Milli devlet anlayışında kadın ve hakları -1-
Sosyal Devlet/Milli Devlet anlayışında kadına verilen değer, diğer anlayışlardan çok farklıdır
10.08.2026 00:37:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Sosyal Devlet/Milli Devlet anlayışında kadına verilen değer, diğer anlayışlardan çok farklıdır.
Kadının gerçekte kim olduğundan yola çıkılarak, kadına gerçek hürriyet ve toplumda hak ettiği yer verilmektedir.
Milli Devlet'in kadına bakışını ortaya koyarken birkaç alt başlık etrafında konuyu ele alacağız. Bunlar sırası ile kadın ve aile, kadın ve hürriyet, kadın ve çalışma hayatıdır.
Kadın ve aile
İnsan özü ve yaratılışı itibarı ile sosyal bir varlıktır. Tek başına yaşamak yerine, toplum içerisinde ve diğer canlılarla etkileşim içerisinde hayatını devam ettirir.
Öte yandan insanlar çift yaratılmıştır. Kadın ve erkekten hiçbirini, birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Hayatın içerisinde hem kadının erkeğe, hem de erkeğin kadına bir çok yönden ihtiyacı vardır. İnsanları olgunlaştıran, iç tabiatlarında sahip oldukları ve yaşadıkları duygulardır. Bu duygulardan bazıları vardır ki, toplumsal yapının oluşması için de çok önemlidir.
Bu bağlamda sevginin olmadığı bir toplum içerisinde, birlik ve beraberlik sağlanamayacağı gibi; o toplumda huzurun olması da mümkün değildir.
Evlilik ile başlayan erkek ve kadının birlikteliğinde, her şeyden önce fertlerin birbirlerine duydukları sevgiyi, bir kadının anne olarak çocuğuna duyduğu sevgiyi, çocuklarının ebeveynlerine karşı taşıdıkları sevgi, saygı ve güven duygusunu başka bir şeyin onlara yaşatması mümkün değildir.

Bu sevgiden, bu aşktan ve bu güven duygusundan mahrum olan bireylerin, hayatlarında tam bir dengenin oluşması imkansızdır. Aile, bireyler için, kendi mahremlerini paylaştıkları bir limandır. Aile, fertler için sevginin kaynağı, huzurun adresidir. Çocuklar için de duygusal gelişimlerini tamamladıkları okul gibidir.
Anne ve babadan mahrum büyüyen çocukların yetişme dönemlerinde duygusal olarak zorlanmaları kaçınılmazdır.
Bir çocuğa, başta anne olmak üzere, ailesinin verdiği sevgiden daha fazlasını toplumda hiçbir merci veremeyeceği gibi; bir erkeğe veya bayana eşinin verecek olduğu sevgi, saygı ve güven duygusunu toplumda hiç kimse veremez.
Toplumda, kadının "anne" olarak çocuğuna beslediği sevgiden, şefkat ve merhametten daha güçlü hangi duyguyu bulabiliriz? Devletin vazifesi, sadece kadının can, mal, namus vb. güvenliğini sağlamak, sosyal ve iktisadi haklarını ona sunmak değildir. Aynı zamanda bireylere huzurlu bir hayat sunmak da devletin görevidir.
Neslin devamı için aile şarttır. Neslin istenilen düzeyde yetiştirilmesi için aile şarttır. Milletlerin geleceğe güvenle bakmaları, hayatlarını devam ettirmeleri için aile şarttır.
Ahlakın korunması için aile şarttır. İnsanların sevgiyi ve merhameti yaşaması için aile şarttır. Bireylerin toplum içerisinde huzurlu bir hayat sürmeleri ve yalnızlıktan korunmaları için aile şarttır.
Peki öyleyse Batı toplumunda, aile içerisinde, neden kadın ezilmiştir!? Bunun sebebi, aile kavramının yanlışlığı değildir. Aileyi oluşturan fertlerin eğitimsizliğindendir. Burada eğitimden kastımız, sadece zihinsel eğitim değildir… Gerçekte insanı insan yapan duygusal eğitimi kastetmekteyiz.
Zaten insanı diğer varlıklardan ayıran, iç dünyasında taşıdığı duygulardır. Merhameti, aşkı, cömertliği, vefayı, dürüstlüğü vb. duyguları içinde barındırmayan insan, görünüşte insan olmakla birlikte, aslında taşıdığı değerler itibarı ile insan olmaktan oldukça uzaktır. Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Kadının gerçekte kim olduğundan yola çıkılarak, kadına gerçek hürriyet ve toplumda hak ettiği yer verilmektedir.
Milli Devlet'in kadına bakışını ortaya koyarken birkaç alt başlık etrafında konuyu ele alacağız. Bunlar sırası ile kadın ve aile, kadın ve hürriyet, kadın ve çalışma hayatıdır.
Kadın ve aile
İnsan özü ve yaratılışı itibarı ile sosyal bir varlıktır. Tek başına yaşamak yerine, toplum içerisinde ve diğer canlılarla etkileşim içerisinde hayatını devam ettirir.
Öte yandan insanlar çift yaratılmıştır. Kadın ve erkekten hiçbirini, birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Hayatın içerisinde hem kadının erkeğe, hem de erkeğin kadına bir çok yönden ihtiyacı vardır. İnsanları olgunlaştıran, iç tabiatlarında sahip oldukları ve yaşadıkları duygulardır. Bu duygulardan bazıları vardır ki, toplumsal yapının oluşması için de çok önemlidir.
Bu bağlamda sevginin olmadığı bir toplum içerisinde, birlik ve beraberlik sağlanamayacağı gibi; o toplumda huzurun olması da mümkün değildir.
Evlilik ile başlayan erkek ve kadının birlikteliğinde, her şeyden önce fertlerin birbirlerine duydukları sevgiyi, bir kadının anne olarak çocuğuna duyduğu sevgiyi, çocuklarının ebeveynlerine karşı taşıdıkları sevgi, saygı ve güven duygusunu başka bir şeyin onlara yaşatması mümkün değildir.

Bu sevgiden, bu aşktan ve bu güven duygusundan mahrum olan bireylerin, hayatlarında tam bir dengenin oluşması imkansızdır. Aile, bireyler için, kendi mahremlerini paylaştıkları bir limandır. Aile, fertler için sevginin kaynağı, huzurun adresidir. Çocuklar için de duygusal gelişimlerini tamamladıkları okul gibidir.
Anne ve babadan mahrum büyüyen çocukların yetişme dönemlerinde duygusal olarak zorlanmaları kaçınılmazdır.
Bir çocuğa, başta anne olmak üzere, ailesinin verdiği sevgiden daha fazlasını toplumda hiçbir merci veremeyeceği gibi; bir erkeğe veya bayana eşinin verecek olduğu sevgi, saygı ve güven duygusunu toplumda hiç kimse veremez.
Toplumda, kadının "anne" olarak çocuğuna beslediği sevgiden, şefkat ve merhametten daha güçlü hangi duyguyu bulabiliriz? Devletin vazifesi, sadece kadının can, mal, namus vb. güvenliğini sağlamak, sosyal ve iktisadi haklarını ona sunmak değildir. Aynı zamanda bireylere huzurlu bir hayat sunmak da devletin görevidir.
Neslin devamı için aile şarttır. Neslin istenilen düzeyde yetiştirilmesi için aile şarttır. Milletlerin geleceğe güvenle bakmaları, hayatlarını devam ettirmeleri için aile şarttır.
Ahlakın korunması için aile şarttır. İnsanların sevgiyi ve merhameti yaşaması için aile şarttır. Bireylerin toplum içerisinde huzurlu bir hayat sürmeleri ve yalnızlıktan korunmaları için aile şarttır.
Peki öyleyse Batı toplumunda, aile içerisinde, neden kadın ezilmiştir!? Bunun sebebi, aile kavramının yanlışlığı değildir. Aileyi oluşturan fertlerin eğitimsizliğindendir. Burada eğitimden kastımız, sadece zihinsel eğitim değildir… Gerçekte insanı insan yapan duygusal eğitimi kastetmekteyiz.
Zaten insanı diğer varlıklardan ayıran, iç dünyasında taşıdığı duygulardır. Merhameti, aşkı, cömertliği, vefayı, dürüstlüğü vb. duyguları içinde barındırmayan insan, görünüşte insan olmakla birlikte, aslında taşıdığı değerler itibarı ile insan olmaktan oldukça uzaktır. Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

















































































