Milli Devlet’te insan -1-
Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanmayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır
25.07.2026 00:37:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanmayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır.
İnsanı tanıma gerçeğiyle sağlanacak bir devlet anlayışı, Milli Devlet modeli ile hayata geçirilmektedir.
İnsan yaratılmış olan bütün varlıklardan farklıdır. Onda var olan kabiliyetler, kainatta olan her şeye şekil verme ve onlardan istifade etme şansını insana sunmaktadır.
İnsan gönüldür. İç dünyasında birbiri ile zıt duygular taşımaktadır. Her hangi bir olay karşısında insanların hepsi birbirinden farklı davranışlar ortaya koyabilir. İnsan kendi hayatı içerisinde dahi büyük bir değişim içerisindedir. Oysa hayvanlar ve bitkiler her yerde ve her zaman türlerine ait özellikleri değişmeden korurlar.
İnsan irade sahibidir. Başka bir ifade ile tercih sahibidir. İç dünyasında taşıdığı zıtlar, içerisinden doğruyu ya da yanlışı seçecek iradesi vardır. İnsanın özgürleştirilmesi, onun serbest başıboş bırakılması değildir.
İnsan ancak eğitilerek özgürlüğünü kazanabilir. Başka bir ifade ile tercihini doğrudan, merhametten, adaletten, cömertlikten yana kullanabilir. Elbette hiçbir eğitim almasa bile insan, özünde taşıdığı bu güzellikleri açığa çıkarabilir. Ancak bunu hayatın bütününe hakim olması ve bir hayat tarzı olarak ortaya çıkması, elbette insanı tanıyan bir eğitim olmadan olamayacaktır.
İnsanın doğuştan gelen hakları vardır. İnsan için asıl olan bu hakları elde etme şansına sahip olmak değildir; asıl olan insanın sahip olduğu hakları yaşama hakkının olmasıdır.
Yaşanamayan hak, insan hakkı değildir. Hakların yaşanmadığı bir toplumda gerçek manada özgürlüklerden bahsetmek mümkün değildir. Özellikle sosyal ve iktisadi haklar, bu çerçeveden ele alındığında Sosyal Devlet/Milli Devlet dışındaki bütün tezlerin, gerek teorik, gerekse uygulamada sınıfta kaldıkları görülmektedir.
Müslüman Türk tarihindeki devlet anlayışı, şu öz cümle üzerine oturur; "insanı yaşat ki, devlet yaşasın". Yani insana sahip olduğu hakları yaşatan devletler, hayatlarını devam ettirebilirler.
Gerek kapitalist, gerekse Marksist anlayışlar, sınıflar arasında sürekli bir kavganın varlığına dikkat çekmektedirler. Bu zihniyetlerin hakim olduğu toplumlarda, bireyler arasında ve milletler arasında kavga bir hayat tarzı olarak ortaya çıkmaktadır.
Bunun sebebi açıktır; kendi ile barışık olmayan bireylerin, etrafında olanlarla kavgalı olması son derece normaldir. Toplumlarda yaşananlar, bireylerin iç dünyalarının yansımasından başka bir şey değildir.
Bir deponun içinde ne varsa, musluktan da o akacaktır. ABD halkı kendi ile barışmadığı sürece, dünyada kan dökmeye devam edecektir. Ancak kendiyle barışık insan, devletinin devamında misyon sahibi olabilir, yaşadığı toplumda birlik ve beraberliği sağlayabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, Türk milleti kimliği şemsiyesi altında, birbirinden farklı pek çok etnik unsurları barındıran bir yapıya sahiptir.
Olması gereken, tıpkı tarihte başarıldığı gibi, bu farklılıklardan oluşmuş bünyeyi bir arada tutacak sistemi hayata geçirmek iken; tıpkı Batı medeniyetindeki yalnız kahraman modeli, ne hikmetse, Atatürk'ten sonraki Cumhuriyet tarihi boyunca uygulana gelen insan modeli olmuştur.
Bugün ülkemizde uygulanan kapitalist yaklaşım, vatandaşlarımızı sahipsiz ve onları sahip oldukları temel haklarını elde etmede yalnız bırakmaktadır; hatta maalesef zaman zaman, Türk toprakları üzerinde hesapları bulunan Avrupa'nın ve ABD'nin eşiğine itmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
İnsanı tanıma gerçeğiyle sağlanacak bir devlet anlayışı, Milli Devlet modeli ile hayata geçirilmektedir.
İnsan yaratılmış olan bütün varlıklardan farklıdır. Onda var olan kabiliyetler, kainatta olan her şeye şekil verme ve onlardan istifade etme şansını insana sunmaktadır.
İnsan gönüldür. İç dünyasında birbiri ile zıt duygular taşımaktadır. Her hangi bir olay karşısında insanların hepsi birbirinden farklı davranışlar ortaya koyabilir. İnsan kendi hayatı içerisinde dahi büyük bir değişim içerisindedir. Oysa hayvanlar ve bitkiler her yerde ve her zaman türlerine ait özellikleri değişmeden korurlar.
İnsan irade sahibidir. Başka bir ifade ile tercih sahibidir. İç dünyasında taşıdığı zıtlar, içerisinden doğruyu ya da yanlışı seçecek iradesi vardır. İnsanın özgürleştirilmesi, onun serbest başıboş bırakılması değildir.
İnsan ancak eğitilerek özgürlüğünü kazanabilir. Başka bir ifade ile tercihini doğrudan, merhametten, adaletten, cömertlikten yana kullanabilir. Elbette hiçbir eğitim almasa bile insan, özünde taşıdığı bu güzellikleri açığa çıkarabilir. Ancak bunu hayatın bütününe hakim olması ve bir hayat tarzı olarak ortaya çıkması, elbette insanı tanıyan bir eğitim olmadan olamayacaktır.
İnsanın doğuştan gelen hakları vardır. İnsan için asıl olan bu hakları elde etme şansına sahip olmak değildir; asıl olan insanın sahip olduğu hakları yaşama hakkının olmasıdır.
Yaşanamayan hak, insan hakkı değildir. Hakların yaşanmadığı bir toplumda gerçek manada özgürlüklerden bahsetmek mümkün değildir. Özellikle sosyal ve iktisadi haklar, bu çerçeveden ele alındığında Sosyal Devlet/Milli Devlet dışındaki bütün tezlerin, gerek teorik, gerekse uygulamada sınıfta kaldıkları görülmektedir.
Müslüman Türk tarihindeki devlet anlayışı, şu öz cümle üzerine oturur; "insanı yaşat ki, devlet yaşasın". Yani insana sahip olduğu hakları yaşatan devletler, hayatlarını devam ettirebilirler.
Gerek kapitalist, gerekse Marksist anlayışlar, sınıflar arasında sürekli bir kavganın varlığına dikkat çekmektedirler. Bu zihniyetlerin hakim olduğu toplumlarda, bireyler arasında ve milletler arasında kavga bir hayat tarzı olarak ortaya çıkmaktadır.
Bunun sebebi açıktır; kendi ile barışık olmayan bireylerin, etrafında olanlarla kavgalı olması son derece normaldir. Toplumlarda yaşananlar, bireylerin iç dünyalarının yansımasından başka bir şey değildir.
Bir deponun içinde ne varsa, musluktan da o akacaktır. ABD halkı kendi ile barışmadığı sürece, dünyada kan dökmeye devam edecektir. Ancak kendiyle barışık insan, devletinin devamında misyon sahibi olabilir, yaşadığı toplumda birlik ve beraberliği sağlayabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, Türk milleti kimliği şemsiyesi altında, birbirinden farklı pek çok etnik unsurları barındıran bir yapıya sahiptir.
Olması gereken, tıpkı tarihte başarıldığı gibi, bu farklılıklardan oluşmuş bünyeyi bir arada tutacak sistemi hayata geçirmek iken; tıpkı Batı medeniyetindeki yalnız kahraman modeli, ne hikmetse, Atatürk'ten sonraki Cumhuriyet tarihi boyunca uygulana gelen insan modeli olmuştur.
Bugün ülkemizde uygulanan kapitalist yaklaşım, vatandaşlarımızı sahipsiz ve onları sahip oldukları temel haklarını elde etmede yalnız bırakmaktadır; hatta maalesef zaman zaman, Türk toprakları üzerinde hesapları bulunan Avrupa'nın ve ABD'nin eşiğine itmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)







































































