Prof. Dr. Haydar Baş, "Dua ve Zikir" eserinde muhabbetullah bahsinde şu bilgileri veriyor:
"Sevgi kuvveti, insan fıtratına yerleştirilmiş köklü bir hassadır. Fıtrî kuvvetlerin belki de en güçlülerindendir. Fıtrî yapıyı değiştirmek mümkün olmadığından, sevgiden bigâne kalmak da mümkün değildir. O hâlde sevmek, hem İlâhî bir lutuf ve hem de aslî bir ihtiyaçtır.
İnsan psikolojisi tetkik edildiğinde, sevgi kuvvetinin sonsuza uzanma temayülü olduğu görülür. Sevginin sınırsızlığı, esasen sevilenin de ezelî ve ebedî olmasını gerektirir. Sevgi bütün insanlarda ortaktır. Bu hususta insanlar arasında ihtilaf bile yoktur. Ancak, sevgi nereden kaynaklanacak ve nereye yönelecek? Bu hususta insanlar arasındaki kanaatler değişmektedir.
Mantıkî ve ilmî ölçü odur ki, sevgi ezelîye, ebedîye açılmalı ve layık olana yöneltilmelidir. Ezelî ve ebedî olan sevgiyi de yaratan yüce Allah'tır. Zira bütün güzellikler, menşei ve dal olarak O'nunla vardır. O hâlde zaruri olarak şu neticeye geliyoruz ki, sevilmeye layık olan yalnız Allah'tır. Diğer bütün sevgiler, buna göre mecazîdir ve bundan kaynaklanmaktadır.
Sevgi kanunu âlemde cazibe kanunu gibidir. Ve sevgi, talebin ileri bir seviyesidir. Hatta sevgi rızâdan da ileridir. Allah'ın hükmüne rıza, makamların en yükseklerindendir. Hâlbuki muhabbet, rızadan da ileri muhkem bir derecedir. Uhrevî mertebelerin en yücelerindendir. Sevilmeye layık yalnız Allah'tır. "Neyi seviyorsan, değerin ona göredir" ölçüsüne göre, en büyük şeref muhabbetullaha sahip bir kalp taşımaktır. Sevenin sevdiğine kavuşmayı ve onunla beraber olmayı istemesi, sevginin temelini oluşturur.
Allah'ı seven, ölüm hadisesi karşısında bile O'na kavuşmayı candan arzular. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Kim Allah'a kavuşmak isterse Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz."
"Bu, ölümden nefret etmek değil midir?" diye sorulunca, "Öyle değil, şöyle: Mü'mine Allah'ın rahmeti, Rıdvân'ı ve Cennet'i müjdelenince,bir ân önce Allah'a kavuşmak ister. Allah da ona kavuşmak ister. Kâfire de Allah'ın azabı, gazabı bildirilince, Allah'a kavuşmaktan nefret eder, Allah da ona kavuşmaktan nefret eder" buyurdu. (Buhârî, Rikâk 41, VII, 191; Müslim, Zikr ve'd-Duâ 15, s.2065; Tirmizî, no: 1067; Nesâî, Cenâiz 10,VI,10; İbn Mâce, no.4264 ve İbn Hibbân, no.2999).
Resûlullah (s.a.a.), kulun kalbinde hissettiği bu özlemi, Allah'ın da kuluna karşı hissettiğini ifade ediyor. Demek ki, Allah'ı sevdiğini iddia eden kul, ölümden korkmak yerine ölümü Allah'a kavuşturan bir vasıta olarak sevecek ve isteyecektir. "İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise daha sağlamdır" (Bakara: 165) âyet-i kerimesi bu sevginin imanla muhkemleştiğini haber verir.
Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine vâsıl olmak için evvela yapmamız gereken, itikadımızı sağlam bir itikat hâline getirmektir. İnanç çok mühimdir. Eğer inancımızda bozukluk olursa işlerimiz sarpa sarar. Cenâb-ı Hakk Kur'ân'da imandan bahisle hep gayb olan hususlardan bahseder: "Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. Yine onlar, Sana indirilene ve Senden önce indirilene iman ederler; âhiret gününe de kesinkes inanırlar." (Bakara: 3,4).
İnsana gördüğü bir şeye "iman et" demeye gerek yoktur. Görmediği bir şeye inanç teklifi yapılıyor. İnsan görmediği Allah'a, âhirete, meleklere, cinlere, Cennet'e, Cehennem'e, ona göre gâib olanlara iman edecek ki, imanı sağlam olsun. Ayrıca bunu tevil de etmeyecek. Saf, tertemiz bir inançla inanacak itikat edecek. Bunun ardından da, sâlih amel işlemek için çok güzel bir niyete sahip olunması lazımdır ki, yapılan iş güzel olsun. Yapılan ameller, ibâdetler Allah için olmazsa, başka bir menfaat kapısını açmak için yapılıyorsa, canını verecek derecede de amel güzel görünse fakat niyet hâlis değilse,o amelinde,ibâdetinde hiçbir faydası olmaz. Nitekim Resûlullah (s.a.a.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor: "İbâdet insanı bütün yanlışlardan uzaklaştırır." İbâdet evvela insanın iç tabiatını tertemiz hâle getirir.
İbâdetle biz kalbimizi temizleriz. İbâdet yapmadan hiçbir kul kalbini temizleyemez. Bu bir kanundur. İbâdetle, zikirle tertemiz hâle gelen kalp aynasında Allah yansır. Yansıyan Allah'ın sevdasıdır. O zaman Allah sevilir. Allah'ı sevmek istiyorsak, bunun tek yolu, kalbe Allah'ın nazarını davet etmektir. Tecellinin daveti de Allah'ı zikirle, ibâdetle mümkündür. O zaman o kalbe tecelli oldu mu Allah sevilir, O'na aşık olunur.
Kulun Allah'ı sevmesi, kalbinde yaşadığı bir hâldir. Bu, sözlerle ifade edilemeyecek latif bir histir. Bu duygu insanı Allah'ı anmaya, O'nun rızasını istemeye sevk eder. İmam Gazali, "İhyâ-u Ulûmi'd-Din" adlı eserinde şöyle buyuruyor: "Faydalı olan zikir, sürekli ve kalp huzuru ile olan zikirdir. Kalbin habersiz olduğu, yalnız dil ile yapılan zikrin faydası azdır. Bu hususu doğrulayan haberler vardır. Kalbin de sürekli olarak hazır bulundurulması gereklidir. Kalbin bazen hazır olduğu ve çoğunlukla dünya işiyle uğraştığı zaman yapılan zikrin de faydası azdır. Kalbin devamlı olarak veya çoğunlukla hazır bulunması, diğer ibâdetlerden önce gelir. Hatta yalnız zikir değil,bütün ibâdetler kalbin huzuru ile değerlenir. İbâdetlerin sonucu huzurdur. Zikrin ise bir başlangıcı, bir de sonucu vardır. Başlangıçta yakınlaşıp sevmeye doğru yola çıkılır, sonuçta da bu yakınlık ve sevgi elde edilir. Zikirde aranan şey bu ikinci kısımdır. Zira ilk anda kalp ve dilin kuruntulardan kurtarılıp Allah'ın zikrine bağlanmalarında zorluk çekilir. Eğer bu başarılırsa, zikirle yakınlaşma sağlanır ve bu yakınlaşmadan da sevgi doğar. Bu duruma şaşmamak gerekir. Zira bir adam, birisine bir yabancının iyi yönlerini anlata anlata adamın gönlünde yabancıya karşı bir sevgi uyanır ve ona hayalinde âşık olur. Bu her zaman görülebilen bir durumdur. Sonra da bu aşkın sonucu olarak, onu anmadan duramaz hâle gelir. Zira bir şeyi seven onu daima anar. Bir şeyi çok anan da onu sever. İşte Yüce Allah'ı anmanın başlangıcı böyledir. Zikredilen Allah ile biraz yakınlaşma meydana gelir, O'na karşı sevgi duyuluncaya kadar biraz zorluk çekilir. Bu sınır geçilince O'nu anmadan durulamaz hâle gelinir."
Rabıta ile yapılan zikrullah sebebiyle, Cenâb-ı Hak kulunun kalbine tecelli eder. İşte orada Allah kendi Zâtını sevmeye başlar. Esasen aşk tekliktir. Yani ikinin bire rücû etmesidir. İkinin bir olmasıdır. Allah kulunun kalbine tecelli ettiği zaman,o tecelli ile,kulun kendini unutmasıdır. Yanan bir sobanın içine simsiyah kömürün atılmasıyla, on dakika sonra bu simsiyah kömürün ateş rengine bürünüp, ortada hiçbir şey kalmayıp, her şeyin ateş olmasına benzer. Ehl-i Beyt'le Muhammed (s.a.a.) dergâhına, Muhammed (s.a.a.) beytine/hânesine girilir. Oradan da derya-yı ehadiyete, Cenâb-ı Hakk'a vuslat edilir. İnsan sevdiğini taklit eder, onun gibi yaşamak ister. Ehl-i Beyt'in her hâli ibâdetti. Ehl-i Beyt'i sevenin hâli ise, Ehl-i Beyt gibi Allah ile beraber olmak, daim O'nu zikretmek ister. Hakk'a vuslat etmenin yolu bu sevdadır. Muhabbetullah için bir gerekli unsurda, inananların sırf Allah rızası için birbirlerini sevmeleridir."
Gökhan Demir / diğer yazıları
- Geviş getirerek Büyük İsrail projesini seyre dalanlar / 24.05.2026
- Misyonerliğin Türk milleti üzerindeki hesapları / 23.05.2026
- ‘Ahir zamanda ümmetim bölük bölük Hıristiyan olacak…’ / 20.05.2026
- Dinlerarası Diyalog ve FETÖ hareketi bitti mi? / 14.05.2026
- Gurur / 13.05.2026
- Yazıklar olsun kendini kandıranlara… / 11.05.2026
- Allah’ın düşmanına kul olur Müslümanı oynarlar / 10.05.2026
- Fosil ve kukla siyasete son verecek genç lider / 07.05.2026
- Fitne ve kin ekenler gazaba uğrarlar / 05.05.2026
- Düşünmek ve tefekkür / 04.05.2026
- Misyonerliğin Türk milleti üzerindeki hesapları / 23.05.2026
- ‘Ahir zamanda ümmetim bölük bölük Hıristiyan olacak…’ / 20.05.2026
- Dinlerarası Diyalog ve FETÖ hareketi bitti mi? / 14.05.2026
- Gurur / 13.05.2026
- Yazıklar olsun kendini kandıranlara… / 11.05.2026
- Allah’ın düşmanına kul olur Müslümanı oynarlar / 10.05.2026
- Fosil ve kukla siyasete son verecek genç lider / 07.05.2026
- Fitne ve kin ekenler gazaba uğrarlar / 05.05.2026
- Düşünmek ve tefekkür / 04.05.2026




























































