logo
12 TEMMUZ 2026

Mesai arkadaşına 'salak' dedi hem işten hem tazminattan oldu

Şef aşçı olarak çalıştığı otelde, mesai arkadaşlarına karşı adeta terör estirip bir de üstüne stajyer aşçıya 'salak, öküz' deyice olanlar oldu

12.07.2026 10:08:00
İhlas Haber Ajansı
 
Mesai arkadaşına 'salak' dedi hem işten hem tazminattan oldu
Mesai arkadaşına 'salak' dedi hem işten hem tazminattan oldu
Şef aşçı olarak çalıştığı otelde, mesai arkadaşlarına karşı adeta terör estirip bir de üstüne stajyer aşçıya 'salak, öküz' deyice olanlar oldu. Tazminatsız kovulan aşçıbaşının yıllar süren davasında son noktayı kovan Yargıtay, otel işletmecisini haklı buldu.

Çalıştığı otelden çıkartılan aşçıbaşı K.H. İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. İş sözleşmesine haklı bir sebep olmaksızın son verildiğini ve ödenmeyen işçilik alacaklarının bulunduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti, asgari geçim indirimi alacaklarının tahsilini talep etti.

Otel işletmecisi, davacının stajyer aşçı M.K.'ya sinkaflı sözlerde bulunduğunu, bunu diğer çalışanlara da yaptığını, bu sebeple iş sözleşmesine haklı olarak son verildiğini öne sürdü. Yapmış olduğu fazla çalışmaların karşılığının ücret bordrolarına yansıtılarak banka hesaplarına ödendiğini veya karşılığında serbest zaman verildiğini, iş sözleşmesinde yılda 270 saate kadar olan fazla çalışmanın zamlı karşılığının ücrete dâhil olduğunu, davacının ödenmeyen alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istedi.

İş Mahkemesi, davacının stajyer M.K.'ya ve diğer çalışanlara sinkaflı sözlerde bulunması sebebiyle iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiği savunulmuş ise de; dosyaya hiçbir somut belgenin ve ayrıca fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğunu gösteren iş sözleşmesinin sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi itirazları geri çevirdi. İşletmeci kararı temyiz edince yıllar süren davada son sözü Yargıtay 9. Hukuk Dairesi söyledi.

Kararda; işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışı sonucunda iş ilişkisine devam etmek işveren açısından çekilmez hâle gelmişse işverenin haklı sebeple derhal fesih hakkı doğduğuna vurgu yapıldı. İşverene tanınan derhal fesih hakkının temelini işyerindeki disiplin ve düzeni sağlama amacı oluşturduğu hatırlatıldı.

Somut olayda, iş sözleşmesi davacının işverenin başka bir işçisine sataşması, küfür etmesi, işyerinde olumsuzluklara sebebiyet vermesi, çalışma huzurunu bozması, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması ve iş disiplinine uymaması gibi nedenlerle haklı nedenle feshedildiğine dikkat çekildi. Yargıtay kararında; "Dosya kapsamının incelenmesinde, feshe konu olayda davacının işyerinde stajyer olarak çalışan M.K'ya bezlerin pis koktuğu gerekçesiyle bağırmaya başladığı, sinkaflı küfürler ettiği ve şiddet içerikli sözler söylediği ortadadır.

Çalışanın göz ameliyatı olduğu, doktorunun çalışmaması gerektiğini davacıya ilettiği, davacının herkesin içinde kendisini rencide ettiği, 'öküz, mal, salak, işe yaramazsın, ne halin varsa gör' dediği anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki deliller dikkate alındığında, davacının işverenin gözetmekle yükümlü olduğu stajyere sataştığı, küfürlü sözler sarf ettiği ve işyerindeki diğer çalışanlara karşı da agresif tavırları ve sinkaflı küfürleriyle ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışlar sergilediği ve böylece işyerindeki çalışma barışı ile düzen ve disiplini bozduğu sabittir.

Davacının sabit olan bu davranışları karşısında iş ilişkisinde güven temelinin çöktüğü kabul edilmelidir. Bu bakımdan işverence sözleşmenin 4857 sayılı Kanun'un 25'nci maddesinin (II) numaralı bendi uyarınca ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık sebebiyle feshi yerindedir. İşverence yapılan feshin haklı nedene dayandığı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin taleplerinin reddi gerektiği hâlde yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir" denildi.

Berlin’de sokaklar karıştı, Türkiye’de imzalar tartışılıyor

Küresel savunma sanayii tedarik zincirlerindeki karmaşık ortaklıklar, Berlin’deki fabrikaların ardından Türkiye merkezli şirketleri ve uluslararası ortaklarını da kamuoyu tartışmalarının merkezine taşıdı

12.07.2026 11:05:00
Haber Merkezi
 
Berlin’de sokaklar karıştı, Türkiye’de imzalar tartışılıyor
Berlin’de sokaklar karıştı, Türkiye’de imzalar tartışılıyor
Küresel savunma sanayii tedarik zincirlerindeki karmaşık ortaklıklar, Berlin'deki fabrikaların ardından Türkiye merkezli şirketleri ve uluslararası ortaklarını da kamuoyu tartışmalarının merkezine taşıdı.

Almanya'da İsrail ordusuna mühimmat sağlayan Rheinmetall şirketine karşı düzenlenen kitlesel protestolar sürerken, Türkiye bağlantılı bazı savunma şirketlerinin İsrail'e silah ve mühimmat üreten küresel devlerle kurduğu ortaklıklar ve tedarik sözleşmeleri de eş zamanlı olarak gündemdeki yerini koruyor.

Berlin'de Savaş Karşıtları Ayakta



Almanya'nın başkenti Berlin'de "Silahsız Wedding" sloganıyla toplanan binlerce aktivist, İsrail ordusuna topçu mühimmatı ve askeri bileşen sağlayan Rheinmetall fabrikasına yürüdü. "Soykırımla kâr edilmez" dövizleri taşıyan eylemciler, mühimmat taşıyan kamyonların çıkışını engellemek için yollara barikat kurdu.

Bazı protestocular kendilerini cadde zeminine ve fabrika tellerine yapıştırarak üretimi durdurmaya çalıştı. Anadolu Ajansı verilerine göre, Berlin polisi biber gazı ve kimyasal çözücüler kullanarak sert bir müdahalede bulundu; arbede sonucu onlarca kişi gözaltına alındı.

Türkiye'de tartışılan ortaklıklar ve İsrail bağlantılı devler



Türkiye, resmi düzeyde İsrail ile tüm askeri ve ticari bağlarını kestiğini açıklasa da, Türk savunma sanayii firmalarının küresel pazarda İsrail ordusunun ana tedarikçisi olan yabancı şirketlerle yaptığı ortaklıklar ve iştirak faaliyetleri kamuoyunda tartışma yaratıyor!

Baykar ve İtalyan Savunma Devi Leonardo Ortaklığı



Selçuk Bayraktar'ın yönetim kurulu başkanı olduğu Baykar firması, İsrail ordusuna F-16/F-35 bileşenleri, füzeler ve askeri teknolojiler satan İtalyan savunma devi Leonardo ile stratejik ortaklığa gitti. İki şirket, havacılık ve ileri savunma sistemleri geliştirmek amacıyla "LBA Systems" adında ortak bir girişim şirketi kurdu. İtalyan şirketin İsrail'e doğrudan silah satması nedeniyle, bu imza muhalefet ve kamuoyu tarafından tepkiyle karşılandı.

Türk Şirketi Repkon'un ABD İştiraki (Repkon USA) ve İsrail Bombaları



Türkiye merkezli savunma sanayii grubu Repkon'un ABD'deki iştiraki olan Repkon USA, Texas eyaletinde satın aldığı eski General Dynamics mühimmat fabrikasında üretim yapıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın resmi yabancı askeri satış (FMS) bildirimlerine göre Repkon USA, İsrail'e gönderilmek üzere 151,8 milyon dolar değerindeki 12 bin adet BLU-110A/B tipi 1000 poundluk bomba gövdesinin ana yüklenicisi oldu. Ayrıca Boeing ile ortak yürütülen başka bir dev mühimmat paketinin de üretim ayağında yer aldı.

Bakanlık ve Şirket Savunması

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) konuya dair yaptığı açıklamada, Türkiye'nin İsrail ile askeri iş birliği olmadığını, ABD'de faaliyet gösteren şirketlerin ise yerleşik oldukları ülkenin (ABD) mevzuatına tabi olduğunu belirterek sorumluluk kabul etmedi.

Repkon ise ABD hükümetinin tedarik zinciri kararlarında söz hakkı olmadığını savunarak gelen tepkiler üzerine ABD'deki iştirakinde marka değişikliğine gitti.

Eşinin yemeklerine hakaret boşanma sebebi

Evliliklerde kadın eşin yemeği güzel yapıp yapmadığı tartışmaları Yargıtay'ın emsal kararıyla yeni bir boyut kazandı. Bir boşanma davasının temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kocasına; 'defol, sen pissin, bunak, moruk' ifadelerini kullanan kadını az kusurlu; eşine 'Yaptığın yemekleri beğenmiyorum, sen cahilsin, sen ne anlarsın, tipe bak, hırsız, utanmaz, senin yemeklerin zehirli' ifadelerini kullanan erkeği ağır kusurlu saydı

11.07.2026 11:13:00
İHA
 
Eşinin yemeklerine hakaret boşanma sebebi
Eşinin yemeklerine hakaret boşanma sebebi
Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan çift Aile Mahkemesi'ne müracaat ederek karşılıklı boşanma davası açtı. Davacı-karşı davalı erkek, ortak çocuğun doğumundan sonra kadının kötü davranmaya başladığını, sürekli hakaretler ettiğini, aşağıladığını, eziyet ettiğini, "moruk" diye hitap etmeye başladığını, "pislik, bunak" dediğini, yemek vermediğini öne sürdü. Eşinin buzdolabına kilit takıp kilitlediğini, bunun üzerine ikinci buzdolabını almak zorunda kaldığını dile getirdi.

Asılsız şikayetlerle uzaklaştırma kararı aldığını belirterek boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin kendisine verilmesine ve 50 bin TL maddî, 50 bin TL manevî tazminata karar verilmesini talep etti. Davalı-karşı davacı kadın da iddiaları kabul etmediğini, önceki evliliğinden olan kızlarını eşinin hor gördüğünü, onlara hakaretler ettiğini, evlenen iki kızın düğünlerine bile katılmadığını kaydetti.

Yaptığı yemekleri beğenmediğini, "sen cahilsin, sen ne anlarsın, tipe bak, hırsız, utanmaz, senin yemeklerin zehirli" diyerek aşağıladığını ifade ederek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların ortak çocuğun velâyetinin annesine verilmesine, ortak çocuk lehine aylık 1.500 TL tedbir-iştirak, kadın lehine aylık 1.500 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 50 TL maddî, 50 bin TL manevî tazminata karar verilmesini talep etti.

Tarafları dinleyen Aile Mahkemesi, kadının erkeğe "seni istemiyorum, defol, sen pissin, bunak, moruk" diyerek erkeği aşağıladığına, hakaret ettiğine, erkeğin ise 'Yemeklerin berbat, yemeklerin zehirli, sen cahilsin, sen ne anlarsın, tipe bak, hırsız, utanmaz' dediğine dikkat çekti. Yemekleri beğenmemekle birlikte evin mutfak alışverişini yapmayan kocayı kadına nazaran ağır kusurlu saydı. Çiftin boşanmasına, ortak çocuğun velâyetinin babasına verilmesine, ortak çocuk ile annesi arasında kişisel ilişki tesisine, kadın lehine takdir edilen aylık 750 TL nafaka ve kadın lehine 20 bin TL maddî, 15 bin TL manevî tazminata karar verdi. Erkek, karara istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, hakaretlerin yanı sıra yemekleri beğenmeyip evin mutfak alışverişini tam olarak yapmayan kocanın ağır, kadının az kusurlu tespit edilmesinin yerinde olduğu, kusura yönelik gerekçe uyarınca, bu şartlar altında evliliğin devamı beklenemeyeceğinden itirazı geri çevirdi. Kocanın avukatı kararı temyiz edince devreye Yargıtay 2. Hukuk Dairesi girdi. Daire, kararı onadı.

CHP'li belediyelere operasyonlarda sıra Çankaya'da


 
 
CHP'li belediyelere yönelik operasyonlar devam ediyor. Çankaya Belediye Başkanı Güner'in de aralarında bulunduğu 36 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

11.07.2026 09:35:00
HABER MERKEZİ/AA
 
CHP'li belediyelere operasyonlarda sıra Çankaya'da
CHP'li belediyelere operasyonlarda sıra Çankaya'da

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner'in de yer aldığı 36 şüpheli hakkında gözaltı kararı verdi.

Başsavcılıktan yapılan açıklamaya göre, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışma kapsamında, hakkında "suç örgütü kurma", "suç örgütüne üye olma", "rüşvet alma", "rüşvet verme" ve "ihaleye fesat karıştırma" suçlarından gözaltı kararı verilen şüphelilerin adreslerinde arama, el koyma işlemi yapıldı.

27 kişi gözaltına alındı

Şüphelilerden 27'si gözaltına alındı. Diğer şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.
Bu arada sabah erken saatlerde Çankaya Belediyesi'nde polis ekiplerince arama yapıldı.

İzmir merkezli "kurgu kazalarla sigorta dolandırıcılığı" operasyonunda 24 zanlı tutuklandı

İzmir merkezli 5 ilde düzenlenen operasyonda kurgu kazalar ve hasar dosyaları üzerinden sigorta şirketlerini zarara uğrattıkları iddiasıyla gözaltına alınan 54 şüpheliden 24'ü tutuklandı

11.07.2026 02:00:00
AA
 
İzmir merkezli "kurgu kazalarla sigorta dolandırıcılığı" operasyonunda 24 zanlı tutuklandı
İzmir merkezli "kurgu kazalarla sigorta dolandırıcılığı" operasyonunda 24 zanlı tutuklandı

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "nitelikli dolandırıcılık" suçlarına ilişkin yürüttüğü soruşturma sürüyor. Bu kapsamda gözaltına alınan 54 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Şüphelilerden 15'i emniyetteki ifadelerinin ardından, biri de savcılık sorgusu sonrası serbest bırakıldı.

Zanlılardan 24'ü çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklandı, 14'ü ise adli kontrol şartıyla salıverildi.

Soruşturma kapsamında firari 3 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.

Olay

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesince "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "nitelikli dolandırıcılık" suçlarına ilişkin 6 Temmuz'da çalışma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında elde edilen bilgi, belge, ifadeler, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) hesap hareketleri, bilirkişi raporları, müşteki ve bilgi sahibi beyanları, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezince hazırlanan kurgu kaza raporları ile sigorta şirketlerinden temin edilen hasar ödeme dosyalarının incelenmesi sonucunda şüphelilerin örgütlü şekilde kurgu trafik kazaları düzenledikleri belirlenmişti.

Şüphelilerin, kamera bulunmayan bölgeleri tercih ederek araçları kaza yapmış gibi konumlandırdıkları, fotoğraflarını çektikleri, kendi aralarında kaza tespit tutanağı düzenledikleri ve araçları tamir ettirdikten sonra hasar dosyaları üzerinden sigorta şirketlerine başvurdukları tespit edilmişti.

Soruşturmada, örgüt elebaşılığını E.G'nin yaptığı, şüphelilerin bu yolla sigorta şirketlerini zarara uğrattıkları ve yaklaşık 200 milyon liralık haksız kazanç elde ettikleri ortaya çıkarılmıştı.

Soruşturma kapsamında 62 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiş, İzmir, İstanbul, Ankara, Ağrı ve Antalya'da düzenlenen eş zamanlı operasyonda 54 şüpheli yakalanmış, 5 şüphelinin ise başka suçlardan cezaevinde bulunduğu belirlenmişti.

Operasyonda yapılan aramalarda maddi hasarlı kaza tutanakları, sigorta poliçeleri, vekaletnameler, kaza taraflarına ilişkin notlar, sigorta ve kasko evrakları, farklı kişilere ait kimlik belgeleri, temliknameler, ibranameler ile çeşitli evrak ele geçirilmişti.

Soruşturma kapsamında 17 avukatın hasar dosyalarının tahsil süreçlerinde yer aldığı, avukat A.A'nın ise örgüt adına hareket ettiği ve örgüt yöneticisi konumunda bulunduğunun değerlendirildiği belirtilmişti. 

İstanbul'da boşandığı eşini ve oğlunu öldüren kişi intihar etti


Arnavutköy'de bir kişi, boşandığı eşini ve oğlunu öldürdükten sonra intihar etti.

11.07.2026 01:13:00
HABER MERKEZİ/AA
 
İstanbul'da boşandığı eşini ve oğlunu öldüren kişi intihar etti
İstanbul'da boşandığı eşini ve oğlunu öldüren kişi intihar etti

Arnavutköy'de bir kişi, boşandığı eşini ve oğlunu öldürdükten sonra intihar etti.
Boğazköy İstiklal Mahallesi Filyos Sokak'taki bir evden silah sesleri duyulduğu ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.

İkamete giren ekipler, Davut G. (55) Türkan İ. (51) ve Mehmet Emin G'nin (18) hayatını kaybettiğini belirledi.
Olay yeri inceleme ekipleri yaptığı çalışmada, Davut G'nin bir süre önce boşandığı eşi Türkan İ. ve oğlu Mehmet Emin G'yi pompalı tüfekle öldürdükten sonra aynı silahla intihar ettiğini tespit etti.

Cenazeler Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. 

Toplumsal cinnet

Benzer bir olay hafta içinde Kırklareli'nde yaşanmıştı. Boşandığı eşi ile 4 yaşındaki kızını katleden şahıs, intihar etmişti. Türk toplumu resmen cinnet geçiriyor. 

Boşanmalar katlandı

Türkiye'de 2025 yılında boşanan çiftlerin sayısı 193 bin 793 olarak gerçekleşti. Bu dönemde bin nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı ise binde 2.26 oldu. Kaba boşanma hızının binde 3.28 ile en yüksek olduğu il İzmir... Bu oranın binde 0.51 ile en düşük olduğu il ise Hakkari olarak kaydedildi.

Tekirdağ’da mevlit ikramı 50 kişiyi hastanelik etti


 
Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesinde düzenlenen mevlit programında ikram edilen pilavdan yedikleri iddia edilen 50 kişi, gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye başvurdu.

11.07.2026 00:57:00
HABER MERKEZİ/AA
 
Tekirdağ’da mevlit ikramı 50 kişiyi hastanelik etti
Tekirdağ’da mevlit ikramı 50 kişiyi hastanelik etti

Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesinde düzenlenen mevlit programında ikram edilen pilavdan yedikleri iddia edilen 50 kişi, gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye başvurdu.

Karacakılavuz Mahallesi'nde düzenlenen mevlit programında vatandaşlara pilav ikram edildi. İkramın ardından mide bulantısı, kusma ve karın ağrısı şikayetleri yaşayan 50 kişi, gıda zehirlenmesi şüphesiyle kentteki farklı hastanelere başvurdu.

Tedavi altına alınan kişilerin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
Olayla ilgili inceleme başlatılırken, zehirlenme nedeninin belirlenmesi amacıyla ikram edilen pilavdan numune alındığı bildirildi.

Pilavın tavuklu olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla zehirlenmenin tavuktan kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Silifke Belediyesine yönelik soruşturmada tutuklu sayısı 10'a yükseldi

Mersin'in Silifke ilçesinde belediyeye yönelik rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suç örgütü iddialarıyla ilgili soruşturma kapsamında; daha önce serbest kalan bir belediye başkan yardımcısıyla birlikte 2 kişi tutuklandı. Soruşturmada tutuklu sayısı 10'a yükseldi

10.07.2026 19:36:00
İHA
 
Silifke Belediyesine yönelik soruşturmada tutuklu sayısı 10'a yükseldi
Silifke Belediyesine yönelik soruşturmada tutuklu sayısı 10'a yükseldi
Silifke Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Silifke Belediyesinde görev yapan bazı kamu görevlileri ile belediye ile iş yapan yüklenicilerin rüşvet, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, örgüte üye olma, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanma suçlarını işledikleri iddiaları üzerine çalışma başlatıldı.

Soruşturma çerçevesinde alınan ihbarlar doğrultusunda MASAK raporları, banka hareketleri, HTS ve PTS kayıtları ile iletişimin denetlenmesi tedbirleri kapsamında elde edilen deliller incelendi. Ayrıca bazı şüphelilerin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla verdikleri ifadelerde, belediye ile iş yapan yüklenicilerden hak ediş ödemeleri karşılığında çeşitli menfaatler talep edildiği, bazı kişi ve görevlilere para teslim edildiği, doğrudan temin yöntemiyle yapılan bazı alımlarda usulsüzlükler gerçekleştirildiği ve belediye bağlantılı organizasyonlarda muvazaalı işlemler yapıldığı yönünde beyanlarda bulunduğu belirtildi.

Başsavcılık açıklamasında, etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerde yer alan çok sayıda hususun HTS ve PTS kayıtları, banka hareketleri, MASAK raporları ve diğer maddi delillerle desteklendiğinin tespit edildiği kaydedildi. Soruşturma kapsamında 19 Haziran'da Silifke'de eş zamanlı operasyon düzenlendi. Şüphelilerin ikametleri, araçları, iş yerleri, Silifke Belediyesi binası ile Silifke Belediyespor Kulübü binasında yapılan aramalarda çok sayıda cep telefonu, bilgisayar, hard disk ve dijital materyal, ihale ve imar işlemlerine ilişkin evraklar, kullanıma hazır firma kaşeleri, kaşelenmiş ve mühürlenmiş teklif mektupları ile teklif zarfları ve yüklü miktarda döviz ele geçirildi.


Daha önce başkan ile birlikte 8 kişi tutuklanmıştı



Soruşturma kapsamında toplam 19 şüpheli hakkında işlem yapıldı. Şüphelilerden 9'u tutuklama, 10'u ise adli kontrol talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Hakimlik tarafından yapılan değerlendirme sonucunda Silifke Belediye Başkanı Mustafa Turgut, Silifke Belediyespor Kulübü Başkanı Sait O., Belediye Başkan Yardımcısı Ezgi E. D., Özel Kalem Müdürü Ersin S., Ayniyat Müdürü Erdoğan G., festival organizasyon yüklenicisi Erman F.K., Şerife Y. ve Osman Y.'nin de aralarında bulunduğu 8 şüpheli tutuklandı. Diğer şüpheliler hakkında ise adli kontrol kararı verildi.


Operasyonda yeni gelişme: Başkan yardımcısıyla birlikte 2 şüpheli tutuklandı



Operasyonda bugün yeni bir gelişme yaşandı. Daha önce adli kontrol şartı ile serbest kalan Silifke Belediye Başkan Yardımcısı Ş.S.D. ile belediye sporda görev alan V.T. tekrar gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Ş.S.D. ile V.T. çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Operasyonla ilgili soruşturmanın devam ettiği bildirildi.

Erdoğan: ‘Milli güvenliğimizden asla taviz veremeyiz’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Yenilevent Kampüsü'nde düzenlenen kurmay subaylar mezuniyet töreninde önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin içinde bulunduğu zorlu coğrafyada güçlü olmaktan başka şansı olmadığını vurgulayan Erdoğan, "Türkiye’nin güvenliğini kimseye emanet edemez, milli güvenliğimizden asla taviz veremeyiz" mesajını verdi

10.07.2026 19:20:00
Haber Merkezi
 
Erdoğan: ‘Milli güvenliğimizden asla taviz veremeyiz’
Erdoğan: ‘Milli güvenliğimizden asla taviz veremeyiz’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi Yenilevent Kampüsü'nde düzenlenen 16'ncı Dönem Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimi ile Kuvvet Harp Enstitüleri 8'inci Dönem Komuta ve Kurmay Eğitimi Mezuniyet Töreni'ne katılarak önemli açıklamalarda bulundu. Küresel güvenlik mimarisinin köklü bir değişimden geçtiğini belirten Erdoğan, savunma sanayisindeki başarılara ve milli duruşun önemine dikkat çekti.

"Kendi gücümüz dışında kimseye umut bağlamadık"

Erdoğan, konuşmasında Türkiye'nin istiklal ve istikbal mücadelesini her zaman kendi bileğinin gücüyle verdiğini ifade etti. İçinde bulunulan coğrafyada dik durabilmek için askeri ve stratejik gücün şart olduğunu söyleyen Erdoğan, "Hangi teşkilata üye olursak olalım, bu zorlu coğrafyada alnımız ak, başımız dik bir şekilde yaşamak için güçlü olmak zorundayız" dedi. Uluslararası ittifaklarda güçlü varlık gösterildiğini ancak Türkiye'nin güvenliğinin asla başkalarının insafına bırakılamayacağını vurguladı.

Savunma sanayisinde yüzde 82 yerlilik ve ihracat rekoru

Savaş konseptinin yapay zeka, siber saldırılar, insansız hava (İHA) ve deniz araçları (İDA) ile radikal bir dönüşüm geçirdiğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin bu yeni döneme en hızlı adapte olan ülkelerden biri olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı, savunma sanayisinde yüzde 82 yeterlilik oranına ulaşıldığını, son 12 ayda savunma ve havacılık ürünleri ihracatında 11 milyar dolar ile yeni bir rekor kırıldığını ve 4 binden fazla firma ile sektörde faaliyet gösteren yerli teknoloji firmaları sayesinde ordunun en modern sistemlerle donatıldığını belirtti.

"Terörsüz Türkiye ile yeni bir hikaye yazacağız"

Terörle mücadeledeki kararlılığın devam edeceğini altını çizen Erdoğan, Irak ve Suriye operasyonlarının güvenlik paradigmasında yeni bir dönem başlattığını belirtti. İç kalenin sağlam tutulması gerektiğine dikkat çeken Erdoğan, "Ülkemizi yarım asırlık terör kamburundan kurtarmak amacıyla yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin başarıya ulaşmasıyla, inşallah içeride ve dışarıda yeni bir hikaye yazmaya başlayacağız" ifadelerini kullandı.

Kuruluşunun 10. yıl dönümüne yaklaşan Milli Savunma Üniversitesi'nin küresel ölçekte en seçkin eğitim kurumlarından biri haline geldiğini söyleyen Erdoğan, okulun eğitim kalitesini övdü. Bu dönem 125'i dost ve kardeş ülkelerden gelen misafir askeri personel olmak üzere toplam 301 subayın mezuniyet heyecanı yaşadığını belirtti.

Tören, dereceye giren kurmay subaylara diplomalarının Cumhurbaşkanı Erdoğan ve komuta kademesi tarafından takdim edilmesiyle son buldu.

Ekrem İmamoğlu: ‘Benimle yarışmaktan korkuyor’

İBB Davası’nın 64. duruşmasında savunma süresinin kısıtlanmasına itiraz ettiği için salondan çıkarılan Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından yaptığı açıklamada, "Benimle yarışmaktan korkuyor. Sesimden, sözümden, görüntümden, ismimden korkuyor" diyerek tepki gösterdi

10.07.2026 18:20:00
Haber Merkezi
 
Ekrem İmamoğlu: ‘Benimle yarışmaktan korkuyor’
Ekrem İmamoğlu: ‘Benimle yarışmaktan korkuyor’
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı İBB Davası'nın 64. gününde mahkeme salonunda tansiyon yükseldi. Savunma yapması beklenen İmamoğlu, kendisine tanınan sürenin yetersiz olduğunu belirterek mahkeme heyetine itiraz etti.

Yaşanan sert diyalogların ardından İmamoğlu'nun salondan çıkarılması, siyaset gündemine bomba gibi düştü. Olayın ardından İmamoğlu adına açılan Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından çok sert bir açıklama yayımlandı.

Mahkeme salonunda süre gerginliği

Duruşmanın başlangıcında Mahkeme Başkanı, Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının alınacağını kararlaştırdı. Ancak İmamoğlu'na savunmasını tamamlaması için kısıtlı bir süre tanındı. Bu duruma sert tepki gösteren İmamoğlu, davanın büyüklüğüne ve suçlamaların ağırlığına dikkat çekerek sürenin yetersiz olduğunu vurguladı.

İmamoğlu, mahkeme heyetine yönelik itirazında, "Asrın iftirasının yüklü olduğu iddianameye karşı 6-7 saat savunma yapmam yetersizdir" ifadelerini kullandı. Savunma hakkının kısıtlandığını belirten İmamoğlu ile Mahkeme Başkanı arasında sözlü tartışma yaşandı. Diyalogların ardından Mahkeme Başkanı, duruşma düzenini bozduğu gerekçesiyle İmamoğlu'nun salondan çıkarılmasına karar verdi.

"Benimle yarışmaktan korkuyor"

Mahkeme salonunda yaşanan bu krizin ardından Ekrem İmamoğlu adına faaliyet gösteren Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi sosyal medya hesabı üzerinden yazılı bir açıklama paylaşıldı. Karara ve engellemelere çok sert tepki gösterilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Benimle yarışmaktan korkuyor. Sesimden, sözümden, görüntümden, ismimden korkuyor. O yüzden sesim yasak, görüntüm yasak, fotoğrafım yasak, X hesabım yasak, mahkemeye gelmem yasak, savunma yapmam yasak."

Siyasi kulisleri hareketlendiren bu gelişme sonrası, İmamoğlu'nun avukatlarının ve parti kurmaylarının davadaki adil yargılanma ihlallerine karşı nasıl bir yol haritası izleyeceği merak konusu oldu. Davanın bir sonraki duruşmasının tarihi ve savunma hakkına ilişkin tartışmaların önümüzdeki günlerde de gündemi meşgul etmesi bekleniyor.

Adli Tıp Kurumu: 'Bebekler kurtarılabilirdi'

İstanbul'da bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk edip ölümlerine neden oldukları ve haksız kazanç sağladıkları öne sürülen 62 sanığın yargılandığı davada, bebeklerin ölüm nedenlerine ilişkin Adli Tıp Kurumu Üçüncü Üst Kurulu tarafından hazırlanan raporlar dava dosyasında yer aldı

10.07.2026 15:20:00
Anadolu Ajansı
 
Adli Tıp Kurumu: 'Bebekler kurtarılabilirdi'
Adli Tıp Kurumu: 'Bebekler kurtarılabilirdi'
Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesinin talebinin ardından Adli Tıp Kurumu (ATK) Üçüncü Üst Kurulu tarafından 10 maktul bebek için ölüm sebepleri, tanı ve teşhisler ile uygulanan işlemlerin doğruluğu, tıbbi uygulama hataları ve dosyadaki sanıkların ölümlerde kusurlarının olup olmadığına ilişkin rapor hazırlandı.

"Roua Kadan", "Ayaz Karaduman", "Melek Süleymanoğlu", "Michelle Nwando Opara", "Halime Alkari", "Kerem Muhammet  Tokluoğlu", "Havvanur Karakoç", "Öykü Helvacı" ve "Serdarova" ile henüz ismi koyulmamış Kaya ailesinin bebekleri için hazırlanan raporlar Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.

Raporlarda bebekler Roua Kadan, Ayaz Karaduman, Melek Süleymanoğlu, Michelle Nwando Opara, Halime Alkari, Kerem Muhammet  Tokluoğlu ve henüz ismi koyulmamış Kaya ailesinin bebekleri için, yapılan ihmallerle bebeklerin ölümleri arasında illiyet bağı bulunduğu, bebeklere zamanında uygun tanı ve tedavi yapılması durumunda da kurtulmalarının kesin olmadığı kaydedildi.

Havvanur Karakoç bebeğe ilişkin raporda, bebeğin uygun bakım, takip ve tedavisinin sağlanmamış olması nedeniyle primer bakımından sorumlu olan Dr. Dursun Eryılmaz ile yapılan sözleşmeyle yenidoğan yoğun bakım sorumluluğunu üstlenen ancak bebeği görmeden, klinik durumunu bilmeden hemşirelere direktif vererek takip ve tedavi sürecini yöneten Dr. İlker Gönen'in, bebeğin yakın takibini yapmaması ve arrest durumunu zamanında tespit edememesi nedeniyle sorumlu hemşire Çağla Durmuş'un eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı ifade edildi.

Söz konusu eylemlerle ve/veya ihmallerle bebeğin ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu, bebeğe zamanında tanı, tedavi uygulanması ve beslenmesinin yapılmış olması durumunda kurtulma ihtimalinin yüksek olduğu belirtilen raporda, ihmallerle bebeğin ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu, bebeğe zamanında tanı, tedavi uygulanması ve beslenmesinin yapılmış olması durumunda kurtulma ihtimalinin yüksek olduğu vurgulandı.

Öykü Helvacı bebeğe ilişkin raporda, bebeğin yeniden canlandırma işlemine katılmayan primer bakımından sorumlu Dr. Dursun Eryılmaz'ın, bebeği görmeden, klinik durumunu bilmeden hemşirelere direktif vermesi nedeniyle Dr. İlker Gönen'in ve doktorları yeniden canlandırma işlemine çağırmaması nedeniyle hemşire Çağla Durmuş'un yaklaşımlarının tıbben uygun olmadığı kaydedilen raporda, tıp kurallarına uygun olmayan eylemler ve/veya ihmallerle bebeğin ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu, zamanında uygun tanı ve tedavi yapılması durumunda bebeğin kurtulma ihtimalinin olduğu aktarıldı.

Bebek Serdarova'ya ilişkin raporda, bebeğin ölümünün tıp kurallarına uygun yürütülmeyen tanı, takip, tedavi süreci ve resüsitasyon ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu, tanı, takip ve tedavi sürecinin tıp kurallarına uygun olarak yürütülmesi halinde doğum sonrasında kalp anomalisi tespit edilen bebeğin kurtulma ihtimalinin çok yüksek olduğu belirtildi.

Ayrıca raporda, tape kayıtları, iddianame ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Raporu dikkate alındığında, bebeklerin 112 sevk sistemini baypas ederek uygun olmayan koşullarda takip ve tedavi süreci yürütülen hastanelere sevkini organize eden kişi/kişiler ile hastane yenidoğan yoğun bakım servislerinin işletilmesi amacıyla devredilmesinin, doktorların bilgisi olmadan yenidoğan bebeklerin orderlarının hemşireler tarafından düzenlenmesinin, doktorların günlük hastanelere gelerek vizit yapmamasının, epikrizlerin hastane dışında doktor olmayan kişiler tarafından yazılmasının, bebekler adına çekilmiş grafilerin başka bebeklere çekilen grafilerle yer değiştirilmesinin, kan gazlarının şablonlara göre epikrize uygun olacak şekilde çıkarılmasının, laboratuvar değerleriyle oynanmasının, yoğun bakımda çalışma yetkisi olmayan kişilerin yoğun bakımlarda çalıştırılmasının, yoğun bakım şartlarının 3. düzey yoğun bakım şartlarını taşımadığı halde 3. düzey yoğun bakım gibi gösterilerek yenidoğan bebeklerin yatırılmasını sağlayıp uygun olmayan koşullarda yürütülen takip ve tedavi sürecini organize eden Uzm. Dr. Fırat Sarı'nın da tıbben sorumlu olduğu belirtildi.

Davanın geçmişi

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 1399 sayfalık iddianamede, sanık doktor Fırat Sarı'nın elebaşı olduğu suç örgütünün sevk ve idaresini sanık doktor İlker Gönen ile 112 Acil Çağrı Merkezi ambulans şoförü Gıyasettin Mert Özdemir'in yaptığı belirtiliyor.

İddianamede, sanıklar Fırat Sarı ve İlker Gönen için 10 bebeğin ölümü nedeniyle "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi", "nitelikli dolandırıcılık" ve "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" suçlarından 10 kez, "resmi belgede sahtecilik" suçundan da 11 kez uygulanmak üzere toplam 177 yıl altışar aydan 582 yıl dokuzar aya kadar hapis cezası talep ediliyor.

Sanık Gıyasettin Mert Özdemir'in ise "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi", "kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "resmi belgede sahtecilik" suçlarından 180 yıldan 589 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Davanın sanıklarından İlker Gönen, Antalya'da tutuklu bulunduğu cezaevinde 1 Şubat'ta intihar etmişti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.