Ortadoğu'nun stratejik sularında kartlar yeniden karılmakla kalmıyor, adeta masa devriliyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz hafta kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı sarsıcı çıkış, küresel siyasetin ve deniz ticaretinin merkez üssü olan Hürmüz Boğazı'nın geleceğini tartışmaya açtı.
Trump'ın, mesajında Hürmüz Boğazı'ndan "İran Boğazı" olarak bahsetmesi, sadece bir isim değişikliği değil; bir dönemin kapanışı ve Amerikan hegemonyasının bölgedeki stratejik iflasının itirafı niteliğinde.
Dostluğun ölümcül bedeli ve Körfez'in "satışı"
ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın meşhur, "Amerika'ya düşman olmak tehlikelidir, ama dost olmak ölümcüldür" sözü bugünlerde Körfez başkentlerinde yankılanıyor.
Yıllardır Amerikan askeri şemsiyesi altında kendilerini güvende hisseden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn ve Katar gibi ülkeler, Trump'ın "pazarlıkçı" kimliğiyle karşı karşıya kalmış durumda.
Trump, Truth Social paylaşımıyla Hürmüz Boğazı'nı "İran Boğazı" olarak tanımaya hazır olduğunun sinyalini vererek, aslında on yıllardır süregelen Amerikan müttefiklik hukukunu(!) tek bir cümleyle askıya alıyor.
Bölge ülkeleri, ABD'nin koruması karşılığında milyarlarca dolarlık silah alımları yapmış ve topraklarını Amerikan üslerine açmışken; Trump'ın bu stratejik geçiş noktasını İran'ın kontrolüne (ve ismine) teslim etme eğilimi, bölgedeki vekil güçlerin ve stratejik ortakların adeta "taca atılması" anlamına geliyor.
Tüccar kimliğiyle tanınan Trump'ın bu hamlesi, jeopolitik bir satış sözleşmesinin en somut örneği olarak tarihe geçiyor.
Montrö modeli: İran'ın bölgesel uzlaşı arayışı
Madalyonun diğer yüzünde ise Tahran'ın soğukkanlı ve stratejik hamleleri var. Trump'ın "İran Boğazı" teklifine karşın, İran yönetimi (Arakçi ve Pezeşkiyan'ın açıklamalarında görüldüğü üzere) sadece tek taraflı bir hakimiyetten öte, bölgesel bir konsensüsün peşinde.
İran'ın, Hürmüz Boğazı için Türkiye'nin İstanbul ve Çanakkale boğazlarında uyguladığı "Montrö Boğazlar Sözleşmesi" benzeri bir yönetim modelini gündeme getirmesi, bölge ülkeleriyle ortak bir güvenlik mimarisi kurma isteğini gösteriyor.
İran, burayı tek başına domine etmek yerine, kıyıdaş ülkelerle birlikte yöneterek meşruiyetini uluslararası hukuka dayandırmayı hedefliyor. Bu durum, Trump'ın "Ben verdim oldu" yaklaşımına karşı, İran'ın "Biz bölge ülkeleriyle koruyoruz" şeklinde daha kalıcı ve kuşatıcı bir strateji izlediğini kanıtlıyor.
Eğer bu gerçekleşirse, Hürmüz Boğazı artık kalıcı olarak kontrolü tamamen bölge aktörlerine geçmiş bir su yolu haline gelecektir.
Babül Mendeb ve 100 yıllık deniz hegemonyasının sonu
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl büyük darbe, Hint Okyanusu'nu Kızıldeniz'e bağlayan Babül Mendeb Boğazı'nda yaşanıyor.
İran'ın bölgedeki etkisi, sadece Hürmüz ile sınırlı değil; Husiler üzerinden Kızıldeniz'in kilidini elinde tutması, küresel ticaretin şah damarını kesebilecek bir güce ulaştığını gösteriyor.
Amerikan basını ve savunma yayınları geçen hafta çarpıcı bir gerçeği manşetlerine taşıdı: ABD'nin dev uçak gemisi USS George W. Bush, Yemen açıklarındaki Babül Mendeb Boğazı'ndan geçmek yerine, haftalarca sürecek olan Ümit Burnu rotasını tercih etti.
Dünyanın en güçlü donanmasına sahip olduğu iddia edilen bir süper gücün, "can güvenliği yok" gerekçesiyle yolu binlerce mil uzatması, 100 yıllık Amerikan deniz hegemonyasının sonunun gelip gelmediği sorusunu sormayı zorunlu kılıyor.
10 saatlik yolu geçemeyip haftalarca sürecek bir yolu göze almak, stratejik bir mağlubiyetin sessiz çığlığıdır.
Coğrafya kaderdir: Kozların doğru kullanımı
İran, elindeki coğrafi avantajları (Hürmüz ve dolaylı olarak Babül Mendeb) birer siyasi koza dönüştürme konusunda usta bir oyun sergiliyor.
Coğrafya gerçekten kaderdir; ancak bu kaderi nasıl yönettiğiniz, sizi ya bölgesel bir güç yapar ya da bir bataklığa hapseder.
İran'ın Hizbullah ve Husiler gibi vekil güçler aracılığıyla İsrail'i dizginlemesi ve Kızıldeniz'i kilitlemesi, ABD'yi masaya oturmaya ve "İran Boğazı" gibi daha önce hayal dahi edilemeyecek tavizler vermeye zorlamıştır.
Trump'ın "Burası Trump Boğazı olacak" iddiasından "Burası İran Boğazı olabilir" noktasına savrulması, Amerikan dış politikasındaki büyük gerilemenin en net belgesidir.
Bu durum, sadece Ortadoğu'da değil, tüm dünyada deniz hakimiyeti ve küresel ticaret yolları üzerindeki güç dengesinin Batı'dan Doğu'ya kaydığının ilanıdır.
Savaşlar biter, ateşkesler imzalanır; ancak coğrafyanın sunduğu stratejik üstünlük, onu en doğru kullanan aktörün elinde kalmaya devam eder.
- Trump’ın abluka ısrarı küresel enerji koridorunu yeniden kararttı / 20.04.2026
- Petro-Dolar sisteminin çöküşü ve kağıttan imparatorluğun son çırpınışları / 19.04.2026
- Sınıflarda yankılanan kurşun sesleri / 18.04.2026
- Bütçenin yükü vatandaşa, rantı faiz lobisine / 17.04.2026
- BOP kıskacında Türkiye ve bölgesel direnç hattı / 16.04.2026
- Fikirden aksiyona bir deha portresi: Prof. Dr. Haydar Baş / 15.04.2026
- Birlik insanı Baş Hoca / 14.04.2026
- Trump’ın gidişi hızlandı / 11.04.2026
- İran kazandı: Müzakerelerde İran’ın teklifi baz alınacak / 09.04.2026


























































