Milli Devleti’n temel karakteristikleri -2-
Kapitalizme tepki olarak ortaya atılan gerek Marksist ve gerekse sair sosyalist görüşlerin, cevabını aradıkları ama bulamadıkları bireysel özgürlüklerin tamamı, Milli Devlet içerisinde vardır
10.07.2026 00:45:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Kapitalizme tepki olarak ortaya atılan gerek Marksist ve gerekse sair sosyalist görüşlerin, cevabını aradıkları ama bulamadıkları bireysel özgürlüklerin tamamı, Milli Devlet içerisinde vardır. Milli Devlet kapitalist devlet anlayışının yok saydığı insana ait sosyal ve ekonomik hakları vatandaşlarına yaşatmaktadır.
Böyle bir devlet anlayışı Sosyalist tepkilerin bütün kaygılarını da giderdiği gibi, onların hayal bile edemediği haklarla bireyleri donatmaktadır. Bireylerin mülk edinme hakkı da bu özgürlükler kapsamındadır.
Piyasaların serbest bırakılmasını iddia eden liberal anlayışlar esasında iki büyük yanılgı içerisindedir. Birincisi Milli Ekonomi Modeli'nde de izah ettiğimiz üzere kendi haline bırakılan piyasaların teorik olarak bile dengeye ulaşması mümkün değildir.

Tüketim yönlü bir destek olmadan –ki bunun Milli Devlette adı Sosyal Devlettir– piyasalar ne sürekli büyüyebilir, ne de dengeye oturur. İkincisi ise devletin müdahil olmadığı piyasa, kaos üzerine kurulu monopol yapılanmaların oluştuğu, global odakların kontrolünde bir piyasayı beraberinde getirir.
Halbuki Sosyal Devlet/Milli Devlet'in kontrol ettiği piyasa, herkesin eşit fırsatlara ve haklara sahip olduğu bir piyasayı bera berinde getirir ki; böyle bir fırsat eşitlik olmadan, özgürlüklerden bahsetmek de mümkün değildir.
Öte yandan bir milletin alın teri demek, vatandaşların üretimleri mukabili elde etmesi gereken haklar demektir. Gerek işverenin, gerekse işçinin çalışması sonucu elde ettiği maaş yada kâr, onun alın terine karşılık gelmez. Ortada geriye kalan bir kazanç daha vardır.
Elde edilen katma değer artışına mukabil piyasadaki emisyon hacminin de arttırılması gerekir. Eğer bu hakkı, kapitalist modellerde olduğu gibi "hard currency" sahibi gelişmiş ülkeler sağlarlarsa, milletin alın teri ve emeği dışarıya aktarılacaktır.

Ama piyasanın ihtiyaç duyduğu para senyoraj geliri elde edilerek emisyonla karşılanırsa; Sosyal Devlet'in ihtiyaç duyduğu finansmanın bir ayağı ortaya çıkacaktır. Böylece milletin alın teri, Milli Devlet'te, yine millete hizmet olarak sunulacaktır.
Marks'ın peşine düştüğü ve kavga zeminine taşıdığı "artık değer'', Milli Devlet'te sosyal huzurun ve barışın teminatı olarak olması gerektiği konumda olacaktır.
Senyoraj geliri ile elde edilen gelir, "artık değer"e karşılık gelmekte ve Sosyal Devlet modeli ile çalışan kesime iade edilmektedir.
Sosyal Devlet/ Milli Devlet tezimizde, diğer sistemlerde olduğu gibi küçülen veya sadece belli konularla ilgilenen bir devlet anlayışı değil, güçlü devlet anlayışı vardır. Devletin küçültülmesi değil, her sahada güçlenerek büyümesi hem milleti için hem de günümüz küreselleşme sürecinde bir zorunluluktur. Güçlü ve bağımsız bir milletin olabilmesi için, ona bu yolda yardımcı olacak güçlü bir ordunun varlığı da şarttır.

Böylece ancak "güçlü devlet– güçlü millet" anlayışı doğrultusunda geleceğe güvenle bakan nesiller yetiştirilebilir. Güçlü ordunun varlığı devletlerin bağımsızlığı için en az ekonomik bağımsızlık kadar gereklidir.
Kapitalizmin IMF, WTO, DB gibi… kurumlarının kontrolüne girmeyi reddeden siyaset anlayışının temelinde, onlara ihtiyaç duymadan kendi kendine yeter bir modele sahip olunması yatmaktadır. Bunun adı, tam bağımsız devlet, Milli Devlet'tir.
Devletin asli görevi, devlet–millet kaynaşmasını temin etmek, toplumsal barış ve uzlaşmayı sağlamaktır.
Devlet toplumun tüm kesimlerine sahip çıkacak, millet olmadan devletin olamayacağı şuuru ile hareket edecektir.

Millete hizmet ise, eğitimden sağlığa; tarımdan hayvancılığa; ulaşımdan sanayiye; sosyal alanların planlanmasından haberleşmeye; savunmadan stratejiye; milli güvenlikten sosyal güvenliğe kadar her sahayı kuşatmaktadır.
Bu nedenle devletin vazifeleri çok geniştir; ancak bu vazifeleri ifa etmesi için gerekli kaynaklar, Milli Ekonomi Modeli ile devletlerin kullanımına sunulmaktadır. Türkiye için konuşacak olursak; bu imkanlar fazlasıyla mevcuttur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Böyle bir devlet anlayışı Sosyalist tepkilerin bütün kaygılarını da giderdiği gibi, onların hayal bile edemediği haklarla bireyleri donatmaktadır. Bireylerin mülk edinme hakkı da bu özgürlükler kapsamındadır.
Piyasaların serbest bırakılmasını iddia eden liberal anlayışlar esasında iki büyük yanılgı içerisindedir. Birincisi Milli Ekonomi Modeli'nde de izah ettiğimiz üzere kendi haline bırakılan piyasaların teorik olarak bile dengeye ulaşması mümkün değildir.

Tüketim yönlü bir destek olmadan –ki bunun Milli Devlette adı Sosyal Devlettir– piyasalar ne sürekli büyüyebilir, ne de dengeye oturur. İkincisi ise devletin müdahil olmadığı piyasa, kaos üzerine kurulu monopol yapılanmaların oluştuğu, global odakların kontrolünde bir piyasayı beraberinde getirir.
Halbuki Sosyal Devlet/Milli Devlet'in kontrol ettiği piyasa, herkesin eşit fırsatlara ve haklara sahip olduğu bir piyasayı bera berinde getirir ki; böyle bir fırsat eşitlik olmadan, özgürlüklerden bahsetmek de mümkün değildir.
Öte yandan bir milletin alın teri demek, vatandaşların üretimleri mukabili elde etmesi gereken haklar demektir. Gerek işverenin, gerekse işçinin çalışması sonucu elde ettiği maaş yada kâr, onun alın terine karşılık gelmez. Ortada geriye kalan bir kazanç daha vardır.
Elde edilen katma değer artışına mukabil piyasadaki emisyon hacminin de arttırılması gerekir. Eğer bu hakkı, kapitalist modellerde olduğu gibi "hard currency" sahibi gelişmiş ülkeler sağlarlarsa, milletin alın teri ve emeği dışarıya aktarılacaktır.

Ama piyasanın ihtiyaç duyduğu para senyoraj geliri elde edilerek emisyonla karşılanırsa; Sosyal Devlet'in ihtiyaç duyduğu finansmanın bir ayağı ortaya çıkacaktır. Böylece milletin alın teri, Milli Devlet'te, yine millete hizmet olarak sunulacaktır.
Marks'ın peşine düştüğü ve kavga zeminine taşıdığı "artık değer'', Milli Devlet'te sosyal huzurun ve barışın teminatı olarak olması gerektiği konumda olacaktır.
Senyoraj geliri ile elde edilen gelir, "artık değer"e karşılık gelmekte ve Sosyal Devlet modeli ile çalışan kesime iade edilmektedir.
Sosyal Devlet/ Milli Devlet tezimizde, diğer sistemlerde olduğu gibi küçülen veya sadece belli konularla ilgilenen bir devlet anlayışı değil, güçlü devlet anlayışı vardır. Devletin küçültülmesi değil, her sahada güçlenerek büyümesi hem milleti için hem de günümüz küreselleşme sürecinde bir zorunluluktur. Güçlü ve bağımsız bir milletin olabilmesi için, ona bu yolda yardımcı olacak güçlü bir ordunun varlığı da şarttır.

Böylece ancak "güçlü devlet– güçlü millet" anlayışı doğrultusunda geleceğe güvenle bakan nesiller yetiştirilebilir. Güçlü ordunun varlığı devletlerin bağımsızlığı için en az ekonomik bağımsızlık kadar gereklidir.
Kapitalizmin IMF, WTO, DB gibi… kurumlarının kontrolüne girmeyi reddeden siyaset anlayışının temelinde, onlara ihtiyaç duymadan kendi kendine yeter bir modele sahip olunması yatmaktadır. Bunun adı, tam bağımsız devlet, Milli Devlet'tir.
Devletin asli görevi, devlet–millet kaynaşmasını temin etmek, toplumsal barış ve uzlaşmayı sağlamaktır.
Devlet toplumun tüm kesimlerine sahip çıkacak, millet olmadan devletin olamayacağı şuuru ile hareket edecektir.

Millete hizmet ise, eğitimden sağlığa; tarımdan hayvancılığa; ulaşımdan sanayiye; sosyal alanların planlanmasından haberleşmeye; savunmadan stratejiye; milli güvenlikten sosyal güvenliğe kadar her sahayı kuşatmaktadır.
Bu nedenle devletin vazifeleri çok geniştir; ancak bu vazifeleri ifa etmesi için gerekli kaynaklar, Milli Ekonomi Modeli ile devletlerin kullanımına sunulmaktadır. Türkiye için konuşacak olursak; bu imkanlar fazlasıyla mevcuttur." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

















































































