haberin kitlelere yayılmasının önünü açtı.







Modern Gazetelerin Doğuşu ve Basın Özgürlüğü Mücadelesi

Düzenli yayınlanan ilk gazete, 1605 yılında Strasbourg'da Johann Carolus tarafından basılan Relation aller Fürnemmen und gedenckwürdigen Historien oldu. İngiltere'de 1702'de çıkan The Daily Courant ise ilk başarılı günlük gazete olarak tarihe geçti.

Bu dönemde gazeteler, kralların ve hükümetlerin sıkı sansürleriyle karşılaştı. Gazetecilik tarihi, aynı zamanda bir basın özgürlüğü ve sansürle mücadele tarihidir.

18. yüzyılda Aydınlanma Çağı ile birlikte gazeteler, sadece haber veren değil, fikir tartışmalarının yürütüldüğü, monarşilerin sorgulandığı siyasi arenalara dönüştü. Amerika ve Fransız devrimlerinde gazetelerin kitleleri harekete geçirmedeki rolü büyüktü.







Telgraftan Dijital Çağa: Teknolojik Dönüşüm

Endüstriyel matbaaların gelişmesi ve telgrafın icadı, habercilikte hız devrimi yarattı. Telgraf sayesinde aylar süren kıtalararası haber akışı dakikalara indi.

20. yüzyılda radyo ve televizyonun hayatımıza girmesi, haberi sesli ve görüntülü olarak evlerin içine taşıdı. Canlı yayınlar, insanlığın küresel olaylara eş zamanlı tanıklık etmesini sağladı.

Bugün ise internet, yapay zeka ve sosyal medya ağları ile "Dijital Gazetecilik" çağını yaşıyoruz. Her bireyin potansiyel bir içerik üreticisi olduğu bu yeni ekosistemde, haber saniyeler içinde milyonlara ulaşıyor. Ancak bu hız, beraberinde ciddi bir dezenformasyon (yalan haber) sorununu da getiriyor.







Gazeteciliğin Hayati Önemi: Neden İhtiyacımız Var?

Gazetecilik, sadece olayları aktaran bir kronikçi değildir. Güçlü demokratik toplumların inşasında üstlendiği kritik roller şunlardır:

Denetleme ve Hesap Sorulabilirlik: Gazetecilik, kamu adına güç odaklarını (siyaset, sermaye, kurumlar) denetler. Yolsuzlukları, adaletsizlikleri ve hak ihlallerini gün yüzüne çıkararak şeffaflığı sağlar. Bu yönüyle yasama, yürütme ve yargıdan sonra "Dördüncü Kuvvet" olarak anılır.







Kamuoyunu Bilgilendirme: Sağlıklı bir demokrasi, doğru bilgilendirilmiş seçmenlere dayanır. Vatandaşların sandığa giderken veya toplumsal olaylar karşısında tutum alırken doğru, tarafsız ve doğrulanmış bilgiye ihtiyacı vardır.

Toplumsal Hafıza ve Farkındalık: Gazeteciler, tarihin ilk taslağını yazar. Azınlıkların, dezavantajlı grupların veya sesini duyuramayanların sesi olarak toplumsal vicdanı ayakta tutarlar.







Dezenformasyonla Mücadele: Bilgi kirliliğinin ve yapay zeka tarafından üretilen sahte içeriklerin zirve yaptığı günümüzde, geleneksel gazetecilik refleksleri olan "teyit etme", "kaynak doğrulama" ve "etik filtreleme" hiç olmadığı kadar değer kazanmıştır.

Özetle; gazetecilik biçim değiştirse, kağıttan ekranlara taşınsa da üstlendiği misyon değişmemiştir. Gerçeğin manipüle edilmeye çalışıldığı her dönemde, bağımsız ve etik gazetecilik toplumların en önemli güvencesi olmaya devam edecektir.

İnsan meselesi ve insan haklarına bakış -1-

İnsanlığın beşeriyet sahnesine çıktığı günden beri pek çok meselesi olmuştur. Bunlar siyasi, hukuki, sosyal, kültürel, iktisadi vb birçok meseledir

12.07.2026 04:19:00
Haber Merkezi
 
İnsan meselesi ve insan haklarına bakış -1-
İnsan meselesi ve insan haklarına bakış -1-
İnsanlığın beşeriyet sahnesine çıktığı günden beri pek çok meselesi olmuştur. Bunlar siyasi, hukuki, sosyal, kültürel, iktisadi vb birçok meseledir.

Ancak bunların başında bizzat insanın kendisi" gelir. Zira toplumlara yön veren, tarihi seyir içindeki tüm hadiselerin sebebi ve sonucu ya insandır, ya da insan ile alakalıdır. Batı dünyası maddeyi tanımada, fizik, kimya formülleri bulmada zamanla mesafeler kaydetmiştir, ama aynı başarıyı kendini tanımada elde edememiştir.

Batı toplumlarında geliştirilen siyasi ve iktisadi modeller insanı tanımadığı için insandan yola çıkmamış, aksine geliştirdikleri modellere uygun insan tipini tarif etmişlerdir.







İnsan gerçek manası ile tanınmadığı için insan hakları ve insanın ihtiyaçları kavramı da olması gerektiği biçimde ele alınamamıştır. Liberal– kapitalist modeller insan ihtiyaçlarını ve haklarını hedef alarak geliştirilmiş modeller değildir. İhtirasları, bencil kaygıları kendine ölçü alarak yola çıkmış bu tarz modellerin insanlığa fayda vermemesi son derece normaldir.

Sosyalizmin ve onun ilerlemiş aşaması komünizmin netice vermemesinin en temel sebebi de refaha kavuşturmayı düşündüğü insanı tanımamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Adaleti tesis etmede, insanlığın can, mal, namus vb. güvenliğini sağlamada, toplum refahının yükseltilmesinde en mükemmel kural ve kaideleri ortaya koysak dahi, bunları hayata geçirecek olan insanı yetiştiremedikten sonra bu kuralların bir anlamı yoktur. İnsanı tanımadan, ona uygun siyasi iktisadi modelleri hayata geçirmeden ve onu özüne uygun şekilde yetiştirmeden insanoğlunun dertlerinin bitmesi mümkün değildir.







Tarihte İnsanı tanıyan onun yetiştirilmesine önem veren, eğitimini dikkate alan ve bireylerinin kabiliyetlerini doğru bir şekilde değerlendirebilen topluluklar, yeryüzünde adaletin ve insan haklarının tahsisine katkı sağlamışlardır. Türk milletinin tarihindeki altın sayfaların sebebi insanı tanımada ki başarısı ve insan haklarına olan bağlılığıdır.

Türk Dil Kurumu'nun Türkçe sözlüğüne göre, "huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli kimse" olarak ifade edilen insan tarifini taşıyanların oluşturdukları topluluklar, bu vasıfları taşımayanlar karşısında sayıca her zaman az olsalar da; medeniyetinin bugün geldiği nokta, bu az zümrenin tarih sahnesindeki gayretleri neticesindedir







TARİHTEN GÜNÜMÜZE İNSAN HAKLARI

Esasında insan haklarının tarihi serüveni dünyanın her yerinde homojen olarak gelişmemiştir. Bugün dahi insan haklarına bağlılık açısından bütün dünyanın aynı noktada olmadığını görmekteyiz. Batı toplumlarında kadının ruhu olup olmadığının konuşulduğu dönemde Türk tarihinde kadın toplumun en yetkili makamlarında görev alabiliyordu. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Ancak hem liberal–kapitalist modellerin, hem de Marksist düşüncenin insan hakları, özgürlük, adalet vb. temel kavramları nasıl ele aldığını anlamak için; insan haklarının tarihi serüvenini Batı dünyasında yaşanan olaylar açısından değerlendireceğiz.

Batı tarihinde, gücü elinde bulunduran ile, idare edilen arasında sürekli olarak bir kavga söz konusudur. Kral ile halk, derebeyi ile köylü, işçi ile işveren arasında her dönem hakların elde edilmesi ve korunması için bir mücadelenin olduğunu görüyoruz.







Bu mücadele günümüzde de özellikle işçi ve işveren arasında olmak üzere halen bütün sahalarda devam etmektedir. Batı tarihinde insan hakları mücadelesi, bireylerin ellerinden özgürlüklerini alan devlet idaresine karşı verilen bir mücadeledir.

Batı toplumunda insan hakları ile ilgili birçok antlaşmanın yapılması, beyannamelerin yayınlanması bu toplumlardaki yöneten ile yönetilenler arasında süregelen kavgaların varlığına işaret etmektedir.

Diğer taraftan Türk tarihinde böyle bir sürecin yaşanmamış olması, insan hakları ihlallerinin olmadığını; yöneten ile yönetilen arasında kavga yerine kardeşliğin olduğunu bize göstermektedir. Türk hakanları, kendilerini vatandaşlarının ihtiyaçlarını karşılamakta sorumlu görürlerdi.

Eğer bunu yapamayacaklarsa o vatandaşların kendilerine başka hakan aramaları istenirdi. Yani Türk tarihinde idareci olmak vatandaşlarına insan haklarını yaşatmak demekti. Elbette hakların yaşanıldığı bir toplumda bu hakların olmadığı toplumlardaki gibi kavgaların olmasını beklemek mümkün değildir." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Aksaray'da feci kaza: 3 ölü

Sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği otomobil şarampole takla atarken kazada 3 kişi yaşamını yitirdi

10.07.2026 14:38:00
İhlas Haber Ajansı
 
Aksaray'da feci kaza: 3 ölü
Aksaray'da feci kaza: 3 ölü
Aksaray'da sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği otomobil şarampole takla atarken kazada 3 kişi öldü, 1 kişi de ağır yaralandı.






Kaza sabah saat 07.45 sıralarında Aksaray - Konya kara yolu Yenikent beldesi kavşağı yakınlarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Konya'dan Aksaray istikametine seyreden Adem Gündüz (55) idaresindeki 50 AEG 167 plakalı otomobil, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıkarak şarampole takla attı. Kazayı gören diğer sürücüler durumu hemen 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekibi sevk edildi. 






Kısa sürede olay yerine gelen ekipler yaralılara müdahale ederken, araçta yolcu olarak bulunan anne Çiğdem Gündüz (52) ve oğlu Emircan Gündüz'ün (25) olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Ağır yaralanan araç sürücüsü Adem Gündüz ile araçta bulunan diğer oğlu Bedirhan Gündüz (18) ise ambulanslarla Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne kaldırıldı.

Burada tedavi altına alınan yaralılardan baba Adem Gündüz de yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olay yerinde yapılan incelemelerin ardından anne ve oğlun cenazeleri otopsi yapılmak üzere hastane morguna kaldırıldı.

Kazayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldı.

Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi

Geleneksel savaş konsepti kabuk değiştiriyor. Artık orduların gücü sadece tanklar, füzeler ya da savaş uçaklarıyla ölçülmüyor

08.07.2026 00:20:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi
Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi
Geleneksel savaş konsepti kabuk değiştiriyor. Artık orduların gücü sadece tanklar, füzeler ya da savaş uçaklarıyla ölçülmüyor.

Günümüz dünyasında tek bir satır kod, bir ülkenin elektrik şebekesini çökertebiliyor, su kaynaklarını zehirleyebiliyor ya da nükleer tesisleri işlemez hale getirebiliyor. "Siber Savaş" olarak adlandırılan bu yeni nesil tehdit, ulus devletlerin en büyük güvenlik açığı haline gelen kritik altyapıları hedef alıyor. Klavyeler, sessiz ama yıkıcı birer kitle imha silahına dönüşmüş durumda.







Görünmez Cephe: Kritik Altyapılar Neden Hedefte?

Kritik altyapılar; enerji, ulaşım, sağlık, finans ve haberleşme gibi bir ülkenin toplumsal düzenini ve ekonomik bekasını sürdürebilmesi için hayati önem taşıyan sistemlerdir. Bu sistemlerin büyük oranda dijitalleşmesi ve endüstriyel kontrol sistemlerinin (ICS/SCADA) internete bağlı hale gelmesi, siber saldırganlar için devasa bir oyun alanı yarattı.

Uzmanlar, siber savaşların konvansiyonel savaşlardan daha tehlikeli olabileceği konusunda hemfikir. Çünkü bu savaşta:

Maliyet Düşük, Yıkım Büyük: Bir füzeyi üretmek ve fırlatmak milyonlarca dolar gerektirirken, gelişmiş bir zararlı yazılım (malware) çok daha düşük maliyetle benzer bir kaosu tetikleyebiliyor.







Faili Meçhul Saldırılar: Siber alanda saldırının arkasında kimin olduğunu kesin olarak kanıtlamak (attribution sorunu) oldukça zor. Devletler, paravan hacker gruplarını kullanarak sorumluluktan kaçabiliyor.

Fiziki Sınırların Yok Olması: Bir ülkenin kalbine saldırmak için binlerce kilometre yol kat etmek gerekmiyor; bir tıkla kıtalararası yıkım başlatılabiliyor.







Tarihten Dersler: Dijital Silahların İlk Ayak İzleri

Klavyelerin nasıl birer silaha dönüştüğünü anlamak için geçmişteki dönüm noktalarına bakmak yeterli:

Stuxnet (2010): Siber savaşın "Miladı" kabul edilen bu zararlı yazılım, İran'ın Natanz nükleer tesisindeki santrifüjleri sabote etti. İlk kez dijital bir kod, fiziki bir yıkıma yol açtı.

Ukrayna Elektrik Şebekesi Saldırısı (2015): Rus yanlısı bilgisayar korsanları, "Sandworm" saldırısıyla Ukrayna'da yüz binlerce insanı kış ortasında karanlıkta bıraktı.

Colonial Pipeline (2021): ABD'nin en büyük akaryakıt boru hattına yapılan fidye yazılımı (ransomware) saldırısı, ülkede lojistik krize ve pompalarda uzun kuyruklara neden oldu.







Türkiye Siber Savunmanın Neresinde?

Türkiye, jeopolitik konumu nedeniyle siber saldırıların en yoğun hedefi olan ülkelerden biri. Bu durum, savunma stratejilerinde radikal adımların atılmasını zorunlu kıldı.

Siber Güvenlik Başkanlığı: Türkiye, siber siber savunma ekosistemini tek bir çatı altında toplamak amacıyla adımlarını hızlandırdı.

USOM (Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi): BTK bünyesinde faaliyet gösteren USOM ve kurumlardaki SOME'ler (Siber Olaylara Müdahale Ekipleri), kritik altyapılara yönelik tehditleri 7/24 izliyor ve yerli siber istihbarat araçlarıyla engelliyor.

Yerli Yazılım Hamlesi: Savunma sanayiindeki yerlilik oranı, siber güvenlik yazılımlarına da yansıtılıyor. Kritik altyapılarda yabancı yazılımlara olan bağımlılığı azaltmak, en öncelikli milli güvenlik politikası haline gelmiş durumda.







Uzmanlar Uyarıyor: "Dijital Kıyamet" Uzak Değil

Siber güvenlik stratejistleri, gelecekteki olası bir büyük savaşın ilk olarak siber alanda başlayacağını öngörüyor. Bir ülkenin finans sisteminin kilitlenmesi, hastanelerdeki cihazların durdurulması ve sinyalizasyon sistemlerinin sabote edilmesi, konvansiyonel bir ordunun işgalini kolaylaştıracak en önemli unsurlar.

Sonuç olarak; siber güvenlik artık sadece bilgi işlem departmanlarının bir sorunu değil; bir ülkenin ulusal egemenlik ve beka meselesidir. Klavyelerin arkasındaki güçler, modern dünyanın yeni orduları olarak mevzi almaya devam ediyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.