Milli Devleti’n temel karakteristikleri -1-
İnsanın doğuştan gelen haklarını elde etmesinde ve bunları korumasında sorumluluk Milli Devlete aittir
09.07.2026 00:32:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





İnsanın doğuştan gelen haklarını elde etmesinde ve bunları korumasında sorumluluk Milli Devlete aittir. Milli Devlet vatandaşlarının sahip olduğu bu hakları yaşayabilmesi için elindeki yetkileri kullanır.
Bu manada devletin sahip olduğu egemenlik ve yaptırım gücü sadece insan yararına dönüktür. Devletin yapılanması içerisinde oluşturulan kurumların hedefi insana hizmettir.
Toplum içinde yaşayan bireylerin haklarını koruma ve hürriyetlerini temin noktasında devlet vardır. Fertlerin ve toplumun denetlenmesi, hem bireylerin yararınadır, hem de toplumsal huzur ve adaletin garantisidir.

Yani devletin, bir siyasi örgütlenme olarak, toplumsal dengeyi sağlamak, vatandaşlarına hak vermek vazifesi iken; bunu hayata geçirebilmek için yararlandığı yaptırım gücü de vatandaşları içindir.
Ferdi ve toplumsal kalkınmanın huzurunun güvencesi olan devlet, yani Sosyal Devlet/Milli Devlet, işte bu gerekçelerle güçlü ve daim olmalıdır. Yeri gelmişken belirtelim ki, milletlerin var olabilmesi üç ana kurumun güçlü olmasına bağlıdır; güçlü devlet, güçlü ordu, güçlü aile...
Bu üç ana kurumun varlığı milletlerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için olmazsa olmaz hükmündedir. Bu unsurlardan herhangi birinde meydana gelecek zafiyet, milletlerin tarih sahnesinden silinmesine, kimliklerinin yok olmasına sebep olmaktadır.
Milli Devlet'in, milletin değerlerine sahip çıkabilmesi için yukarıda bahsettiğimiz örgütlenmesinin yanında, "tam bağımsız" lığı esastır. Bir devletin yaşayabilmesi için, bölgesindeki ve dünyadaki dengeleri de dikkate alarak tam bağımsızlığından ve değerlerinden taviz vermeyeceği bir politika izlemesi gerekir.

Tam bağımsızlık demek, devletin idaresinde ancak milletin iradesinin hakim olması demektir. Bunun adı elbette demokrasidir. Sosyal Devlet/Milli Devlet, dışında diğer sistemlerin demokratik olması mümkün değildir.
Çünkü, adı ister global odaklar olsun, ister içeride belli elit zümre olsun, devletin idaresine hakim olduklarında; devletler ellerindeki yetkileri ve kaynakları, bu zümre için kullanmaya başladıkları için artık orada demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.
Mustafa Kemal Atatürk döneminde Büyük Millet Meclisi tarafından 18 Eylül 1920'de kabul edilen "Halkçılık Programı"nda da bu gerçeği görmekteyiz: "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, hayatını ve bağımsızlığını kurtarmayı tek amaç bildiği halkı, emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtararak, idare hakimiyetinin gerçek sahibi kılmakla amacına ulaşacağı inancındadır."

Sosyal Devlet/Milli Devlet, ekonomide yapılanmasını Milli Ekonomi Modeli'ne göre yaptığı için gerek içeride gerekse dışarıda bağımsız bir ekonomi modelini hayata geçirmektedir. Milli Ekonomi Modelinin en önemli özelliği bu modelin hiçbir merkeze ihtiyaç duymadan kendi kendine yeter bir model olmasıdır.
Böyle bir modelin ülkelerin ekonomilerinde hayata geçmesi onları sadece ekonomi alanında değil aynı zamanda siyasal sahada da tam bağımsız kılacak fırsatları onlara sunacaktır. Şunu unutmamamız gerekir ki bağımsız olmayan devletlerin demokrat olmaları mümkün değildir.
Milli Devletin dışında hiçbir devlet yapılanmasında bireylerin özgür olması mümkün değildir. Gerek kapitalist, gerekse sosyalist modeller bireylerin özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Çünkü bir yönüyle özgürlük bireylerin doğuştan sahip olduğu hakları başkalarına zarar vermeden yaşayabilmesidir.

Bu haklar içerisinde kimseye muhtaç olmadan onurlu bir hayat sürme, ihtiyaçlarını karşılama, eğitim vb. birçok hakkı sayabiliriz. Bunu örneklerle açalım...
Bir birey, eğer dar gelirli ise; bu birey ne kadar çalışkan, ne kadar kabiliyetli olursa olsun, her hangi bir finans kurumundan faizle dahi olsa kredi alamaz ve işçi kalmaya mecburdur.
Oysa Milli Devlet, sıfır faizle proje mukabili olarak isteyen herkese kredi vererek vatandaşlarının kabiliyetlerinin önünü açmaktadır.
Sınavsız üniversite her bireyin okuma hakkını ona iade etmektedir. Madem ki okumak herkesin hakkıdır; sadece Üniversite sı navını kazananların değil, herkesin üniversitelere gitmesine olanak tanımak Milli Devlet'in görevleri arasında yer almaktadır.

Kapitalist devlet, gençlere "üniversite sınavına girme" hakkı vermektedir. Milli Devlet ise gençlere "üniversiteye girme" hakkı vermektedir.
Tam istihdamın olmadığı bir ortamda çalışanlar, istedikleri ücretle çalışamayacaklar, kantarın topuzu işverenden yana ağır basacaktır.
Asgari ücretin normal geçim sınırına çekildiği ve tam istihdamın sağlandığı Milli Ekonomi Modeli'nde ise; hem işveren, doğacak maliyetlere karşı devlet tarafından sübvanse edilecektir ki, asgari ücretteki artış, devlet tarafından sübvanse edilecek; işverene ve maliyetlere yüklenmeyecek. Hem de işçi, istediği işte en azından normal geçim şartlarında çalışma imkanına kavuşacaktır." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Bu manada devletin sahip olduğu egemenlik ve yaptırım gücü sadece insan yararına dönüktür. Devletin yapılanması içerisinde oluşturulan kurumların hedefi insana hizmettir.
Toplum içinde yaşayan bireylerin haklarını koruma ve hürriyetlerini temin noktasında devlet vardır. Fertlerin ve toplumun denetlenmesi, hem bireylerin yararınadır, hem de toplumsal huzur ve adaletin garantisidir.

Yani devletin, bir siyasi örgütlenme olarak, toplumsal dengeyi sağlamak, vatandaşlarına hak vermek vazifesi iken; bunu hayata geçirebilmek için yararlandığı yaptırım gücü de vatandaşları içindir.
Ferdi ve toplumsal kalkınmanın huzurunun güvencesi olan devlet, yani Sosyal Devlet/Milli Devlet, işte bu gerekçelerle güçlü ve daim olmalıdır. Yeri gelmişken belirtelim ki, milletlerin var olabilmesi üç ana kurumun güçlü olmasına bağlıdır; güçlü devlet, güçlü ordu, güçlü aile...
Bu üç ana kurumun varlığı milletlerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için olmazsa olmaz hükmündedir. Bu unsurlardan herhangi birinde meydana gelecek zafiyet, milletlerin tarih sahnesinden silinmesine, kimliklerinin yok olmasına sebep olmaktadır.
Milli Devlet'in, milletin değerlerine sahip çıkabilmesi için yukarıda bahsettiğimiz örgütlenmesinin yanında, "tam bağımsız" lığı esastır. Bir devletin yaşayabilmesi için, bölgesindeki ve dünyadaki dengeleri de dikkate alarak tam bağımsızlığından ve değerlerinden taviz vermeyeceği bir politika izlemesi gerekir.

Tam bağımsızlık demek, devletin idaresinde ancak milletin iradesinin hakim olması demektir. Bunun adı elbette demokrasidir. Sosyal Devlet/Milli Devlet, dışında diğer sistemlerin demokratik olması mümkün değildir.
Çünkü, adı ister global odaklar olsun, ister içeride belli elit zümre olsun, devletin idaresine hakim olduklarında; devletler ellerindeki yetkileri ve kaynakları, bu zümre için kullanmaya başladıkları için artık orada demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.
Mustafa Kemal Atatürk döneminde Büyük Millet Meclisi tarafından 18 Eylül 1920'de kabul edilen "Halkçılık Programı"nda da bu gerçeği görmekteyiz: "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, hayatını ve bağımsızlığını kurtarmayı tek amaç bildiği halkı, emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtararak, idare hakimiyetinin gerçek sahibi kılmakla amacına ulaşacağı inancındadır."

Sosyal Devlet/Milli Devlet, ekonomide yapılanmasını Milli Ekonomi Modeli'ne göre yaptığı için gerek içeride gerekse dışarıda bağımsız bir ekonomi modelini hayata geçirmektedir. Milli Ekonomi Modelinin en önemli özelliği bu modelin hiçbir merkeze ihtiyaç duymadan kendi kendine yeter bir model olmasıdır.
Böyle bir modelin ülkelerin ekonomilerinde hayata geçmesi onları sadece ekonomi alanında değil aynı zamanda siyasal sahada da tam bağımsız kılacak fırsatları onlara sunacaktır. Şunu unutmamamız gerekir ki bağımsız olmayan devletlerin demokrat olmaları mümkün değildir.
Milli Devletin dışında hiçbir devlet yapılanmasında bireylerin özgür olması mümkün değildir. Gerek kapitalist, gerekse sosyalist modeller bireylerin özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Çünkü bir yönüyle özgürlük bireylerin doğuştan sahip olduğu hakları başkalarına zarar vermeden yaşayabilmesidir.

Bu haklar içerisinde kimseye muhtaç olmadan onurlu bir hayat sürme, ihtiyaçlarını karşılama, eğitim vb. birçok hakkı sayabiliriz. Bunu örneklerle açalım...
Bir birey, eğer dar gelirli ise; bu birey ne kadar çalışkan, ne kadar kabiliyetli olursa olsun, her hangi bir finans kurumundan faizle dahi olsa kredi alamaz ve işçi kalmaya mecburdur.
Oysa Milli Devlet, sıfır faizle proje mukabili olarak isteyen herkese kredi vererek vatandaşlarının kabiliyetlerinin önünü açmaktadır.
Sınavsız üniversite her bireyin okuma hakkını ona iade etmektedir. Madem ki okumak herkesin hakkıdır; sadece Üniversite sı navını kazananların değil, herkesin üniversitelere gitmesine olanak tanımak Milli Devlet'in görevleri arasında yer almaktadır.

Kapitalist devlet, gençlere "üniversite sınavına girme" hakkı vermektedir. Milli Devlet ise gençlere "üniversiteye girme" hakkı vermektedir.
Tam istihdamın olmadığı bir ortamda çalışanlar, istedikleri ücretle çalışamayacaklar, kantarın topuzu işverenden yana ağır basacaktır.
Asgari ücretin normal geçim sınırına çekildiği ve tam istihdamın sağlandığı Milli Ekonomi Modeli'nde ise; hem işveren, doğacak maliyetlere karşı devlet tarafından sübvanse edilecektir ki, asgari ücretteki artış, devlet tarafından sübvanse edilecek; işverene ve maliyetlere yüklenmeyecek. Hem de işçi, istediği işte en azından normal geçim şartlarında çalışma imkanına kavuşacaktır." Devam edecek (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
























































































