logo
28 EYLÜL 2026

Meltem TV'de katıldığı programda gündemi değerlendiren BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kahramanmanraş'taki okul saldırısı, ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın Türkiye'ye yönelik sözleri, CHP'nin mutlak butlan davası hakkında da önemli açıklamalar yaptı

Bağımsız Türkiye Partisi ( BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Meltem TV'de katıldığı programda gündemi değerlendirdi. 
Kahramanmanraş'taki okul saldırısı, ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın Türkiye'ye yönelik sözleri, CHP'nni mutlak butlan davası BTP liderinin gündemindeydi.

20.04.2026 12:30:00
Haber Merkezi
 
  Meltem TV'de katıldığı programda gündemi değerlendiren BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kahramanmanraş'taki okul saldırısı, ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın Türkiye'ye yönelik sözleri, CHP'nin mutlak butlan davası hakkında da önemli açıklamalar yaptı
  Meltem TV'de katıldığı programda gündemi değerlendiren BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Kahramanmanraş'taki okul saldırısı, ABD Büyükelçisi Tom Barrack'ın Türkiye'ye yönelik sözleri, CHP'nin mutlak butlan davası hakkında da önemli açıklamalar yaptı
BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, şöyle konuştu:
Bu (Kahramanmaraş'taki okul saldırısı) siyaset üstü bir olay. Buradan siyaset üretmek bana da çok anlamlı gelmiyor. Ancak şunu da değerlendirmeden insan edemiyor. Türkiye'de yapılan her güzel şey reklam edilirken hükümetin başarısı olarak anlatılıyorsa, Türkiye'de başarısız olan her durum da hükümete fatura edilmek zorundadır. Hükümet çeyrek asra yaklaşmış bir iktidar olarak 'benim burada sorumluluğum yok. Bunun anası sorumlu, babası sorumlu, öğretmeni sorumlu, arkadaşı sorumlu' diyerek bu işten kurtulamaz.
Çünkü havada bir SİHA uçtuğu zaman bu başarı milletimizin vergisiyle, vatandaşın mühendislik kabiliyetiyle yapılmış sayılmıyor; hükümetin başarısı sayılıyor. Veya 'depremde 300 bin konut yaptık' diyorlar. Bu konutların insanların emeğiyle, vergisiyle yapıldığı konuşulmuyor, 'hükümetin başarısı' deniyor. Ama kimse şunu söylemiyor: Evet 300 bin konut yaptık ama 50 bin – 100 bin konut yıkıldı. Bu konutların yapım iznini de aynı hükümet büyük oranda verdi. Yapılmaması gereken yerlere konutlar yapıldı, kaçak yapılar yapıldı, denetimler eksik yapıldı. Bunların tamamı hükümetin yetki alanındayken burada sorumluluk yok. Ama sonuçta insanlar hayatını kaybetti, evsiz kaldı, çadırlarda ve konteynerlerde yaşadı, depremden sonra hastalıklar nedeniyle ölümler oldu. Bunlar için bir sorumlu aranmıyor. Ama 300 bin konut yaptı diye hükümeti alkışlamak zorunda bırakılıyoruz. Eğer yapılan iyi işler hükümete yazılacaksa, bu kötü olayları da hükümete yazmak zorundayız.






"Milli Eğitim Bakanı da sorumludur"

Görevden almalar, gözaltılar, tutuklamalar var. Bir yerde Milli Eğitim Müdürünün sorumlu olduğu yerde Milli Eğitim Bakanı da sorumludur, Milli Eğitim Bakanının bağlı olduğu hükümet de sorumludur. Sorumluluk yukarı doğru gider. Bu yüzden toplumu ayakta tutacak şey istifa kültürüdür. Sorumluluk bilinci olmayan toplumlarda suç da artar. Bu bilinci kazandırmanın yolu ne dizi çekmek ne yasaklamak ne de ünlüler üzerinden toplum mühendisliği yapmaktır. Yöntem, yönetenlerin sorumluluk almasıdır, istifa kültürünü hayata geçirmesidir.
Bolu'da bir facia yaşandı, insanlar yanarak can verdi. Kim çıktı 'sorumluluk benim, istifa ediyorum' dedi? Bu ülkede yaşanan en büyük problem şu; hiç bir şeyin sorumlusu yok,  uzun süredir yaşanan olaylarda sorumlu bulunamıyor. Tren kazası oluyor, insanlar ölüyor; yangın oluyor, insanlar ölüyor; terör olayları oluyor, insanlar hayatını kaybediyor ama sorumlu yok.






"Bir soykırımcının, Türkiye'nin adını ağzına alması bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil"

Bir katilin, bir soykırımcının, insanlıktan çıkmış organizmanın Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanını ağzına alması, Türkiye'nin adını ağzına alması bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bırakın onu; çok ahlaklı bir insan da olsa, çok iyi bir devlet de olsa Türkiye'yi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanını hedef alamaz. Burada biz yine devletimizi savunuyoruz. Bu olaya kişisel olarak bakmak mümkün değil. Cumhurbaşkanlığı makamı bizim devletimizin en yüce makamıdır ve bu noktada hiç kimsenin buna bir şey söylemesine asla müsaade etmeyiz, etmemeliyiz de. Ama biz Türk toplumu olarak, vatandaş olarak, seçmen olarak, devletin asli sahibi olarak cumhurbaşkanını da eleştirebiliriz, yöneticileri de eleştirebiliriz. Seçimler olur, yarışabiliriz. Farklı tercihlerimiz olabilir. Bu çok başka bir konu. Bu bizim içerideki bir meselemizdir. Kol kırılır yen içinde kalır. Dışarıdan medet uman ülkelerin bugün yaşadıkları hali görüyoruz. Başkalarının kendilerini kurtarmasını bekleyen ülkelerin bugün nasıl bir sefalet, yokluk ve gözyaşı ve pişmanlık içinde yaşadığını görüyoruz.






"Mutlak butlan kararı çıkarsa CHP yönetimi Ekrem İmamoğlu'na verilmeli"

Kongre divanı kurulduğunda divanın başkanı o partinin en üst düzey yöneticisidir. Onun üstünde kimse yoktur. Şimdi mutlak butlan davası deniyor. Butlan davası olduğunda Sayın Kılıçdaroğlu'nun geri geleceğine ilişkin bazı söylemler var. Böyle olmaması gerekir. Hukuken nedir bu? Kongre divanı kurulana kadar sorun var mı? Yok. Kongre divanı kuruldu. Sorun varsa da o andan sonra ortaya çıktı. O zaman butlan kararı gelirse bile parti yönetme yetkisi kongre divanının başkanına verilmek zorundadır. O gün kongre divanının başkanı kim? Sayın Ekrem İmamoğlu. Diyeceksiniz ki,  Ekrem Bey tutuklu. Fark etmez. Hükümlü mü? Hayır. Kesinleşmiş cezası var mı? Yok.
O zaman butlan kararı gelirse mahkemenin genel başkanlığı ve parti yönetme yetkisini Sayın İmamoğlu'na devretmesi gerekir. Bu hukuki bir analizdir.  Evet, Kılıçdaroğlu'nu destekleyen bir insan bile bugün hukuken değerlendirdiğinde bunu der. Çünkü olay böyle bir olay.






"Toplum bunları siyasi operasyon olarak görüyor"

Bunlar siyasi operasyon olarak değerlendiriliyor. Kimse kimseyi de ikna etmiyor. Hükümet yetkililerinin son dönemde yaptıkları işlerde toplumu ikna etmek gibi bir derdi yok. Biz bir şey yapalım, toplum da inansın demiyorlar. Toplumu hayır bu böyle değil diye ikna etmeye de çalışmıyorlar. Toplum da buna ikna olmuyor. Hükümetin de toplumun ikna olması gibi bir gündemi yok. O zaman burada başka bir şey planlandığını düşünmek gerekiyor. Amaç toplumu ikna ederek seçime gitmek değil. Çünkü toplum bu operasyonların rakiplere karşı yapıldığını düşünüyor. Hükümet de bunu önemsemiyor ama devam ediyor. Oy kaybetmesine rağmen devam ediyor. Bu da başka bir niyet olduğu düşüncesini doğuruyor.






"Tom Barrack istenmeyen adam ilan edilmeli"

Tom Barrack'ın Persona non grata, yani istenmeyen adam ilan edilmesi çağrısı yapıldı. Ben de katılıyorum. Tom Barrack haddi aşan ifadeler kullanılmıştır. Davranışları bir büyükelçi gibi değil, daha çok bölgeyi yöneten, yönlendiren, akıl veren, istikamet çizen  bir figür gibi. Bir büyükelçinin böyle bir haddi hududu olamaz. Şuandaki büyükelçi bu haddi hududu aşarak Türkiye'ye istikamet çizmeye çalışan bir vasatta hareket ediyor. Bu nedenle Türkiye'nin diplomatik olarak gerekli adımları atması gerekir. Çağrılıp uyarılmalı, nota verilmelidir. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ile iletişime geçilerek Türkiye'ye daha devlet adamı gibi davaranan bir elçi gönderilmesi talep edilmelidir. Tom Barrack'ın bir büyükelçi olarak bölge olduğu kanatinde değilim zaten daha çok ticari kimliği olan bir iş insanı olduğu söylendi. ABD Başkanı Trump ile kişisel ilişkileri iyi olan, aslen Lübnanlı bir karekter. Kendisini çok ciddiye alınması gereken bir profil olarak da görmüyorum.  Bunun yanısıra Epstein dosyalarında çokça adı geçen, çok görüntüsü olduğu konululan birisi. Böyle bir karakterin Türkiye'ye gelmesi hükümet yetkililerin doğrudan tepki göstermesi gereken bir şey. Buraya devlet adamı gönderin demeliler.






"Küresel çeteler Türkiye'de 100 yıldır monarşi istiyorlar"

Türkiye'de küresel çetelerin istediği model sadece bugün değil Osmanlı'ya imzalattırdıkları Sevr'de dahil meşruti monarşiydi. O tarihten beri gelen bir baskı sürecidir bu. Bugün bu adamın söylediği şeyler aslında nereye çıkıyor? Meşruti monarşiyi kurmak istediklerini ortaya koyuyorlar. Osmanlı'nın Sevr'de elinde kalan şey meşruti monarşi. İstanbul'da hanedanlık var ama Sevr anlaşmasına göre İstanbul Osmanlı'nın dışında. Osmanlı'ya harita çizdiler. İçinde İstanbul yok! Hanedanı devlet yönetimini İstanbul'a koydular! Bu 100 yılı aşkındır bu ülkede istenen pozisyon. Bunu ilk defa İngilizler istedi. Niye istedi? Demokrasinin beşiği diye adlandırılan İngilizlerin bugün bir kraliyet ailesi tarafından yönetildiğini unutmamamız lazım. Yani onlarda ne var? Meşruti monarşi var. Gelebildikleri en demokratik nokta meşruti monarşidir. Atatürk öyle bir çalım attı ki cumhuriyeti, demokrasiyi hiç olmaz denilen coğrafyaya getirdi. Kadına seçme seçilme hakkını Avrupa'dan önce verdi. 






Öyle bir demokrasi kültürü, bir cumhuriyet bilinci burada oturttu ve bir imparatorluğun bakiyesi olarak yani yönetim biçimi imparatorluk olan bir devletten sonra bunu hemen arkasına hayata geçirmeyi başardı. Bu İngilizin bozguna uğradığı nokta oldu. Kendisinin ulaşamadığı noktaya Atatürk'ün önderliğiyle Türk milleti ulaştı. O gün bugün bize o meşruti monarşiyi dayatmaya çalışıyorlar. Ama ben şunu biliyorum. O yüzden rahatım; Türkiye'yi yöneten de, Türkiye'de yönetilen de bunu istemiyor istemez. Çünkü bizim demokrasimiz, cumhuriyetimiz, sahip olduğumuz en güçlü varlığımız. Hiç kimse böyle bir noktaya bu ülkenin gelmesini istemeyecektir."

Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi

Sakarya'da etkisini gösteren kuvvetli sağanak yağış, yollarda su birikintilerine sebep oldu. Araçlar yollarda temkinli bir şekilde hareket etti

28.09.2026 13:57:00
İHA
 
Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi
Sakarya'da sağanak yağış yolları gölete çevirdi
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) yaptığı son tahminlerin ardından beklenen yağış, Sakarya'da şiddetli bir şekilde başladı.








Gök gürültüsüyle birlikte aniden bastıran sağanak, cadde ve sokaklarda su birikintilerine yol açarken, sürücüler ve yayalar yollarda ilerlemekte güçlük çekti. 






Su birikintilerinin yoğun olduğu bazı bölgelerde ise araçlar temkinli bir şekilde sürüş gerçekleştirdi. Yağışlar hafta boyunca sürmesi bekleniyor.




















Sakarya'da restoran alevlere teslim oldu: Çok sayıda ekip sevk edildi

Sakarya'nın Serdivan ilçesinde bir restoran alevlere teslim oldu. Yangının kısa sürede büyümesi üzerine olay yerine çok sayıda ekip sevk edildi

26.09.2026 11:40:00
İHA
 
Sakarya'da restoran alevlere teslim oldu: Çok sayıda ekip sevk edildi
Sakarya'da restoran alevlere teslim oldu: Çok sayıda ekip sevk edildi
Yangın, Bahçelievler Mahallesi Ata Sokak'ta, Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı üzerinde bulunan restoranda meydana geldi. Henüz belirlenemeyen nedenle restoranın içerisinde yangın çıktı.






Alevleri ve yoğun dumanı gören çevredeki vatandaşlar durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine bölgeye çok sayıda itfaiye ekibinin yanı sıra polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. 






Kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, alevlerin çevredeki yapılara sıçramaması için çalışma başlattı.








Restoranı saran alevlere ekiplerin müdahalesi sürüyor.




















Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?

Şehirleşmede az katlı yapılaşma (örneğin maksimum 3-4 kat), deprem risk yönetimi, kentleşme politikaları ve zemin mekaniği açısından çok katmanlı bir konudur

24.09.2026 13:49:00
Hasan Gündoğdu
 
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Kat sayısı ve deprem güvenliği: Megakentlerde az katlı yapılaşma mümkün mü?
Düşük Katlı Yapılaşma Deprem Yıkımını ve Ölüm Riski Azaltır mı?

Evet, belirgin şekilde azaltır; ancak bu durum tek başına tam bir güvenlik garantisi değildir.






Avantajları (Neden riski düşürür?):

Daha Az Yapısal Yük ve Kütle: Deprem kuvveti, yapının kütlesi ile doğru orantılıdır. Bina ne kadar hafifse, deprem anında yapıya etki eden yatay atalet kuvveti o kadar az olur. 3 katlı bir bina, 12 katlı bir binaya göre zeminden çok daha az kuvvet alır.

Periyot Uyuşması (Rezonans) Riskinde Azalma: Yumuşak, alüvyonal zeminler (örneğin İstanbul'daki sahalar, Avcılar veya Bakırköy sahilleri) deprem dalgalarını büyüterek uzun periyotlu salınımlar üretir. Yüksek binaların doğal salınım periyotları da uzun olduğundan, zeminle rezonansa girerek yıkılma riskleri artar. Az katlı yapılar ise kısa periyotludur ve bu rezonans etkisinden daha az etkilenir.

Tahliye ve Müdahale Kolaylığı: Yıkım yaşansa dahi 3 katlı bir binadan canlı kurtulma imkânı, enkaz altından çıkarılma süresi ve ilk saniyelerde binayı terk edebilme şansı çok daha yüksektir.

İkincil Felaketlerin Azalması: Yüksek binalarda yangın, gaz kaçağı veya merdiven çökmesi gibi ikincil riskler tahliyeyi kilitlerken, az katlı yapılarda bu riskler daha kolay kontrol edilir.






İstisnalar ve Yanılgılar:

Az katlı bina "mühendislik hizmeti almamışsa" yine yıkılır. Türkiye'de 1999 Gölcük ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların hatırı sayılır bir kısmı 2-4 katlı, imarsız veya mühendislik kurallarına uyulmadan yapılmış yapılardı. Dolayısıyla kat sayısını düşürmek; kötü beton, kalitesiz işçilik ve donatı eksikliğinin yerini tutmaz.

İstanbul, Ankara ve İzmir Gibi Büyükşehirlerde Doğrudan Uygulanabilir mi?

Mevcut şehir merkezlerinde birebir uygulamak kısa ve orta vadede "arazi ve nüfus yoğunluğu" nedeniyle imkânsıza yakındır; ancak çevresel gelişme alanlarında uygulanabilir.






Uygulamanın Önündeki Temel Engeller

Arazi Kıtlığı ve Nüfus Yoğunluğu (Emsal/Arsa Problemi):
• İstanbul'un nüfusu yaklaşık 16 milyondur. Mevcut yapılarda ortalama kat adedi 5 ila 8 arasındadır.
• Mevcut bir 8 katlı binayı yıkıp yerine 3 katlı bina yapmak, bağımsız bölüm sayısını %60 azaltmak demektir. Bu durumda 8 dairelik binada yaşayan 5 aile evsiz kalır veya hak sahiplerine finansal olarak sunulabilecek bir dönüşüm modeli kalmaz (müteahhit finansmanı imkânsızlaşır).

Kentsel Sıçrama ve Lojistik Yükü:
• Aynı nüfusu 3 katlı binalarla barındırmak, şehirlerin coğrafi olarak 2-3 kat daha geniş bir alana yayılması demektir (Kentsel Sıçrama).
• Bu durum doğa rezervlerinin, su havzalarının ve tarım alanlarının yok olmasına; altyapı, kanalizasyon, yol ve toplu taşıma maliyetlerinin katlanarak artmasına yol açar.






Bu Model Büyükşehirlerde Nasıl Uygulanabilir? (Çözüm Modelleri)

Megakentlerde 3 katlı yapılaşmayı mantıklı ve sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirmek için bölgesel ve kademeli bir planlama şarttır:

"Zemin Odaklı" Kademeli İmar Sınırlaması

Şehrin tamamında değil, zemin mukavemeti düşük alanlarda kat kısıtlamasına gidilmelidir:

• Çok Yüksek Riskli Zeminler: Alüvyonlu, sıvılaşma riski yüksek sahil şeritleri veya dere yataklarında (örn. İstanbul sahil hatları, İzmir Bayraklı/Karşıyaka alüvyon düzlükleri) imar en fazla 3 kat ile sınırlandırılmalıdır.
• Sağlam Kayalık Zeminler: Zemin emniyet gerilmesi yüksek kayaç alanlarda (örn. İstanbul'un kuzey ilçeleri, Ankara'nın tepelik bölgeleri) radye temel ve tünel kalıp gibi doğru mühendislik teknikleriyle yüksek katlı yapılara izin verilmeye devam edilebilir.






Uydu Kentler ve "Yatay Şehirleşme" Çeperleri

Şehir merkezlerindeki yoğunluğu azaltmak için merkeze hızlı raylı sistemlerle bağlı yeni uydu kentler kurulmalıdır:

• Merkeze 30-40 km mesafede, zemin yapısı sağlam yeni alanlarda maksimum 3-4 katlı, bahçeli veya avlulu yatay mimari konut alanları inşa edilebilir.
• İstanbul için Kuzey Marmara aksı veya Arnavutköy/Çatalca sınırındaki uygun zeminli alanlar; Ankara için Eskişehir yolu veya Batıkent dış aksları bu model için örnektir.

Finansal Transfer ve "İmar Hakkı Transferi"

Eğer riskli zemindeki 6 katlı bir bina yıkılıp yerine 3 katlı bina yapılacaksa, kaybolan 3 katın imar hakkı maliklerin elinden alınmamalıdır:

• Kent merkezinde katı düşürülen mülk sahibine, belediye tarafından yeni geliştirilen çeper bölgelerdeki projelerden hisse/daire imkânı ("İmar Hakkı Transferi") tanınabilir.
• Böylece vatandaş finansal kayba uğramadan daha güvenli ve düşük katlı bir konut alanına geçiş yapabilir.






Mühendislik ve Yapı Teknolojisi Değişimi

Sadece betonarme değil, Hafif Çelik ve Ahşap Karkas (CLT - Çapraz Lamine Ahşap) yapı sistemleri teşvik edilmelidir:

• 3 kata kadar olan yapılarda çelik ve ahşap karkas teknolojileri depreme karşı neredeyse sıfır yıkım riski sunar ve yapım süreleri son derece kısadır.

Düşük katlı binalar deprem güvenliği açısından mühendislik yükünü hafifleten, can kaybı riskini dramatik şekilde düşüren en etkili mimari araçlardan biridir. Ancak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde tüm şehre tek tip "maksimum 3 kat" kuralı getirmek arazi ve nüfus gerçekleriyle bağdaşmaz.

İdeal çözüm; mikro-bölgeleme (zemin etütleri) yapılarak sıvılaşma ve risk taşıyan hatlarda kat sayısının 3 ile sınırlandırılması, sağlam zeminlerde ise sıkı denetimli yüksek yapılara izin verilerek şehir çeperlerinde yatay mimariye dayalı uydu kentlerin planlanmasıdır.

Erdoğan ve Gürlek'in fotoğraflarıyla paylaşım yapan şüpheli gözaltında

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada, WhatsApp durumunda yapay zekayla oluşturduğu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Akın Gürlek ile birlikteki fotoğrafını paylaşan şüpheli gözaltına alındı

23.09.2026 12:44:00
İHA
 
Erdoğan ve Gürlek'in fotoğraflarıyla paylaşım yapan şüpheli gözaltında
Erdoğan ve Gürlek'in fotoğraflarıyla paylaşım yapan şüpheli gözaltında
Edinilen bilgilere göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2026/214389 sayılı soruşturması kapsamında yürütülen çalışmalarda, şüpheli Mehmet Ç.'nin (53) WhatsApp durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Gürlek'in fotoğraflarının yanında yapay zeka kullanarak oluşturduğu değerlendirilen kendi fotoğraflarına yer verdiği paylaşımlar yaptığı tespit edildi.






Söz konusu paylaşımlarla kamu görevlileriyle ilişkisi bulunduğu ve bu kişiler nezdinde hatırı sayıldığı yönünde bir izlenim oluşturduğu değerlendirilen şahıs, 23 Eylül tarihinde Keçiören ilçesindeki adresinde gözaltına alındı. 






Mevcutlu şekilde adli mercilere sevk edilmesi beklenen Mehmet Ç.'nin Ankara doğumlu olduğu ve 4 ayrı suç kaydının bulunduğu belirtildi.








Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, olayla ilgili soruşturmayı sürdürüyor.

Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı

İstanbul Esenyurt'ta oto lastikçi dükkanında çıkan yangın, bitişikte bulunan 4 iş yeri ile bir yemek şirketine sıçradı. İtfaiye ekiplerinin yaklaşık 2 saatlik müdahalesiyle yangın kontrol altına alınarak söndürüldü

23.09.2026 07:00:00
İHA
 
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Esenyurt'ta lastikçi dükkanında çıkan yangın 5 iş yerine sıçradı
Yangın, Yeşilkent Mahallesi Nazım Hikmet Bulvarı üzerinde bulunan iş yerlerinde gece saat 2.30 sıralarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, bitişik nizamda bulunan iş yerlerinden oto lastikçi dükkanında henüz bilinmeyen nedenle alevler yükseldi.






Alevler kısa sürede büyüyerek 4 dükkana daha ve bir yemek şirketine sıçradı. Alevleri fark eden mahalle sakinleri durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine Esenyurt ve çevre ilçelerden çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. 






Ekipler yoğun çaba sonucunda alevleri 2 saat içerisinde kontrol altına aldı. İş yerlerinde ve yemek şirketinde soğutma çalışması sürerken çevrede geniş güvenlik önlemi alındı.



























Uşak'ta bariyere çarpan alkol yüklü tır alev aldı

Uşak'ın Banaz ilçesinde alkol yüklü tırın bariyere çarpıp devrilmesi sonucu sürücü yaralanırken, tır alev aldı

22.09.2026 13:34:00
İHA
 
Uşak'ta bariyere çarpan alkol yüklü tır alev aldı
Uşak'ta bariyere çarpan alkol yüklü tır alev aldı
Kaza, Afyonkarahisar-Uşak kara yolu Hamam Boğazı yakınlarında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, E.T. (34) idaresindeki 33 BFP 866 plakalı tır, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu önce bariyere çarptı, ardından devrildi.






Devrilen tır alev alırken, ihbar üzerine bölgeye 112 Acil Sağlık, polis, jandarma, itfaiye ve Banaz Orman İşletme Müdürlüğü'ne bağlı arazöz sevk edildi. Devrilme sonucu yaralanan sürücü, 112 Acil Sağlık ekiplerince Banaz Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.






Kısa sürede büyüyen yangın tırın tamamını sararken, alevler yol kenarındaki otluk ve ağaçlık alana da sıçradı. Ekiplerin müdahalesiyle yangın söndürüldü.








Yangın nedeniyle Afyonkarahisar-Uşak ve Uşak-Afyonkarahisar istikametleri trafiğe kapatıldı. Tırın kaldırılması ve yol temizleme çalışmalarının ardından her iki istikamet yeniden ulaşıma açıldı.

Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu

Ankara'nın Yenimahalle ilçesinde bulunan bir apartman dairesinde 3 erkek cesedi bulundu

22.09.2026 04:46:00
İHA
 
Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu
Ankara'da bir dairede 3 kişi ölü olarak bulundu
Olay, Yenimahalle ilçesi Anadolu Mahallesi 500. Sokak'taki bir apartman dairesinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, 3 kişinin hareketsiz halde yattığını gören çevredeki vatandaşlar, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.






İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerin tarafından yapılan incelemede dairedeki kişilerin hayatını kaybettiği belirlendi. Yapılan araştırma sonucu, cesetlerin Mehmet Büyükırmak, Mehmet Emre Çallı ve Enes Çallı'ya ait olduğu ve üzerlerinde kurşun ve bıçak yarası olduğu tespit edildi.









Cesetler Adli Tıp Kurumu morguna götürülürken, polis ekipleri olayın faili ya da faillerinin yakalanması için çalışma başlattı.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.