logo
12 MAYIS 2026

Milletimizin direnciyle oynanıyor

25.03.2005 00:00:00
Çanakkale Savaşı ile Irak'ın işgali arasında benzerlik kuran BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Irak'taki Haçlı Savaşının devam ettiği süreçte Türk milletinin direncini oluşturan, can, mal, namus, vatan, din ve vicdan emniyetinin teminatı olmazsa olmaz kurumlara karşı bir refüze etme harekâtının bulunduğuna dikkat çekerek "Bu tür mayınları döşeyenler dün İngilizler, Batılılardı. Bugün ise onların yetiştirdiği taşeronlar bu işi yapıyor" dedi

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Irak'ın işgal yıldönümü 19 Mart ile Çanakkale Savaşının yıldönümü 18 Mart'tan hareketle her iki olayın Türk milleti açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiği hakkında Nihat Hekimoğlu'nun sorularını cevaplandırdı. Çanakkale Savaşının göğüsteki iman ve eldeki Kur'an ile zafere dönüştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, bu gerçeği gören, yaşayan Haçlıların günümüzde Türk milletinin göğsünden imanı, elinden Kur'an'ı alma projesini hayata geçirdiklerine ve bunun için de içte hacıefendi, hocaefendi kılığında ajanlar kullandıklarına işaret etti.

n Hocam, 19 Mart ABD'nin Irak'ı işgalinin yıldönümü idi, 18 Mart da Çanakkale Savaşının yıldönümü. Bu iki olaydan hareketle olaylara bakıldığında medeniyetlerin, kültürlerin, siyasetlerin barışması, buluşması mümkün müdür?

Prof. Dr. Haydar Baş- İnsanlık tarihine baktığımız zaman medeniyetlerin buluşması eğer birbirinden razı oldular, birbirine kanaat getirdiler ve de birbirinin üzerine çıkma gibi bir yarışma olmadı şeklinde bir sual tevcih ediyorsanız bu, tarihte hiç olmamış bir şeydir. İnsanlık tarihi, kültürler, medeniyetler ve siyasetler olarak zaten devletlerinin şahsında kümeleşmişlerdir. Yani milletler topluluğu biraraya gelmişlerdir. Ama sıradan biraraya gelmemişlerdir. Kültürleri, medeniyetleri, siyasetleri, örf ve adetleri, gelenekleri hemen hemen bir olan topluluklar devlet dediğimiz teşekkülü vücuda getirerek hayat şartlarını oluşturmuşlardır. Tabii o milleti vücuda getiren bireylerin aslında kendi arasında da bir takım insan olmasından kaynaklanan benlik iddiası vardır. "Benim dediğim doğrudur, benimki haktır" gibi benliğinden kaynaklanan iddiası vardır. İki, gerçekten o bir hak ve doğru bir davanın içindedir; ondan kaynaklanan bir iddiası vardır. Değil devletler, milletler, siyasetler, kültürler, medeniyetler arasındaki buluşma, bireyler arasındaki buluşma bile belki de zor ve imkansız kavramlar, ölçüler üzerine oturmuştur. İnsanlar arasında birlik, beraberlik olmamış mıdır? Olmuştur. Ama biri diğerini kabul ederek olmuştur. Mesela bir aile efradını düşünürseniz, ailenin fertleri arasında ciddi bir mutabakat vardır. Ana babaya karşı itaatta, hürmette, hizmette bunu görebilirsiniz. Bunu aynı şekilde teşmil edip komşular arasında da yaygınlaştırabilirsiniz. Onlar da birbirinin hak ve hukukunu çiğnemesin diye kendi değerleri ile başbaşa bırakılmamış hukuk denilen bir sahada herkes hakkına, hukukuna uysun diye kurallar ihdas edilmiştir. Bunu mahalleden, çevreye, cemiyete ve devlete çoğaltabilirsiniz. Kısaca temelden başlayarak genişlettiğimiz bu düşünce ufkunda değil bir ailenin bireyleri arasında itaat, hürmet, saygı, muhabbet beslemeden birbirini kabul etmek, medeniyetler, siyasetler, kültürler arasında da böyle bir kabul olmadan barış temin edeceksiniz, buluşacaksınız, bu hiç mümkün değildir. Bunu iddia eden insanları ıslah etmek için geçmişte olsa ve de iktidar olsa Merih'e tımarhane yapılır ve oraya gönderilirdi. Bu, insanlık mantığına, fıtratına ve de inanç kurallarına aykırı bir iddiadır çünkü.

Medeniyetler buluşması rüyadan ibarettir

İki husus vardır. Bir doğru vardır, bir yanlış vardır. Bir hak vardır, bir batıl vardır. Güzel vardır, çirkin vardır. Yani bu iki kavram arasındaki mücadele, yarış devam edecektir, etmemesi mümkün değildir. İki topluluk, iki kültür, iki medeniyet diye tasnif ettiğimiz odakların aynı zamanda birbirine karşı tehdit unsurları vardır. Sizin beni kabulünüzde benden emin olmanız lazım. Benim sizi kabulümde sizden emin olmam lazım. Medeniyetler arasındaki olay aynen böyledir. Birtakım tehdit diye kabul edilen unsurların birbirinden emin olmaları gerekiyor. Barış ne zaman olur? Bir tanesi üstün gelir, hakimiyetine alır, hayat bu şekilde devam eder. Diğeri ona itaat eder. Aynen aile kurumunda olduğu gibi... Bu düzenlemeyi siz ortaya koyup realist bir seviyeye kavuşturmadığınız müddetçe aradaki kavga, gürültü alabildiğine devam eder. Önüne geçmeniz hiç mümkün olmaz. O zaman medeniyetler buluşacaklar, anlaşma yapacaklar, ortak noktalarını birbirine verecekler, alacaklar; bu hususlar tamamen görülen rüyanın tabiri manasına gelebilir. Böyle bir şeyin olması hiç mümkün değil.

Dinlerarası Diyalogcular taşerondur

Son zamanlarda böyle bir iddia var mı? Var. Bu iddia sahipleri kimler? Bilhassa milletimizi içten çökertmek isteyen ve dışa karşı koruma gücünü zayıflatmaya matuf hareketleri ve niyetleri barındıran bireyler veya kurumlar bu işi düşünüyor. Veya harici güçlerin, Türkiye üzerinde hesabı olan güçlerin farkında olmaması mümkün değil, taşeronluğunu yapıyor. Onların Türkiye üzerinde hesabı var. Türk milletinin de direncinin olmaması lazım. Üzerindeki hesabın gerçekleşmesi için, Türk coğrafyasının, Türk milletinin üzerindeki hesabın gerçekleşmesi için Türk milletinin direncinin olmaması lazım, değerlerinin olmaması lazım. Eğer bu maddi ve manevi değerlerine sahip olma, aidiyet duygusu dediğimiz duygular hayatiyetini devam ettirirse, milletin ve devletin üzerinde hesabı olanlar rahatlıkla bu işi halledemezler. Onun için dikkat ederseniz dinlerarası diyalog davası aslında "bir insan şu dine girsin, hidayet bulsun" çalışması değildir. Bu projenin sahibi malum Vatikan'dır. Dünyayı hıristiyanlaştırmak projesidir. Onun için ona karşı çıkmayacaksın, onu inkar etmeyeceksin, kısaca o duygu ve düşünceye sahip olana karşı tepki koymayacaksın. Bunu da eğer bir millet kendisine dava ederse ki etmiştir, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi bu anlayışın bir devamıdır, bir ülkeye girildiği zaman askerine selam duracaksın, kucağında çiçekle onu karşılayacaksın düşüncesini yerleştirmek, kendi medeniyetini, kültürünü, siyasetini, gücünü o toplulukta hakim kılmaktır. Olayın özü de budur. Sen şimdi buna bedava asker olursun, paralı asker olursun, o senin vicdanına kalmış bir şey. O bakımdan Türkiye üzerinde özellikle hesabı olanlar bu konuda bizzat yabancı güçlerin adamları değil, ülkede yetiştirdikleri bizzat ajanlara bu vazifeyi gördürüyorlar. "Ama bu sakallı hacı efendi, hocaefendi. Nasıl olur?" Peygamberin karşısındakiler de sakallıydı. Dolayısıyla onu şekille tavsik etmek yerine taşıdığı misyonu koyacaksın. Bu milletin imanı var, bu milletin kültürü, medeniyeti, siyaseti var. Bu milletin benliği var. Bu benliği eğer sen savunmuyor, o medeniyeti eğer sen hepsinin üzerinde göremiyorsan sana da düşen uşaklık olur. İşte dinlerarası diyalog adı altında yapılan şeylerin tamamına uşaklık denir. Kendi varlığını izhardan, ispattan aciz olan, ödlek, korkak, insanlıktan uzak, hüdai nabit varlık denir.

n Peygamber Efendimize karşı gelenler Kâbe'nin hizmetkârı idi değil mi Hocam?

Prof. Dr. Haydar Baş- Mesela Ebu Leheb, Ebu Cehil, her ikisi de Beytullah'a en fazla hizmet eden insanlardı. Çevresini her sabah yıkayıp, temizleyenlerdi. Beytullah'ın anahtarını üzerlerinde taşıyanlardı. Yani burada "bu, şuna-buna yakındır" ölçü değildir. Eğer ölçü olsaydı şu anda o günden bu güne kadar bu insanlar Hz. Peygamber'in getirdiği dinin karşısında en azından olmazlardı.

Çanakkale'de çarpışan

iki medeniyettir

n Hocam 18 Mart, Çanakkale'nin yıldönümü. 19 Mart da Irak'ın işgalinin yıldönümü. İtilaf devletlerinin Çanakkale Boğazını geçerek Rusya'ya yardım etme planları vardı. İki sene önce de 19 Martta ABD Irak'ı işgal etti. Ardından Suriye ve İran'a karşı seslendirmeler var. Çanakkale zaferi ile sonuçlanan süreçle 19 Mart'ta Irak'ın işgal edilmesi süreci arasında bir paralellik düşünülebilir mi? Bu iki olayı nasıl değerlendirmek lazım?

Prof. Dr. Haydar Baş- Çanakkale'yi geçilmez yapan direniş belki de deniz savaşları içerisinde tarihin ender kaydettiği bir veya iki savaştan bir tanesidir. Ya ilki ya ikincisidir. Dünya böyle üçüncü bir savaşı kaydetmedi. Bizim meselemiz savaş nasıl oldu değildir. Ben sorunuzu ne ile ne mücadele etti manasında anladım. Malumunuz Osmanlı İmparatorluğu, Yavuz ve Midilli gemilerinin Sivastopol'u bombardıman etmesi sonucunda, Almanlar bu gemilere Osmanlı bayrağı çektiği için sonuçta Osmanlıyı harbin içine sokuyorlar. Bu savaş Kasım'da başlıyor. Mart'ta da Çanakkale mücadelesi oluyor. Çanakkale'ye gelen ordulara baktığımız zaman deniz kuvvetleri birçok ülkenin vücuda getirdiği bir donanma şeklinde kendini gösteriyor.

n Dünyanın en güçlü donanması olduğu söyleniyor.

Prof. Dr. Haydar Baş- Burada Osmanlıya, Türk milletine karşı, - her ne kadar Cihan Savaşı adı altında görünüm arzediyor ise de haddızatında buna bir- Haçlı Savaşı olarak bakmamız gerekiyor. Bu bir Haçlı donanmasıdır. İngiliz donanmasının şahsında ortaya çıkan bir Haçlı donanmasıdır. Taa Avustralya'dan Çanakkale'ye savaşmak için gelenler var. Hatta İslam dünyasından bile Osmanlıya karşı aldıkları askerler var. Orada çarpışan iki medeniyettir, iki kültürdür, iki siyasettir. Bu siyaset, bu kültür, bu medeniyet, Osmanlının şahsında galip geldi.

Irak'ın işgalinin

Çanakkale'den farkı yok

Şimdi Irak çıkarmasına baktığımız zaman Bush'un harekâta başladığı günlerde bir demeci vardır. "Bu bir Haçlı savaşıdır." 20 yıl sürebilecek bir haçlı savaşından bahisle Irak'ın işgalinin başladığını görüyoruz. Her ikisi de Haçlı dünyasının önce Müslüman Türk'e, saniyen de şu anda Müslüman Arap kardeşlerimize kininin tezahürüdür. Başka bir olay değildir. Bunun dışında teferruatta farklı sebepler olamaz mı? Elbette olur. Maddi çıkarlar söz konusu olamaz mı? Elbette olur. Ama meselenin nirengi noktası burada iki medeniyetin, iki kültürün, iki siyasetin çarpışmasıdır, çatışmasıdır. Çanakkale'de de bu olmuştur. Irak işgalinde de bu olmuştur. Bunun dışında bunu yorumlamak bana göre beyhude gayretten başka bir şey değildir.

Kaldı ki Irak bölgesinin işgali esnasında ABD'nin yetkili eşhasının Türk siyasileri ile yaptığı temaslarda Türkiye'nin de olurunu aldıktan sonra bu savaşa başlama durum olmuştur.

n Hatta Amerikalı yetkililer, "Türk siyasileri bu konuda bizi cesaretlendirdi", demişlerdir.

Prof. Dr. Haydar Baş- Tabii. "Biz bu konuda tedirgindik. Ama sayın Tayyip bey bizi cesaretlendirdi. Bundan sonra biz Irak'a çıkarma yapma konusunda karar verdik" diyorlar.

Yerli ajanlar kurumlarımıza

karşı oyun içinde

Burada önemli bir hususun da altını çizmemiz lazım. Irak işgalinde şu veya bu bahane ile Irak'a girilmiştir. İslam coğrafyasına bakıldığı zaman bu şekilde bir takım bahaneleri ihdas edip o coğrafyalara girmek gibi bir niyet ve maksadın olduğunu görüyoruz. Türkiye'de de uzun zamandan beri aynen Saddam mantığına oturtulmak istenen bir hadisenin olduğunu acizane bendeniz müşahade ediyorum. Hiç sebebi yokken, hiç gündem edilmesine imkan ve fırsat olmazken, hiç bir alamet olmazken kalkıyorlar, bize ait, milletin bekası için kurulmuş olan kurumların, milletin sıhhat ve selametini, can, mal, din ve namus emniyetini devam ettiren, bu hürriyetleri ona yaşatan kurum ve kuruluşların üzerinde birtakım şüpheci dedikodular, fitneler oluşturup onu adeta refüze etmek, devre dışı bırakmak gibi bir oyunun Türkiye'de sergilendiğini ve bu oyunun aktörlerinin belki başlangıçta yabancı güçler olduğunu söyleyebiliriz. Ama günümüze gelindiğinde bu güçlerin yerini yerli ajanların aldığını maalesef görüyoruz. Olayı isim isim ortaya koymuyorum. Arife tarif gerekmez. Bir kurumun üzerine gidiliyor. Bir kurum refüze edilmek isteniyor. Sanki Saddam ne ise o da burada budur mantığı verilmek suretiyle bu yapılıyor. Buradaki hedef kesinlikle hiç bir saf, temiz, berrak düşünce ve niyetle anlatılamaz. Türk milletinin, Türk devletinin, kamuoyununun tamamen kirletilmesine, yanıltılmasına, kandırılmasına ve büyük bir ihanet içerisine sokulmasına adım attıracak oluşları acizane görüyorum. Bunlar çok tehlikelidir. Aslında ülkelerin siyasi iradeleri bu tip hadiseleri taa baştan görerek engellemesi ve de bertaraf etmesi gerekirken bizde maalesef bugüne kadar ben şahsen bunu göremiyorum. Hatta onların yapıtaşlarının, yavaş yavaş bu yıkıcı, bölücü güç ve odakların yapıtaşlarının da hukuken alt yapısının sanki hazırlandığını müşahade etmiş gibi oluyorum. Bunu da gerekirse maddeleriyle, neyin ne olduğunu ispat ve izhar eden konularla izah edebiliriz. Ama ben genel olarak bunu böyle ifade ettikten sonra buradaki amaç Türk toplumunun direncini, can ve mal emniyetini, din ve vicdan emniyetini, ibadet hürriyetini devam ettiren, olmazsa olmaz o kurumunu halkının gözünde tamamen refüze edip müdafaasız haline getirmek, tehdit unsurlarına tamamen kapıları açmak ve kendisi için savunulma imkan ve fırsatı kalmayacak bir pozisyonda bu yüce milleti bırakmak gibi büyük bir ihaneti özellikle seziyor ve de görüyorum. Milletimizin ayık olması lazım. Milletimiz, "bunların doğruluk payı vardır, yoktur" diye kesinlikle bunları önüne getirmesin. Pisliğin azı da pisliktir. Dinde bir ölçü vardır. Gramı da necasettir, kilosu da necasettir. Bunu karşısına koyup o şekilde değerlendirmesi lazım. Böyle birtakım saf, masum düşünce ve duygu gibi kabul ettiğimiz yollarla bu nifak tohumları, mayın döşemeleri maalesef seriliyor. Bunu acizane görüyorum.

Bunu döşeyenler iki asır, bir buçuk asır evvel İngilizlerdi, Batılılardı. Dini, kültürü, medeniyeti bu milletten olmayanlardı. Şimdi onlar taşeronlar yetiştirdi. Bunlar bunu yapıyorlar. Milletimizin hassaten buna dikkat etmesi lazım. Durup dururken sen şimdi geliyorsun Trabzon Lisesinin etrafında 13 tane kilise evi açıyorsun. Etrafında dört tane cami var, 13 tane kilise evi var. Peki bunun manası nedir? Orada kaç tane hıristiyan var? Bir tane yok. Bugün varsa bunun da sorumlusu sensin. Bu şekilde başlayarak binlerce, 36-37 bin kilise evinin açılmasına zemin hazırlayarak adeta devletin bütün değerlerini çürümeye terk ediyorsun, hiç bunun masum bir tarafı yoktur. Milletimiz bunu böyle görsün. Buna "masum" dediği zaman bilsin ki Irak işgal edildiği zaman nasıl orada benim annem, ablam, kızkardeşim, kızım namusunu kaybetti ise biz de burada kaybederiz. Nasıl kundakta çocuktan evdeki ihtiyarına kadar can emniyetini kaybedip mahvoldu iseler, camilerde bile canlarını muhafaza edemediyseler yemin ediyorum ki burada da aynısı olur. Onun için milletimizin milli direncine sahip çıkması lazım. Milli değerlerine sahip çıkması lazım.

Muhittin Böcek'in gelini Zuhal Böcek ek ifade verdi

Yolsuzluk soruşturmasında tutuklanan Muhittin Böcek'in gelini Zuhal Böcek, etkin pişmanlıktan yararlanmak için savcılığa ek ifade verdi. Şüpheli mal varlığı ve tartışmalı mesajlara dair detaylı beyanda bulunan Böcek'in ifadeleri davanın seyrini değiştirebilir

11.05.2026 19:20:00
Haber Merkezi
Muhittin Böcek'in gelini Zuhal Böcek ek ifade verdi
Muhittin Böcek'in gelini Zuhal Böcek ek ifade verdi
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in gelini Zuhal Böcek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında bugün ek ifade verdi.

"Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçlamasıyla daha önce tutuklanan Zuhal Böcek'in, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla başvuru yaptığı ve bu kapsamda detaylı beyanlarda bulunduğu öğrenildi.

Soruşturma sürecindeki kritik gelişmeler

Zuhal Böcek, eşi Gökhan Böcek ve kayınpederi Muhittin Böcek'in ardından etkin pişmanlıktan yararlanmak için savcılığa ek ifade verdi.

Önceki ifadelerinde, eşine attığı "belediye araçlarıyla kokain taşıma" ve "75 milyon lira aklama" içerikli mesajları "eşini korkutmak amacıyla" yazdığını iddia etmişti. Yeni ifadesinde bu konulara dair daha somut bilgiler verip vermediği gizlilik kararı nedeniyle henüz netleşmedi.

Zuhal Böcek'e, satın aldığı milyonluk daireler ve banka hesaplarındaki şüpheli para hareketleri soruldu. Böcek, bu birikimlerin aile desteği ve araç satışı ile yapıldığını savunmuştu. Önceki beyanlarında, Muhittin Böcek'in adaylık süreci için para verdiği yönündeki söylentileri duyduğunu ancak somut bir bilgisinin olmadığını ifade etmişti.

Soruşturma kapsamında Muhittin Böcek, oğlu Gökhan Böcek ve gelini Zuhal Böcek'in mal varlıklarına el konulmuş durumda. Savcılığın, alınan bu yeni ifadeler doğrultusunda soruşturmayı derinleştirmesi bekleniyor.

41 sanıklı iddianame

Toplam 41 kişinin yargılandığı davada, Muhittin Böcek ve oğlu Mustafa Gökhan Böcek "icbar suretiyle irtikap", "mal varlığı değerlerini aklama" ve "nüfuz ticareti" ile suçlanıyor. Eski Emniyet Müdürü İlker Arslan'ın da aralarında bulunduğu diğer sanıklar arasında belediye personeli ve iş insanları yer alıyor.

702 sayfalık iddianamedeki öne çıkan iddialar şunlardır:

• Sanıkların toplam 258 milyon TL değerindeki mal varlığına el konuldu.

• Zuhal Böcek'in lüks araç ve gayrimenkul alımları, Gökhan Böcek'in 1 milyon Euro'luk para transferi iddiaları ve kişisel harcamalar dosyaya yansıdı.

• Zuhal Böcek'in, belediye araçlarıyla suç unsuru taşındığına dair mesajlarının delil olarak sunulduğu, ancak bunları eşini korkutmak için yazdığını savunduğu belirtilmekte.

Rehin alınan taksicinin cesur müdahalesi kamerada

Ticari taksi şoförünü rehin alan silahlı şahsın polis ekiplerine ateş açarak uzun süre direndiği olayda yeni görüntüler ortaya çıktı. İlçede başlayan kovalamacanın şehir merkezinde sona erdiği olayda taksicinin soğukkanlı müdahalesi araç içi kamerasına yansıdı 

11.05.2026 15:30:00
Haber Merkezi
Rehin alınan taksicinin cesur müdahalesi kamerada
Rehin alınan taksicinin cesur müdahalesi kamerada
Gaziantep'te kız arkadaşıyla birlikte ticari taksi şoförünü rehin alan silahlı şahsın polis ekiplerine ateş açarak uzun süre direndiği olayda yeni görüntüler ortaya çıktı. İlçede başlayan kovalamacanın şehir merkezinde sona erdiği olayda taksicinin soğukkanlı müdahalesi araç içi kamerasına yansıdı.

Olay, öğleden sonra Araban ilçesinde yaşandı. İddiaya göre, Semih Ç. (31) ve kız arkadaşı olduğu iddia edilen Gülbahar Y. (36), silahla ticari taksi sürücüsünü rehin alarak araçla kaçmaya başladı. İhbar üzerine harekete geçen polis ekipleri, şüphelilerin bulunduğu taksiyi takibe aldı. İlçeden başlayan kovalamaca, Gaziantep şehir merkezine kadar sürdü.

Kaçış sırasında polis ekiplerine silahla ateş açan şüpheli, uzun süre teslim olmamak için direndi. Şehir merkezinde durdurulan araç çevresinde geniş güvenlik önlemi alınırken, olay anları vatandaşların cep telefonu kameraları ile ticari takside bulunan araç içi kameraya yansıdı.

Rehin şoförün soğukkanlı müdahalesiyle yakalandı

Ortaya çıkan araç içi görüntülerinde ise taksi şoförünün şüpheliyi etkisiz hale getirmek için müdahalede bulunduğu, aracın kapısını açarak polis ekiplerinin şüpheliyi araçtan almasına yardımcı olduğu anlar yer aldı.

Olayın ardından gözaltına alınan zanlının işlemleri sürüyor

Akbelen direnişçisi 42 gün sonra tahliye edildi

Akbelen Ormanı’nı korumak için 31 Mart’tan beri tutuklu bulunan 25 yaşındaki yaşam savunucusu Esra Işık, Danıştay’ın acele kamulaştırma kararına ilişkin yürütmeyi durdurma hükmü sonrası 42 günün ardından bugün tahliye edildi 

11.05.2026 15:05:00
Haber Merkezi
Akbelen direnişçisi 42 gün sonra tahliye edildi
Akbelen direnişçisi 42 gün sonra tahliye edildi
Muğla'nın Milas ilçesine bağlı İkizköy'de Akbelen Ormanı ve tarım arazilerini korumak için verdiği mücadeleyle tanınan 25 yaşındaki yaşam savunucusu Esra Işık, bugün tahliye edildi.

31 Mart 2026'da acele kamulaştırma sürecine karşı düzenlenen protestolar sırasında gözaltına alınan ve "görevi yaptırmamak için direnme" suçlamasıyla tutuklanan Işık, yaklaşık 42 gündür Şakran Cezaevi'nde tutuluyordu. 28 Nisan'da Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmada tahliye talebi reddedilmiş, dava 1 Haziran'a ertelenmişti.

Danıştay'ın acele kamulaştırma kararına ilişkin yürütmeyi durdurma kararı vermesinin ardından avukatları, tutukluluk incelemesinin duruşmalı yapılmasını ve Işık'ın derhal tahliyesini talep etmişti. Bu gelişme üzerine bugün tahliye kararı çıktı.

Ailenin açıklaması

Tahliye haberi üzerine Akbelen direnişçileri ve köylüler sevinç gösterisi yaparken, Işık'ın annesi İkizköy Muhtarı Nejla Işık daha önce yaptığı açıklamada "Ne evladımızdan vazgeçeceğiz ne de toprağımızdan. Dimdik ayaktayız" demişti.

Sosyal medyada ve direniş çevrelerinde "Geç de olsa adalet" ve "Esra özgür" paylaşımları yoğunluk kazandı. Birçok kullanıcı, Işık'ın 42 gün boyunca "boşuna" cezaevinde tutulduğunu belirtti.

Esra Işık'ın tahliyesiyle Akbelen direnişi yeni bir ivme kazanırken, 1 Haziran'daki duruşmada dava süreci devam edecek. Köylüler ve yaşam savunucuları, orman ve zeytinliklerin korunması için mücadeleye devam edeceklerini vurguluyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı 'casusluk' davasının ilk duruşması başladı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı 'casusluk' davasının ilk duruşması başladı: Hüseyin Gün savunma yaptı

11.05.2026 14:50:00
Haber Merkezi
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı 'casusluk' davasının ilk duruşması başladı
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı 'casusluk' davasının ilk duruşması başladı
"İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" davası kapsamında tutuklanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ile Hüseyin Gün, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkında "casusluk" suçundan 20'şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın görülmesine başlandı.
"İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" davası kapsamında tutuklanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ile 3 sanığın yargılandığı "casusluk" davasında, tutuklu sanık Hüseyin Gün'ün savunması alındı.
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda görülen duruşmada, tutuklu sanık Gün savunmasını yaptı.
Gün: Kendimden eminim
Gün, gözaltına alındığında cep telefonu ile dizüstü bilgisayarına emniyet güçlerince el konulduğunu, bunların şifrelerini kendi isteğiyle emniyet güçlerine verdiğini, kendisinden emin olduğunu söyledi.

'Asla casusluk yapmadım'
Tarafına yöneltilen iddiaların tamamen mesnetsiz ve gerçek dışı olduğunu savunan Gün, "Ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım ve şunu da önemle söylemek isterim: Kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri başka hiç kimseye casus iftirası atamaz. Tarafıma yöneltilen casusluk suçlaması, uyuşturucu ve yasa dışı bahis müptelası olan muhbir Ümit Deniz Alaçam'ın öz annesinin sürekli olarak kendisine rol model ve ağabey olarak beni göstermesinden kaynaklanan, geçmişe dayalı husumet ve kıskançlıkla ileri sürdüğü asılsız iftiradan ibarettir." diye konuştu.
Sanık Gün, uzun yıllardır dünyanın değişik bölgelerinde farklı iş alanlarında yatırım yapan biri olduğunu anlatarak, "Bilhassa 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Türkiye Cumhuriyeti devleti adına yurt dışında üstlenmiş olduğum önemli görev ve sorumluluklar göz önünde bulundurulduğunda, iddianamede isimlerine atıfta bulunulan yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar, emekli asker ve istihbarat mensuplarıyla görüşmemde hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir durumun bulunmadığını kolaylıkla tespit edebilirsiniz." ifadelerini kullandı.

'Kara Hücre' başlıklı raporları da bizzat ben hazırladım
İddianame eklerinde yer alan yazışmalara atıfta bulunan Gün, şöyle devam etti:
"15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ'yle mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ile Amerika'da firari durumda bulunan önde gelen FETÖ mensuplarının açık kimlikleri, adresleri, ilişki ağları ve mal varlıklarının tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla görülebilmektedir. Bunun yanı sıra, iddianamede tarafıma yöneltilen suçlamaya dayanak olarak gösterilen, yurt dışında FETÖ'ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırlanan ve işin trajikomik tarafı da burada olan, devlet sırrı niteliğinde olduğu bizzat iddia makamınca belirtilen 'Black Cell', Türkçesiyle 'Kara Hücre' başlıklı raporları da bizzat ben hazırladım."
Tutuklu sanık Hüseyin Gün, "Yalnızca vatanıma hizmet etmek amacıyla, şerefli Türk subaylarına kumpas kuran, Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde rol alan, ardından 250'nin üzerinde masum Türk vatandaşını şehit eden hain FETÖ'ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün huzurunuzda tarafıma yöneltilen asılsız casusluk suçlamasının sözde delili olarak gösterilmesi son derece haksız ve mesnetsizdir." savunmasını yaptı.

'Ekrem İmamoğlu'nu hayatımda bir defa gördüm'
Merdan Yanardağ ve Necati Özkan'ı manevi annesi Seher Alaçam'ın vasıtasıyla tanıdığını, Ekrem İmamoğlu'nu ise İBB Başkanı olarak seçildikten yaklaşık 1,5 ay sonra manevi annesinin yönlendirmesiyle Saraçhane'deki binaya yaptıkları nezaket ziyareti sırasında hayatında sadece bir defa gördüğünü kaydeden Gün, iletişim kayıtlarına bakıldığında da İmamoğlu'yla bu tarihin öncesi ve sonrasında herhangi bir irtibatının bulunmadığının açıkça görüldüğünü savundu.
Gün, "İddianamede her ne kadar suç tarihi olarak 2019-2025 yılları gösterilmiş olsa da, benim ne Ekrem İmamoğlu ne de Necati Özkan'la 2019 yılında gerçekleşen sınırlı iletişimin dışında herhangi bir irtibatımın bulunmadığı tüm açıklığıyla gözler önüne serilmektedir." diye konuştu.

'İnternette herkesin ulaşabileceği bilgiler casusluk olarak nitelendirildi'
Manevi annesinin ricası üzerinde yurt dışında ortağı olduğu "PQ" isimli şirketin teknik elemanlarına, açık kaynak verilerine dayalı ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdığını anlatan Gün, "İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynak erişimlerine dayalı olarak yapılan bir sosyal medya analizinin iddianamede siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi inandırıcılıktan ve hakikatten son derece uzak." iddiasında bulundu.

'Sosyal medya analizi yapmak için İBB verilerinin kopyalanmasına ihtiyaç yoktur'
"Hiçbir şekilde İBB veri tabanını kopyalamadım. Çalışanlarıma Amerika'da böyle bir talimat vermedim, sisteme izinsiz müdahalede bulunmadım." diyen Gül, şunları anlattı:
"Vatandaşların telefonlarına ya da sosyal medya yazılımlarına KVKK ilkelerine aykırı izinsiz erişim sağlamadım. Dark web kapalı kaynak değil. Sosyal medya analizi yaptırmak için hacklemenize gerek yok, zaten açık. Sosyal medya analizi yapmak için İBB verilerinin kopyalanmasına ihtiyaç yoktur. Çünkü sosyal medya analizinde kullanılan tüm veriler zaten herkesin ulaşabileceği açık kaynaklarda mevcuttur. Bu veriler, gizli verileri alarak yurt dışındaki 'PQ' isimli şirkette ortağım, eski istihbarat elemanı Aaron Barr'a ileterek sosyal medya analizi yaptırmak suretiyle siyasi casus suçunu işlediğim iddiasının ne kadar mesnetsiz olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor."
Hüseyin Gün, işlemediği bir suç yüzünden 10 ayı aşkın süredir tutuklu bulunduğunu belirterek, yaklaşık 2 saat süren savunmasının sonunda tahliye ve beraat talebinde bulundu.
Daha sonra mahkeme başkanı, 5 günlük bir duruşma takvimi oluşturduklarını, duruşmaları her gün saat 18.00 gibi bitirmeyi planladıklarını söyledi.

Hüseyin Gün'e çapraz sorgu
Sanık Gün, yaptırdığı sosyal medya analizinin içeriğinin sorulması üzerine, 10-12 günlük bir açık kaynak analizi yaptırdığını, bunlarla ilgili seçim manipülasyonu gibi sözler kullanılmasının seçmene haksızlık olacağını savundu.
Ekrem İmamoğlu'yla belediyenin Saraçhane'deki binasında yaptıkları görüşmeleri sorulan Gün, manevi annesiyle görüşmeye gittiğini ve o günün manevi annesinin en mutlu günü olduğunu gözlerinde gördüğünü kaydetti.
Gün, Necati Özkan'ın, "'İstanbul Senin' ve 'İBB Hanem' uygulamaları hakkında bilginiz var mı?" şeklindeki sorusuna karşılık herhangi bir bilgisi olmadığını ifade etti.
Özkan'ın, "İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" davasına ilişkin yönelttiği "Siz, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada örgüt yöneticim olarak görünüyorsunuz. Bana herhangi bir talimat verdiniz mi?" sorusunu Gün, "Susma hakkımı kullanayım." şeklinde cevapladı.
Sorgunun tamamlanmasının ardından sanık Gün'ün avukatının beyanı dinlendi.
Öğle arası verilen duruşmaya İmamoğlu'nun savunmasının alınmasıyla devam edilecek.

Dışişleri Bakanı Fidan, yarın Katar'ı ziyaret edecek

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yarın Katar'ı ziyaret ederek, temaslarda bulunacak

11.05.2026 14:39:00
AA
Dışişleri Bakanı Fidan, yarın Katar'ı ziyaret edecek
Dışişleri Bakanı Fidan, yarın Katar'ı ziyaret edecek
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yarın Katar'a gidecek.

Fidan'ın görüşmelerinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani'nin başkanlıklarında, bu yıl Türkiye'de düzenlenmesi planlanan, Yüksek Stratejik Komite'nin 12. toplantısına yönelik hazırlıkları gözden geçirmesi, mart ve nisanda Katar'a düzenlenen saldırılar karşısında Türkiye'nin desteğini teyit etmesi, Türkiye'nin, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin yeniden tesis edilmesine yönelik hassasiyeti paylaştığını belirtmesi ve bunun bölgesel güvenlik ve ekonomik istikrar bakımından da kritik önemde olduğuna dikkati çekmesi bekleniyor.

Bölgedeki güncel gelişmelerin, askeri ve savunma alanındaki işbirliğinin artan değerini bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulaması ve bağlantısallık alanındaki ortak çabaların, bölgesel istikrar bakımından da stratejik önem taşıdığına işaret etmesi öngörülen Fidan'ın, Körfez'deki ihtilafın kalıcı biçimde sona erdirilmesinin en acil öncelik olduğunu belirteceği ve bu doğrultuda yürütülen diplomatik girişimlere dair görüş alışverişinde bulunacağı tahmin ediliyor.

Fidan'ın, İsrail'in bölgedeki istikrarı bozucu faaliyetleri başta olmak üzere coğrafyadaki sorun ve ihtilafların çözümüne yönelik bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde müşterek çabaların güçlendirilmesinin gerekliliğini vurgularken, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki hukuksuz eylemlerinin ve yol açtığı insani felaketin her zamankinden daha güçlü biçimde uluslararası toplumun dikkatine taşınmasının elzem olduğunu ifade etmesi bekleniyor.

Hakan Fidan'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin barış çabalarını baltalamaya yönelik politikaları karşısında müteyakkız olunması gerektiğini belirtmesi, İsrail'in saldırıları karşısında Lübnan'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesinin, bölgede istikrarsızlığın daha da derinleşmesinin önlenmesi bakımından da önem taşıdığına işaret etmesi de öngörülmekte.

Türkiye-Katar ilişkileri
Türkiye ve Katar arasındaki ilişkiler müstesna bir seviyede seyrederken iki ülke arasında 2014'te tesis edilen stratejik ortaklık her alanda derinleşiyor.

Türkiye-Katar ilişkilerinin en üst düzey kurumsal çerçevesini teşkil eden Yüksek Stratejik Komite, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani'nin başkanlıklarında 2015 yılı itibarıyla her yıl iki ülkenin dönüşümlü ev sahipliğinde düzenleniyor.

Bugüne kadar gerçekleştirilen 11 toplantı neticesinde, ikili işbirliğinin muhtelif alanlarını kapsayan toplam 115 anlaşma imzalanırken Türkiye ile Katar arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 1,15 milyar dolar olarak gerçekleşti.

İkili ticaret hacminin ilerleyen dönemde 5 milyar dolara yükseltilmesi hedeflenirken iki ülke arasında "Ticaret ve Ekonomik Ortaklık Anlaşması" 1 Ağustos 2025'te yürürlüğe girdi.

Keban Barajı'nın kapakları 7 yıl sonra açıldı

Elazığ'ın Keban ilçesinde bulunan Keban Barajı'nın 6 tahliye kapağı 7 yıl aradan sonra açıldı

11.05.2026 13:00:00
AA
Keban Barajı'nın kapakları 7 yıl sonra açıldı
Keban Barajı'nın kapakları 7 yıl sonra açıldı
Fırat Nehri üzerinde 9 Eylül 1974'te işletmeye alınan Keban Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES), elektrik enerjisi üretiminin yanı sıra su ürünlerinin yetiştirilmesine ve tarımsal sulamaya da katkı sunuyor.

Toplam 8 ünitesi ile 1330 megavat kurulu güce sahip Keban Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nde (HES) bölgede etkili olan yoğun yağışlar ve kar erimeleri nedeniyle rezervuarlarda yüksek debili su girişi yaşandı.

Su kotunun maksimum seviyeye yaklaşması nedeniyle olası bir taşkın riskine karşın barajın 6 tahliye kapağı açıldı.

İlk olarak 1993'te, ardından 2004 ve 2019 yıllarında bol yağışlar nedeniyle baraj kapakları açılmıştı. 7 yıl sonra 4. kez tahliye kapakları açılarak saniyede 361 metreküp su çıkışı sağlanıyor.

Baraj kapaklarının açılmasıyla oluşan su akışını izlemek için bölgeye gelen ilgililer ve vatandaşlar o anları cep telefonu kamerasıyla görüntüledi.

Vatandaşlardan Özcan Karadere, gazetecilere, Gaziantep'ten memleketi Giresun'a giderken Keban ilçesinden geçtiklerini, baraj kapaklarının açılacağını duyduğu için bölgede mola verdiğini söyledi.

Kurak geçen yıllardan sonra bu yıl bereketli yağışlarla barajların dolmasının mutluluk verici olduğunu ifade eden Karadere, "Yağışlardan dolayı kapakları açma kararı almışlar. Biz de bekledik. Bizim için güzel bir an oldu. Kapaklar açıldı, suyun akışını izledik. Bu şekilde yolumuza devam edeceğiz." dedi.

Ercan Tuncel de Keban Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nin ülkenin gurur kaynağı olduğunu, 7 yıl aradan sonra su kotunun maksimum seviyeye ulaşmasından dolayı mutlu olduklarını belirtti.

Kapakların açılışını, DSİ 9. Bölge Müdürü Ömer Açıkgöz, Keban Belediye Başkan Vekili Abdullah Demir, Keban Barajı ve Hidroelektrik Santrali İşletme Müdürü Bekir Kaya ve bazı kurumların yetkilileri de izledi.

İYİ Partili Uğur Poyraz'dan Mansur Yavaş'a yeşil ışık

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Cumhurbaşkanı Adayı olmasına sıcak olduğunu belirterek, "Partim Mansur beyin Cumhurbaşkanı adaylığını destekleme yönünde bir karar alırsa bu Türkiye'nin lehine olur" dedi

10.05.2026 19:52:00
Haber Merkezi
İYİ Partili Uğur Poyraz'dan Mansur Yavaş'a yeşil ışık
İYİ Partili Uğur Poyraz'dan Mansur Yavaş'a yeşil ışık
İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Cumhurbaşkanı Adayı olmasına sıcak olduğunu belirterek, "Partim Mansur beyin Cumhurbaşkanı adaylığını destekleme yönünde bir karar alırsa bu Türkiye'nin lehine olur" dedi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, katıldığı bir programda sorularını yanıtladı. "Mansur Yavaş sizin cumhurbaşkanı adayınız olabilir mi" sorusuna, "Sayın Mansur Yavaş'a abi derim. Mansur Beyle bireysel ve hukuksal hukukumuz paralellik arz eder. Partim Mansur beyin Cumhurbaşkanı adaylığını destekleme yönünde bir karar alırsa bu Türkiye'nin lehine olur" diye yanıt verdi.

İmamoğlu çiftine Almanya'dan "Dünya Vatandaşlığı Ödülü"

Dilek ve Ekrem İmamoğlu, Almanya'da Immanuel Kant Vakfı tarafından verilen "Dünya Vatandaşlığı Ödülü"ne layık görüldü

10.05.2026 17:59:00
Haber Merkezi
İmamoğlu çiftine Almanya'dan "Dünya Vatandaşlığı Ödülü"
İmamoğlu çiftine Almanya'dan "Dünya Vatandaşlığı Ödülü"
Almanya'da Immanuel Kant Vakfı tarafından verilen "Dünya Vatandaşlığı Ödülü"ne, tutuklu bulunan CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile eşi Dilek İmamoğlu layık görüldü.

Barış ve demokrasi eğitimi, insan hakları, çevre bilinci ile bağımsız, eleştirel, kültürel ve etik projeler alanında faaliyet gösteren vakfın verdiği ödül için Albert Ludwig Freiburg Üniversitesi KGI Salonu'nda tören düzenlendi.

Vakıf, ödülün İmamoğlu çiftine verilme gerekçesi olarak, Dilek ve Ekrem İmamoğlu'nun, demokrasi ve hukukun üstünlüğü için gösterdiği çabalara, yolsuzluk ve siyasi baskıya karşı verdiği mücadeleye vurgu yaptı.

Eski Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un takdim ettiği ödülü, İmamoğlu çifti adına CHP İstanbul Milletvekili ve CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın aldı.

Ödül törenine CHP Baden Birlik Başkanı Cengiz Yavuz, CHP Freiburg Temsilcisi Ercüment Çeri ve CHP Freiburg Gençlik Kolları üyelerinin yanı sıra Almanya Federal Hükümeti Müsteşarı Frank Schwabe ile Freiburg Belediye Başkanı Martin Horn da katıldı.

Kılıçdaroğlu'ndan 7 yıl sonra helallik istedi

7 yıl önce Çubuk’ta linç girişimine uğrayan Kemal Kılıçdaroğlu’nu dün ziyaret eden Yakup Karakoç, gözyaşları içinde helallik istedi. Kılıçdaroğlu özrü kabul etti, iki isim duygusal şekilde kucaklaştı

10.05.2026 16:20:00
Haber Merkezi
Kılıçdaroğlu'ndan 7 yıl sonra helallik istedi
Kılıçdaroğlu'ndan 7 yıl sonra helallik istedi
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2019 yılında Ankara'nın Çubuk ilçesinde katıldığı bir şehit cenazesi töreninde linç girişiminde bulunanlardan biri olan 78 yaşındaki Yakup Karakoç tarafından dün ziyaret edildi. Karakoç, o günkü olaydan dolayı pişmanlığını dile getirerek Kılıçdaroğlu'ndan helallik istedi. Kılıçdaroğlu da özrü kabul etti ve ikili duygusal bir şekilde kucaklaştı.

Olay, Kılıçdaroğlu'nun ofisinde gerçekleşti. Ziyaret sırasında Karakoç, Kılıçdaroğlu'nun elini öpmek istediğini belirterek, "Pişmanım. O gün yaptıklarımdan utanç duyuyorum. En büyük pişmanlıklarımdan biri bu" dediği öğrenildi. Kılıçdaroğlu ise Karakoç'un helallik talebini samimiyetle karşıladı. "Kin şeytana özgü bir kavramdır. Niye kin tutuyoruz? Birbirimizi seveceğiz. Hata insana özgü bir kavramdır. Dolayısıyla siz helalleşmek için geldiyseniz başımın üstünde yeriniz var" diyerek özrü kabul ettiğini ifade etti. Görüşme sırasında iki isim de kuçaklaştı.

Ne olmuştu?

Hatırlanacağı üzere olay, 21 Nisan 2019'da Ankara'nın Çubuk ilçesine bağlı Akkuzulu Mahallesi'nde yaşanmıştı. Bir askerin şehit cenazesine katılan dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, törende bir grup tarafından yuhalanmış, ardından linç edilmek istenmişti. Kalabalık, Kılıçdaroğlu'na yumruk atmış, polis ekipleri tarafından çevredeki bir eve sığınmak zorunda kalan Kılıçdaroğlu'nun sığındığı ev uzun süre taşlanmıştı. "Yakın o evi" şeklinde sloganlar atılmış, olay büyük tepki çekmişti.

Kıtaları birleştiren" İstanbul Boğazı'ndan bu yılın ilk 3 ayında 9 bin 195 geminin geçtiği belirlendi

İstanbul Boğazı'ndan bu yılın ilk 3 ayında 9 bin 195 geminin geçtiği belirlendi

10.05.2026 15:43:00
AA
Kıtaları birleştiren" İstanbul Boğazı'ndan bu yılın ilk 3 ayında 9 bin 195 geminin geçtiği belirlendi
Kıtaları birleştiren" İstanbul Boğazı'ndan bu yılın ilk 3 ayında 9 bin 195 geminin geçtiği belirlendi
Bu yılın ilk üç ayında, 3 bin 277 genel kargo ile 1833 dökme yük gemisi Boğaz'ı kullandı.

Ocak-mart döneminde geçen 9 bin 195 geminin 5 bin 792'sinin kılavuz kaptan hizmeti aldığı hesaplandı.

Boğaz'da, geçen yılın aksine 300 metreden büyük gemiler bu yılın ilk üç ayında geçiş yapmadı.

Geçen gemilerin 370'i 250-300 metre, 593'ü 200-250 metre, 2 bin 416'sı 150-200 metre, 3 bin 306'sı 100-150 metre, 2 bin 510'unun ise 100 metreden küçük olduğu belirlendi.

İstanbul Boğazı'ndan ocak-mart döneminde kimyasal yük taşıyan 451 tanker de geçti.

Yılın ilk çeyreğinde, 288 barç, 1833 dökme yük gemisi, 11 çimento gemisi, 984 konteyner gemisi, 3 bin 277 genel kargo gemisi, 125 canlı hayvan taşıyan gemi, 9, savaş gemisi, 77 yolcu gemisi, 53 Ro-Ro, 1511 türü belirtilmemiş tanker, 207 sıvılaştırılmış petrol gazı taşıyan tanker, 57 römorkör, 30 araç taşıyan gemi ve 282 diğer türlerdeki gemi Boğaz'ı kullandı.

En çok gemi yükü ocakta taşındı
Bu dönemde, İstanbul Boğazı'nı kullanan gemilerin, taşıdığı yüklerle birlikte toplam ağırlığı 135 milyon 182 bin 851 groston olarak hesaplandı.

Boğaz'da en az yük şubat ayında taşınırken toplam 41 milyon 343 bin 780 groston ağırlığında gemi bu dönemde seyretti.

AA muhabirinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının verilerinden derlediği bilgilere göre, Boğaz'ı kullanan gemiler, bu dönemde en çok yükü toplam 51 milyon 711 bin 485 grostonla ocakta taşıdı.

İstanbul Boğazı'nı ocakta 42 milyon 127 bin 586 groston ağırlığında 3 bin 25, şubatta 41 milyon 343 bin 780 groston ağırlığında 2 bin 687, martta 51 milyon 711 bin 485 groston ağırlığında 3 bin 483 gemi kullandı.

"Kıtaları birleştiren" Boğaz'dan bir günde ortalama 102 geminin geçtiği hesaplandı.

Gemi sayısı geçen yıla göre azaldı
İstanbul Boğazı'nı kullanan gemi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre azaldığı tespit edildi.

Geçen yılın ocak-mart döneminde 9 bin 351 geminin kullandığı Boğaz'dan bu sene 9 bin 195 gemi geçiş yaptı.

Boğaz'da, geçen yıl bu dönemde 141 milyon 160 bin 81 groston ağırlığın gemilerle taşındığı belirlenmişti.

Asya ve Avrupa'yı birleştiren İstanbul Boğazı, 2024 yılının ilk 3 ayında 10 bin 106 gemi ile 157 milyon 101 bin 576 groston yük taşımış, bu gemilerin 6 bin 275'i kılavuz kaptan hizmeti almıştı.

İstanbul Boğazı, 2023 yılının ilk çeyreğinde 9 bin 250 gemi ile 149 milyon 543 bin 961 groston yük taşırken bunlardan 6 bin 217'sine kılavuz kaptan hizmeti verilmişti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.