Bir dönem Meltem TV’de reklam bölümünde çalıştım.
Gazetemizin yazarlarından Orhan Dede ile birlikte firmalardan randevu alıp reklam için görüşmelere gidiyorduk.
Kemerburgaz taraflarında bir su firmasından da randevu aldık. Görüşmede firma sahibi reklam vermeye razı oldu, bütçe konusunda anlaştık ve sözleşme aşamasına geldik.
O sırada firma sahibinin babası, Halil bey geldi, reklam vermek istemediğini ve sözleşme yapılırsa da onu yırtıp atacağını söyledi. Bahane olarak da reklamın etkili olmayacağını ifade etti.
Bizler onu ikna etmeye çalışırken, firmaya bir araba yanaştı ve içinden firmanın müşterilerinden olan sakallı orta yaşın üstünde bir beyefendi, Veysel bey indi.
Bahane arayışını sürdüren Halil Bey mal bulmuş mağribi gibi atlayarak, “Ha işte” dedi, “Şu gelen adama soracağız. Eğer Meltem TV’yi izliyorsa söz, anlaşmayı imzalayacağız”.
Halil Bey, Veysel bey yanımıza gelir gelmez sordu, “Meltem TV’yi hiç izliyor musun” diye…
Veysel Bey, kendinden gayet emin bir şekilde, “Tabii ki izliyorum, izlemez olur muyum hiç. Hatta orada bir Haydar Ağabey var –Prof. Dr. Haydar Baş beyi kast ediyor– söylediği her şeyi aklım alıyor. Onunla tanışana kadar ekonomi ile alakalı konuşulanlardan hiçbir şey anlamıyordum, fakat Haydar Ağabey ne konuşursa konuşsun, tane tane bizim anlayacağımız dilden anlatıyor ve onun anlattıklarını rahatlıkla anlıyoruz, öğreniyoruz.”
Veysel Bey, Sayın Baş’ı methetmeye devam etti ve ekledi, “Ben doğal bal yetiştiriyorum. Mevsimi geldiğinde size bal vereyim de Haydar ağabeyi gördüğünüzde ona verin. Yesin ki sesi daha gür çıksın.”
Veysel Bey bunları anlatırken, gözlerinin içi gülüyordu, samimiyeti ve Haydar Beye olan sevgisi her halinden belliydi. Onun bu hali bizleri ve firma sahiplerini oldukça etkiledi.
Veysel Beyin bu açıklamalarından şok olan Halil Bey, sinirli bir şekilde bir anda ayağa kalkarak “imzalayın şu anlaşmayı” dedi ve kalktı gitti. O firmayla yıllarca çalıştık.
Başlangıçta gergin başlayan bu diyalog iyi bir dostluğun başlangıcı olmuştu.
Şimdi niye bu hadiseyi anlattığıma geleyim.
Esasen Veysel Beyin yaşadığı gerçeği hepimiz yaşadık. Televizyon programlarına çıkan bir sürü ekonomist, siyasetçi, akademisyen, ilahiyatçı, hatta spor yorumcusu var. Hepsi kendi sahalarında konuşup duruyorlar.
Genel durum itibarıyla karizmalarını anlaşılmaz konuşmalarından elde ediyorlar. Yani onlara göre, ne kadar anlaşılmazsan o kadar karizmatiksin, konunun uzmanısın(!)
Kendi içlerindeki yaşadıkları kaosu millete ilim diye yutturan uzmanlar…
Prof. Dr. Haydar Baş, bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu fiili olarak gösterdi.
Meğer ekonomi anlaşılması zor bir konu değilmiş. Problem ekonomide değil, anlatandaymış. Sayın Baş ekonomiyi anlattıkça hepimiz ekonomiyi anlamaya başladık, hatta ekranlarda ekonomiyi anlattığını zannedenlerden daha fazla ekonomist olduk. Bu ilkokul mezunu arkadaşımız için dahi böyle oldu.
Sayın Baş siyaseti anlattı siyaseti anladık, dış politikayı anlattı dış politika uzmanı olduk, iç politikayı, hukuku anlattı bu konuları kavradık.
Ve geçtiğimiz Cuma günü bir spor yorumu yaptı, spordan fazla anlamayan biz dahi konuyu kavradık. Spor uzmanları da çözmekte başarılı olamadıkları konuyu Sayın Baş’tan öğrendi.
Sayın Baş’ın konuşmalarıyla bilmeyen öğreniyor, bilen ise çıkış yolu buluyor.
İnandığı şeyi hangi konu olursa olsun bu kadar iyi kavrayan ve kavradığını bu kadar iyi aktaran, çevresindekileri, toplumu bu kadar iyi eğiten ikinci bir
insan tanımıyorum.
Gazetemizin yazarlarından Orhan Dede ile birlikte firmalardan randevu alıp reklam için görüşmelere gidiyorduk.
Kemerburgaz taraflarında bir su firmasından da randevu aldık. Görüşmede firma sahibi reklam vermeye razı oldu, bütçe konusunda anlaştık ve sözleşme aşamasına geldik.
O sırada firma sahibinin babası, Halil bey geldi, reklam vermek istemediğini ve sözleşme yapılırsa da onu yırtıp atacağını söyledi. Bahane olarak da reklamın etkili olmayacağını ifade etti.
Bizler onu ikna etmeye çalışırken, firmaya bir araba yanaştı ve içinden firmanın müşterilerinden olan sakallı orta yaşın üstünde bir beyefendi, Veysel bey indi.
Bahane arayışını sürdüren Halil Bey mal bulmuş mağribi gibi atlayarak, “Ha işte” dedi, “Şu gelen adama soracağız. Eğer Meltem TV’yi izliyorsa söz, anlaşmayı imzalayacağız”.
Halil Bey, Veysel bey yanımıza gelir gelmez sordu, “Meltem TV’yi hiç izliyor musun” diye…
Veysel Bey, kendinden gayet emin bir şekilde, “Tabii ki izliyorum, izlemez olur muyum hiç. Hatta orada bir Haydar Ağabey var –Prof. Dr. Haydar Baş beyi kast ediyor– söylediği her şeyi aklım alıyor. Onunla tanışana kadar ekonomi ile alakalı konuşulanlardan hiçbir şey anlamıyordum, fakat Haydar Ağabey ne konuşursa konuşsun, tane tane bizim anlayacağımız dilden anlatıyor ve onun anlattıklarını rahatlıkla anlıyoruz, öğreniyoruz.”
Veysel Bey, Sayın Baş’ı methetmeye devam etti ve ekledi, “Ben doğal bal yetiştiriyorum. Mevsimi geldiğinde size bal vereyim de Haydar ağabeyi gördüğünüzde ona verin. Yesin ki sesi daha gür çıksın.”
Veysel Bey bunları anlatırken, gözlerinin içi gülüyordu, samimiyeti ve Haydar Beye olan sevgisi her halinden belliydi. Onun bu hali bizleri ve firma sahiplerini oldukça etkiledi.
Veysel Beyin bu açıklamalarından şok olan Halil Bey, sinirli bir şekilde bir anda ayağa kalkarak “imzalayın şu anlaşmayı” dedi ve kalktı gitti. O firmayla yıllarca çalıştık.
Başlangıçta gergin başlayan bu diyalog iyi bir dostluğun başlangıcı olmuştu.
Şimdi niye bu hadiseyi anlattığıma geleyim.
Esasen Veysel Beyin yaşadığı gerçeği hepimiz yaşadık. Televizyon programlarına çıkan bir sürü ekonomist, siyasetçi, akademisyen, ilahiyatçı, hatta spor yorumcusu var. Hepsi kendi sahalarında konuşup duruyorlar.
Genel durum itibarıyla karizmalarını anlaşılmaz konuşmalarından elde ediyorlar. Yani onlara göre, ne kadar anlaşılmazsan o kadar karizmatiksin, konunun uzmanısın(!)
Kendi içlerindeki yaşadıkları kaosu millete ilim diye yutturan uzmanlar…
Prof. Dr. Haydar Baş, bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu fiili olarak gösterdi.
Meğer ekonomi anlaşılması zor bir konu değilmiş. Problem ekonomide değil, anlatandaymış. Sayın Baş ekonomiyi anlattıkça hepimiz ekonomiyi anlamaya başladık, hatta ekranlarda ekonomiyi anlattığını zannedenlerden daha fazla ekonomist olduk. Bu ilkokul mezunu arkadaşımız için dahi böyle oldu.
Sayın Baş siyaseti anlattı siyaseti anladık, dış politikayı anlattı dış politika uzmanı olduk, iç politikayı, hukuku anlattı bu konuları kavradık.
Ve geçtiğimiz Cuma günü bir spor yorumu yaptı, spordan fazla anlamayan biz dahi konuyu kavradık. Spor uzmanları da çözmekte başarılı olamadıkları konuyu Sayın Baş’tan öğrendi.
Sayın Baş’ın konuşmalarıyla bilmeyen öğreniyor, bilen ise çıkış yolu buluyor.
İnandığı şeyi hangi konu olursa olsun bu kadar iyi kavrayan ve kavradığını bu kadar iyi aktaran, çevresindekileri, toplumu bu kadar iyi eğiten ikinci bir
insan tanımıyorum.
Murat Çabas / diğer yazıları
- ABD’den diplomasi maskeli kuşatma / 26.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026
- Tom Barrack ve "sömürge valisi" diplomasisi / 23.04.2026
- Trump’ın İran kararı müttefiklerini vurdu / 22.04.2026
- ABD’nin 100 yıllık deniz hegemonyasının sonu mu? / 21.04.2026
- Trump’ın abluka ısrarı küresel enerji koridorunu yeniden kararttı / 20.04.2026
- Petro-Dolar sisteminin çöküşü ve kağıttan imparatorluğun son çırpınışları / 19.04.2026
- Sınıflarda yankılanan kurşun sesleri / 18.04.2026
- Bütçenin yükü vatandaşa, rantı faiz lobisine / 17.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026
- Tom Barrack ve "sömürge valisi" diplomasisi / 23.04.2026
- Trump’ın İran kararı müttefiklerini vurdu / 22.04.2026
- ABD’nin 100 yıllık deniz hegemonyasının sonu mu? / 21.04.2026
- Trump’ın abluka ısrarı küresel enerji koridorunu yeniden kararttı / 20.04.2026
- Petro-Dolar sisteminin çöküşü ve kağıttan imparatorluğun son çırpınışları / 19.04.2026
- Sınıflarda yankılanan kurşun sesleri / 18.04.2026
- Bütçenin yükü vatandaşa, rantı faiz lobisine / 17.04.2026

























































